Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1536 E. 2026/747 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1536
- Karar No
- 2026/747
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1536
KARAR NO: 2026/747
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/03/2022
NUMARASI: 2020/44 Esas - 2022/213 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 16/04/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin eşi ... ile evlendikten sonra gayrı menkul projc ve yatırımlarını gerçekleştirmek için pek çok şirket kurduğunu, ya da kurulmuş şirketlere ortak olduğunu, bu şirketlerin yönetiminde de bulunduğunu, söz konusu şirketlerden bir tanesinin de davalı “... A.Ş.olduğunu, müvekkilinin % 40 hissesine sahip olduğu bu şirketin 2008 yılından 2013 yılına kadar yönetiminde yer aldığını, müvekkilinin boşanma davası açtığı 2013 yılından sonra 03.09.2014 tarihinde yapılan 2013 yılı Olağan Genel kurul toplantısında, sahip olduğu % 40 hisseye ilişkin gerek hazirunu oluşturan hissedarlar, gerekse pay defterinin doğru tutulmasından sorumlu olan Yönetim Kurulu Üyeleri taralından hiçbir itiraz ve/veya muhaleletle bulunulmadığını ve herhangi bir şerhde düşülmediğini, müvekkilinin davalı Şirkette sahip olduğu % 40 hisseye, edindiği tarihten 2017 yılı başlarına kadar, diğer hissedarlar eşi ... ve ...'ın önceki eşlerinden olan çocukları ..., ..., ...tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını, her genel kurulda söz konusu hissedarlık gerek hazirun gerekse pay defterinin doğru tutulmasından sorumlu olan Yönetim Kurulu tarafından teyit ve tespit edildiğini, müvekkilinin 2013 yılında eşi ...'a açtığı boşanma davasının neden olduğu hincin tezahürü olarak eşi ...'ın çocukları ..., .... ...ile suç işlemeyi göze alarak kurduğu organizasyon ile önce 12.01.2017 tarihli dava dilekçesi ile İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2017/38 esas sayılı dosyasından açtığı davada, Davacı müvekkile ait % 40 hissenin ...'a ait olduğunun tespitini istediklerini, bu davada davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, daha sonra müvekkiline haber verilmeden 20.02.2017 tarihinde 2014, 2015, 2016 faaliyet yıllarına ilişkin Olağan Genel Kurül toplantısını yapıldığını ve müvekkilinin % 40 hissesini, ... ile birlikte organizasyonun yasa dışı işlemiyle ele geçirmek istediğini, usul ve yasaya aykırı olarak yapılan Genel Kurul toplantısının yoklukla malül olduğunu, müvekkilinin 2013 yılında eşi ...'a açtığı boşanma davası ve edinilmiş malların tasfiyesi davasından sonraki süreçte; eşi ... ve ...'ın önceki eşlerinden olan çocukları ..., ..., ..., oluşturdukları organizasyon ile müvekkilinin yasal haklarını korumasını ve almasını engellemek amacıyla, pek çok icra takibi ve dava açtıklarını, davalı şirket yetkilileri ve diğer hissedarların şirketin % 40 hissesine sahip davacı müvekkilin genel kurula katılma ve oy kullanma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla 20.02.2017 tarihli Genel Kurulu, TTK hükümlerinc aykırı olarak müvekkile haber vermeksizin, paylarını hukuka ve yasaya aykırı olarak elde ctmek için toplandıklarını, davalı şirketin, müvekkilinin pay sahipliğinden kaynaklanan vazgeçilmez nitelikteki haklarını ortadan kaldıran, usulüne uygun çağrı yapmadan, gün ve gündemi ilan etmeden. üstelik davacı müvekkilin paylarını yok sayarak. hatta oy haklarını diğer hissedarlara kullandıran Genel Kurul Kararlarının yoklukla malül olduğu açık olduğunu, söz konusu 20.02.2017 tarihli Genel Kurul Taplantısına kalılıp davacı müvekkilin hisselerini hukuka aykırı olarak ele geçirmeye çalışan ve yasalara aykırın olarak oy haklarını kullanan ve buna izin veren hissedar ve davalı şirket yönelicileri hakkında da, Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunulacaklarını, 20.02.2017 tarihli Genel Kurulda Gündemin 7. maddesinde Yönetim Kurulu Başkanlığına (Üyeliğine) ...3 yıl süreyle ve sınırsız temsil yetkisiyle seçildiğini ve müvekkilinin hissedarlık haklarının; hukuka aykırı olarak elde edilmeye çalışılmasında, oy hakkını kullanmasının engellenmesinde ve müvekkile karşı kurulan organizasyonda baş rolü oynayan ...'ın yok hükmündeki Genel Kurul'da aldığı sınırsız temsil yetkisi ile davalı şirketin içini boşaltabileceği, davacı müvekkili telafisi imkansız zararlara uğratabileceğini, ...'ın, davalı şirketi basiretli bir iş adamı gibi yönetmediği ve müvekkili aleyhine kendisinin, babasının ve kardeşlerinin şahsi menfaatleri lehine işlemler yaptıkları açık bulunduğundan yargılama boyunca mağdur olan davacı müvekkilinin ve davalı şirketin mağduriyetinin daha çok artmaması için, önce davalı şirketin menfaatlerini sonra da müvekkilin menfaatini korumak için davalı şirkete yargılama boyunca kayyım atanmasını talep ettiklerini belirterek, Öncelikle TTK'nın 447. maddesi ve diğer maddeleri gereğince 20.02.2017 tarihli genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun (Butlan) tespitini, Yoklukla malül 20.02.2017 tarihli Genel Kurul kararlarının yürütülmesinin verilecek ihtiyati tedbir kararı ile geri bırakılmasını, Organsız kalan ve 4 yıldır usulüne uygun Genel Kurul yapmayan davalı şirkete Genel Kurulları yapmak ve dava sonuna kadar şirket menfaatlerini korumak üzere Kayyım atanmasını, Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı şirkete yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;6102 sayılı T.T.K.’nun 446. maddesinin “a” ve “b” bendleri uyarınca, davacı yanın bu davayı açabilmesinin ilk koşulunun pay sahibi olmak ve pay sahipliği sıfatını da dava sonuna kadar korumak olduğunu, davacı yanın müvekkili firmanın hissedarlarından olmadığını, Davacı yanın pay sahipliği sıfatı bulunmamasına rağmen, müvekkili firmanın 20.02.2017 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğunun (butlan) tespiti için dava açmış olmasının “dava takip yetkisi” bakımından sakat ve hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın öncelikle aktif husumet yokluğu nedeniyle de reddini talep ettiklerini, genel kurul kararlarına karşı üç aylık hak düşürücü süre içerisinde dava açılması gerektiğini, Üç aylık hak düşürücü sürenin genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren işlemeye başladığını, müvekkili firmanın genel kurulunun 20.02.2017 tarihinde yapıldığını, huzurdaki davanın ise genel kurulun yapılmasından 3 yıl sonra açıldığını bu nedenle davanın süre yönünden de reddini talep ettiklerini, müvekkili firmanın hisseleri için “nama yazılı muvakkat hisse senedi ilmuhaberi” bastırılarak hissedarlara dağıtıldığını, Hissedarlığın ispatı için ilmühaber ibrazının zorunlu olduğunu, müvekkili firmanın ilmuhaber dışında bastırılmış başkaca bir hisse senedinin olmadığını, T.T.K.’nun md. 486/2 hükmüne göre; hisse senedi ilmühaberlerine, nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanmak zorunda olduğundan, başka bir söyleyişle “hisse senedi ilmühaberleri”nin nama yazılı olarak düzenlenmesi zorunlu olduğundan, davacı yanın müvekkili firmanın ihtarına rağmen, %40 hisse ile ilgili herhangi bir hisse senedi ilmuhaberi de ibraz edemediğini, Müvekkili şirketin tipik bir çekirdek aile şirketi olduğunu, Hazirun cetveline ve pay defterine şirket muhasebecileri tarafından bazı kayıtlar düşülmüşse de, bu kayıtlar ile ilgili yönetim kurulunun onayı ve/veya imzası bulunmadığını, bu kayıtların aile şirketi için de genel kurul hazırlığını yapan kişilerin hataları sonucu ortaya çıktığını ve müvekkili şirketin aile şirketi olması münasebetiyle dikkati çekmediğini, usuli işlemlerin yerine getirilmesi amacıyla bu şekilde davranılmaya devam edildiğini, şirket çalışanlarının nezdinde bu şekilde davranılmış olmasının, gerçek hissedarların hak kaybına yol açmasının mümkün olmadığını, Davacı yanın, salt genel kurul hazirun cetvelinde davalının pay sahibi olarak yazılmış olması, devir için gerekli işlemlerin yokluğu karşısında, davacıyı pay sahibi haline getirmediğini, Kaldı ki, pay defterine kayıt işlemi, kurucu değil, sadece açıklayıcı etkiye sahiptir ve pay defteri pay sahipliği için sadece bir karineden ibaret olduğunu, Pay defterinin aksinin ispatı halinde pay defterindeki kaydın hiçbir önemi kalmadığını, dava konusu yapılan %40 hisseye ait; müvekkil şirket tarafından 2005 yılında alınan yönetim kurulu kararına uygun olarak bastırılan Hisse Senedi İlmuhaberinin, ...’ın elinde olduğunu ve bu ilmühaberlerin müvekkili şirkete ... tarafından ibraz edildiğini, ibraz edilen hisse senedi ilmühaberi incelendiğinde, bunların davacı yana devir edildiğine ilişkin, devir beyanı + ilmühaberin ciro edilerek devralana teslimi + yönetim kurulunun payın devrini onaylayan kararı + pay defterine kayıt işlemlerinin hiç birisinin mevcut olmadığının tespit edildiğini, 20/02/2017 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısına da, müvekkil şirketin hissesine sahip tüm hissedarlar çağrıldığını ve toplantının %100 katılım ile yapıldığını, müvekkil firmanın Olağan Genel Kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunu (batıl olduğunu) iddia etmek hukuken mümkün olmadığını, huzurdaki davayı açmakta davacının hukuki yararı olmadığını, Usule ilişkin kararın yok hükmünde olduğunu iddia etmesinin de mümkün olmadığını, Davacı yan, her ne kadar kendisinin başarılı bir iş kadını olduğunu iddia etmekte ise de, davacı yan, dava dışı hissedar ... ile evlendikten sonra hiçbir işte çalışmadığını, ... bünyesinde yer alan firmaların işleri ile de hiçbir şekilde ilgilenmediği -ni, davalı yanın başarılı bir işkadını olduğu iddiasının kesinlikle doğru olmadığını, bunun dışında, davacı yanın, dava dışı hissedar ... ile arasında devam etmekte olan boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davasının bu dava ile uzaktan yakından bir ilgisi de bulunmadığını, Davacı yanın, dava dilekçesinde her ne kadar, dava dışı hissedar ...’ın bir takım sahte belgelerle kendisine karşı icra takibi başlattığını, önceki evliliklerinden olan çocuklarıyla organizasyon kurduğunu beyan etmişse de bu kesinlikle doğru olmadığını, davacı yanın, ...’a karşı 2013 yılında boşanma davası açtığını ve boşanma davasını açtığı günden bu yana, dava dışı hissedar ...’ın itibarını yerle bir etmek için elinden gelen her şeyi yaptığını, Davacı yanın 20.02.2017 tarihli genel kurul kararlarının T.T.K. md. 447 gereği batıl olduğunu beyan etmiştir ancak bunun doğru olmadığını, genel kurula katılma ve oy kullanma haklarının ortadan kaldırıldığını, bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarının sınırlandırıldığını beyan ederek T.T.K.’nun 447. maddesi gereğince, 20.02.2017 tarihli genel kurul kararlarının batıl olduğunu iddia ettiğini ancak, davacı yanın 20.02.2017 tarihli genel kurulun yapıldığı tarihte müvekkili şirketin hissedarlarından birisi olmadığını, T.T.K.’nun 447. maddesinde bahsi geçen genel kurula katılma ve oy kullanma, bilgi alma, inceleme ve denetleme hakları, kanunun şirket ortaklarına tanıdığı haklar olduğunu, Şirketin ortağı olmak bir kişinin, T.T.K. md. 447’de düzenlenmiş olan haklarının kullanıldırılmadığını iddia etmesi hukuken mümkün olmadığını, Davacı yanın bu konudaki itirazının yasal bir dayanağının bulunmadığını, davacıya Bu sebeplerden dolayı çağrı yapılmadığını, davacı yan tarafından yokluğunun tespitine karar verilmesi talep edilen 20.02.2017 tarihli genel kurul toplantısı için şirketin ortaklarının tamamına usulüne uygun çağrı yapıldığını ve genel kurul da %100 katılımla toplandığını, davacı yanın genel kurul çağrısının usulüne uygun yapılmadığını, ilanın yapılmadığını, toplantıya katılma ve oy kullanma hakkının engellendiğini, oy haklarının, pay sahibi olmayan ve yetkili olmayan hissedarlar tarafından kullanıldığını ve bundan dolayı da T.T.K. md. 414 gereği, butlan davası açma hakkı olduğunu beyan etmiştir. Ancak dava konusu yapılan %40 hisseye ait; müvekkil şirket tarafından 2005 yılında alınan yönetim kurulu kararına uygun olarak bastırılan Hisse Senedi İlmuhaberlerinin ..., ... ve ...’nun elindedir ve bu hisse senetleri ilmühaberleri müvekkil şirkete ibraz edildiğini, ibraz edilen hisse senedi ilmühaberi incelendiğinde, bunların davacı yana devir edildiğine ilişkin, devir beyanı + ilmühaberin ciro edilerek devralana teslimi + yönetim kurulunun payın devrini onaylayan kararı + pay defterine kayıt işlemlerinin hiç birisinin mevcut olmadığı tespit edildiğini, 20/02/2017 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısı da, müvekkil şirketin hisselerine sahip tüm hissedarlar çağrılmış ve toplantı tüm hissedarların %100 katılımı ile yapıldığını, Davacı yanın müvekkili şirketin hissedarı olmadığı için, toplantıya çağrılmadığını, davacı yanın 20.02.2017 tarihli genel kurulunun yoklukla malül olduğunu beyan ederek müvekkil firmanın organsız olduğunu beyan ettiğini, ancak 20.02.2017 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malül olduğuna dair herhangi bir mahkeme kararı v.b. Bulunmadığını, davacı yanın göz göre göre gerçekleri saptırmaya çalıştığını, Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığını, Bu nedenle, bu konudaki taleplere Türk Medeni Kanunu (MK) m.403, m.426/3 ve m.427/4 hükümleri uygulandığını, Yasal düzenlemeye göre gerek anonim şirket organlarının iş göremez hale gelmesi, gerekse şirketin organsız kalması durumlarında mahkemelerden şirket için kayyım atanması istenebiliyor olsa da dava konusu olayda bu şartların hiç birisi olmadığını, müvekkili firmanın organlarının iş başında olduğunu ve açılan dava ve davada ileri sürülen asılsız iddialardan dolayı müvekkil firmanın işleyişi hiçbir şekilde etkilenmediğini, davacı yanın kayyım talebi de yerinde olmadığını belirterek, Öncelikle davacı yanın, 20.02.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yürütmesinin, ihtiyati tedbir kararı ile geri bırakılması yönündeki talebinin reddini, davacı yanın, yasal bir dayanağı bulunmayan, kayyım talebinin reddini, husumet itirazının kabulü ile davanın öncelikle husumet yokluğu nedeniyle reddini , Süre yönünden itirazın kabulü ile davanın süre yönünden reddini, husumete ve süreye yönelik itirazlarımızın kabul görmemesi ve yargılamaya devam edilmesi durumunda, haksız iddialarla açılan mesnetsiz davanın reddini, yargılama giderleri ile ve vekalet ücretlerinin davacı yan üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Netice olarak mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre, davacının yukarıda belirtilen ve hazirun cetvellerinde de pay sahibi olduğu belirtilen genel kurul toplantıları, bu toplantılarda hazirun cetvellerine göre davacının pay sahibi olduğuna dair beyan altında, diğer pay sahiplerinin ve özellikle dava dışı ...'ın da imzasının olması, her ne kadar 2005 yılında hisse senedi bastırılması kararı alındığı iddia olunmuş ise de, davacının elinde de hisse senedi olup, bunların dava dilekçesi ekinde suretinin ve sonradan mahkememize de asıllarının sunulmuş olması karşısında, hayatın olağan akışına göre dava dışı ...’ın ve davalı şirketin yıllarca bilâ-itiraz davacıyı her türlü şirket dokümanında ortak olarak gösterdikten ve ...’da görev verdikten sonra dava dışı ... ile davacının boşanma davası süreci sonrasında, ortaklık pay defterindeki kayıtların sehven yapıldığı iddiasıyla düzeltilmesinin gerçeği yansıtmadığı ve davacının şirkette pay sahibi olduğu vicdani kanaatine varılmış olup, davacının çağrılmadığı ve hazır bulunmadığı genel kurula katılma ve oy kullanma hakkının ortadan kaldırıldığı 20.02.2017 tarihli Genel Kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının davalı firmanın kayıtlarında hissedar olmadığını, davacının hissedar olup olmadığı sorunu mahkeme kararıyla çözülmeden bu davanın görülmesi ve genel kurul iptal davasının kabul edilmesinin, HMK ve TTK hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, kararın öncelikle bu sebepten dolayı kaldırılması gerektiğini, davalı firmanın hisselerinin "Nama Yazılı Hisse Senedi İlmuhaberi" ile temsil edildiğini, davacı yanın, hissedarlığını ispat için nama yazılı hisse senedi ilmuhaber ibraz edemediğini, yerel mahkemenin gerekçeli kararında, davacının elinde "hisse senetleri asılları" olduğunun da belirtildiğini, ancak bunun kesinlikle doğru olmadığını, davacı yan tarafından ibraz edilen hisse senedi olduğu belirtilen belgelerin renkli fotokopi olduğunu, üzerinde yönetim kurulu üyelerinin ıslak imzaları ve onayları bulunmadığını, ibraz edilen renkli fotokopi evrakların hisse senedi aslı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dosyada alınan 20.10.2021 tarihli "Bilirkişi Heyeti Raporunda" davacı yanın hissedar olup olmadığı tespitinin yapılamadığını, davacının huzurdaki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacının, butlan davası açarak Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi çerçevesinde hakkını açık bir şekilde kötüye kullandığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava, davalı şirketin 20/02/2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davalı tarafça istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinaf konusu uyuşmazlık davanın eksik araştırma ile sonuçlandırılıp sonuçlandırılmadığı noktasındadır.
Davacı taraf, davalı şirketin %40 payına sahip olmasına rağmen çağrısız yapılan 2014-2015 ve 2016 faaliyet yıllarına ait 20.02.2017 tarihli genel kurul toplantısının TTK nın 416 maddesi uyarınca yoklukla malul olduğunu ileri sürmekte, davalı taraf ise davacının şirkette payı olmadığını, dava konusu yapılan %40 hisseye ait; müvekkil şirket tarafından 2005 yılında alınan yönetim kurulu kararına uygun olarak bastırılan Hisse Senedi İlmuhaberinin, ...’ın elinde olduğunu ve bu ilmühaberlerin müvekkili şirkete ... tarafından ibraz edildiğini, ibraz edilen hisse senedi ilmühaberi incelendiğinde, bunların davacı yana devir edildiğine ilişkin, devir beyanı + ilmühaberin ciro edilerek devralana teslimi + yönetim kurulunun payın devrini onaylayan kararı + pay defterine kayıt işlemlerinin hiç birisinin mevcut olmadığının tespit edildiğini, 20/02/2017 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısına da, müvekkil şirketin hissesine sahip tüm hissedarlar çağrıldığını ve toplantının %100 katılım ile yapıldığını, davacı pay sahibi olmadığından genel kurula katılma hakkı olmadığını savunmaktadır.
Dava dışı ... tarafından davalı şirkete keşide edilen 3.2.2017 tarihli ihtarname ile son genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde %40 hissenin...'a aitmiş gibi hatalı kayıt düşüldüğünü, bu payın kendisine ait olduğunu elinde nama yazılı muvakkat hisse senedi ilmuhaberi bulunduğunu, senetleri...'a ciro etmediğini, zilyetliğini de vermediğini, hisse devri konusunda herhangi bir sözleşme imzalamadığını, bildirerek %40 pay sahipliği haklarının kullandırılmasının istenilmesi üzerine, davalı şirket tarafından davacıya 9.2.2017 tarihli ihtarname ile %40 pay devrinin nasıl yapıldığı, sözleşmenin veya ciro edilmiş hisse senedi ilmuhaberlerinin sunulması istenilmiş, davacı taraf 22 Şubat 2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile "gönderilen ihtarnamede açıklanan nama yazılı hisse senetleri ile dava edilen hisse senetlerinin öncelikle nama yazıl hisse senedi mi? yoksa hamiline yazıl hisse senedi mi? olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. İhtarnameninizin dayanağı belirsiz olduğundan yasal yollara başvurulacağı" cevabı verildiği görülmektedir.
Anonim ortaklık genel kurul kararlarına karşı iptal davası açabilecek olan şahıslar TTK nın 446 maddesinde tahdidi olarak belirtilmiştir. İptal davası hakkı: anonim ortaklık pay sahiplerine, yönetim kuruluna, kararların uygulanması durumunda yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin şahsi sorumlulukları söz konusu olacak ise bunların her birine, üç aylık kanuni süre içerisinde tanınmıştır. İptal davası açma hakkı pay sahiplerine, anonim ortaklıkta pay sahibi sıfatını haiz olmalarından ötürü tanınan ve kanunun emredici hükümlerince güvence altına alınmış olan haktır.
Davacı davalı şirketin ortağı olduğunu ileri sürerken, davalı şirket davacının paydaş olmadığını, genel kurula katılma hakkı olmadığını savunmaktadır. Dava dilekçesinde ...tarafından %40 payın kendilerine ait olduğunun tespiti için dava açıldığını (İstanbul 9. ATM nin 2017/38 E.) davanın takip edilmeyerek açılmamış sayılmasına karar verildiğini beyan etmektedir. Ne var ki açılan bu davanın takipsiz bırakılması davacının doğrudan pay sahibi olduğunun kabulüne yeterli değildir. Davalı şirket tarafından pay sahiplerinin davacı dışında ilmühaberleri elinde bulunduran şahıslar kabul edilmektedir. İlk derece mahkemesince; davalı şirket kayıt ve defterleri incelenerek davacının paylarını diğer şahsa geçerli biçimde devretmediği sonucuna varılarak davacının pay sahibi olduğu sonucuna varılmış ise de elde ki dava şirketin taraf olduğu genel kurul karar butlanı davasıdır. Davacı ile pay sahipliği sıfatı nedeniyle ihtilaflı kişi bu davada taraf değildir. Mevcut durumda davacının şirket ortağı olarak kabulüne ilişkin tespitler yapılabilmesi için davalı şirketin pay sahibi olarak kabul ettiği kişilerin davada taraf olması gerekir. İlgili kişilerin taraf olmadığı bu davada bu yolda bir tespit yapılması hatalı olmuştur.
Davacının; davalı şirket ortağı olduğunun tespiti ile dava açmaya aktif husumet ehliyeti bulunduğu, yokluğunda toplantı yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de ; hükümde yapılan bu tespitler genel kurul toplantısına pay sahibi sıfatıyla katılan "dava dışı ...'ın hukukunu etkilediğinden yokluğunda açılan bir davada pay sahibi olup olmadığı incelenip karar verilemeyeceğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni haklı bulunmuştur.(Yargıtay 11. HD nin 2012/15290 esas,2013/3091 karar , 21,02.2013 tarihli-2012/1594zesas ,2013/17904 karar sayılı 08.10.2013 tarihli - 2023/533 esas ,2024/2571 karar 28.03.2024 tarihli ilamları bu yöndedir.)
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 16/04/2026