Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1091 E. 2026/1186 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1091
Karar No
2026/1186
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1091 - 2026/1186 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1091 KARAR NO : 2026/1186 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 19/12/2023 Tarih ve 2022/370 Esas - 2023/247 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2021/159459 sayılı başvurusunun Kurum tarafından yapılan incelemeler sonucunda 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca reddedildiğini, müvekkili markasının bütün olarak ayırt edici olduğunu, markalarındaki "..." ibaresinin kökü olan 'ofis' ibaresi her ne kadar SMK'nın 5/1(b) bendi uyarınca hizmetin karakteristik özelliğini ifade etmekte olsa da kökün başına eklenen farklı renk ve fonttaki 'e' harfi ile ayırt edici olduğunu, piyasada e-ofis kavramının ülkemizde ilk kez müvekkili tarafından markalaştırılarak 2009 yılından itibaren kullanıldığını, "..." kelimesinin bir hizmet türünü tanımlamadığını, ancak elbette hizmetin içeriği konusunda tüketiciye bir fikir verdiğini, müvekkili markasının kullanım sonucunda ayırt edici hale geldiğini, müvekkilinin birçok ilde toplam 55 şubesi bulunduğunu, müvekkilinin 2009 yılından bu yana ... Ofis Hizmetleri unvanı ile faaliyetlerine devam ettiğini, müvekkili markaları hakkında birçok yayınlanmış haber bulunduğunu, youtube sosyal medya platfmoru başta olmak üzere birçok mecrada tanıtımlarının yapıldığını, müvekkili markasının hizmetleri işbirlikleri ile birçok insana ulaştığını ileri sürerek, müvekkili başvurusunun reddine dair 2022-M-9317 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu markanın bütününe hakim unsurların yarattığı algı itibariyle 6769 s. SMK 5/1-b maddesi anlamında kaynak gösterme fonksiyonunun mevcut olmadığı, 5/1-c maddesi kapsamında dava konusu başvuruda reddedilen 35. Sınıf hizmetler “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri. Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme (başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri.” şeklindeki hizmetler olduğu, bu halde dava konusu ibarenin daha önce izah olunan sahip olduğu bütünsel algı ve kavramsal ilişki itibariyle yalnızca “Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık” hizmetleri ile 5/1-c maddesi doğrultusunda bir ilişki içerisinde olduğundan bahsedilmesi mümkün olup dava konusu markanın sunulan hizmetin niteliğini, çeşidini işaret eder bir algıyı tüketiciye verebileceği, bununla birlikte sair mal ve hizmetler açısından ise esasen 5/1-c maddesi kapsamında aranılan bir ilişki içerisinde olduğundan bahsedilemeyeceği, öte yandan davacı yanın, yalnızca işlem dosyasına sunduğu delillerin, 2011-2021 yıllarına ait “...” hesabı ile verilmiş Google Adwords reklam kayıt ödemelerini gösterir 430 sayfa belge, davacının aralarında “...” markası ve türevlerinin de yer aldığı çok sayıda alan adını tahsis ettiğine ilişkin ... firmasından alınan 70 sayfalık fatura örnekleri, 16.02.2022 tarihli bir adet hukuki mütalaa sunduğu, bilirkişi ek raporunda açıklandığı üzere, davacının "büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık hizmetleri" bakımından yoğun kullanım yoluyla ayırdedicilik ve kaynak gösterme fonksiyonu kazandığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 2022-M-9317 sayılı ve 02/08/2022 tarihli YİDK kararının "büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık hizmetleri" yönünden iptaline, sair taleplerin reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi heyetince dosyaya sunulan kök ve ek bilirkişi raporunda, YİDK işlem dosyasına sunulan deliller incelendiğinde kullanımla ayırt edicilik kazanılmadığının, işlem dosyasında yer almayıp dava dosyasına sunulan sonraki delillerin YİDK iptal davasında incelemeye esas alınamayacağının tespit edildiğini, mahkemece buna rağmen markaya kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandırıldığının kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, "..." ibaresinin kapsamındaki 35.sınıf hizmetler bakımından ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğunu, YİDK tarafından incelenen ve idari aşamada sunulan delillerin kullanım yoluyla ayırt ediciliği ispat etmediğini, davacının daha önce aynı ibare için 35.sınıfta 2020/44306 sayılı başvuruda bulunduğunu, bu başvurunun SMK'nın 5/1-b-c maddeleri gereği reddine karar verildiğini, davacının bu karara karşı dava açmadığını, davacının işbu dava konusu başvurusunun amacının kaçırılan dava süresinin kanunun verdiği başka bir imkanla canlandırılmasına yönelik olduğunu, bu nedenle hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde bulunduğunu, davacının idari işlem olan tescil talebi hakkında ret kararı verilmesinin ve müvekkili lehine yargılama giderine ve vekalet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE :1- Dava, marka başvurusunun SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu başvurunun, kapsamındaki 35. sınıf “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri. Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri.” bakımından başvurunun herkesçe "elektronik yolla veya internet yoluyla sunulan hizmetler ya da ofis hizmetleri" olarak algılanacağı, bu hali ile tescil edilmek istendiği hizmetlerin tüketicileri nezdinde işletmesel bir kökene işaret etmesinin mümkün olmadığı, başvuru kapsamındaki hizmetler için belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmayacağı, diğer bir deyişle markanın asli fonksiyonu olan ayırt ediciliği sağlamayan bir ibare olduğu, öte yandan başvurunun SMK'nın 5/1-c maddesi uyarınca tanımlayıcı olduğu gerekçesiyle reddine karar verilen “Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık” hizmetleri yönünden sahip olduğu bütünsel algı ve kavramsal ilişki itibariyle dava konusu markanın sunulan hizmetin niteliğini, çeşidini işaret eder bir algıyı tüketiciye vereceği ancak sair mal ve hizmetler açısından SMK'nın 5/1-c maddesi anlamında tanımlayıcı nitelikte bulunduğunun söylenemeyeceği anlaşılmakla, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, gerek marka işlem dosyasında gerekse işbu davada, dava konusu ibarenin SMK'nın 5/2.maddesi anlamında kullanımla ayırt edici hale getirildiği ileri sürülmüştür. Somut olaya uygulanması gereken SMK'nın 5. maddesinin 2. fıkrasına göre bir marka başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise aynı maddenin birinci fıkrasının b,c ve d bentlerine göre tescili reddedilemeyecektir. Buna göre, başlangıçta marka olarak tescil edilebilmesi için gerekli koşulları taşımayan bir işaretin zamanla kullanılarak ayırt edicilik kazanması mümkündür. Ancak; buradaki kullanımla ayırt edicilik kazanma SMK'nın 5. maddesinin 1. fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerinde yazılı mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil edilemeyecek bir işaretin kendisine ait olduğunu ticaret alanında kabul ettirmiş olması anlamına gelmektedir. “Kendisine ait olduğunu kabul ettirme” kavramının aynı Kanun'un 5/1-b maddesinde belirtilen “ayırt etmeyi sağlamaktan” daha güçlü olduğu ve ilgili sektör bakımından da bütün Türkiye’yi kapsadığının kabulü zorunludur. SMK'nın 5 maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen kullanma ile ayırt edicilik kazanıldığını iddia eden kişinin bunu kanıtlaması gerekir. Somut olayda, dava konusu YİDK kararı ile "..." ibaresinin ilgili sınıfta kullanıldığı ve bu kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığını ispata yeterli delil sunulmadığı gerekçesiyle anılan iddiaya itibar edilmemiştir. Dava konusu başvurunun reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkin bu davada, dava konusu YİDK kararının yerinde olup olmadığının, YİDK karar tarihindeki duruma göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu doğrultuda bilirkişilerden alınan 27/04/2023 tarihli kök raporda, "İşlem dosyası kapsamında 2011-2021 yıllarına ait “...” hesabı ile verilmiş Google Adwords reklam kayıt ödemelerini gösterir 430 sayfa belge, davacının aralarında “...” markası ve türevlerinin de yer aldığı çok sayıda alan adını tahsis ettiğine ilişkin ... firmasından alınan 70 sayfalık fatura örnekleri , 16.02.2022 tarihli bir adet hukuki mütalaa sunduğu, sunulan bu delillerin davacı yanın markalarının kullanım sonucunda ayırt edicilik kazandığı iddiasının somutlaştırır mahiyette deliller olarak kabulü için yeterli görülemeyeceği, zira bu delillerin birçoğunda markasal kullanımların mahiyeti ve kapsamının dahi tespit edilemediği, başka bir ifadeyle reklam harcamaları için yapılan fatura içeriğinden ibaret delillerden, davacı markasının hangi alanda ve nasıl bir kullanıma konu edilerek hangi mal ve hizmetler bakımından ayırt edicilik kazandığı hususunun dahi bu delillerden tespit edilemeyeceği, keza yine sunulan hukuki mütalaanın da tek başına güçlü bir delil mahiyetinin mevcut olmadığı, dava dilekçesi ekinde 2 klasör halinde sunduğu delillerin ise YİDK iptali isteminden ibaret işbu davada, işlem dosyasına sunulmuş deliller olmadığından dikkate ve değerlendirmeye alınamayacağı" görüşü açıklanmış, davacı vekilinin itirazları üzerine bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 11/12/2023 tarihli ek raporda ise işlem dosyasında var olduğu iddia olunan ancak işlem dosyası içerisinde yer almadığı bir kez daha tespit edilen delillere yönelik davacı iddiasının takdirinin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir. Bunun üzerine mahkemece, bilirkişi raporlarına yanlış anlam yüklenerek, davacının işlem dosyası kapsamında sunduğu "2011-2021 yıllarına ait “...” hesabı ile verilmiş Google Adwords reklam kayıt ödemelerini gösterir 430 sayfa belge, davacının aralarında “...” markası ve türevlerinin de yer aldığı çok sayıda alan adını tahsis ettiğine ilişkin ... firmasından alınan 70 sayfalık fatura örnekleri, 16.02.2022 tarihli bir adet hukuki mütalaa" kullanımla ayırt edicilik iddiasının ispatına elverişli bulunmuş, davacının "büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık hizmetleri" bakımından yoğun kullanım yoluyla ayırdedicilik ve kaynak gösterme fonksiyonu kazandığı kabul edilmiştir. Ne var ki bilirkişi kök ve ek raporlarında, mahkemece kabul edilenin aksine, marka işlem dosyasına sunulan delillerin, davacı yanın markalarının kullanım sonucunda ayırt edicilik kazandığı iddiasını somutlaştırmaya yeterli olmadığı gerekçeleriyle açıklanmış, Dairemizce de marka işlem dosyasına sunulan delillerin birçoğunda markasal kullanımların mahiyeti ve kapsamının dahi tespit edilemediği, reklam harcamaları için yapılan fatura içeriğinden ibaret delillerden, davacı markasının hangi alanda ve nasıl bir kullanıma konu edilerek hangi mal ve hizmetler bakımından ayırt edicilik kazandığı hususunun belirlenemediği, sunulan hukuki mütalaanın da tek başına davacı markalarının kullanımla ayırt edicilik kazandığını ispata elverişli olmadığı, davacı tarafça marka işlem dosyasına başkaca delil sunulmadığı, marka işlem dosyasında sunulmayan delillerin, davanın mahiyeti gereği işbu davada değerlendirmeye alınmasının mümkün olmadığı, sonuçta davacının dava konusu ibareyi tescil başvurusu öncesinde çok yoğun tanıtım ve yaygın kullanım sonucu ayırt edici hale getirdiğini kanıtlayamadığı kanaatine varılmıştır. 3-Öte yandan mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de doğru olmamıştır. Zira "harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu Kanuna bağlı 1 sayılı Tarifede gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesi uyarınca "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". 492 sayılı Harçlar Kanununun Mükerrer Madde 138/2 hükmü uyarınca "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harçtır. Dava açarken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı ise nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşittir. Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanununun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 1 sayılı Tarifenin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanununun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davalı tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240).

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 19/12/2023 gün ve 2022/370 Esas - 2023/247 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70-TL’nin düşümü ile kalan 651,30-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 5-Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından istinaf aşamasında yapılan 11,50-TL posta gideri ile 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 1.180,90-TL'nin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı Türk Patent ve Marka Kurumuna verilmesine, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 9-Davalıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/06/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1091, K. 2026/1186, T. 11.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1091-e-2026-1186-k-68f4b5156829