Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1675 E. 2026/517 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1675
- Karar No
- 2026/517
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1675
KARAR NO:2026/517
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:10/09/2021
NUMARASI:2015/513 Esas - 2021/569 Karar
DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:13/03/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ile birlikte müştereken temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğu inşaat ve taahhüt işleri ile konut, işyeri ve ticarethane inşaat işleri yapan 10.000,00 TL sermayeli ....Şti.'de 196 paya karşılık 4.900,00 TL(%49) pay sahibi olduğunu, işyerinin resmi adresinin ... olarak gözüktüğünü, ancak fiili olarak müvekkilinin ortağı olduğu ve her türlü malzemelerin maliki olduğu .... Sti.'ne ait Karaköy'deki adreste faaliyet gösterdiğini, davalının müvekkilinin müşteri ilişkilerinden yararlanma amacı ile 16/09/2013 tarihinde hisse devri yolu ile müvekkilini şirkete ortak aldığını, müvekkili ile davalının on yıl süre ile şirket müdürü atayarak müşterek imzaları ile şirketi temsil ve imzaya yetkili olduklarını, ana sözleşmede yapılan değişiklik ile şirket kârının sermaye paylarına göre değil eşit oranda paylaştırılacağının kararlaştırıldığını, davalının şirket müşterilerinden gayri resmi yollar ile para tahsil ediğinin anlaşılması üzerine müvekkili tarafından kendisine tahsil edilen miktarların sorulduğunu, bunun üzerine davalının hesap veremeyeceğini anladığını ve ortaklıktan ayrılmak istediğini, müvekkili ile davalının şirkete yeni iş alınmayacağı, mevcut işlerin bilimine kadar tahsilat ve giderlerin tarafların birlikte yetki verdikleri muhasebeci tarafından tutulacağı, tamamlanmamış işlerin bitiminden sonra şirketin tasfiyesine başlanacağı, tasfiye sonucunda yolların ayrılacağı hususlarında anlaşmaya vardıklarını, davalının bu süreçte de müvekkilini saf dışı bırakmaya çalıştığını, kendi adına usulsüz tahsilatlar yapmaya devam ettiğini, davalının eylemlerinin TTK 'nun 613 ve 626.maddelerine aykırı olduğunu, davalının özellikle dilekçedeki tabloda gösterilen müşterilerin usulsüz olarak para tahsil ettiğini, bu müşteriler ile sözleşme yapıldığını, sözleşmeleri kendi imzasıyla şirket adına yaptığını, davalının bu şekilde şirket menfaatlerine aykırı olarak şahsi çıkar sağladığını, davalının yakınlarının özellikle annesi, babası, teyzesi ve eniştesinin banka hesaplarının da araştırılarak şirket adına usulsüz tahsil edilen paraların açıklığa kavuşturulmasının gerektiğini, davalının şirketi temsil yetkisinin sınırlandırılmasına, fazlaya ilişkin talep ve dava haklan saklı kalmak kaydı ile davalının müvekkilinin haberi almadan şirket müşterilerinden şirket adına gayri resmi yollar ile tahsil ettiği bedellerden şimdilik 50.000,00 TL'lik kısmının şirket hesabına faizi ile birlikte yatırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: .... .Sti'nin 26/06/2013 tarihinde müvekkili tarafından kurulduğunu, davalının şirkete ... Limanı Projesi işlerini getireceği vaadi ile 16/09/2013 tarihinde şirkete bila bedel ortak alındığını, davacının şirkete ortak olarak alınmasından önce de sonra da şirket faaliyetleri, müşteri ilişkileri, projelendirme ve iş takibinin tamamının müvekkili tarafından yapıldığını, davacının ofise hiç uğramadığını ve şirket müşterileri ya da çalışanları tarafından tanınmadığını, müvekkilinin davacıya güvenerek şirkete ortak yaptığını, ancak davacının geçen sürede müvekkilinin güvenini zedeleyerek ortaklık ruhu ile bağdaşmayacak tavır ve davranışlarda bulunduğunu, son dönemlerde şirketin organik bağının bulunduğu 3.kişi şirketlere borçlandırarak zarara uğrattığını, davacının ... ile birlikte yönettiği ve genel koordinatörü olduğu .... Şti ve .... Şti'ne şirketten toplamda 450.000,00 TL para aktardığını, müvekkilinin hesap sorması üzerine davacının Beyoğlu'nda bulunan ofise fiilen el koyduğunu, müvekkili ile çalışanlarının ofise gelmesine engel olarak şirketi çalışamaz hale getirdiğini, davacının ofiste bulunan bilgisayarlar, hard diskler çizimler, projeler vb.tüm emtialara el koyduğunu, müvekkilinin 07/05/2015 tarihinde İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015 -168 E.sayılı dosyası ile davacının şirket ortaklığından çıkarılması için dava açtığını, bu davayı öğrenen davacının 13/05/2015 tarihinde kötü niyetli olarak huzurdaki davayı açtığını, davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacının iddialarının aksine şirketi zarara uğratanın kendisi olduğunu beyan ederek İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/468E.sayılı dosya üzerinden açılan ortaklıktan çıkarma davası ile birleştirilmesini, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise anılan davanın bekletici mesele yapılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Basit yargılama usulüne tabi davada davacı tarafın dava dilekçesinde belirtmiş olduğu vakıalar ile HMK m.319 hükmü gereği bağlılık esastır. Zaten dava dilekçesinde belirtilmiş olan vakıalarla ilgili alınan tüm bilirkişi kurulu raporlarına rağmen alacak talebine esas şekilde davalıya atfı kabil kusur ve zarar durumu saptanamamıştır. O halde davacı dava dilekçesi ve somutlaştırmaya çalıştığı deliller ile iddiasını ispatlayamamıştır. Yapılan açıklamalar karşısında; davacının, davalı ...'ın, .... Şti'deki temsil ve yetkisinin sınırlandırılmasına dair talebinin sübut bulmadığından reddine, davacının, davalı ... aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla açtığı 50.000,00 TL alacak kısmının faiziyle birlikte .... Şti hesabına ve ... tarafından ödenmesi amacına dönük talebinin sübut bulmadığından reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporundaki çelişkilere rağmen ek rapor talebinin mahkemece reddedildiğini, bedel tespiti olmaksızın davalı ...’ın adının geçtiği tespit edilen projelerin gelirinin şirkete getirilip getirilmediğinin belirlenebilmesi mümkün olmayacağından mimar bilirkişilerce bedel hesabı yapılmasının dosyanın aydınlatılması için zorunlu olduğunu, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulduğunu, iddialarının, ...’ın yaptığı işlerin çoğunu şirkete getirmediği, işlerin bedelini dışarıdan kendi menfaatine, şirketin de zararına olacak şekilde aldığı yönünde olduğunu, davalı ...’ın imzası bulunan projelerin bedeli tespit edilmedikçe bu işlerin bedelinin sadece şirket kayıtlarına bakılarak tespit edilebilmesinin imkansız olduğunu, davalı ... tarafından yapılan tüm işlerin yapım bedellerini yansıtan bir rapor hazırlanması gerektiğini, eksik incelemeyle davanın reddine kararı verilmesinin hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE:Dava, TTK.m.630 hükmünden doğan yöneticinin temsil yetkisinin
sınırlandırılması ve TTK m.553 ve devamından kaynaklanan yönetici aleyhine açılmış tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; eldeki uyuşmazlıkta davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Davacı ve davalının....Şti. nin ortakları ve şirketi müştereken temsile yetkili müdürleri oldukları, %49 payın davacı, %51 payın davalıya ait olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf; davalı ortağın şirkete ait bir kısım tahsilatların usulsüz olarak kendi adına tahsil ettiğini, şirketi zarara uğrattığını savunarak kısmi olarak 50.000 TL tazminatın şirket hesaplarına ödetilmesini ve temsil yetkisinin kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı taraf; tüm iddiaların asılsız olduğunu, şirketi zarara uğratanın davacı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6762 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçekten de, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.Eldeki uyuşmazlıkta davacı şirketin uğradığını iddia ettiği zararın, dolayısıyla kendisinin dolaylı zararının şirkete ödetilmesini istediği anlaşılmakla aktif husumetinin bulunduğu anlaşılmaktadır.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Dosyaya kazandırılan denetime elverişli bilirkişi raporları ile; davacının iddia ettiği bir kısım dekontların şirket hesaplarına kaydedilmediği iddiasının yerinde olmadığı, yevmiye defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının şirketten yüklü miktarda bir pay çıkışının olmadığı, davalının ortaklar cari hesabı altında şirkete verdiği borçlar nedeniyle şirketten dava tarihi itibarıyla 86.889,13 TL alacaklı olduğu, dosyaya celbedilen banka kayıtları arasında yer alan şirketin ... Bankası'na ait banka hesap hareketleri üzerinde yapılan incelemelerde, şirketin banka hesabından davalı şirket ortağı ...'a muhasebe kayıtlarında yer almayan ya da şüpheli sayılabilecek herhangi bir para aktarımının yapılmadığı,davacı tarafından dosyaya sunulan gayri resmi hesap kayıtlarının davalının imzalarını içermediği, herhangi bir kayıt ile desteklenmediği, kim tarafından düzenlendiğinin ise belli olmadığı gibi tek taraflı düzenlenebilir ve değiştirilebilir nitelik taşıdığından değerlendirmeye tabi olamayacağı rapor edilmiştir. Dosyaya kazandırılan 16/03/2021 tarihli raporda; 2863 sayılı yasa ve buna bağlı 660 sayılı ilke kararı ve 680 sayılı ilke kararı gereği Bölge Kurulunca onaylanmış bütün rölöve ve restitüsyon ve restorasyon projelerini hazırlayan mimarın işin müellifi olduğunu, belirtilen ilke kararları çerçevesinde mimar ...'ın sorumluluğu onarım ve restorasyonun devamı ve iskan müsaadesinin (yani oturma izninin) alınmasına kadar devam edeceğini,... ancak kendi uygun görürse bu müelliflik hakkını devredebilmekte olduğunu, nitekim ada ve parseli belirtilen bazı işlerde müelliflik hakkını diğer mimarlara devrettiğini, bu işlemlerde yasalara ve ilgili mevzuata aykırılık olmadığını, ...'ın toplamda 12 adet iş yapmış olduğunun tespit edildiğini, bu işlerin bir kısmını tamamladığını, bir kısmının ise kısmen tamamladığının tespit edildiği, davacı vekilinin talebi üzerine müzekkere ile istenen bilgiler hizmet sözleşmesi imzalayan taraflarca cevaplanmış olduğunu, belirtildiği üzere yapılan işlemlerin muhatap şirket ve şahıslarca cevaplandığını, bu açıdan da değerlendirme de yasalara aykırı bir durumun tespit edilemediğini, Bölge Kurulu Müdürlüklerinin ve ilgili belediyelerin cevabi yazılarının teknik incelenmesi, ....Şti ile mimarlık hizmet sözleşmesi yaparak hizmet alan şahıs ve kurumların beyanlarının incelenmesi neticesinde davacı tarafın iddia ettiği gibi mimar ... tarafından, ....Şti'ni zarar uğratacak bir davranışının olmadığını belirtmişlerdir. Dosyaya alınan 15/06/2020 tarihli ek raporda; davalının şirketi zarara uğratacak bir eyleminin bulunmadığının hesaplandığını, banka hesabından davalı adına muhasebe kayıtlarında yer almayan ve şüpheli sayılabilecek bir para aktarımının mevcut olmadığı yönünde rapor sunulduğu görülmektedir. 05/02/2021 tarihli raporda; 15/06/2020 tarihli ek raporundan sonra dosyaya giren müzekkere yanıtlarına, banka cevap yazılarına göre davalı gerçek kişinin şahsi banka hesaplarına, davacının bildirdiği şirket müşterileri gerçek kişi ve tüzel kişiler tarafından hiçbir para girişi bulunmadığının anlaşıldığı, davanın gelinen bu aşamasına kadar dosyaya celbedilmiş olan tüm banka kayıtlarına, cevabi yazılarına göre davalı gerçek kişinin davacının iddia ettiği şekilde şirketi zarara uğratacak mahiyette herhangi bir eylem para/gelir aktarımı yaptığına dair hiçbir tespit yapılamadığı, 28/10/2019 tarihli kök raporunun ve 15/06/2020 tarihli ek raporundaki tespit ve değerlendirmelerinde herhangi bir değişiklik bulunmadığı şeklinde görüş açıklamışlardır. Dosyaya kazandırılan raporlar dosya içeriğine uygun denetime elverişli ve davayıaydınlatmış durumdadır. Davacının bu yönlere ilişen istinaf istemleri yerinde değildir. Davacı davalının herhangi bir usulsüz, şirketi zararlandırıcı, sadakat yükümlüğüne aykırı işlemini ispatlamış olmadığından gerek temsil yetkisinin kaldırılması gerek tazminat istemine yönelik talepleri yönünden davanın reddine dair verilen kararda isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.13/03/2026,