Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1521 E. 2026/875 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1521
- Karar No
- 2026/875
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1521
KARAR NO: 2026/875
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/04/2022
NUMARASI: 2020/100 Esas - 2022/300 Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/04/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı Müflis .... A.Ş. arasında Genel Kredi sözleşmesi imzalandığını, davalı ...'nın işbu Genel Kredi Sözleşmesini borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredinin geri ödemelerindeki vaki düzensizlikler nedeniyle kredi hesabının kat edildiğini ve iş bu hususun borçluya .... Noterliğinin 27/09/2019 tarihli ve ... Yevmiye numaralı ihtarnamesi ve işbu ihtarnameye ekli hesap özetiyle birlikte tebliğ edildiğini, vaki ihtarnameye rağmen kredi borcunun ödenmemesi üzerine borçlu hakkında .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasından genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, müvekkili bankanın kredi alacağının tahsili amacıyla yapılan haklı ve hukuki icra takibi üzerine davalı/borçlunun icra dairesinin yetkisine, takibe ve ferilerine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, müvekkili bankanın kayıtlarının kesin delil teşkil ettiğini, işlemiş ve işleyecek faiz ile faiz oranı ve diğer ferilerin sözleşme ve yasalara uygun olduğunu, taraflar arasında yetki anlaşması olduğunu, İstanbul Mahkemeleri ile İcra Dairelerinin yetkili olduğunu beyanla fazlaya dair her türlü talep hakları saklı kalma kaydıyla, davalının itirazlarının iptaline ve dava tarihi itibariyle belirtmiş oldukları alacak kalemleri üzerinden takibin devamına, davalı borçlunun alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;; açılan davanın haksız, hukuka ve kanuna aykırı olup reddinin gerekmekte olduğunu, öncelikle söz konusu davadan müvekkilinin 12 Kasım 2020 tarihinde e-devlet üzerinden haberdar olduğunu ve aynı gün taraflarınca dosyaya vekalet sunulduğunu, yapılan incelemede müvekkiline yapılan tebligatın Tebligat Kanunu'na ve Yönetmeliği'ne aykırı olduğu ve bu nedenlerle usulsüz olduğunun görüldüğünü, huzurdaki davada, davanın dayanağı olan ve dava dilekçesinin ekinde sunulan genel kredi sözleşmesinin taraflarınca incelendiğini, açılan dava haksız olup, müvekkilinin yaptığı itirazda haklı olduğunu, davaya konu icra takibine dayanak genel kredi sözleşmelerindeki yazıların müvekkiline ait olmadığını, söz konusu sözleşmeler bu hali ile Borçlar Kanunu'nun 583. maddesine aykırı olup, müvekkilinin iddia edilen genel kredi sözleşmesine konu borç sebebi ile kefaletinin geçerliliğinden bahsedilemeyeceğini, müvekkilinin gayri nakdi borç sebebi ile sorumluluğundan da bahsedilemeyeceğini, bir an için kefaletin geçerli olduğu düşünülse de gayri nakdi borç sebebi ile müvekkilinin sorumlu olacağına dair bir yükümlülüğün sözleşmede yer almadığını, davacı bankanın bu talebinin de hukuka ve kanuna açıkça aykırı olduğunu, asıl borçlu ... A.Ş. olup, söz konusu şirketin Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/465 E sayılı dosyası üzerinden 18.09.2019 tarihinde iflasına karar verildiğini, iflasın .... İflas Müdürlüğü'nün ... İflas sayılı dosyası ile açıldığını, zira ortada geçerli bir kefalet sözleşmesi olmadığı yönündeki savunmaları saklı kalmak kaydı ile kefalet asıl borca bağlı olduğu için öncelikle asıl borçlunun davacı bankaya borcu olup olmadığının tespitinin gerektiğini, davacı tarafın kendi kayıtlarının kesin delil olduğu yönündeki savunmaları kanuna açıkça aykırı olup, bu yöndeki bir iddianın kabulünün mümkün olmadığını, öte yandan müvekkilinin borçlu olduğu anlamına gelmemek ile birlikte istenilen faiz de çok fahiş olup, faize de itiraz ettiklerini beyanla davanın reddine, davacı banka hakkında %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına da hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesi hükmü uyarınca; Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Anılan yasal düzenleme uyarınca ve ATK raporu doğrultusunda dava ve takip konusu alacağın davalıdan tahsili için dayanak gösterilen 22/03/2019 tarihli genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefalet kısmında yer alan kefalete ilişkin yazıların davalının eli ürünü olmadığı, bu şekli ile kefaletin geçersiz olduğu ve davalının takibe itirazında haklı olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. Davalının kötü niyet tazminatı talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; davalının kefalet yazılarının kendisine ait olmadığı yönündeki itirazını davadan ve takipten önce davacı bankaya iletmediği, icra dairesine sunduğu itiraz dilekçesinde bu yönde bir itirazın olmadığı, bu nedenle takibin kötü niyetle başlatıldığı hususunda Mahkememizde kanaat oluşmadığından (aksi yönde emsal içtihat için bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/19-469 Esas, 2014/45 Karar ve 29/01/2014 Tarih) talebin reddine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda davalı borçlu tarafından MK 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olduğunu, davalı borçlu tarafından dürüstlük kuralına aykırı davranıldığını, bilirkişi raporunda davaya konu genel kredi sözleşmesinde yer alan imzaların davalı ...'ya ait olduğunun tespit edildiğini, davalının da imzalar yönünden bir itirazı olmadığını, davalının yalnızca müteselsil kefalate ilişkin yazıların kendi el yazısı olmadığını ileri sürdüğünü, imzanın kendisine ait olduğunu ikrar ettiğini, Yargıtay 13.HD.’nin 02.12.1991 tarihli E. 7217 K. 10901 sayılı kararında da şekle aykırılığın hakkın kötüye kullanılması sayılacağı hususunda temel durumlardan bahsedildiğini, Yargıtay, TBK M.583’te yer alan şekil kurallarının ticari işlere ilişkin kefalet sözleşmelerinde geçerli olmayacağını, TTK M.7’de düzenlenen teselsül karinesinin TBK M.583’ün istisnası olduğunun belirtildiğini, ticari borçlarda TTK’nın TBK’ya oranla daha özel bir kanun olması nedeni ile ticari borçlarda teselsül karinesi dolayısı ile TTK uygulanacağını ve el yazısı gerekmeyeceğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklı başlatılan ilamsız icra takibine kefil borçlunun itirazının iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalının kefaletinin geçerli olup olmadığı noktasındadır.
Dava dışı Müflis ... A.Ş. ile davacı arasında 22/03/2019 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı ...'nın ve dava dış .... Şti.'nin sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları anlaşılmaktadır. ...'nın sözleşmeyi ayrıca asıl borçlu şirket ve .... Şti.'ni temsilen de imzaladığı anlaşılmaktadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından kefiller hakkında .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile toplam 5.070.000 ,00 TL nin tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun itirazı üzerine eldeki itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı kefalet bölümündeki yazıların kendisine ait olmadığını, TBK hükümlerince kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürmektedir.
Davaya konu kredi ve kefalet sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesinin birinci fıkrası; "Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır." hükmünü içerir. Anılan yasal düzenlemede, öngörülen bu şekil kuralı, bir geçerlilik (sıhhat) şartı olup, her zaman ileri sürülebilir. Açıklanan nedenle davalının kefaletin geçerli olmadığına yönelik itirazı savunmanın genişletilmesi kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi, kefaletin geçerlilik şartlarının mahkeme tarafından resen dikkate alınacağı şüphesizdir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Teselsül karinesi” başlıklı 7. Maddesi; “(1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.(2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur.” hükmünü haizdir.
Adi işlerde birden fazla borçludan her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olması için bu yönde beyanlarının olması aranırken, ticarî hayatta hız, güven ve kredi düzeninin korunması gibi çeşitli sebeplerle TTK’nın 7/1. maddesinde kural olarak teselsül karinesine yer verilmiş, birlikte borç altına giren kişilerin kanun gereği müteselsil sorumluluğa tâbi tutulmaları esası kabul edilmiştir. Müteselsil sorumluluğun söz konusu olması için öncelikle sözleşmenin borçlu tarafında birden fazla gerçek ve/veya tüzel kişinin bulunması gerekir. Teselsül karinesi için işin, borç altına girenlerin tamamı yönünden ticarî iş niteliğini haiz olmasına gerek bulunmamaktadır. Borcun borçlulardan en az biri için ticarî iş olması yeterli olup, müteselsil sorumluluk için birden fazla borçlunun, alacaklı veya alacaklılara karşı birlikte borç altına girmeleri gerekir. Ticarî bir borca, asıl veya müşterek borçlular yanında, ayrıca kefalet de verilmiş olabilir. Az yukarıda açıklanan teselsül karinesi, TTK’nın 7/2. maddesi uyarınca ticarî borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlular ile kefiller hem de kefillerin kendi arasındaki ilişkilerde de söz konusu olur. Yine müteselsil kefalet karinesinin uygulanması için, borcun ayrıca kefil bakımından da ticarî olmasına gerek yoktur. Buna göre ticarî bir borca kefalet hâlinde, dış ilişkideki sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece, yani müteselsil kefalet açıkça bertaraf edilmediği takdirde, kefiller borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Bir başka ifadeyle kefilin birden fazla olması hâlinde gerek kefiller arasında gerekse kefillerle borçlular arasında müteselsil sorumluluk söz konusu olur.
TTK 7/1 maddesinde öngörülen ticari işlerdeki teselsül karinesi kefalet sözleşmesinin diğer şekil şartlarının tamam olması durumunda sadece müteselsil kefil veya bu anlama gelen bir sözcük yazılmamış olması durumunda uygulanabilecek bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır. (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/(19)-11-254 E 2022/584 K Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4894 E 2022/8988 K sayılı ilamları)
Somut olaya bakıldığında; dosyaya kazandırılan ATK raporu ile sözleşmesinin "müteselsil kefil" bölümündeki yazıların davacıya ait olmadığı belirlenmiştir. Davacı tarafça dosyaya uzman görüşü sunulmuş olup uyuşmazlık konusu olmayan imzaların davalıya ait olduğu hususu ve sözleşmenin Ek.1 bölümüne muvafakatname üstünde "... ..." yazılarının davalıya ait olmadığı hususları belirtilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesi hükmü uyarınca; Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır
Sözleşmenin müteselsil kefalet kısmında yer alan "5.200.000 TL" "müteselsil" ve "22.03.2019" yazılarının davalıya ait olmadığı sabittir. Eldeki borç ticari borç olması nedeniyle TTK 7 hükmünce "müteselsil" sözcüğünün kefilin eli ürünü olmaması bahsi geçen karineden hareketle sözleşmenin geçerliliğine etkisi bulunmaz ise de kefil olunan azami tutar ve kefalet tarihinin kefilin el yazısı ile yazılmamış olması nedeniyle sözleşmenin sıkı sıkıya bağlı olduğu şekil şartını yerine getirmediği, TBK 12/2 düzenlemesi gereği hüküm doğurmayacağı açıktır. TTK 7/1 maddesinde öngörülen ticari işlerdeki teselsül karinesi kefalet sözleşmesinin diğer şekil şartlarının tamam olması durumunda sadece müteselsil kefil veya bu anlama gelen bir sözcük yazılmamış olması durumunda uygulanabilecek bir düzenleme olduğu anlaşılmakla davacının bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir. (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/(19)-11-254 E 2022/584 K Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4894 E 2022/8988 K sayılı ilamları) Davacının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde değildir.
İsviçre Federal Mahkeme kararlarında istikrarla belirtildiği üzere şekil noksanı ile sözleşmenin butlanını ileri süren taraf hakkını kötüye kullanmış olmaz. Butlanı ileri süren tarafın böyle bir ithamdan kurtulabilmesi, sözleşmeyi yerine getirmeden kaçınmada korunmaya değer bir menfaati bulunduğunu ispata bağlı değildir. Aksine somut olayda butlanı ileri sürme hakkının kullanılmasını dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı bir hale koyan durumların varlığını butlanın ileri sürülmesine kabul etmeyen diğer tarafın ispatlaması gerekir. Hakkın kötüye kullanılmasından söz edebilmek için şekil noksanı ile sakatlanmış bir muamelenin muteberliğine taraflardan birinin itirazda bulunması yeterli değildir; ayrıca özel durumlar sebebi ile onun itirazının dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı görünmesi gerekir. (Medeni Hukukun Genel Teorisi ve Şahıslar Hukuku ile ilgili İsviçre Federal Mahkeme Kararları 1961-1965, Aytekin Ataay)
Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı da her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmedir.
Somut olayda davalı kefil, işbu davada genel kredi sözleşmesinde ki kefaleti geçersiz olduğundan bahisle genel kredi sözleşmesi kapsamında borçlu bulunmadığını ileri sürmektedir. Davacı banka ise, davalının kefaletin geçersiz olduğu yönündeki iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2.maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olduğunu öne sürmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere şekil noksanlığını sonradan ileri sürmek davalı yönünden hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Meğer ki davacı banka dürüstlük kaidelerine aykırılığı açıkça ortaya koyan bir halin varlığını ileri sürüp ispatlamış olmasın. Davacı banka ilk derece yargılaması sırasında sunmuş olduğu delillerle davalı kefilin şekil şartı yokluğunu bilerek davacının kredi kullandırma iradesini sakatlamak kastı ile şekil noksanlığını yarattığını iddia ve ispat etmiş değildir. Tarafların kredi ilişkisindeki duruma göre (kredi kullandırıp kullandırmama tamamen bankanın inisiyatifindedir) güçlü konumda olan ve basiretli davranma yükümlülüğünde olan davacı banka, davalının kefaletinin kanundaki düzenleme çerçevesinde şekil şartlarına uygun olarak alınması gerektiğini ve buna aykırı düzenlenen kefaletin geçerli olmayacağını bilecek durumdadır.
TBK'unun 583. maddesindeki şekil/geçerlilik şartına rağmen azami limitin, kefalet tarihinin ve türünün davalının eli ürünü olması şartına gerek görmeden kredi kullandıran davacı banka daha sonra şekil şartı eksikliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. Aksi takdirde kanunun aradığı şekil şartının hiç bir önemi kalmayacaktır. Dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davalı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullanıldırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğu ispatlanamamıştır. Bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davacı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefalet geçersiz adledilmelidir. Açıklanan gerekçelerle davacı bankanın buna yönelik istinaf başvurusuna da itibar edilmemiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden doğru olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/04/2026