Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1087 E. 2026/1183 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1087
Karar No
2026/1183
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1087 - 2026/1183 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1087 KARAR NO : 2026/1183 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 14/11/2023 NUMARASI : 2022/112 E. - 2023/160 K.

DAVANIN KONUSU : Patent İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Tasarım Tescili

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/11/2023 Tarih ve 2022/112 Esas - 2023/160 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, Türk Patent ve Marka Kurumu YİDK’nın müvekkil tasarımı hakkında verdiği tasarım tescilinin hükümsüzlüğüne dair kararın hatalı olduğunu, davalı firma tarafından itiraz aşamasında yine müvekkile ait 2020/02325 sayılı tasarımın mesnet gösterildiğini, oysa tasarımların tamamen farklı olduğunu, YİDK kararında tasarımlardaki üst gövdenin aynı olduğunun belirtildiğini, tasarımın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu sayede farklılıkların ortaya çıkacağını, tasarımların alt gövdelerinin tamamen farklı olduğunu, itiraz gerekçesinde sunulan ... ve ... firmalarına ait ürünlerin müvekkil ürünlerinden tamamen farklı olduğunu, kararda alt gövde değişikliklerinin göz önünde bulundurulmadığını ileri sürerek, davanın kabulünü, 2021 002340/1,2 sayılı tescil başvurusunun reddine dair 2022/T-283 sayılı YİDK kararının iptalini ve 2021 002340/1,2 sayılı başvurunun tescilinin aynen devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı şirket vekili, davacı tasarımının yenilik getirici ve ayırt edici bir yanının bulunmadığını, YİDK kararının hukuka uygun olduğunu, kapak tasarımlarının tamamen 2020/02325 ile aynı olduğunu, iç kapak tasarımlarının aynı olduğunu, üst gövde tasarımlarının aynı olduğunu, benzerliğin teknik zorunluluktan kaynaklanmadığını, piyasada farklı tasarım özelliklerine sahip ürünlerin bulunduğunu, bir tasarımın kullanıcısı tarafından görülmeyen kısımlarındaki farklılıkların küçük ayrıntı sayılacağını, farklı kılmaya yetmeyeceğini, ... ve ... firmalarına ait ürünlerin karşısında davacı tasarımının yeni ve ayırt edici olmadığını, ... firması ürünü ile davacı tasarımlarının benzer olduğunu, ... firması ile aynı şekilde tasarlandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacıya ait 2021/002340-1 ve 2 sayıyla başvurulan tasarımlar ile itiraza mesnet olarak sunulan davacıya ait 2020 02325/1 numaralı tasarımın karşılaştırıldığında, dava konusu tasarımların ve mesnet tasarımın sayaç (üst gövde) kısımlarının, gösterge paneli, numeratör, koruyucu kapak kısımlarının ayniyet derecesinde benzer oldukları; tasarımların alt gövde kısımlarının farklı olduğu, bilgilenmiş kullanıcının ilk dikkat edeceği kısmın, son bilgilenmiş kullanıcı olarak sayacın üst kısımları olacağı, bu noktada tespit edilmiş olan benzerlikler karşısında ilgili farkların ayrıntı seviyesinde kalacağı, dava konusu tasarımlara yenilik niteliklerini kazandırabileceğinden bahsedilebilecek olsa bile bilgilenmiş kullanıcı gözünde ayırt edicilik niteliklerini kazandıramayacağı, dava konusu 2021/002340-1 ve 2 numaralı tasarımların mesnet 2020 02325/1 sıra numaralı tasarım karşısında hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, bunun dışında mutlak yenilik kırıcı tasarıma rastlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilgilenmiş kullanıcı profili bakımından yapılan değerlendirmelerin bilimsel ve objektif olmadığını, karşılaştırılan sayaç tasarımlarının sadece üst kısımlarının değerlendirilmesinin yeterli bulunmadığını, sayacın görünen kısmının % 70 oranında alt gövde bölümü olduğunu, incelemenin bu bakış açısıyla yapılmasının gerektiğini, dava konusu tasarımın redde mesnet tasarım karşısında bilgilenmiş kullanıcı gözünde ayırt edici özellik taşıdığını, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, endüstriyel tasarımla ilgili YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, davacının dava konusu 08/03/2021 başvuru tarihli 2021/002340-1 ve 2021/002340-2 sayılı tasarımlarının, dava konusu YİDK kararında redde mesnet alınan yine davacıya ait 20/03/2020 başvuru tarihli 2020/002325-1 sayılı tasarım karşısında ayırt edici olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 56/1. maddesinde tasarımın yeni ve ayırt edici niteliğe sahip olması şartıyla bu Kanun'la sağlanan haklar kapsamında korunacağı düzenlenmiştir. Aynı maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarına göre, bir tasarımın aynısı; tescilli tasarım için başvuru veya rüçhan tarihinden önce ve tescilsiz tasarım için tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten önce, dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamış ise o tasarım yeni, sadece küçük ayrıntılarda farklılık gösteriyorsa aynı kabul edilecek; tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenim, tescilli tasarım için başvuru veya rüçhan tarihinden önce ve tescilsiz tasarım için tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten önce kamuya sunulmuş herhangi bir tasarımın aynı kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimden farklı ise bu tasarımın bu kez ayırt edici niteliğe sahip olduğu kabul edilecektir. İlgili düzenlemeler mehaz, "12 Aralık 2021 tarih ve 6/2002 sayılı Topluluk Tasarımı hakkında Konsey Tüzüğü"nün "Yenilik" başlıklı 5. ve "Ayırt edicilik" başlıklı 6. maddesinden aynen alınmıştır. Bir tasarımın yenilik ve ayırt ediciliğinin tespitinde dikkate alınacak kamuya sunma kavramı ise SMK'nın 57/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kamuya sunma; sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsar. Tasarımın gizlilik şartıyla üçüncü bir kişiye açıklanması kamuya sunma sayılmaz. Maddenin ikinci fıkrasına göre ise, koruma talep edilen bir tasarımın, başvuru tarihinden önceki on iki ay içinde tasarımcı tarafından kamuya sunulması halinde, bu açıklama tasarımın yeniliğini ve ayırt ediciliğini etkilemeyecektir. Mehaz Konsey Tüzüğünün 7(1). maddesinde Tüzüğün 5 ve 6. maddesinin uygulanması amacıyla kamuya sunmadan ne anlaşılması gerektiği açıklandıktan sonra, 7(2). maddenin (a) ve (b) bentlerinde, koruma talep edilen bir tasarım eğer başvuru tarihi veya rüçhan talep edilmiş ise rüçhan tarihinden önceki 12 aylık süre içinde tasarımcı veya halefi ya da bu kişilerin izni ile üçüncü bir kişi tarafından kamuya sunulmuş ise, bu kamuya sunmanın 5 ve 6. maddelerin uygulanmasında dikkate alınmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, SMK'nın 57/1. maddesindeki düzenleme de, mehaz Tüzükten alınmıştır. Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, dava konusu YİDK kararı ile itiraza konu 08/03/2021 başvuru tarihli 2021-002340-1 ve 2021/002340-2 sıra numaralı tasarımların, itiraza gerekçe olarak gösterilen 2020/002325-1 sayılı tasarım karşısında ayırt edici olmadığı belirlenmiş olup, dava konusu tasarımın ayırt edici olmadığı yönünde mesnet gösterilen tasarım, yine davacı şirkete ait olan ve 24/04/2020 tarihinde bültende yayımlanmak suretiyle ilk defa kamuya sunulan, dolayısıyla başvuru konusu tasarım yönünden hoşgörü süresi (grace period) içinde kalan bir tasarımdır. Konuyu düzenleyen 6769 sayılı SMK'nın 57/2. maddesinde aynen "Koruma talep edilen bir tasarım, başvuru tarihinden veya rüçhan talebi varsa rüçhan tarihinden önceki on iki ay içinde tasarımcı veya halefi ya da bu kişilerin izni ile üçüncü bir kişi tarafından veya tasarımcı ya da halefleri ile olan ilişkinin kötüye kullanımı sonucu kamuya sunulması hâlinde bu açıklama tasarımın yeniliğini ve ayırt edici niteliğini etkilemez." hükmüne yer verilmiştir. Dolayısıyla tasarımlar yönünden 6769 sayılı SMK'nın 57/2. maddesine göre, 12 aylık hoşgörü süresinin uygulanması açısından, kamuya sunmanın resmi bir merci tarafından yapılmış olup olmadığının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan 12 aylık hoşgörü süresi içinde koruma talep edilen bir tasarımın, tasarımcı veya maddede sayılan diğer kişiler tarafından kamuya sunulmasıdır. Bu hâlde ilk açıklama, ikinci tasarımın yeniliğini ve ayırt edici niteliğini etkilemeyecektir. Aynı konuyu patentler ve faydalı modeller için düzenleyen 6769 sayılı SMK'nın 84/1. maddesinde ise aynen; "Buluşa patent veya faydalı model verilmesini etkileyecek nitelikte olmakla birlikte, başvuru tarihinden önceki on iki ay içinde veya rüçhan hakkı talep edilmişse rüçhan hakkı tarihinden önceki on iki ay içinde ve aşağıda sayılan durumlarda açıklama yapılmış olması buluşa patent veya faydalı model verilmesini etkilemez: a) Açıklamanın buluşu yapan tarafından yapılmış olması. b) Açıklamanın patent başvurusu yapılan bir merci tarafından yapılmış olması ve bu merci tarafından açıklanan bilginin; 1) Buluşu yapanın başka bir başvurusunda yer alması ve söz konusu başvurunun ilgili merci tarafından açıklanmaması gerektiği hâlde açıklanması. 2) Buluşu yapandan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bilgiyi edinmiş olan üçüncü bir kişi tarafından, buluşu yapanın bilgisi veya izni olmadan yapılan başvuruda yer alması. c) Açıklamanın buluşu yapandan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bilgi elde eden üçüncü kişi tarafından yapılmış olması." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde, patent başvurusu yapılan merci ibaresi ile kastedilenin, patent veya faydalı model başvurusunda bulunulabilecek bölgesel, ulusal veya uluslararası yetkili kuruluşlar olduğu da belirtilmiştir. Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere, patentler ve faydalı modeller yönünden, resmi mercilerce yapılan açıklamalar, açıklanmaması gerektiği halde açıklanan bilgilerden olduğu veya üçüncü bir kişi tarafından, buluşu yapanın bilgisi veya izni olmadan yapılan başvuruda yer aldığı durumlarda, 12 aylık hoşgörü süresi içinde başvuru sahibinin ikinci başvurusunun yeniliğini ve ayırt ediciliğini etkilemeyecek, buna karşılık resmi mercilerce açıklanmaması gerektiği halde açıklanan bilgilerden olmadığı sürece, başvuru sahibinin kendi başvurusunun resmi mercilerce ilanı, 12 aylık hoşgörü süresi içinde olsa bile aynı başvuru sahibince yapılacak ikinci başvurunun yeniliğini ve ayırt ediciliğini kıracaktır. Görüldüğü üzere kanun koyucu, aynı konuyu patentler ve faydalı modeller için resmi mercilerce yapılmış açıklamalar yönünden ayrıntılı bir şekilde düzenlerken, tasarımlar için resmi merci açıklamaları konusunda hiçbir istisna hükme yer vermemiş, 12 aylık hoşgörü süresinin uygulanması için koruma talep edilen bir tasarımın, tasarımcı veya maddede sayılan diğer kişiler tarafından kamuya sunulmasını yeterli görmüştür. Bu durum karşısında somut uyuşmazlıkta da Dairemizce, kanun koyucunun bu açık iradesine rağmen, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından daha önce ilan edilen ve yine aynı tasarımcıya ait olan tasarımla genel izlenim itibariyle benzer olduğu gerekçesiyle 12 aylık hoşgörü süresi içinde yapılan dava konusu başvurunun yeniliğinin ve ayırt ediciliğinin etkileneceğinin kabul edilmesi mümkün görülmemiştir. Bu noktada bir başka tartışmanın daha yapılması gereklidir. Zira 2020/002325-1 sayılı tasarım iş bu davada davacı şirket adına tescillidir ve dava konusu tasarımın yenilik ve ayırt ediciliğini etkilemediğinin kabul edilmesi halinde, bu tasarımlarla genel izlenim itibariyle benzer tasarımların aynı şirket adına ikinci kez tescili sonucu doğacaktır. Ancak 6769 sayılı SMK'nın 57/2. maddesi ile tasarımcıya, yukarıda da açıklandığı üzere merci açıklamaları konusunda hiçbir ayrıma gidilmeden, ilk açıklamasının tasarımın yeniliğini ve ayırt edici niteliğini etkilemeyeceği belirtilerek 12 aylık hoşgörü süresi içinde ikinci başvuruda bulunma imkanı tanınırken, diğer yandan aynı süre içerisinde izin verilen bu ikinci başvurusunu yapmasının bu kez çifte tescile neden olacağından doğru olmadığının söylenmesi, kanun koyucunun çelişkili davranması söz konusu olamayacağından, Dairemizce mümkün görülmemiştir. Dairemizin bu tartışmada vardığı sonuca göre, aynı tasarımcıya ait olması kaydıyla 12 aylık hoşgörü süresi içinde aynı tasarımın ikinci kez başvuruya ve ilana konu edilmesine ve dolayısıyla ikinci kez tesciline, kanun koyucu tarafından izin verildiği kabul edilmelidir. Kanun Koyucunun 6769 sayılı SMK'nın 145/2. maddesi ile patent veya faydalı modeller için çifte tescil yasağı öngörmüşken, tasarımlar için 6769 sayılı SMK'nda bu yönde bir düzenleme yapmaması da Dairemizce aynı tasarımcıya ait olması kaydıyla 12 aylık hoşgörü süresi içinde aynı tasarımın ikinci kez başvuruya ve ilana konu edilmesi durumuna mahsus olmak üzere, çifte tescile izin verdiği sonucunu destekler nitelikte görünmüştür. Dairemizce 6769 sayılı SMK ile aynı hükümleri içeren mehaz Konsey Tüzüğü uygulamasının ve bu kapsamda EUIPO (Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi) ve CJEU (Avrupa Birliği Adalet Divanı) kararlarının incelenmesinin de faydalı olabileceği değerlendirilmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanının T/757/21 sayılı kararında (para.28), 6/2002 sayılı Tüzüğün 7. maddesinde öngörülen istisnanın amacının, bir tasarımcı veya halefine, başvuru muamelelerine başlamadan önce, bir tasarımı 12 aylık bir süre boyunca pazarlama fırsatı sunmak olduğu; dolayısıyla bu süre zarfında, tasarımcı veya halefinin, o anda gerçekleşen kamuya sunmanın, ilgili tasarımın olası tescilinden sonra başlatılacak herhangi bir hükümsüzlük davasında başarılı bir şekilde ileri sürülmesinden korkmadan ve ilgili tasarımın tesciline ilişkin masrafları da üstlenmeden önce, ticari bir başarı olduğunu tespit edebileceği; sonuç olarak, 6/2002 sayılı Tüzüğün 7(2) maddesinde öngörülen istisnanın amacının, tasarımcının ve onun halefinin çıkarlarını korumak olduğu açıklanmıştır. EUIPO Temyiz 3. Kurulunun R 1197/2017-3 sayılı dosyasında verilen 19 Temmuz 2018 tarihli kararda ise, Tüzüğün 7(2). maddesinin bilgilenmiş kullanıcı üzerinde aynı genel izlenimi bırakan tasarımlar hakkında da uygulanacağı belirtilerek, daha önce 2010 yılında kamuya sunulan bir tasarım nedeniyle hükümsüzlüğüne karar verilen bir tasarım ile genel izlenim bakımından benzer tescilli bir tasarımın hükümsüzlüğü talebiyle açılan bir davada, hükümsüzlüğüne karar verilen önceki tarihli tasarımın kamuya sunulduğu tarihin 12 aylık hoşgörü süresinde kaldığı, bu nedenle yenilik ve ayırt edicilik incelemesinde dikkate alınamayacağı, sonraki tarihli tescilli tasarım için de hükümsüzlük talep eden tarafça açıkça dayanılmaması nedeniyle ise 2010 yılında kamuya sunulan tasarımın dikkate alınamayacağı gerekçesiyle, sonraki tarihli tescilli tasarımın hükümsüzlük talebini reddedilmiştir. Anılan kararın iptali için açılan dava ise Avrupa Birliği Adalet Divanının T-532-18 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Dairemizce anılan karardan, 12 aylık hoş görü süresi içinde kamuya sunulan aynı veya bilgilenmiş kullanıcı üzerindeki genel izlenimi benzer olan bir tasarımın, sonraki tasarımın yeniliği ve ayırt ediciliğini kırıcı bir tasarım olarak dikkate alınmayıp, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği, nitekim, gerek iç hukukumuzda, gerekse, Avrupa Birliği fikri mülkiyet uygulamasında, tescilli bir tasarımın aynısı veya genel izlenim itibariyle benzerinin 12 aylık hoşgörü süresi içinde yeniden tasarım tesciline konu edilemeyeceğine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, EUIPO internet sitesinde ise (bkz. https://www.euipo.europa.eu/en/help-centre/design/faq-basic-questions), ulusal tasarım tescili sahibi bir başvurucunun daha sonra aynı tasarım için bir tescilli topluluk tasarımı başvurusu yapıp yapamayacağına ilişkin soruya, ulusal tasarımın kamuya sunulmasından itibaren 12 aylık hoşgörü süresi içinde yapılması halinde böyle bir başvurunun mümkün olduğu yönünde cevap verilmiştir ki, bu halde üye ülkelerden birinde tescilli ulusal bir tasarımın koruma süresinin, topluluk tasarımı olarak tescil edilmesi halinde uzayacağı tabiidir. Somut uyuşmazlıkta da yenilik ve ayırt edicilik kırıcı olarak kabul edilen tasarımın kamuya sunulduğu tarihin, eldeki davaya konu tasarımın başvuru tarihi itibariyle 12 aylık hoşgörü süresi içinde olması nedeniyle, dikkate alınamayacağı sonucuna ulaşan Dairemizce, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yeni ve ayırt edici olan bir tasarımın iki kez tesciline imkan tanıyan 24.01.2014 tarih ve 2013/11177 E.-2014/1543 K. sayılı bozma kararı ve bozma sonrası verilen ilk derece mahkemesi kararını onayan 25.03.2015 tarih ve 2014/19189 E.- 2015/4120 K. sayılı kararı da dikkate alındığında, mahkemece kabul edildiğinin aksine YİDK karar iptali koşullarının oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. Kabule göre de ilk derece mahkemesince, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de de doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davacı tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 14/11/2023 gün ve 2022/112 Esas - 2023/160 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ ile, Türk Patent ve Marka Kurumunun 2022/T-283 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 55.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 3.000,00-TL bilirkişi ücreti, 254,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 372,50-TL tebligat ve posta giderleri, 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamı 4.795,90-TL yargılama giderine 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 4.957,30-TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davalılar tarafından ilk derece mahkemesinde ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/06/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1087, K. 2026/1183, T. 11.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1087-e-2026-1183-k-926b9eb364a8