Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1102 E. 2025/180 K. – Cari İlişkinden
Konu: Cari İlişkinden Kaynaklı Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1102
- Karar No
- 2025/180
- Karar Tarihi
- Konu
- Cari İlişkinden Kaynaklı Alacak
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/1102
KARAR NO:2025/180
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2018/512
KARAR NO:2023/245
DAVA TARİHİ:26/04/2018
KARAR TARİHİ:16/03/2023
DAVA:Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:19/02/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı AB Yatırımları Dairesi Başkanlığı ile imzaladığı ve ... Genel Müdürlüğü'nün hibe yararlanıcısı olduğu "16/12/2013 tarihli ... numaralı ... sözleşmesi" ile "..." işini üstlendiğini, bu iş kapsamında kullanılacak yemek hizmetine ilişkin davalı ile davacı arasında yemek hizmeti sözleşmesi imzalandığını, müvekkili tarafından hizmetin gereği gibi yerine getirildiğini ve hizmet bedeline karşılık takibe konu faturaların düzenlendiğini ancak fatura bedellerinin davalı tarafça ödenmemesi üzerine tahsilinie yönelik davalı-borçlu şirket aleyhine ... Numaralı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafça takibe itiraz üzerine icra takibinin durduğunu beyan ederek, itirazın iptali ile %20'den aşağıda olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Harca esas dava değeri 213.000,00 TL olarak belirtilmiş, bu bedel üzerinden harç yatırılmıştır.Davacı vekili 09/07/2020 tarihinde sunmuş olduğu tam ıslah dilekçesi ile; açılan itirazın iptali davasını tam ıslah yolu ile taraflar arasındaki cari ilişkinden kaynaklı alacak davasına çevirme zorunluluğu hasıl olduğunu beyan ederek, davanın kabulü ile 190.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafça fatura ve sözleşmelere konu hizmetin verilmediğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.Davalı vekili, davanın tam ıslahına karşı sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça, tam ıslah yolu ile talep edilen alacağı kabul anlamına gelmemekle beraber alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı taraf müvekkili şirketin sözleşme ve faturalardan kaynaklanan borcu ödemediğini iddia etmişse de müvekkili şirketin böyle bir borcu bulunmadığını, davacı tarafça fatura ve sözleşmelere konu olduğu iddia edilen hizmetin gerçekleştirmediğini, bilirkişi raporunda da davacı defterleri incelendiğinde davacının fatura bedellerine hak kazanılabilmesi için bedellere ilişkin hizmetlerin verildiğini ispatlanması gerektiğinin belirtildiğini, müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde ise müvekkili şirketin davacıya iade faturaları düzenlemiş olduğunun tespit edildiğini, bilirkişi kök ve ek raporu ile müvekkili şirketin borcu olmadığı tespit edilerek davacının müvekkili şirketten takip konusu alacağının mevcut olmadığının kanıtlanmakla beraber müvekkili şirketin davacıya yapmış olduğu diğer ödemeler de dikkate alındığında borçlu değil aksine alacaklı olduğunun belirlendiğini, davacı ıslah öncesi alacağı icra takibine, sözleşmelere ve faturalara dayanarak talep etmiş ise de davayı tamamen ıslah etmesi ile alacağını cari ilişkiye dayanarak talep etmesi karşısında davanın tamamen ıslahı ile talep edilen alacağın dayanağı farklı olduğundan dava tarihinden itibaren ticari faizi ile tahsilini talep edilemeyeceğini, talep edilen alacağı kabul etmemekle birlikte aksi yönde hüküm kurması halinde faiz başlangıç tarihi olarak ıslah tarihinin dikkate alınması gerektiğini, davacının ıslah işleminde kötüniyetli olduğunu, bu nedenle davacının 5.000,00 TL'den az olmamak üzere disiplin para cezasına mahkum edilmesi gerektiğini beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece ''...Dava, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik eda davasıdır. Dava 26/04/2018 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... sayılı takibine ilişkin itirazın iptali davası olarak açılmış, davacının 09/07/2020 tarihi tam ıslah dilekçesi ile yukarıda belirtildiği şekilde taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik eda davası olarak ıslah edilmiştir.Davacı tarafından açık hesap ilişkisinin dayanağı olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinini kaynağının; -31.03.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 40.051,00 TL -30.04.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 16.522,00 TL -30.06.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 11.198,00 TL -31.07.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 15.158,00 TL -31.08.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 23.925,00 TL-30.09.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 26.873,00 TL -31.10.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 17.512,00 TL -30.11.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 19.778,00 TL -31.12.2017 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 21.032,00 TL -31.01.2018 tarihli fatura ve sözleşme bedeli – 16.177,00 TL olarak gösterildiği görülmüştür. Davacının iddiası özetle davalının aldığı ihaleler kapsamında ihale makamına sağladığı yemek hizmetini davacının karşıladığı, bu kapsamda yukarıda dökümü yapılan sözleşmelerin akdedildiği ve faturaların kesildiği, bu fatura bedellerinin ödenmediği yönündedir. Davalının savunması ise sözleşmeler kapsamında hizmetin karşılanmadığı, bu sebeple borçlu olunmadığı yönündedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 83. Maddesi uyarınca "(1) Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir. (2)Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılamayı gerektiren davalarda hazırlık işlemlerine ilişkin hükümleriyle senetlerin ibrazı zorunluluğuna dair olan hükümleri ticari işlerde de uygulanır."6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. Maddesi uyarınca "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur."Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davanın belirtildiği gibi taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik eda davası olduğu, davacı alacaklının hukuki ilişkiyi ve alacağın varlığını, davalı borçlunun ise borcun ifa veya sair sebeple bulunmadığını ispatlamakla mükellef olduğu, davanın hukuki ilişkinin ve alacağın varlığı hususunda taraflar arasındaki sözleşmelere, faturaya ve ticari defterlere dayandığı, ticari defterlerin yukarıda atıf yapılan yasa hükümleri uyarınca mahkememizce resen de incelenebileceği, taraflar arasındaki sözleşmenin (davalı tarafından inkâr edilmemesi nedeniyle) senet niteliğinde olduğu, yine davalı tarafından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin inkar edilmediği, bu sebeple davacının taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi ve sözleşme bedelleri yönünden alacaklı olduğunu ispatladığı, bu kapsamda her ne kadar davalı tarafça sözleşmelere dayalı hizmetin sunulmadığı ileri sürülmüş ise de dava konusu sözleşmelerin davalının ihale kapsamındaki ifa yükümlülüğünün geri getirilmesi amacıyla yapılması ve ihale makamı (ihbar olunan) tarafından sözleşmelerin yerine getirilmemesi nedeniyle davalının sorumluluğuna gidildiğine dair herhangi bir beyan ve delil olmaması nedeniyle, davacının yukarıda anılan sözleşmelere konu edimini ifa etmediği (hizmetin yerine getirilmediği) yönündeki davalı savunmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu savunmaya anılan sebeple itibar edilemeyeceği, davacının davaya (ve dava konusu alacağına) konu hizmeti yerine getirdiğinin kabul edilmesi gerektiği, kaldı ki hizmet yerine getirilmese dahi, davalının (davacının ileri sürdüğü ve kendisi tarafından inkar edilmeyen) sözleşmelerden kaynaklanan edimini (bedel ödeme borcunu) yerine getirmekle yükümlü olduğu, zira davalının sözleşmelerden temerrüt/ayıplı ifa nedeniyle döndüğüne dair herhangi bir savunması ve delili bulunmadığı gibi bir ödemezlik def'i dahi ileri sürmediği, tüm bu sebeplerle davacının alacağını ispatladığı, bu durumda davalının borcu bulunmadığını ispatlamakla mükellef olduğu, bu doğrultuda taraflara verilen kesin süre içerisinde her iki tarafın da ticari defterlerini ibraz ettiği, tarafların usule ve kanuna uygun tutulmuş açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve birbirini doğrulamış defter kayıtlarının kendileri lehine kesin delil teşkil ettiği, bu kapsamda 04/11/2021 tarihli bilirkişi raporu ile de tespit edildiği ve yukarıda açıklandığı üzere kesin delil niteliğindeki (birbiri ile çelişkili olmayan kısmı itibariyle) davacı (ve davalı) defterlerinde davacının dava tarihi itibariyle açık hesap ilişkisi nedeniyle alacağının 138.849,78 TL olarak hesaplandığı, her ne kadar davalı Anadolu ... İcra Dairesi'nin... sayılı takibinin açılış tarihi (1/03/2018) itibariyle temerrüte düşmüş ise de, davacı tarafından 09/07/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile dava tarihinden itibaren faiz talep edildiği, mahkememizce talebi aşar nitelikte hüküm kurulamayacağı, yine her iki tarafın tacir olması ve dava konusu alacağın her iki tarafından ticari işletmesini ilgilendirmesi ve ticari işe dayanması nedeniyle alacağa ticari temerrüt faizi işletilmesi gerektiği kanaatine varılmış, tüm bu gerekçelerle...", "1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, 138.849,78 TL alacağın dava tarihi olan 26/04/2018'den itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi heyetinin kök ve ek raporunda davacının defterlerinin usulüne uygun tutulmadığının, 2018 yevmiye defterinin kendi içerisinde tutarsız olduğunun, davacının alacak iddiasının kendi defterleriyle ispatlanamadığının, müvekkili şirkete ait ticari defterlerin ise usulüne uygun tutulup müvekkili lehine delil vasfına sahip olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin davacı şirkete borçlu olmadığının belirlendiğini, mahkemece hükme esas alınan son raporun ise önceki raporlarla çeliştiğini, bu durumda çelişkileri giderir mahiyette yeni bir rapor alınması gerekirken müvekkili aleyhine düzenlenen raporun hükme esas alınmasının usul ve yasaya, hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı tarafça fatura ve sözleşmelere konu olduğu iddia edilen hizmetin gerçekleştirilmediğini, davacının müvekkili şirketten bir alacağının bulunmadığını, fatura bedellerinin ödendiğini, davacıya borçlu değil aksine alacaklı olduğunu, davacı tarafça dava ıslah yoluyla cari ilişkiden kaynaklanan alacak davasına çevrilmiş ise de müvekkilinin cari ilişkiden kaynaklanan bir borcunun bulunmadığını, ayrıca mahkemece alacağa ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin de hatalı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan fatura alacaklarının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle açılmış olup yargılama aşamasında cari hesap ilişkisinden kaynaklanan alacak davası olarak ıslah edilmiştir. Bilirkişi raporları;1-SMMM Dr. ... ve Hukukçu Prof.Dr. ... tarafından düzenlenen 26/06/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; Davacı şirketin 2016 yılında işletme defteri tuttuğu, işletme defterinin tarafların borç alacak ilişkisini tespit etmeye yarayan bir defter türü olmadığı ve kapanış zorunluluğu bulunmadığı, 2017 yılında ise bilanço usulüne göre defter tutmaya başladığı, 2017 yılı yevmiye defterinin açılış/kapanış tasdikinin yasal süresinde yapıldığı, 2017 yılı kebir ve envanter defterinin ibraz edilmediği, 2018 yılı yevmiye defterinin açılış ve kapanış tasdikinin yasal sürede usulüne uygun olarak yapıldığı, 2018 yılı kebir ve envanter defterinin ibraz edilmediği,Davalı şirketin 2015, 2016, 2017, 2018 yılı ticari defterlerini e-defter olarak tuttuğu ve açılış-kapanış beratlarını yasal süre içerisinde verdiği, 2015, 2016, 2017 envanter defterini incelemeye ibraz ettiği, envanter defterlerinde mizan kaydı bulunduğu ve davacı şirket cari hesap bakiyeleri ile örtüştüğü, defter bilgilerinin birbirini teyit ettiği ancak 2018 yılı envanter defterini ibraz etmediği,Davacı şirketin 31/12/2017 tarihi itibarı ile davalı şirketten kendi ticari defter ve kayıtlarına göre 210.000,00 TL alacaklı durumda olduğu, 2018 yılı yevmiye defteri açılış kaydında ise davalı şirketten olan 210.000,00 TL alacak kaydının yapılmadığı, 31/01/2018 tarihinde ... nolu 16.177,00 TL tutarlı faturanın kaydının yapıldığı, 19/03/2018 takip tarihi itibarı ile ticari defter ve kayıtlara göre davalı şirketten 16.177,00 TL alacaklı olduğu, 31/12/2018 dönem sonu itibarı ile davalı şirkete ilişkin hesap kapanış kaydının bulunmadığı ve hesap bakiyesinin 0,00 TL olduğunun anlaşıldığı, bunun üzerine 25 sayfadan ibaret olan 2018 yılı yevmiye defterinin tamamının incelendiği fakat davalı şirkete ilişkin tahsilat kaydının bulunamadığı, bu nedenle davacı şirketin 2018 yılı yevmiye defterinin kendi içerisinde tutarsız olduğu, Davalı şirketin ise 320.satıcılar hesabında (her türlü mal ve hizmet alımlarından kaynaklanan senetsiz borçların izlendiği hesap olup senetsiz borcun doğması ile bu hesaba alacak, ödenmesi halinde borç kaydedilidiği) 2015 yılı hesap açılış kaydı 0,00 TL, kapanış bakiyesi 46.146,33 TL olup davalı şirket davacı şirkete borçlu olduğu, 2016 yılında çok sayıda fatura düzenlendiği ve ödeme yapıldığı anlaşılmakla 31/12/2016 tarihi itibarı ile 109.553,08 TL davacı şirkete borçlu, 2017 yılında çok sayıda fatura düzenlendiği ve ödeme yapıldığı anlaşılmakla 31/12/2017 tarihi itibarı ile davacı şirkete 76.128,78 TL borçlu, 2018 yılında ise 05/05/2018 tarihi itibarı ile davacı şirkete 14.433,78 TL borçlu durumda olduğu, Davacı şirketin 31/03/2017 tarihinden sonraki faturaları icra takibine konu yapmış olması ve cari hesap bakiyesinin değil de sadece icra takibine konu faturaların ödenmediğinden bahisle takip yapmış olması nazara alındığında, ayrı ayrı sözleşmelere konu olan faturalar ve ödeme belgeleri irdelenerek değerlendirme yapıldığında; Taraflar arasındaki icra takibine konu faturaların, sözleşmeler karşılığı düzenlenmiş olduğu ve her sözleşmede fatura tutarının açıkça belirtildiği, ödeme vadesinin 60 gün olarak kararlaştırıldığı, icra takibine konu ilk faturanın tarihi 31.03.2017 olduğundan bu faturanın ilk ödeme vadesi 60 gün sonraya denk gelen 30.05.2017 tarihi olduğu, bu nedenle davalı şirket tarafından 30.05.2017 tarihinden sonra yapılan ve ödeme belgesinde eski çeke istinaden açıklaması bulunmayan ödemeler nazara alınarak hesaplama yapılarak ödemeler mahsup edildiğinde 30.05.2017 tarihinden sonra 31.12.2017 tarihine kadar davacı şirkete 183.500,00 TL ödeme yapıldığı, davacı tarafından 2017 yılında düzenlenen ve icra takibine konu yapılan toplam 9 adet 192.049,00 TL tutarlı faturaya karşılık, davalı şirket tarafından toplam 183.500,00 TL ödendiği, bu hesaplama ile bazı faturaların ödemelerinin vadesinden önce yapıldığı ve 60 günlük sürenin gözetilmediği, davacı şirketin takip tarihi 19.03.2018 olup davalı şirket tarafından 29.03.2018 tarihinde tahsilat makbuzu karşılığı 20.000,00 TL ödendiği anlaşılmakla, bu tutarın takip tarihi itibarı ile hesaplanan davalı borç tutarından düşülmediği,Davalı şirket cari hesap kaydında 05.03.2018 tarihli 15.750,00 TL çek ile ödeme kaydı bulunmakta ise de, söz konusu çekin davacı şirkete teslim edildiği noktasında dayanak belge ibraz edilmediği için, bu ödemenin hesaplamada dışlandığı, 2018 yılında davalı şirket tarafından icra takip tarihi olan 19.03.2018 tarihine kadar toplam 74.000,00 TL davacı şirkete ödeme yapılmış olduğu, 2017 yılı ödenen 183.500,00 TL + 2018 yılı ödenen 74.000,00 TL = 257.500,00 TL ödeme yapıldığı görülmekle; davacı şirketin takip konuşu faturalardan dolayı davalı şirketten alacağı bulunmadığı kanaatine varıldığı Taraflar arasındaki cari hesap bakiyesinin nazara alınması yönünde mahkemece kanaat oluşması halinde ise; Davalı şirketin kendi ticari defter ve belgelerine göre 19/03/2018 takip tarihi itibarı ile davacı şirkete 39.433,78 TL borçlu olduğu,Davalı şirketin davacı şirkete tebliğ edildiği noktasında belge ibraz etmediği 30/12/2017 tarihli 56.166,00 TL iade faturasının dışlanması halinde, 19/03/2018 takip tarihi itibarı ile davalı şirketin borç bakiyesinin 39.433,78 TL + 56.166,00 TL = 95.599,78 TL olacağı, 2017 yılında dayanak belgeleri davalı şirket tarafından ibraz edilemeyen 26/06/2017 tarihli 12.500,00 TL tutarlı, 22/09/2017 tarihli 10.000,00 TL tutarlı, 29/12/2017 tarihli 10.000,00 TL tutarlı olmak üzere toplam 32.500,00 TL tutarlı ödemenin de cari hesap bakiyesinden dışlanması halinde; 95.599,78 TL + 32.500,00 TL = 128.099,78 TL davacı şirkete cari hesap bakiyesi kadar borçlu olacağı, takip tarihinden sonra 29/03/2018 tarihinde yapılan 20.000,00 TL ödemenin tenzil edilmesi halinde 128.099,78 TL - 20.000,00 TL = 108.099,78 TL davacı şirkete cari hesap bakiyesi kadar borçlu olacağı, yine 05/05/2017 tarihli 5.000,00 TL ödeme yönünden ise dosya içerisinde bu ödemenin davacı şirkete yapıldığına ilişkin tahsilat makbuzu bulunmadığı gibi davalı şirket tarafından bu ödemenin 2017 yılında kayıtlara alınmadığı, ödeme tarihi olan 05/05/2017 tarihinden 1 yıl sonra 05/05/2018 tarihinde kayıtlara alındığı, bu ödemenin kabul görmesi halinde hesaplanan bakiyeden tenzil edilmesi gerekeceği hususlarında görüş ve kanaat bildirilmiştir. 2-Bilirkişi heyetinden alınan ek raporda ise; Davacının takipteki fatura bedellerinin tahsilini talep etmiş olması nedeniyle, davacının bu talebi ile bağlı kalınarak, takip konusu faturalardan dolayı davacının davalıdan bakiye (ödenmemiş) alacağı olup olmadığı hususu incelendiği, bu doğrultuda yapılan incelemeler neticesinde kök raporda da olduğu gibi davacının davalıdan takip tarihinde herhangi bir alacağının bulunmadığı kanaat ve sonucuna varıldığı, kök rapordaki sonuç ve kanaatlerinde herhangi bir değişiklik olmadığı açıklanmıştır.3-Mahkemece bilirkişi SMM ...'dan alınan 04/11/2021 tarihli kök raporda; Tarafların ticari defterlerinin birebir karşılaştırılmasında, davacı şirketin 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılında düzenlemiş olduğu, 39 adet 1.349.389,75 tutarlı faturasının davalı tarafın ticari defterlerinde aynen kayıtlı olduğu, davacının 31.01.2018 tarihli ... seri nolu 16.177,00 TL tutarlı faturasının, davalı defterinde kayıtlı olmadığı, iş bu faturanın davalı tarafça bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirimin yapılmadığı ve dosya kapsamında, 31.01.2018 tarihli ... seri nolu 16.177,00 TL tutarlı faturanın davalıya tebliğ edildiğine dair belge bulunmadığı,Davalı şirket tarafın davacı şirkete düzenlenen 30.12.2017 tarihli 56.166 TL tutarlı "2017 yılı Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ayına ilişkin yemek iadesi" açıklamalı faturanın davacı şirket tarafından ticari defterlerine kayıt edilmediği, Davalı tarafça, davacının, 2017 Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ayı faturalarına yasal 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ettiğine ve davalının 30.12.2017 tarihli 56.166 TL tutarlı faturasının davacı şirkete tebliğ edildiğine dair belge bulunmadığı, Davalı tarafından davacı adına yürütülen cari hesap muavin defterlerde; davacı şirkete 2017 yılında 580.134,00 TL ödeme yapıldığı, 210.000 TL tutarlı çekin iade alındığı, bu durumda davalının defterlerinde davalı şirkete ödenen tutarın (580.134 - 210.000) 370.134,00 TL olduğu, Davalı defterlerinde kayıtlı olan, 23.06.2017 tarihli 12.500 TL tutarlı, 22.09.2017 tarihli 10.000 TL tutarlı, 29.12.2017 tarihli 10.000 TL tutarlı toplam 32.500 TL tutarlı ödemeye ilişkin dayanak belge sunulmadığı, dayanak belge bulunmayan 32.500 TL'nin tenzil edilmesi ile davalı tarafça davacı tarafa 2017 yılında yapılan ödemelerin (370.134,00 TL - 32.500,00 TL) 337,634,00 TL hesaplandığı, Davalı tarafından, davacı adına yürütülen cari hesap muavin defterlerde, davacı şirkete 2018 yılında 114.750,00 TL ödeme yapıldığı, 50.000 TL tutarlı çekin iade alındığı, bu durumda davalının defterlerinde davalı şirkete ödenen tutarın (114.750 - 50.000) 64.750 TL olduğu,Davalı defterinde kayıtlı 05.03.2018 tarihli 15.750 TL tutarlı çek ödemesine ilişkin dosyada dayanak ödeme belgesi bulunmadığı, davalı defterinde kayıtlı 29.03.2018 tarihli 20.000 TL tutarlı ödemeye ilişkin dosyada dayanak ödeme belgesi bulunmadığı, dayanak belge bulunmayan 36.750,00 TL'nin tenzil edilmesi ile davalı tarafça davacı tarafa 2017 yılında yapılan ödemeler; (64.750 TL - 35.750,00 TL) 29.000 TL olduğu hesaplandığı, Bu durumda; davacının bakiye alacağının aşağıdaki tabloda belirtildiği üzere 138.849,78 TL hesap edildiği hususunda görüş bildirilmiştir. Açıklama Borç Alacak Bakiye Davacının 2015 yılı 11 adet faturası 232.957,33 ,232.957,33 Davalının 2015 yılı ödemeleri 186.811,00 46.146,33 Davacının 2016 yılı 14 adet faturası 720.501,75,766.648,08 Davalının 2016 yılı ödemeleri 657.095,00 109.553,0 8Davacının 2017 yılı 13 adet faturası 392.875,70,502.428,78 Davalının 2017 yılı ödemeleri 337.634,00 164.794,78 Davacının 2018 yılı 1 adet faturası 3.055,00 167.849,78 Davalının 2018 yılı ödemeleri 29.000,00,138.849,78 4-Bilirkişiden alınan 19/06/2022 tarihli ek raporda;Bilirkişiler SMMM Dr. .. ve Hukukçu Prof.Dr. ... tarafından düzenlenen 24/06/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda davacının alacağının 108.099,78 TL olarak hesap edilmesine rağmen, SMM...'dan alınan 04/11/2021 tarihli kök raporda alacağın 138.849,78 TL olarak hesap edilmesi karşısında, raporlar arasında oluşan farkın hangi sebepten kaynaklandığı yönünden;"24.06.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda, 19.03.2018 itibariyle davacının 128.099,78 TL alacaklı olduğu, takip tarihinden sonra ödenen 20.000 TL'nin mahsup edilmesi halinde, 128.099,78 - 20.000 TL = 108.099,78 TL davacı şirketin davalıdan alacaklı olduğu hesaplanmış olup, aradaki ( 108.099,78 - 138.849,78 ) 30.750 TL tutarındaki farklığın, 24.06.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda, davalı defterlerinde kayıtlı olan dayanak belge bulunmayan 05.03.2018 tarihli 15.750 TL tutarlı çek ile ödeme kaydına ilişkin davacı şirkete teslim edildiği noktasında dayanak belge ibraz edilmediği için hesaplamada dışlanacağı belirtildiği; Ancak; davacı alacağı hesaplanırken 15.750 TL tutarlı çeke ait defterlerde kayıtlı ödeme kaydının hesaplamaya dahil edilerek davacı alacağından düşülmesinden,Davalı defterlerinde kayıtlı olan dayanak belge bulunmayan 29.03.2018 tarihli 20.000 TL tutarlı ödemenin davacı alacağından bakiyesinden düşülmesinden, Davalı defterlerinde kayıtlı dayanak belge bulunan 05.05.2017 tarihli 5.000 TL tutarlı davalı ödemesinin davacı alacağından düşülmemesinde kaynaklanmaktadır (20.000 + 15.750 + 5.000 = 30.750 TL)" şeklinde açıklamaya yer verilerek, kök rapordaki tespitler yinelenmiş, neticeten davacının dava tarihi itibariyle davalından olan cari hesap alacağının kök raporda belirtildiği gibi 138.879,78 TL olduğu hesaplanmıştır.İstinaf sebeplerinin incelenmesi;6100 sayılı HMK'nın "ıslah ve maddi hataların düzeltilmesi" başlığı altında 176 ile 182. maddeleri arasında ıslah düzenlenmiştir.Islah tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde yaptığı usul işlemlerini, kanunda öngörülen sınırlar içinde düzeltmeye yarayan, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olan bir hukuki imkan (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1487) olarak tanımlanmaktadır.Karşı tarafın iddia ve savunmayı genişletme ve değiştirilmesine açıkça muvafakat gösterdiği bir durumda (m.141/2) ıslaha başvurmakta hukuki yarar olmadığı gibi buna gerek de bulunmamaktadır (Pekcanıtez Usul Cilt.II, s.1513). HMK'nın 176. maddesi gereğince taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir ve aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Islah tamamen veya kısmen olabilir. Maddenin gerekçesinde de, davacının dava dilekçesinde belirttiği dava sebebini değiştirebileceği, örneğin; daha önce belirttiği ödünç sözleşmesi sebebini değiştirip, sebepsiz zenginleşme sebebine dayanabileceği, daha önce istediği Ellibin Türk Lirasını Yüzbin Türk Lirasına çıkarması mümkün olduğu gibi, aynen talep ettiği otomobilden vazgeçip, ıslah yolu ile değerini isteyebileceği yahut otomobilden tümüyle vazgeçip, ıslah yolu ile bilgisayar istemesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren (m.179/2'dekiler hariç) bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (m.179/1. Bu halde, dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin tamamının (m.179/2'dekiler hariç) yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için, buna davanın tamamen ıslahı denir (m.180). Davacı, davasını değiştirmek için (davalı açıkça muvafakat etmezse) tamamen ıslah yoluna başvurur...Buna karşılık, talep sonucunun veya dava sebebinin genişletilmesi veya kısmen değiştirilmesi için başvurulan ıslah kısmen ıslahtır (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr.Baki Kuru, Av.Burak Aydın, Cilt II, s.1201).Kanunun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180. maddesine göre, davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi halde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.HMK 181. maddesine göre, kısmen ıslaha başvuran tarafa ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.Islahın etkisi HMK 179. maddesinde düzenlenmiş olup ilk fıkraya göre; ıslah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. Usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunun doğmasına yönelik kuralın istisnaları ise ikinci fıkrada sayılmıştır.Davanın tamamen (kamilen) ıslah edilmesi halinde dava dilekçesi dahil, yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır (mülga HUMK m.87/1). Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/06/2011 gün ve 2011/1-364 E. 453 K.).Tamamen ıslahta, davanın açıldığı andan itibaren talep veya dava sebebi değiştirilmektedir. Tamamen ıslahta talep sonucu veya dava sebebinin davayı temelden etkileyecek şekilde değiştirilmesi söz konusu olur. Buradaki değişiklikten kasıt davanın tümüyle farklılaşması değil davanın açıldığı andan itibaren değişikliğe uğrayacak bir nitelik kazanmasıdır (Pekcanıtez Usul Cilt.II, s.1536, 1537).Davanın tamamen ıslahında, ıslah olunan dava ilk dava gününde açılmış sayılır. Islah edilen dava eski davanın devamı niteliğinde olduğundan, bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi veren davacıdan, yeniden başvurma harcı ve peşin karar ve ilam harcı alınmaz... zamanaşımı (dava edilmiş olan alacak kesimi için) ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılır... hak düşürücü sürenin hesabında da (ıslah tarihi değil) ilk dava tarihi esas alınır (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, s.1202, 1203). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/05/2022 tarihli 2019/3-178 E. 2022/738 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.Davacı, davasını tamamen ıslah ederek davayı değiştirebilir. Davacının tamamen ıslah etmek istediği (ilk) dava ile yeni (ıslah edilmiş) dava arasında bir bağlantı (m.166/4) bulunmasına gerek yoktur. Çünkü, kanun böyle bir bağlantı şartı aramadan davanın tamamen ıslahına izin vermektedir (m.176/1, m.180); mesela davacı açtığı boşanma davasını (MK m.161 vd) ıslah ederek, mutlak butlan davası (MK m.145 vd) olarak değiştirebilir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, s.1215).Davanın tamamen ıslahına ilişkin diğer bir husus ise, tamamen ıslah talebinde bulunan vekilin vekaletnamesinde bu konuda özel olarak yetkilendirilmesi gerektiğidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1.f bendinde vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması dava şartları arasında sayılmış, 6098 sayılı TBK'nın 504. maddesinde vekaletin kapsamı düzenlenmiştir. Davaya vekalette özel yetki verilmesini gerektiren haller 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 74. Maddesinde sayılmış ve açıkça yetki verilmemiş ise vekilin davanın tamamını ıslah edemeyeceği düzenlenmiştir. Yasal düzenleme uyarınca vekilin davayı tamamen ıslah edebilmesi için vekaletnamesinde özel olarak yetkilendirilmiş olması zorunludur. Davacı tarafça bir kısım sözleşmeler ve bu sözleşmelere istinaden düzenlenen faturalar ibraz edilerek fatura bedellerinin ödenmediğinden bahisle icra takibi başlatılarak, icra takibine vaki itiraz üzerine itirazın iptali istemiyle dava açılmış ise de, yargılama aşamasında bilirkişi raporu ile takibe konu edilen fatura bedellerinin ödendiği, ancak davacının cari hesaptan kaynaklanan bir kısım alacaklarının mevcut olduğunun tespiti üzerine, davacı vekili davasını ıslah ederek cari ilişkiden kaynaklanan alacak davasına çevirmiştir.Davacı vekili tarafından sunulan dilekçe davanın tamamen ıslahı mahiyetindedir. 6100 sayılı HMK'nın "Davanın Tamamen Islahı" başlıklı 180.maddesinde "Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince davasını tamamen ıslah eden tarafın, yeni bir dava dilekçesi vermesi gerekmektedir. Dava dilekçesinin nasıl düzenlenmesi gerektiği 6100 sayılı HMK'nın "Dava Dilekçesinin İçeriği" başlıklı 119.maddesinde açıklanmıştır. HMK 119.maddesinde sayılan tüm hususların dava dilekçesinde mutlaka bulunması gerekmektedir. Yine HMK 180.maddesi gereğince davanın tamamen ıslahı halinde de yeni bir dava dilekçesi verilmesi zorunlu olduğundan, ıslah dilekçesinin de HMK 119.maddesine göre düzenlenmesi, bu maddede belirtilen tüm unsurların ıslah dilekçesinde bulunması zorunludur.Davacı vekili tarafından düzenlenen ıslah dilekçesinin yasal unsurları içeren yeni bir dava dilekçesi olduğu, davacı vekilinin dosya kapsamında mevcut vekaletnamesi incelendiğinde davayı tamamını ıslah etmeye yetkili olduğu tespit edildiğinden, davanın tamamen ıslah edilmesi karşısında, yeni dava dilekçesi esas alınarak inceleme yapılması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.Dava, cari hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasında süregelen bir ticari ilişki mevcuttur. Bu ilişki kapsamında bir kısmı sözleşmeye dayalı olmak üzere pek çok fatura düzenlenmiş, faturalar davalı tarafça kabul edilerek ticari defterlerine işlenmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında açıklandığı gibi; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ... aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..."Hizmetin verilip verilmediği hususunda ispat yükünün değerlendirilmesi noktasında faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olmadığı ve süresi içerisinde iade edilip edilmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Taraflara ait ticari defter ve kayıtlar ile bilirkişi raporları, taraflara ait BA-BS formları çerçevesinde dosya incelendiğinde; davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu her iki bilirkişi raporuyla sabittir. Ancak bilirkişiler SMMM Dr. ... ve Hukukçu Prof.Dr. ... tarafından düzenlenen 24/06/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda davacının alacağı 108.099,78 TL olarak hesap edilmiş, SMM ...'dan alınan 04/11/2021 tarihli raporda ise 138.849,78 TL hesap edilmiştir. SMM ...'dan alınan ek raporda ise, raporlar arasında oluşan farkın hangi sebepten kaynaklandığı noktasında, bilirkişi heyet raporunda 05/03/2018 tarihli 15.750,00 TL tutarlı çek ile ödeme kaydına ilişkin çekin davacı şirkete teslim edildiğine dair dayanak belge ibraz edilmediğinden hesaplamada dışlanacağı belirtilmesine rağmen hesaplamaya dahil edilmesi, 29/03/2018 tarihli 20.000,00 TL tutarlı ödemeye yönelik dayanak belge bulunmamasına rağmen davacının alacak bakiyesinden düşülmesi ve yine dayanak belge bulunmayan 05/05/2017 tarihli 5.000,00 TL ödemenin davacı alacağından düşülmesinden kaynaklandığı açıklanmıştır. Bu açıklamalar çerçevesinde raporlar arasında bir çelişkinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar mahkemece hükme esas alınan bu raporda 29/03/2018 tarihli 20.000,00 TL tutarlı ödemeye yönelik dayanak belge bulunmadığı ifade edilmiş ise de bilirkişiler SMMM Dr. ... ve Hukukçu Prof.Dr. ... tarafından düzenlenen 24/06/2019 tarihli bilirkişi heyet raporuna ekli olan ödeme belgeleri tek tek incelendiğinde; 29/03/2018 tarihli 20.000,00 TL tutarlı ödemeye ilişkin davacı şirket kaşe ve imzasının yer aldığı "Bedelini elden aldım" ibaresi yazılı tahsilat makbuzunun dosya kapsamında olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında davacı alacağının 138.849,78 TL - 20.000,00 TL = 118.849,78 TL olduğu hesap edilmiştir. Davalı tarafça 30/12/2017 tarihli 56.166 TL tutarlı "2017 yılı Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ayına ilişkin yemek iadesi" açıklamalı fatura düzenlenerek, ticari defterlerine işlenmiş ise de, söz konusu faturanın davacı şirkete tebliğ edildiği hususu ispatlanamadığı gibi faturanın davacı defterlerinde de yer almadığı, ayrıca yukarıda yer verilen açıklamalar ve emsal ilamlar uyarınca davalı tarafından 8 günlük yasal süre içerisinde söz konusu fatura iade edilmediğinden ve iadeye konu faturalar ise defterlerine kaydedildiğinden bu aşamadan sonra hizmetin verilmediği hususunda ispat yükünün davalı üzerinde olduğu ancak iade faturasına konu hizmetin verilmediği hususunun ispat edilmediği anlaşılmakla, iade faturası tutarının davacı alacağından düşülmemesi yerindedir. Davacı alacağına esas alınan faturaların ise davalı defterlerinde kayıtlı olması karşısında, davacı tarafça, hizmetin verildiği hususunun ispatlandığı kanaatine varılmıştır. Davalı vekili davanın ıslah edilmesi karşısında, alacağa dava tarihinden değil ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini ileri sürmekte ise de, yukarıdaki açıklamalarda yer verildiği üzere, davanın tamamen ıslahında, ıslah olunan dava ilk dava gününde açılmış sayılır. Bu durumda ise temerrüt dava tarihi itibariyle oluştuğundan, alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmektedir. Davacı tarafından işbu dava itirazın iptali istemiyle açılıp dava değeri 213.000,00 TL olarak bildirilmiş, anılan tutar üzerinden harçlandırılmıştır. Ancak ıslah dilekçesinde 190.000,00 TL alacağın tahsili talep edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/10/2023 tarihli ve 2022/859 E. 2023/990 K. sayılı kararında açıklandığı gibi iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi ile kastedilen vakıaların, talep sonucunun ya da savunma sebeplerinin değiştirilmesi veya yeni vakıalar, talepler ya da savunma sebepleri ilave edilerek genişletilmesidir (Ali Cem Budak, Varol Karaarslan, Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2021, s. 215). Bazı usul işlemleri ise iddia ve savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi kapsamında değerlendirilemez. Örneğin, talep sonucunun daraltılması ya da azaltılması bu yasak kapsamında değildir. İddia ve savunmayı değiştirme ya da genişletme sayılmayan hallerde veya karşı tarafın genişletme ve değiştirmeye rıza gösterdiği hallerde ise ıslaha başvurmaya gerek olmadığı açıktır. Somut olayda dava değerinin ilk aşamada 213.000,00 TL olarak bildirilerek, ıslah dilekçesinde 190.000,00 TL talep edilmesi yapılan açıklamalar uyarınca ıslah olarak değerlendirilemeyeceğinden, davanın kabul ve reddedilen kısmının 213.000,00 TL esas alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda Dairemizce yapılan hesaplama neticesinde yukarıda yer verildiği gibi davacı alacağının 118.849,78 TL olduğu anlaşılmakla bu tutar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği ve kalan 94.150,22 TL (213.000,00 TL - 118.849,78 TL) yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesince verilen karar hatalı olduğundan, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne karar verilerek, 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davanın kısmen kabulüne dair aşağıda yazılı olduğu şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ ile, 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/03/2023 tarihli 2018/512 E. 2023/245 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK; a-Davanın KISMEN KABULÜ ile 118.849,78 TL'nin dava tarihi olan 26/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,2-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden, a-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 8.118,62 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafça peşin olarak yatırılan 2.572,51 TL'nin mahsubu ile bakiye 5.546,11 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, b-Davacı tarafça yargılama aşamasında tebligat, posta masrafı ve bilirkişi ücreti olarak yapılan 4.425,00 TL yargılama giderinden, davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 2.468,70 TL yargılama gideri ile 2.572,51 TL peşin harç ve 35,90 TL başvuru harcı toplamı 5.077,11 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,c-Davalı tarafça posta masrafı olarak yapılan 177,15 TL yargılama giderinden, davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 78,32 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, ç-Davacı vekille temsil olunduğundan, Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,d-Davalı vekille temsil olunduğundan, Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,e-Yatırılan gider avansından artan miktar varsa ilk derece mahkemesince taraflara iade edilmesine, 3-İstinaf yargılaması giderleri yönünden;a-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,b-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının, davalı tarafça yatırılan 2.551,90 TL'den mahsubu ile bakiye 1.936,50 TL'nin davalıya iadesine, c-Davalı tarafından sarfedilen 1.214,40 TL (istinaf harç ve posta masrafı) istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,ç-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine,d-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, e-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.19/02/2025