Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2367 E. 2026/1233 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/2367
Karar No
2026/1233
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/2367 KARAR NO : 2026/1233

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/09/2021 (Dava) - 10/05/2023 (Karar) NUMARASI : 2021/114 Esas - 2023/32 Karar DAVA : Markanın Hükümsüzlüğü BAM KARAR TARİHİ: 01/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 01/07/2026

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 10/05/2023 tarih ve 2021/114 Esas - 2023/32 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2016 senesinden bu yana tıbbi medikal sektöründe faaliyet göstermekte olduğunu, ana iştigal alanının diz, kalça vb protez malzemeleri alım-satımı olduğunu, 08.06.2016 tarihli ticaret sicil gazetesi ile şirket kuruluşunun olduğunu, şirketin 2016 senesinden itibaren sektörde '... ' şirket ünvanı ve logosu ile faaliyet göstermiş olduğunu, devlet hastahanelerine muhtelif implant ürünü satarak fatura kesmiş olduğunu, CE belgesinin alınmasının sayısız denetim ve uygunluk aşamalarından oluştuğu için oldukça zor olduğunu, birçok mal grubu için '...' isim ve logosu için bu sertifikayı almış olduğunu, CE işaretinin, şirketin standartlara uygun mal ürettiğini tespit eden bir sistem olduğunu tüm denetim sürecinin şirket üzerinde yapılmakta ve belgenin şirket adına çıkmakta olduğunu, bu işaretin anlatılan faaliyet alanında markalaşmak için şart olduğunu; uygunluk belgesinin sadece şirketin logo ve işaretini içeren marka için verilmekte olduğunu, CE belgesinin, şirketin tespit edeceği marka, logo ve isim üzerine de tanımlanmakta olduğunu, müvekkili şirketin, marka üzerindeki hak sahipliğini tescilsiz olarak kazanmış olduğunu, Ancak müvekkili ... şirketinin 2016 senesinden bu yana kullandığı ancak tescil ettirmediği isim ve logonun, davalı tarafından 24.10.2020 tarihinde tescil ettirilmiş ve SMK çerçevesinde koruma elde edilmiş olduğunu, Davalı ...'ın, .... adlı şirkette 2015 senesinden 31.03.2021 tarihine kadar sigortalı çalışan olarak yer almış olduğunu, ... şirketinin CEO' su ve temsil/ ilzama yetkili müdürlerinden birisinin de .... olduğunu, ... ile ...'ın, 14-15 seneden beri tanışmakta olduğunu ....'un ,....şirketinde yetkili müdür iken, aynı alanda faaliyet gösteren davacı ... şirketini 2016 yılında müdür ve kurucu/pay sahibi ortak olarak kurmuş olduğunu, 2019 senesinde şirketeki payını devretmiş, ancak .... şirketinin müdürü olarak kalmaya devam etmiş olduğunu, Halen de ortak.... ile birlikte bu görevini devam ettirmekte olduğunu, bu itibarla ... ..'un uzun yıllardır tanıdığı ve aynı işyerinde çalışan arkadaşı olan davalının, kurulan ... şirketinin varlığından ve faaliyetlerinden bizzat bilgisi ve haberi olmuş olduğunu, davacı şirkette çalışmadığı ve ortak /müdür olmadığı halde aradaki tanışıklık sebebiyle .... firması için hastahenelerle birtakım görüşmeler yapmış olduğunu; mal satımına aracılık etmiş olduğunu belirterek; davacı şirket tarafından 2016 senesinden bu yana tescilsiz/ fasılasız olarak kullanılan ve SMK uyarınca müvekkiline ait hak sahipliği bulunan '....' markasının davalı tarafından 24.10.2020 tarihinde 2020/25494 başvuru no ile kötüniyetli olarak TPE siciline tescil ettirildiğini, oluşan haksız ve yasaya aykırı durumun tespitini, ... adına tescil edilen markanın SMK'nın başta 6. ile 25. ve diğer mad. uyarınca 'Başvuru tarihinden önce tescilsiz marka için hak elde edilmesi" nedeniyle hükümsüz kılınarak sicilden terkinine karar verilmesini, '....'markasının 3.kişilere devrini önlemek amacıyla ihtiyati tedbir konulmasını; Markanın gerçek hak sahipliğinin davacı şirket olduğunun tespiti ile '....' markasının.... Şti. adına tesciline karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. Davalı tarafa usulüne uygun olarak tebligat yapılmış, davalı tarafça cevap dilekçesi verilmemiş, ancak yargılama safahatında davalı vekilince davanın reddini savunduğu anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN KARAR: Mahkemece; "...somut olay birlikte değerlendirildiğinde, SMK 6/3.maddesinde düzenlenen önceki hak sahipliği halinin somut olayda mevcut olduğu, davalı adına tescilli markanın birebir aynısının davacı tarafça tescil tarihinden çok önce ve markasal nitelik arz edecek şekilde kullanıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu itibarla davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmelidir. Burada davacının önceki hak sahipliği kapsamında kullanımlarının nice 10 koduna ilişkin ürün ve hizmetler yönünden olduğu, 35. Nice koduna ilişkin ürün ve hizmetler yönünden bir kullanımın tespit edilmediği hususu belirtilmelidir. Bu kapsamda SMK 6/3, 25/1 maddeleri yönünden hükümsüzlük talebi sadece 10.nice koduna ilişkin ürün ve hizmetler yönünden söz konusu olmalıdır. Davada önceki hak sahipliği yanında kötü niyetli tescil iddiasına dayanan hükümsüzlük talebi de ileri sürülmüştür. Dosya kapsamında davalının davacı şirketin çalışanı olduğu, bu nedenle davacı şirketin yukarıda bahsedilen şekilde tescilsiz marka kullanımlarından haberdar olduğu, buna rağmen aynı ibare ve logoyu içeren markanın davalı tarafça davacı kullanımına konu hizmetlerin de dahil olduğu çeşitli mallar ve hizmetler yönünden tescil ettirdiği anlaşılmaktadır. Konuya ilişkin 6769 sayılı SMK'nun 6/9 ve 25.maddelerinde düzenlemeler bulunmaktadır. SMK'nun 6/9 madde ve fıkrasına göre kötü niyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceği, 25/1.maddesine göre ise 5. Veya 6.maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkemece markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Bu yasal düzenleme ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacının söz konusu markayı tescilsiz bir şekilde ve tescil tarihinden yaklaşık 4 yıl öncesinden itibaren kullandığı, davalının söz konusu şirkette çalışan olduğu, bu şekilde kullanımları bildiği veya hayatın doğal akışına göre bilmesi gerektiği, bu bilişe rağmen markayı davacı kullanımının birebir aynısı isim, harf, renk ve logo ile marka olarak tescil ettirdiği anlaşılmaktadır. Marka sahibinin markasını tescil ederken markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde iyiniyetli 3. Kişileri baskı altında tutma veya engelleme amacı gütmesi gibi subjektif unsurların tespiti mümkün olmasa da markayı tescil edenin kötü niyetli olduğuna ve az önce değinilen şekilde hareket ettiğine emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı kötü niyetli tescilin tespiti açısından gerekli, önemli ve yeterli sayılabilecektir. Marka başvuru sahibinin niyet, kasıt ve bilme gibi içsel durumuna ilişkin hususların anlaşılabilmesi ve bu hususlara ilişkin bir yargıya varılabilmesi için her somut olayda bir takım ciddi belirtilerin değerlendirilmesi ve buradan hareketle sonuca ulaşılması mümkün ve gereklidir. Diğer bir ifade ile kötüniyetli tescilin varlığı hususunda genel bir kriter bulunmamaktadır ve her olay kendi içinde değerlendirilmelidir. Bu konuda başvuru sahibinin bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve hizmetler yönünden kullanılmakta olduğunu bildiği halde kullanılan o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmesi, söz konusu marka ve işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla tescil ettirmesi gibi hususlar doktrinde, yüksek yargı içtihatlarında ve adalet divanı kararlarında kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir. Bu yasal düzenlemeler, yüksek yargı uygulamaları, adalet divanı uygulamaları ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde davalının, davacı tarafça tescil tarihinden çok daha önce markanın tescilsiz olarak ve markasal anlamda kullanıldığını bildiği, davalının davacı şirket çalışanı olduğu, tescil edilen markanın önceki hak sahibi olan davacı şirketce "...+şekil" şeklinde kullanılmakta iken davalı tarafça tamamen aynı olarak marka tescili başvurusunda bulunulduğu ve markanın bu şekilde tescil edildiği anlaşıldığından davalının davaya konu markayı kötü niyetli olarak tescil ettirdiği hususunda mahkememizce vicdani kanı oluşmuştur. Bu kabul kapsamında ilgili marka ait olduğu tüm sınıflar yönünden hükümsüz kılınmalıdır. Yukarıda değinilen önceki hak sahipliği nedenine dayalı hükümsüzlük durumunda somut olaydaki markanın sadece 10.sınıfta kayıtlı ürün ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesine karşın, kötü niyetli tescil kabulü kapsamında verilen hükümsüzlük kararı markanın ilişkin olduğu tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğünü gerektirmektedir. Yukarıda bahsi geçen yasal düzenlemeler ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde davalı adına tescilli markanın önceki hak sahipliğinin davacı şirkete ait olduğuna, bu hak sahipliği kapsamında markanın 10.nice koduna konu mal ve hizmetler yönünden hükümsüz olduğuna, yine davaya konu markanın kötü niyetli olarak tescil edilmiş olduğu..." gerekçesiyle "...Davanın Kabulüne, davalı adına tescilli 2020/25494 başvuru numaralı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, markanın davacı adına tescil talebinin reddine, Mahkememizce 17/09/2021 tarihinde verilen markanın 3. Kişilere devrinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına, karar kesinleştiğinde hükümsüz kalacağına..." şeklinde hüküm kurulmuştur. Karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararını kabul etmediklerini, dosyada davacının dahi beyan ettiği hiç bir delilin gerekli ve yeterli şekilde incelenmediğini, soruşturma dosyalarının 2021 yılından beri derdest olduğunu, mahkeme tarafından incelenmediğini, müvekkilinin her iki şirketinde yetkin adi ortağı niteliğinde olduğunu, diğer ortakların bilgisi dahilinde bu tescil işleminin gerçekleştiğini, bir çok firma ile çalışan hastanelere ürün veren, resmi ihalelere giden davacı firmanın, müvekkilinin gerçekleştirdiği tescil işleminden sonra bir yıl boyunca belirtilen tüm eylemleri gerçekleştirmeye devam ettiğini, markasının tescilsiz olduğunu düşünmesi ve tescil evrakı olmadan resmi işlemlere devam etmesinin hayatın olağan aşıkına aykırı olduğunu, müvekkilinin, davacı firmadan yetkin ortak olduğu için ilgili markayı, gelebilecek hacizlerden koruyabilmek adına kendi adına tescil ettirdiğini, kötü niyetli olmasının, tescil ettiği anda başka birine devredebileceği anlamına gelmediğini, müvekkilinin davacı firmayı zarara sokmak, mağdur etmek gibi bir amacının olmadığını, müvekkilinin haklarını vermeyen davacı firmanın kendisine çek ile ödeme yöntemi oluşturduğunu, onu dahi ödemekten kaçındığını, müvekkilinin bu alacağını marka hakkını satarak elde edebilecekken basiretli bir tacir gibi davrandığını, böyle yollara asla başvurmadığını, açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini belirterek, istinaf isteminde bulunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, önceki hak sahipliği ve kötü niyetli tescil iddialarına dayanan markanın hükümsüzlüğü ve terkin istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Dava, öncelik hakkına ve kötüniyetli tescile dayalı olarak markanın hükümsüzlüğü, sicilden terkini ve davacı adına tescili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, markanın davacı adına tescili isteğinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Dosya kapsamı, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere göre delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı; davacı tarafça sunulan fatularda, “... + şekil” ibaresinin davalıya ait hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru tarihinden önce diz, kalça vs tıbbi protez malzemelerinin satışında markasal anlamda kullanıldığı, diğer iş evrakı ve ticaret ünvanında da "..." ibaresini kullandığı anlaşılmakla anılan ibare+şekil yönünden SMK’nın 6/3. maddesi kapsamında 35. sınıftaki protezler, tıbbi ortopedik malzemelerin satışı ve perakendeciliği hizmetleri çerçevesinde öncelik hakkının ispatlandığı, davalının sorumlu müdürü olduğu dava dışı .... AŞ.'de, davacı şirketin kurucu ortağı, şu an ise yalnızca yetkili müdürü olan dava dışı ....'un yönetim kurulu üyesi ve yetkilisi olduğu, bu şirkette tarafların uzun yıllardır birlikte çalıştıkları, cevap dilekçesi içeriğinden dava dışı ... tarafından davacı şirket kurulduktan sonra davalının “... + şekil” markasının davacı şirket tarafından markasal olarak kullanıldığını bildiği halde markayı kendi adına tescil ettirmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, bu nedenle kötüniyetli tescile dayalı olarak markanın tescilli olduğu tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, mevcut deliller ile öncelik hakkı ve kötüniyet iddiası ispatlandığından İlk Derece Mahkemesince bu iddialara ilişkin yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olduğu anlaşılmakla HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin İzmir Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nin 2021/114 Esas ve 2023/32 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 462,15-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde,Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi’ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 01/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/2367, K. 2026/1233, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-2367-e-2026-1233-k-2d028ce036b2