Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1649 E. 2026/1394 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1649
Karar No
2026/1394
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

9.HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

ESAS NO: 2023/1649

KARAR NO : 2026/1394

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ: 10/04/2023

NUMARASI : 2020/98 Esas - 2023/285 Karar

DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 10/06/2026

Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 05/11/16 tarihinde, davacıya ait ... plakalı aracı ile davalılardan ... A.Ş. tarafından

işletilen otele geldiğini, aracı diğer davalı olan ... şirketine bağlı valeye bırakıldığını, valenin sevk ve idaresindeyken davaya konu kazanın meydana geldiğini, hasara bağlı olarak araçta değer kaybının oluştuğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 4.000-TL değer kaybı bedelinin davalılardan temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı otelin diğer davalıdan 2 aylık bir süre ile vale hizmeti aldığını, her ne kadar aracın zeminin kaygan olması sebebiyle kaza yaptığı belirtilse de aracın kaza yerinin onların sorumluluğunda olmadığını, ... ... ... otoparkında gerçekleştiğini, dolayısıyla davalı otel ile herhangi bir bağının olmadığını, değer kaybının hesaplanmasının 14.05.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde

değer kaybı hesaplama yöntemiyle olması gerektiğini ancak dosyadaki faturadaki verilen doneler ile bu hesaplamanın yapılamayacağını, aracın hasarını bilinmeyen serviste yaptırdıklarını ve bu yüzden de değer kaybının artması ihtmalinin olabileceğini belirtilerek davanın reddini talep etmiştir.

Davalı ... .... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirkette çalışan...’in aracın direksiyonun dönmediğini, frene basmasına

rağmen de aracın durmadığını beyan ettiğini, hakkaniyetli bir değerlendirmenin yapılabilmesi için davacı araçtaki

kusurun ve teknik hatanın dikkate alınması gerektiğini, kaza sonrasında tutulan tutanaklarının da baskı sonucu gerçekleştiğini, değer kaybının hesaplanabilmesi için kazaya uğrayan aracın markası, modeli, yaşı, yapmış olduğu kilometre, kullanım amacı, daha önce kaza geçirip geçirmediğinin tespiti ve kazaya uğrayan parçaların kaporta, mekanik, plastik parça olup olmadığına bakılması gerektiğini, aracın dinamik ve statik stabilitesini etkileyecek bir kaza olup olmadığının bilinmesi gerektiğini ve onarımı sırasında değişen parçalara da bağlı olduğundan bu hususların gözönüne alınması gerektiğini belirtilerek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "Davanın kabulü ile, 20.700,00 TL değer kaybı bedelinin dava tarihi olan 08/06/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.

Bu karara karşı davalı ... A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı ... A.Ş. vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, talep artırım işleminin yapılmamış sayılması gerektiğini, Mahkemeye göre; davalı ... A.Ş. (davalı otel), işletmesinde olan otelin bir hizmeti olan vale hizmetini diğer davalı ... aracılığıyla sunması nedeniyle kusursuz sorumlu olduğunu kabul ettiğini, davalı otel ile diğer davalı ... A.Ş arasında sözleşmesel ilişki söz konusu olmadığını, davalı otelin gerçekleşen olaya ilişkin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, bu durumda kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davalı otelin, olayda sorumluluğunun normatif dayanağını TBK'da düzenlenen haksız fiil hükümleri oluşturduğunu, davalı otelin, gerçekleşen kaza açısından yapma veya yapmama şeklinde hiçbir fiili bulunmadığının açık olduğunu, kanunda öngörülen kusursuz sorumluluk hallerine ilişkin sorumluluğu da bulunmadığını, mevzuat hükümlerinden hareketle; değer kaybı hesabı, aracın rayiç değeri, kilometresi ve araçta yapılan işlemlere göre değişkenlik gösterdiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tebliğe uygun bir hesap yoluna gidilmek istenmişse de aracın geçmiş hasarları ve hasara uğrayan bölgelerinden, kaza tarihinde 3 yaşında olan aracın önceki olası hasarlarına ilişkin bilgi ve belgelerden bahsedilmediğini, nitekim dava dosyasındaki belgelere göre; davacı ve diğer davalı ... A.Ş, hasarın onarımı açısından birlikte hareket etmiş ve tamirat işlemi yetkili olup olmadığı belli olmayan bir serviste yapıldığını belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

Dava, maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.

Dosya kapsamından, davacıya ait ... plakalı aracın, 05/11/2016 tarihinde dava dışı ... sevk ve idaresinde davalı .....A.Ş. tarafından işletilen ... Otel'e geldiği, aracın davalı ... şirketine bağlı valeye bırakıldığı, aracın şirket çalışanı...'in sevk ve idaresinde iken mavi renkli otopark içinde meydana gelen kaza neticesinde hasarlandığı, davacının, değer kaybı zararının tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır.

6100 sayılı HMK’nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesinde "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre belirsiz alacak davasının alacak miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenemediği ya da imkansız olduğu hallerde olanaklı olduğu anlaşılmaktadır. HMK’nın kısmi davayı düzenleyen 109. maddesine göre, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

Somut olayda, dava, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine dayanmaktadır. Maddi tazminat talebinin niteliği gereği, dava tarihi itibariyle, alacak miktarı tam olarak bilinebilir olmadığından HMK'nın 107.maddesi gereğince davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

6098 sayılı TBK'nun 66. maddesinde adam çalıştıranın sorumluluğu;" Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir." şeklinde düzenlenmiştir.

Adam çalıştıranların sorumluluğu hakkında gerek doktrinde gerek içtihatlardaki (27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları) baskın görüş bunların kusursuz bir sorumluluğa tabi tutulmaları doğrultusundadır. İş gördürenin sorumluluğunun kaynağı, göstermekle yükümlü olduğu özenle iş görme (ihtimam) ödevinin ihlalidir. Sorumluluğun kökü, bizzat sorumlu şahsın ya da şahısların durumundadır. İstihdam eden, müstahdem veya işçilerini seçerken, onları çalıştırırken, başkalarına zarar vermemelerini sağlamakla ve buna dikkat ve özen göstermekle yükümlüdür. Esasen istihdam edenin sorumluluğunun dayanağı, onun müstahdeme nezaret ve özen hususundaki objektif vazifesinin ihlali teşkil eder. Yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararından da anlaşılacağı gibi adam kullananın sorumlu tutulabilmesi için, kendisinin kusuru şart olmadığı gibi, kullandığı adamın dahi kusuru kanuni şartlardan değildir.

Bu noktada, Borçlar Kanununun 66. maddesinde düzenlenen “adam çalıştıranın sorumluluğu” için, somut olayda “adam çalıştırma ilişkisi” ile “çalıştırılanın hizmetini yerine getirirken hukuka aykırı bir eylemle zarar vermesi” unsurlarının gerçekleşmesi zorunludur.

Adam çalıştırma ilişkisi için çalıştırılanın, çalıştıranın buyruğu altında olması, onun gözetiminde işi yapması ve onun talimatıyla bağlı bulunması gerekir. Bunun yanında meydana gelen zararın müstahdemin istihdam edenin maksatları için bir hizmetin görüldüğü sırada doğmuş olması zorunludur. Başka bir deyişle, müstahdeme gördürülen hizmetle zarar arasında “gaye ve görev bakımından” çok sıkı bir münasebet olmalıdır. Bu bakımdan hizmetin ifası ile zararın ikaı arasındaki zaman ve yer bağlılığı ve zararın istihdam edenin hizmetin görülmesi için verdiği vasıta ile meydana getirilmesi hizmetin icrası esnasında zararın meydana geldiğini bir karine, emare olarak kabul edilebilirse de, daima bu unsurlara isnat etmek doğru sonuç vermez. Bu nedenle, bu dış görünüş unsurlarından ziyade, zarar verici fiilin, istihdam edenin müstahdeme kendi gayesi için tevdi ettiği hizmetlerin ifası alanında işlenmiş olması nazara alınır.

Davalı ... A.Ş. vekili her ne kadar davalılar arasında vale hizmeti verilmesine dair bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını iddia etmiş ise de, cevap dilekçesinde, davalı .....şirketi ile dava dışı ... ... arasında akdedilen vale hizmetine dair sözleşmenin bitmesi nedeniyle, davalı otelin diğer davalı şirketten iki ay süre ile vale hizmeti aldığını belirttiği, vale hizmetine dair sözleşmenin niteliği gereği hizmet sözleşmesi olup yazılı şekil şartını haiz olmadığı, otele gelen müşterilere ait araçlara davalı ......şieketi tarafından vale hizmeti verildiği, bu durumda her iki davalının da bu amaçla teslim edilen araçta meydana gelen zarardan sorumlu tutulmalarında bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, aksi yöndeki istinaf yerinde görülmemiştir.

Bu nedenlerle; davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

1-Davalı ... A.Ş vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 1.414,02 TL harçtan, peşin alınan 353,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.060,52 TL harcın davalı ... A.Ş'den tahsili ile Hazineye irat kaydına,

3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,

4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına,

5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.10/06/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1649, K. 2026/1394, T. 10.04.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1649-e-2026-1394-k-76f3d5a4b931