Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2142 E. 2026/711 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/2142
Karar No
2026/711
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/2142 KARAR NO : 2026/711

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/10/2020 NUMARASI : 2019/369 Esas 2020/440 Karar DAVA : TAZMİNAT BAM KARAR TARİHİ : 17/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/03/2026

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava dışı ... tarafından iş sözleşmesinin sona ermesi nedeni ile müvekkili ile Bornova Belediye Başkanlığı aleyhine İzmir 4.İş Mahkemesi'nin 2014/1061 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, mahkemenin 17.12.2014 tarih 2014/1061Esas, 2014/1061 Karar sayılı kararı ile kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacaklarına hükmedildiğini, kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 24.04.2017 tarihli kararı ile onanmasına karar verildiğini, İş Mahkemesi kararında müvekkili şirket ile Bornova Belediye Başkanlığı'nın dava dışı işçinin alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğunu, dava dışı işçinin, hükmün kesinleşmesinden sonra İzmir 4.İcra Müdürlüğü'nün 2017/7723 Esas sayılı dosyası ile ilamlı icra takibine konulduğunu, müvekkili şirket tarafından 14.448,50 TL bakiye borç miktarı tutarında ödeme yapılarak icra dosyası borcunun 07.06.2017 tarihinde ödendiğini, bu kapsamda davalı şirketlerin mezkur dava konusu alacakların tahsiline ilişkin olarak rücuen tazminat davasının açılması zorunluluğunun hasıl olduğunu, ihbar tazminatı alacağı hariç olmak üzere davalı şirketlerin sorumluluk oranlarının bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacağından, toplamda 11.963,56 TL'nin ihbar tazminatı hariç davalı şirketlerden sorumlulukları oranında tahsiline karar verilmesi için davanın açılmış olduğunu, 11.963,56 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıların sorumlulukları oranında, rücuen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ..... Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, Zamanaşımı defini ileri sürdüklerini, davacı yan ile davacı arasında herhangi bir sözleşme olmadığını, davalının, davacıya karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının müvekkile rücu hakkının olmadığının iddia ve ifade edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Diğer davalıların cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince "Dava, İzmir 4.İş Mahkemesi 2013/550 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilen karar doğrultusunda dava dışı işçi ... tarafından kıdem, ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti alacaklarını ödeyen asıl işveren davacının ödediği bedellerin davalı şirketlerle imzalamış olduğu hizmet alım sözleşmeleri kapsamında kendi bünyelerinde çalıştığı dönemler itibariyle müştereken ve müteselsilen sorumlu olan davalı şirketlerden rücuen tahsili talebine ilişkindir. Hizmet alım sözleşmeleri, hizmet alımları genel şartnameleri, idari ve teknik şartnamelerin dosya içerisinde mevcut olduğu görülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da davacı ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. Müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rucüen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Asıl işverenden tahsil edilen işçilik alacakları, çoğunlukla işçinin birden fazla alt işverenler nezdindeki çalışmalarını kapsamaktadır. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işverenin dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemi ile sınırlı olmalıdır. Davalının “son işveren“ olması da bu sonucu değiştirmez. Bununla birlikte feshe bağlı bir hak olan ihbar tazminatından ise, diğer işverenler sorumlu olmayıp, sadece son işveren sorumludur. Başka bir ifade ile davacı üst işveren, dava dışı işçiye ödemiş olduğu ihbar tazminatını ancak son işverenden talep edebilir. Bunun dışındaki tüm işçilik alacaklarından ise, işçinin çalışmış olduğu alt işverenler, üst işverene karşı, kendi dönemleriyle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Yine, asıl işveren, yargılama gideri (dava ve icra), avukatlık ücreti, harç, faiz gibi fer'i borçlardan, her bir davalı alt işverenin toplam ana para tutarı içinde sorumlu olduğu tutarına oranı kadarını ilgili alt işverenlere rücu edebilir. Az yukarıda da değinildiği gibi, uyuşmazlığın İş Hukuku değil, Borçlar Hukuku hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinden, mahkemece “iş hukukunda geçerli olan mevzuat ve içtihatlara göre yapılan değerlendirmeler" rücu davalarında hükme esas alınamaz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 03/12/2015 tarih ve 2014/38758 Esas 2015/35433 Karar sayılı ilamında aynen; ''...Değinilmesi gereken bir başka nokta ise alt işverenlerin sorumlu oldukları dönemlere ilişkin hesaplama yapılırken hangi tarihteki ücretlerin esas alınması gerektiğidir. Asıl işveren, iş mahkemesi ilamı gereğince işçilik alacaklarını iş akdinin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden ödemekte olup, iş mahkemesi ilamındaki usul ve hesaplamalar doğrultusunda alt işverenlerden rücu isteminde bulunabilir...'' şeklinde ibarelere yer verilmiştir. Yargılama sırasında 19/02/2019 havale tarihli bilirkişi rapor aldırılmış, raporda özetle; Bornova Belediyesi ile davalı yükleniciler arasında aynı yada benzeri hükümler ihtiva eden sözleşme ve eki şartnameler düzenlendiği, yüklenicilerin (davacı ve davalı alt işverenler) çalıştırdığı personelin işvereni olarak, doğacak tazminat ve diğer işçilik alacaklarının tamamından sorumlu olacağının kayıt altına alındığı, bu nedenle davacı alt işverenin tüm alt işverenler dönemine ait ve icra takibi sonrasında ödemek zorunda kaldığı kıdem tazminatı ile bu alacağın işlemiş faizi ve ferilerine ait ödemelerini davalı alt işverenlerden talep edebileceği ancak bu rücu alacağını, davalıların dava dışı işçiyi çalıştırdıkları dönem ile sınırlı şekilde talep edebileceğini analiz edildiği, davacı... A.Ş. Tarafından dava dışı işçiye ödenen kıdem tazminatı ile işlemiş faiz ve ferilerinden davalı alt işverenlerin sorumlu olacağı tutarlar; ... Şti'nin sorumluluğunun 540 gün çalışma süresi, 6.205,81-TL, .... Şti. - ... Şti. İş Ortaklığının müteselsil sorumluluğunun 285 gün çalışma süresi, 3.275,29-TL olduğunu belirtmiştir. Mahkememizce yapılan yargılamada dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde tespit edilen rücu edebilecek miktarların usul ve yasaya uygun olduğu, yapılan ödemeler açısından işçilik alacakları, icra dosyası masrafları ve işçilik alacaklarına ilişkin olarak yapılan yargılamaya ilişkin yargılama giderleri ödemelerinin her biri açısından faiz başlangıç tarihlerinin ödeme tarihleri göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiği, bilirkişi raporunun denetimine uygun ve elverişli olduğu ve de yerleşik Yargıtay içtihatları ile mevzuat hükümleri çerçevesinde davacı kurumun davalı şirketlerden alacaklı olduğunu usulüne uygun şekilde sunmuş olduğu deliller kapsamında yapılan yargılama neticesinde ispatlandığı kanaatiyle açılan davanın kısmen kabulü ile, 6.205,81-TL tazminatın davalı .... Şti'den 07/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3.275,29-TL tazminatın davalılar .... Şti. ile ... Şti.'den müştereken ve müteselsilen 07/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, Her ne kadar kısa kararda istinaf yolu açık olmak üzere karar verilmiş ise de; kararın davalılar ... Şti. ile ... Şti. yönünden istinaf yoluna başvuru sınırının altında kaldığı, istinaf yolunun açık olduğunun bildirilmesinin gerçekte kararı istinafa tabi bir karar haline getirmeyeceği de anlaşılmakla bu davalılar yönünden miktar itibariyle kesin olmak üzere karar vermek gerekmiştir. "şeklindeki gerekçe ile " Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 6.205,81-TL tazminatın davalı .... Şti'den 07/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3.275,29-TL tazminatın davalılar .... Şti. ile ... Şti.'den müştereken ve müteselsilen 07/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine'' karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından dava dışı işçiye 14.448,50 TL bakiye borç miktarı tutarında ödeme yapılarak icra dosyası borcunun asıl alacak ve ferileri ile birlikte 07.06.2017 tarihinde tamamen ödendiğini, akabinde ise, müvekkili şirket tarafından dava dışı işçiye yapılan ödemelerin, davalı şirketlerden rücu edilmesine dair davanın ikame edildiğini, anılan dava açılırken, son işveren olan müvekkilin ihbar tazminatlarından sorumlu olması nedeni ile, ihbar tazminatı hariç olmak üzere rücuen tazminat davasının açıldığını, ihbar tazminatından son işverenin sorumlu olmasa bile, yerel mahkemenin gerekçeli kararında da belirtildiği üzere, asıl işverenin, yargılama gideri (dava ve icra), avukatlık ücreti, harç, faiz gibi fer'i borçlardan, her bir davalı alt işverenin toplam ana para tutarı içinde sorumlu olduğu tutarına oranı kadarını ilgili alt işverenlere rücu edebileceğini, dolayısıyla, müvekkili tarafından icra dosyasında ödenmek durumunda kalan faiz gibi fer'i giderlerin tamamından davalıların sorumluluk sürelerine göre sorumluluğunun bulunduğunu, bu nedenle, mahkeme kararında işlemiş faizlerin düşülerek kısmen kabul şeklinde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davalarının kısmen kabulüne değil, tamamen kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek, yerel mahkeme tarafından kurulan hukuka aykırı hükmün kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davacı asıl işveren tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının taraflar arasında imzalanan Hizmet Alım Sözleşmeleri gereğince davalı alt işverenlerden rücuen tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde" Davanın kısmen kabulü ile, 6.205,81 TL tazminatın davalı .... Şti'den 07/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3.275,29 TL tazminatın davalılar ... Şti. ile .... Şti.'den müştereken ve müteselsilen 07/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine'' karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanun'un 41. maddesi ile değiştirilen 341/2 fıkrasında öngörülen kesinlik sınırı 3.000,00 Türk Lirasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın ek 1. maddesi uyarınca 01/01/2020 tarihinden itibaren ise, bu sınır 05.390,00 Türk Lirasıdır. Davacı tarafın istinafa konu ettiği alacak miktar ise ( talep 11.963,56 TL- 6.205,81 TL-3.275,29 TL =)2.482,46 TL olması nedeniyle 15/10/2020 tarihli karar bu yönü ile kesin niteliktedir.(Yargıtay 19. HD. 2019/2829 E ve 2019/4446 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır.) Somut olayda; mahkemece verilen karar kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/01/2018 tarih, 2017/5397 esas ve 2018/5 karar sayılı ilamı bu yöndedir.) Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması gerekeceği, başka bir deyişle, verilen karar, ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçlarının taraflara yükletilmeyeceğinden gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının taraflardan tahsiline yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerden HMK'nın 352. maddesindeki düzenleme gereğince mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesi uyarınca mahkeme hükmünün kesin olması sebebiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE, 2-Davacının yatırmış olduğu 80,70 TL istinaf maktu karar harcı ve 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının istemi halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/03/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2022/2142, K. 2026/711, T. 17.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-2142-e-2026-711-k-962521c72ad5