Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/847 E. 2026/867 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/847
Karar No
2026/867
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/847

KARAR NO:2026/867

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:28/04/2021

NUMARASI:2017/1165 Esas, 2021/368 Karar

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali

KARAR TARİHİ:18/06/2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Taraflar arasında 23.10.2010 tarihli eser sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme uyarınca davacının ... Köyü sınırları içerisinde yer alan 5.900 m² büyüklüğündeki otel binasının kaba inşaat işçiliğini anahtar teslim olarak tamamlama borcu altına girdiğini, inşaat için gerekli işçi teminini sağladığını ve işin sözleşmeye uygun şekilde tamamlanarak teslim edildiğini, sözleşme gereğince yapılan imalatın her bir metrekaresi için 45 TL bedel kararlaştırıldığını, davalı tarafın yapılan işin miktarına, niteliğine ve tamamlanmış olmasına yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığını, toplam hakediş bedelinin 265.500,00 TL olduğunu, davalı ve şirket yetkilisi tarafından yapılan tüm ödemelerin mahsup edilmesi sonucunda yalnızca 80.950,00 TL ödeme yapıldığını, bakiye 184.550,00 TL alacağın ödenmediğini, bu alacak için 01.10.2011 tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek takip tarihi itibarıyla 97.927,79 TL işlemiş faiz hesaplandığını, bu nedenle İstanbul 34. İcra Müdürlüğünün... sayılı dosyası ile toplam 282.477,79 TL üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ederek takibin durmasına neden olduğunu, davalının yetki itirazının yerinde olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin “İhtilafların Halli” başlıklı maddesinde İstanbul ve Çanakkale mahkemeleri ile icra dairelerinin yetkili kılındığını, bu nedenle takibin İstanbul’da başlatılmasının hukuka uygun olduğunu, davalının imalatın geciktiğine ve sözleşmeden kaynaklanan cezai talepler ileri sürebileceğine ilişkin savunmalarının eldeki davada dikkate alınamayacağını,teslim tarihine kadar bu yönde herhangi bir ihtar veya tutanak düzenlenmediğini, ayrıca davalının borcu ödediği yönündeki iddiasını belgeyle ispatlayamadığını, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına, davalının alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 23.10.2010 tarihli eser sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmeye göre davacının ...’da yapılacak otel inşaatının kaba inşaat işlerini üstlendiğini, işe başlama tarihinin 01.11.2010, işin bitim tarihinin ise 01.03.2011 olarak kararlaştırıldığını, sözleşmenin 2. maddesi uyarınca işin süresinde tamamlanmaması halinde günlük 750 TL gecikme cezası öngörüldüğünü, davacının işi sözleşmede kararlaştırılan tarihte tamamlamadığını, yaklaşık beş ay gecikmeyle ve eksik şekilde bırakarak 30.08.2011 tarihinde şantiyeyi terk ettiğini, çatı ve tuğla örme işlerini tamamlamadığını, iş kazası sonucu bir işçisinin vefatı nedeniyle ekibinin dağıldığını ileri sürerek işi bitiremeyeceğini bildirdiğini ve malzemelerini toplayarak şantiyeden ayrıldığını, davacının tamamlamadığı çatı işlerinin yaptırılması amacıyla uzun süre beklendiğini, sonuç alınamaması üzerine çatı işlerinin ... şirketine verildiğini, bu kapsamda 01.01.2012 tarihli teklif alındığını ve 29.02.2012 tarihinde ek sözleşme düzenlendiğini, tuğla örme işlerinin ise ... ve ... isimli ustalara yaptırıldığını, davacının işi eksiksiz tamamladığı ve teslim ettiği yönündeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacının çalışanlarından ...’ın 01.06.2011 tarihinde iş kazası geçirerek vefat ettiğini, bunun üzerine davacının çalışanlarının aileleri arasında sorunlar yaşandığının bildirildiğini, demirci ustası ... ve kardeşlerinin şantiyede çalıştırılmamasının talep edildiğini, bu talebin kabul edilmesi üzerine ... ve diğer çalışanlarla anlaşma yapılarak şirketi ibra etmek suretiyle şantiyeden ayrıldıklarını, bu hususun 06.06.2011 tarihli tutanakla sabit olduğunu, söz konusu tutanağın davacıya ait çalışanların bu tarihe kadar şantiyede çalıştıklarının ve işin devam ettiğinin delili niteliğinde bulunduğunu, davacının ise kayını ve aynı zamanda vekili olan ... ile birlikte çalışmaya devam ederek 30.08.2011 tarihinde işi tamamlamadan şantiyeyi terk ettiğini, bu durumun davacının dava dilekçesinde yer verdiği beyanlarla da doğrulandığını, davacının işi yaklaşık beş ay gecikmeyle bırakması nedeniyle sözleşmede düzenlenen günlük 750 TL cezai şart uyarınca 112.500 TL gecikme cezasından sorumlu olduğunu, ayrıca davacının şirkete verdiği 50.000 TL bedelli senedi ödemediğini, bu senet nedeniyle İstanbul Anadolu 23. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, davacının senetle ilgili olarak yaptığı şikâyet üzerine yürütülen soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlandığını, davacının işi teslim ettiğine ilişkin iddiasının doğru olmadığını, işi tamamlayan yüklenicinin teslim tutanağı düzenlemesi gerektiğini, davacının dosyaya herhangi bir teslim tutanağı sunamadığını, bu nedenle işi eksiksiz tamamladığı ve teslim ettiği yönündeki beyanlarının dayanaksız olduğunu, davacının ödeme listesinde yer alan bilgilerin eksik ve yanıltıcı olduğunu, davacının işçilerine yapılan birçok ödemenin gizlendiğini, davacının çalışanlarına ücretlerini ödeyememesi üzerine sözleşmenin 6. maddesi gereğince işçilere ve davacı adına üçüncü kişilere doğrudan ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, bu kapsamda davacı vekili ...’e toplam 44.596 TL, demirci ...’a toplam 28.000 TL, marangoz ... ve ...’a toplam 10.000 TL, fırıncı ...’e 1.500 TL, ...’ye 350 TL ve davacının işçilerine ilişkin SGK primleri için 19.580,76 TL ödeme yapıldığını, ayrıca davacının bizzat kendisine ve şirket yetkilileri tarafından yapılan ödemelerin toplamının 108.300 TL olduğunu, böylece davacı adına yapılan tüm ödemelerin toplamının 212.326,76 TL’ye ulaştığını, davacının işçilerine ücret ödeyemediğini, işçilerin bu nedenle kendilerine başvurduğunu, 16.04.2011 tarihinde işçilerin davacıdan ücretlerini alamadıklarını bildirdiklerini, davacının da aldığı paraları memleketinde yaptığı işlere harcadığını ve bu nedenle işçi ücretlerini ödeyemediğini kabul ettiğini, bunun üzerine işin durmaması amacıyla işçilere doğrudan ödeme yaptıklarını, yapılan ödemelerin dekontlar, kasa makbuzları ve SGK kayıtlarıyla sabit olduğunu,davacının bu ödemeleri dava dilekçesinde göstermeyerek mahkemeyi yanılttığını, davacının dava dilekçesinde inşaat alanını 5.900 m² olarak gösterdiğini, oysa onaylı proje ve yapı ruhsatına göre yapının toplam alanının 3.281,87 m², yapı denetim kayıtlarına göre ise 3.826 m² olduğunu, ödemelerin de bu alan esas alınarak yapıldığını, ayrıca davacının tamamlamadığı çatı imalatının 770 m², tamamlamadığı tuğla örme işinin ise 611 m² olduğunu, bu eksik işler düşüldüğünde davacının fiilen gerçekleştirdiği imalat miktarının 2.445 m² olarak kaldığını, 45 TL birim fiyat üzerinden davacının hak edebileceği bedelin 110.025 TL olduğunu, davacıya ve onun adına yapılan toplam 212.326,76 TL ödeme ile hak ettiği ileri sürülen 110.025 TL arasındaki farkın 102.301,76 TL olduğunu, buna ayrıca 112.500 TL tutarındaki gecikme cezası eklendiğinde davacının şirkete borçlu hale geldiğini, bu nedenle davacının alacaklı değil, aksine davalı şirkete borçlu durumda bulunduğunu, buna rağmen kendileri tarafından ayrıca alacak davası açılmadığını, davacının zaman aşımı savunmalarının yerinde olmadığını, senetten kaynaklanan takip işlemlerinin 2014 yılında başlatıldığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin devam ettiğini, davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu, her ne kadar sözleşmede İstanbul ve Çanakkale mahkemelerinin yetkili olduğu kararlaştırılmış ise de uyuşmazlığa konu inşaatın ...’da bulunması, keşif ve incelemelerin burada yapılacak olması nedeniyle davanın ... Mahkemelerinde görülmesinin daha uygun olacağını, sunulan belge ve tanıklarla savunmalarının ispatlanacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince özetle; Dosya kapsamı, bilirkişi raporları ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının sözleşme konusu işi süresinde ve tam olarak tamamlayamadığının, çatı ve tuğla imalatlarını bitirmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle sözleşme bedelinin tamamını ve işlemiş faiz talep edemeyeceği, yalnızca yaptığı imalatın karşılığı olan bedeli isteyebileceği, talimat bilirkişi raporunda tuğla duvar imalatının yapılmadığının tespit edildiği, davacının da bu imalatı tamamladığını ispat edemediği, bu nedenle yapılan iş bedelinin 191.506,50 TL olarak kabul edilmesi gerektiği, davalı tarafından takip tarihinden önce toplam 176.526,76 TL ödeme yapıldığı, bu tutarın mahsubu sonucunda davacının bakiye 14.979,74 TL alacaklı olduğu, davacının temerrüde düşen taraf olması nedeniyle işlemiş faiz talep edemeyeceği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulüne, İstanbul 34. İcra Müdürlüğünün... sayılı takip dosyasında davalının itirazının 14.979,74 TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu miktar üzerinden takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle devamına, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1-)Taraflar arasında 23.10.2010 tarihli sözleşme ile ... Köyü’nde bulunan otel inşaatının kaba yapı işçiliğinin üstlenildiğini, sözleşme kurulurken toplam inşaat alanının 5.900 m² olarak kabul edildiğini, uygulama sırasında ilave taleplerle alanın daha da büyüdüğünü, müvekkilinin işçi temini ve işçilikten sorumlu olduğunu, malzeme temini yükümlülüğünün ise davalıya ait bulunduğunu, malzeme teminindeki gecikmelerin işin süresinde tamamlanamamasının temel nedeni olduğunu, bilirkişilerin ve mahkemenin gecikmenin sebeplerini değerlendirmeden müvekkil aleyhine hareket ettiğini, davalı tarafından talep edilmemesine rağmen gecikme cezası hesabı yapıldığını, işin uzamasından müvekkilin menfaat değil zarar gördüğünü, ücretin metrekare esasına göre belirlenmiş olması nedeniyle işi en kısa sürede tamamlama yönünde hareket ettiğini, raporların eksik ve yanlı değerlendirmeler içerdiğini, mahkemenin de bu raporlara dayanarak hatalı karar verdiğini,

2-)Sözleşme uyarınca iş bedelinin 45 TL/m² olarak kararlaştırıldığını,müvekkilinin çalışmaya hazır olmasına rağmen davalının malzeme temin borcunu zamanında yerine getirmediğini, bu nedenle inşaat sürecinde aksaklıklar yaşandığını, işçilerin ücretlerinin ve bazı malzemelerin müvekkil tarafından karşılanmak zorunda kalındığını, davalının baskı ve tehditleri nedeniyle inşaatın tamamlanmadan teslim alınarak müvekkilinin şantiyeden uzaklaştırıldığını,

3-)Davalının tehdit ve hakaretleri nedeniyle teslim tutanağı düzenlenemediğini, ancak müvekkilinin şantiyeden ayrılmadan önce yaptığı ölçüm sonucunda gerçekleştirdiği imalatın 5.900 m² olduğunu tespit ettiğini, bu nedenle hakedişinin 5.900 m² x 45 TL = 265.500 TL olarak hesaplanması gerektiğini, bu ölçümün bizzat inşaat alanında yapıldığını ve gerçeği yansıttığını, müvekkilinin alacağını tahsil edebilmek için uzun süredir hukuk mücadelesi verdiğini,

4-)Yerel mahkeme kararının yalnızca bilirkişi raporlarının tekrarı niteliğinde olduğunu, tarafların itiraz ve beyanlarının gerekçede değerlendirilmediğini, bu nedenle kararın yeterli ve denetlenebilir gerekçe içermediğini,

5-)Bilirkişi raporlarında ciddi eksiklikler bulunduğunu, keşif sırasında inşaat alanında fiili ölçüm yapılması taleplerinin reddedildiğini, raporların yalnızca proje üzerinden hazırlandığını, projenin fiili durumla uyumlu olup olmadığının araştırılmadığını, müvekkili tarafından yapılan ölçümlerde inşaat alanının 5.900 m² olarak belirlendiğini, dosyaya sunulan fotoğraflar ve diğer delillerin dikkate alınmadığını, özellikle duvar imalatlarına ilişkin delillerin değerlendirme dışı bırakıldığını, bu nedenle raporların gerçeği yansıtmadığını,

6-)Müvekkilinin çatının küçük bir kısmı dışında inşaatı tamamladığını, tuğla duvar imalatının da yapıldığını, dosyaya sunulan fotoğrafların bunu açıkça gösterdiğini, buna rağmen bilirkişilerin tuğla duvar imalatını yapılmamış kabul ettiklerini, raporda tuğla duvar hariç net alanın 4.912,07 m² olarak belirlendiğini, taraflar arasında tuğla duvar imalatının toplam alanın yaklaşık %20’sine karşılık geldiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığını, bu durumda yalnızca bu hesapla dahi 4.912,07 m² x %20 = 982,414 m² tuğla duvar alanına ulaşılması ve toplam imalat alanının 5.894,484 m² olarak hesaplanması gerektiğini, bilirkişilerin önce tuğla duvar alanını net alandan düşüp daha sonra aynı alanı ikinci kez hesaptan çıkararak mükerrer eksiltme yaptıklarını, ayrıca hesabın proje üzerindeki 3.281,87 m²’lik brüt alan esas alınarak yapılması gerekirken daha düşük alanlar üzerinden gerçekleştirildiğini, bu nedenle raporlarda açık ve fahiş hesap hatası bulunduğunu, tuğla duvar imalatının kabulü halinde alacak miktarının önemli ölçüde artacağını, mahkemenin bu itirazları karşılamadığını,

7-)Bilirkişi raporlarında asansör perdeleri, perde kolonlar ve temel perdeleri gibi imalatların hesaba katılmadığını, bu eksikliklerin raporların sağlıklı inceleme içermediğini gösterdiğini, bu husustaki itirazlarının da karşılanmadığını,

8-)Davalı tarafından otelde çalışan ve müvekkili ile hiçbir ilgisi bulunmayan kişilere ilişkin sigorta ödemelerinin müvekkilin işçileri adına yapılmış gibi değerlendirilerek alacaktan mahsup edildiğini, söz konusu kişilerin davalının otel çalışanları olduğunu, müvekkilin yanında çalışan işçilerin isimlerinin dosyada açıkça bildirildiğini, yalnızca kendi işçileri adına yapılan ödemelerin mahsup edilebileceğini belirtmelerine rağmen bu itirazlarının dikkate alınmadığını,

9-)Taraflar arasındaki ilişkinin bir işçilik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, sözleşme gereği tüm malzeme ve inşaat giderlerinin davalıya ait bulunduğunu, buna rağmen davalının demir ve benzeri malzemeler için yaptığını ileri sürdüğü ödemelerin müvekkilin alacağından düşüldüğünü, sözleşme hükümlerinin göz ardı edildiğini,

10-)Davalının el yazısıyla düzenlediği not ve makbuzların ödeme delili olarak kabul edildiğini, bu belgelerde adı geçen kişilerin kim olduklarının, müvekkille bağlantılarının ve ödemelerin hangi hukuki ilişkiye dayandığının ortaya konulamadığını, söz konusu kişilere borçlu olmadıklarını ve bu ödemeleri kabul etmediklerini defalarca bildirmelerine rağmen mahkeme ve bilirkişilerce değerlendirilmediğini, ayrıca bilirkişi raporunda da bu makbuzların ilgili yıllara ait yevmiye defteri, defter-i kebir ve envanter kayıtlarında yer almadığının belirtildiğini,

11-)Mahkemece davanın kısmen kabul edilerek 184.550 TL asıl alacak ve 97.927,79 TL işlemiş faiz taleplerine rağmen yalnızca 14.979,74 TL yönünden takibin devamına karar verildiğini, ayrıca faiz başlangıcının takip tarihi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarda bedelin teslim anında muaccel hale geldiğini, müvekkilinin davalı tarafından işten uzaklaştırıldığı tarihin teslim tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle faizin alacağın doğduğu tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini, mahkeme kararının hem alacak miktarı hem de faiz yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek,kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Dava, taraflar arasındaki 23.10.2010 tarihli ...Sözleşmesi kapsamında gerçekleştirilen inşaat işleri nedeniyle bakiye iş bedelinden kaynaklanan alacağa ilişkin olarak, İstanbul 34. İcra Müdürlüğünün... sayılı takip dosyası üzerinden 184.550,00 TL asıl alacak ve 97.927,79 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 282.477,79 TL'nin tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ile icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.Davacı ile davalı arasında akdedilen eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, davacının yaptığı imalat miktarının ve hak ettiği iş bedelinin belirlenebilmesi için öncelikle işin kapsamının ve gerçekleştirilen imalatların tam ve doğru şekilde tespit edilmesi gerekmekte olup, dosya kapsamında yapılan incelemelerin bu hususta yeterli açıklık ve kesinlik sağlamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim teknik bilirkişi incelemesinde esas alınan projenin tadilat projesi olduğu, davacı tarafça daha bilirkişi raporuna itiraz aşamasında yapının ilk haline ilişkin statik projenin ve tadilat öncesi projelerin getirtilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, buna rağmen bu itirazın karşılanmadığı ve yapının ilk halini ortaya koyabilecek proje ve ruhsat eklerinin dosyaya kazandırılmadığı görülmektedir.Davacı taraf, otelde sonradan değişiklikler yapıldığını, tadilat projesinin müvekkilinin gerçekleştirdiği imalat miktarını tam olarak göstermediğini ve gerçek metraj hesabının ancak ilk proje üzerinden yapılabileceğini ileri sürmüş olup, bu iddianın teknik yönden araştırılmasını sağlayacak ek inceleme yaptırılmadan hüküm kurulması eksik inceleme niteliğindedir.Bunun yanında uyuşmazlığın çözümünde belirleyici öneme sahip olan imalat miktarının tespiti bakımından talimat mahkemesi aracılığıyla gerçekleştirilen keşfin de yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan bilirkişi raporlarında, davacının özellikle tuğla duvar imalatları, perde kolonlar, asansör perdeleri ve ilave imalatlara ilişkin itirazlarının tam anlamıyla karşılanmadığı, yerinde incelemenin yapının mevcut hali üzerinden ve sınırlı belgelerle gerçekleştirildiği, davacının ileri sürdüğü ek imalatların hangi gerekçeyle hesap dışında bırakıldığının denetlenebilir biçimde ortaya konulamadığı görülmektedir. Bu haliyle yapılan keşif ve incelemenin uyuşmazlığın çözümüne yeterli açıklığı sağlamadığı, mahallinde yeniden ve konusunda uzman bilirkişi heyeti eşliğinde keşif yapılarak gerçek imalat miktarının belirlenmesinin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.Öte yandan, uyuşmazlığın temelini oluşturan tuğla duvar imalatı yönünden yapılan değerlendirmelerin de eser sözleşmesinin hukuki niteliği ile tam olarak örtüşmediği görülmektedir. Bilindiği üzere eser sözleşmelerinde kural olarak yüklenicinin sözleşme konusu işi bütünüyle gerçekleştirdiği kabul edilir. İş sahibi, yüklenicinin sözleşme kapsamındaki bazı imalatları yapmadığını ileri sürüyorsa, bu hususu ispat yükü altında bulunan taraf iş sahibidir. Somut olayda taraflar arasında davacının kaba yapı işlerini üstlendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, davalı taraf davacının tuğla duvar imalatlarını gerçekleştirmediğini ileri sürmektedir. Bu durumda, söz konusu imalatların yapılmadığını ispat külfetinin davacıya değil davalıya ait olduğu gözetilmelidir. Ancak bilirkişi raporlarında ve mahkeme gerekçesinde, tuğla duvar imalatının yapıldığının davacı tarafından ispatlanamadığı yaklaşımının benimsendiği, böylece ispat yükünün fiilen davacı tarafa yüklendiği anlaşılmaktadır. Halbuki davalının bu imalatların davacı tarafından yapılmadığını hangi somut delillerle ortaya koyduğu, bu imalatların kim tarafından ve ne zaman gerçekleştirildiği, davacının işi bıraktığı tarihte yapıdaki gerçekleşme seviyesinin ne olduğu hususları araştırılmadan ve davalı tarafın bu yöndeki delilleri toplanmadan sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.Nitekim dosyada tuğla duvar imalatlarının yapılmadığını gösteren bir seviye tespit tutanağı, eksik iş tespit raporu, ihtarname, fesih bildirimi, teslim tutanağı veya benzeri nitelikte teknik bir belge bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda davalının, davacının sözleşme kapsamındaki bu imalatları gerçekleştirmediği yönündeki savunmasını destekleyen delillerinin toplanması, gerektiğinde bu hususta ek teknik inceleme yaptırılması ve ispat yükünün doğru belirlenmesi suretiyle yeniden değerlendirme yapılması gerekmektedir. Aksi yaklaşım, eser sözleşmelerinde ispat yüküne ilişkin genel kurallarla bağdaşmamaktadır.Davacı tarafın üçüncü kişilere yapılan ödemelere ilişkin itirazlarının da önemli ölçüde araştırılmadan reddedildiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporlarında ... ve ...'a yapılan ödemeler davacı hesabına yapılmış ödeme olarak kabul edilmiş ise de, davacı taraf bu kişilerin kendisini temsil etmeye yetkili olmadıklarını, kendilerine yapılacak ödemeler konusunda herhangi bir yazılı talimat veya muvafakat vermediğini, söz konusu ödemelerin davacı hesabına mahsup edilemeyeceğini açıkça ileri sürmüştür. Ayrıca ...'ın sözleşmenin tarafı olmadığı, davacı ile ortaklık ya da temsil ilişkisi bulunmadığı, yapılan ödemelerin gerçekten davacı adına alındığını gösteren yeterli delilin mevcut olmadığı yönündeki itirazlar da dosya kapsamında tam olarak araştırılmamıştır. Davacı hesabına mahsup edilen ödemelerin gerçekten davacının borcuna veya hakedişine ilişkin olup olmadığı hususunda daha ayrıntılı inceleme yapılması gerekirken mevcut haliyle kabul edilmesi isabetli görülmemiştir.Ayrıca ... prim ödemeleri bakımından da davacı tarafın somut itirazlarının yeterince karşılanmadığı görülmektedir. Davacı vekili, ..., ..., ... ve ... isimli kişilerin müvekkili yanında çalışan inşaat işçileri olmayıp davalı şirkete ait otelde çalışan personel olduklarını, bu nedenle bunlara ilişkin ... primlerinin davacı hesabından düşülemeyeceğini açıkça ileri sürmüştür. Davalıya ait otelin inşaat sürecinde de faaliyetine devam ettiği, bu nedenle aynı dönemde hem otel personelinin hem de inşaat işçilerinin bulunmasının mümkün olduğu gözetildiğinde, yalnızca ... kayıtlarında aynı işyeri sicil numarası altında görünmelerinin bu kişilerin davacının işçisi olduklarını kesin olarak göstermeyeceği açıktır. Bu nedenle söz konusu çalışanların fiilen hangi işte çalıştıkları, davacı organizasyonu içerisinde mi yoksa doğrudan davalı işletmesinde mi görev yaptıkları hususunda yeterli araştırma yapılmadan bu kişilere ilişkin ... ödemelerinin davacı hesabından mahsup edilmesi de yerinde görülmemiştir.Tüm bu nedenlerle, davacının, eksik ve yetersiz teknik inceleme yapıldığına, tadilat projesiyle yetinilip asıl proje ve statik projelerin dosyaya getirtilmediğine, mahallinde yeterli ve denetlenebilir nitelikte keşif yapılmadığına, eser sözleşmelerinde ispat yüküne ilişkin kurallara aykırı biçimde tuğla duvar imalatı yönünden ispat külfetinin davacıya yükletildiğine, davalının bu imalatların yapılmadığına ilişkin delillerinin yeterince araştırılmadığına, üçüncü kişilere yapılan ödemelerin davacı hesabına mahsup edilmesinin yeterli araştırmaya dayanmadığına ve bazı çalışanlara ilişkin ... giderlerinin davacıya yükletilmesinin hatalı olduğuna yönelik istinaf itirazlarının yerinde olduğu anlaşıldığından, Mahkemece, öncelikle yapının ilk haline ilişkin proje ve ruhsat eklerinin dosyaya getirtilmesi, mahallinde yeniden keşif yapılarak gerçek imalat miktarının belirlenmesi, tuğla duvar ve diğer ihtilaflı imalatlar yönünden ispat yükü kuralları gözetilerek davalı tarafın delillerinin toplanması, üçüncü kişilere yapılan ödemeler ile ... giderlerinin aidiyetinin yeniden araştırılması ve sonrasında tüm deliller birlikte değerlendirildirilerek sonucuna göre davanın esası hakkında bir hüküm verilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve tahkikat neticesinde mevcut şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2-İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 28/04/2021 tarih, 2017/1165 Esas, 2021/368 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,

5-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,

6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/847, K. 2026/867, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-847-e-2026-867-k-839dc941f062