Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2023/799 E. 2024/4686 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/799
- Karar No
- 2024/4686
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/799 KARAR NO: 2024/4686 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/07/2022 NUMARASI: 2019/895 Esas - 2022/721 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2024 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı şirketin 03/02/2016 tarihinde davacı müvekkili aleyhinde Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas numaralı dosyasında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlattığı, davacı müvekkilinin, kendisine gelen ödeme emri üzerine takibe konu senetleri incelediği ve senetlerdeki imzaların şirket yetkilisine ait olmadığını gördüğünü bunun üzerine 10/02/2016 tarihinde Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi 2016/134. Esas sayılı dosyası ile imza itirazında bulunarak, aleyhine başlatılan icra takibinin iptalini talep ettiğini, yapılan yargılama sonucunda, alınan bilirkişi raporlarının da desteklediği üzere imzanın şirket yetkilisine ait olmadığının ortaya çıktığını ve mahkemenin imzaya itirazı kabul ettiğini, bunun üzerine kötü niyetini sürdüren davalının istinaf kanun yoluna başvurduğunu, ancak 09.07.2018 tarihinde BAM 22. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddedildiğini, tüm bu süreç içerisinde davalının, davacı Müvekkilin haklı olarak açtığı, "takibin iptali davasına" rağmen kötü niyetli olarak- alacağı tahsil etmek amacıyla tüm icrai işlemlere devam ettiğini ve 15/04/2016 tarihinde, müvekkili şirketin araçları ve tapularının sorgulanmasını ve bulunması halinde de haciz konulmasını talep ettiğini, alacaklının bu talebi üzerine Bakırköy ...İcra Müdürlüğünden 18.04.2016 gönderilen Haciz İhbarnamesine müteakip, ... Bankası A.Ş müvekkil şirket ... Ltd.Şti' nin, Şirinevler Şubesinde ... no'lu 35.357,58 TL bakiyeli hesabına rastlanıldığı ve Hesapta bulunan tutara haciz şehrinin işlenerek Bakırköy ... İcra Müdürlüğü adına blokeye alındığını, davalı şirketin 28.04.2016 tarihinde Müvekkil şirkete ait ... Bankası A.Ş de bulunan ve haciz konulan 35.357,58 TL'sinin Bakırköy ... İcra ... Esas numaralı dosyasına gönderilmesine karar verilmesini talep ettiğini, müvekkil şirketin haciz konulan hesabında ki 35.357,58 TL'sinin icra dosyasına gönderilmesine karar verilmesini talep etmiş, davalının, haksız olduğunu bildiği halde 10/05/2016 tarihinde davacı Müvekkilden haksız hacizlerle dosya borcunu tahsil ettiğini, bu arada Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi 2016/134 Esas sayılı dosyasından açılan imza itirazı davasında Davacı Müvekkilin imza itirazının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verdiğini, davalının bu karara yönelik istinaf kanun yoluna başvurduğunu, istinaf başvurusunun HMK 353/1 -b-1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verildiğini, bu karar sonrası davacı müvekkilin, hacizler sonucu Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas numaralı dosyasına ödemek zorunda kaldığı 35.357,58TL' yi 25/10/2018 tarihinde icra dosyasından iade alındığını, davacı şirketin haksız hacizler sonucu 10/05/2016 tarihinde ödemek zorunda kaldığı 35.357,58 TL' yi 25/10/2018 tarihinde iade alabildiğini, davacının tacir olup, kendisinden haksız olarak haczedilen tutarı ticaretinde kullanabilecekken bundan mahrum edildiğini ve ticari kayba uğradığını, söz konusu haksız haciz sırasında müvekkil kendisini daha etkili savunmak ve hakkına sahip çıkmak adına Avukatlık hizmetinden yararlanmış olup, bu çerçevede Avukatlık ücreti ödediği, bu bağlamda müvekkil şirketin ekonomik geleceği sarsıntıya uğramış , ticari kabiliyeti azalmış, müvekkil şirketçe alınması beklenen potansiyel işler yapılan haksız ve hukuka aykırı hacizler dolayısıyla alınamadığını belirterek, maddi zarar istemleri belirsiz alacak davası olacak şekilde şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın ve Manevi zararların telafisi bakımından 20.000,00 TL Manevi tazminatın, haksız haciz tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkil şirkete ciro yolu ile gelen senet, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile davacı şirket ile dava dışı ... San. Tic. Ltd. Şti aleyhine takibe konduğu, davacı şirketin takibe konu senetteki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığından bahisle Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi 2016/134 Esas sayılı dosya ile imzaya itiraz ile %20'den aşağı olmamak üzere tazminat talep ettiğini, yargılama neticesinde imzaya itirazın kabulü ile takibin davacı yönünden durdurulmasına, yasal koşulları oluşmadığından tazminat talebinin reddine karar verildiğini, icra takibine konu senet müvekkiline ciro yolu ile geldiğinden, müvekkilinin senetteki imzayı denetleme imkânı ve zorunluğu bulunmadığını, müvekkilinin Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesinin gerekçeli kararı gereği davacı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince vekalet ücreti ödemeye mahkum edildiğini, davacının bu zaman dilimi içerisinde haczedilen miktardaki para ile nereye ne yatırım yapabileceği, bu para ile ne miktarda gelir elde edebileceği veya gelir elde edip edemeyeceği gibi hususların tespitinin mümkün olmadığını, davacınnı ticari itibarının zedelendiği ve kişilik haklarının ağır derecede zarar gördüğü hususlarının soyut beyandan öteye gidemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "... Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası incelendiğinde: alacaklısının davalı ... San. Tic. A.ş. Olduğu, borçlulardan birisinin davacı olduğu, takip konusunun 30/11/2015 vade tarihli 10.000,00 TL miktarlı, 31/12/2015 vade tarihli 10.000,00 TL, 31/01/2016 vade tarihli 9.211,00 TL miktarlı üç adet senet olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafın imza itirazına istinaden; 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 10/02/2016 dava, 13/03/2018 karar tarihli, 2016/134 esas, 2018/311 karar sayılı ilamıyla davanın kabulüne karar verildiği, kararın 09/07/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Haksız hacze dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu nedenle de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.( Emsal Yargıtay 4. HD nin 06.07.2020 gün ve 2019/2535 E -2020/2544 K sayılı ilamı) 6762 sayılı TTK'nın 737. maddesine göre, borçlu emre yazılı bir senetten doğan alacağa karşı ancak, "senedin hükümsüzlüğüne" veya "senedin metninden anlaşılan" def'ilerle alacaklıya karşı şahsen haiz olduğu def'ileri ileri sürebilir. Senedin Hükümsüzlüğüne ilişkin def''iler nisbi ve mutlak def'iler olup, mutlak defiler herkese karşı ileri sürülebilir. Senedin iradeyi fesada uğratan sebeplerden ötürü iptali kural olarak ancak senedin tarafına karşı istenebilir. Bu şekilde düzenlenen senedin usulüne uygun olarak başkasının eline geçmiş olması halinde, bu tür def''iler ancak karşı tarafın kötünüyetli veya ağır kusurunun bulunduğunun ispatı halinde 3. kişiye karşı ileri sürülebilir.Somut olayda, davalı dava konusu senetleri ciro yoluyla eline geçiren yetkili hamildir. Senetlerin davacının elinden hukuka aykırı bir biçimde çıktığı, bu davalının kötüniyetli olduğu veya ağır kusurunun bulunduğu davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Dosyada mevcut delil durumuna göre bu husus davacı tarafından kanıtlanamamıştır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesi kararı doğrudur. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2020/1788 esas, 2022/1549 karar sayılı ilamı) Mevcut olayımızda davalının imzaya itiraz davasının yürütüldüğü sırada haciz işlemi yaptığı, davacı tarafından açılan haksız haciz talebinin yerinde olduğu kanaatine varılarak hükme esas alınan bilirkişi raporu ile belirlenen 27.943,62 TL üzerinden haksız haciz tarihi olan 25/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın avukatlık ücretini talep edemeyeceği kanaatine varılmıştır. Davalının dosya kapsamına göre kötü niyetli ve ağır kusurlu olduğu dosya kapsamına göre sabit olmamakla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. ....a-Maddi Tazminat Talebi Yönünden; -Davanın KABULÜ ile; 27.943,62TL'nin haksız haciz tarihi olan 25/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,b-Manevi Tazminat Talebi Yönünden; Davanın REDDİNE, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece, dosyada mevcut 30.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen 27.943,62-TL üzerinden maddi tazminatın kabulüne karar verilmiş ise de belirlenen tazminat miktarının eksik olduğunu, hükme esas alınan 30.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda, davacının mahrum kaldığı kazanç 27.943,62-TL olarak belirlenmiş ise de bilirkişi raporunda hatalı olarak davacının zararının sadece enflasyon oranı dikkate alınarak hesaplandığını, icra dosyasına ödemenin yapıldığı tarihteki Merkez Bankası Döviz kuruna bakıldığında, 10.05.2016 tarihinde USD/TL : 2.9380, Euro/TL : 3.3436 olup paranın iade edildiği 25.10.2018 tarihinde ise USD/TL : 5.6899, Euro/TL : 6.4912 olduğunu, buna ilişkin merkez bankası kayıtlarının dosyaya sunulduğunu, davacı şirketin haksız tahsil edilen parayı döviz yahut altın olarak değerlendirdiği kabul edildiğinde dahi meydana gelen zarar bilirkişi raporunda hesaplanan ve hüküm altına alınandan çok daha fazla olduğunu, bu nedenle sadece enflasyon oranı dikkate alınarak yapılan hesaplamaların dikkate alındığı bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı şirketin gerçek zararının tespiti için, enflasyon oranı, döviz ve altın fiyatlarındaki farklılıklar ve davacı şirketin parayı ticari işlerinde kullanarak bundan gelir elde edebileceği hususları birlikte değerlendirilerek hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafın avukatlık ücretini talep edemeyeceği yönündeki değerlendirmenin de hatalı olduğunu, mahkemece davalının dosya kapsamına göre kötü niyetli ve ağır kusurlu olduğu sabit olmadığı gerekçesiyle manevi tazminatın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın talepleri gibi kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Maddi tazminat yönünden verilen kararın hukuka ve usule aykırı olduğunu, mevcut durumda bir haczin bulunmadığını, borca konu senet müvekkil şirkete ciro yolu ile geldiğinden, müvekkilinin senetteki imzayı denetleme imkanı ve zorunluğu bulunmadığını, davacının imzaya itirazı hususundaki yargılama devam ederken müvekkilinin haksız olduğunun düşünülemeyeceğini, verilen karardan sonra müvekkilinin karara uygun davranarak haczedilen bedeli iade ettiğini, alacaklının "borçlu olmadığını bildiği" durumu da mevcut olayda söz konusu olmadığından davacının bankadaki parasına haciz şerhi işlenmesi ve bloke konmasının müvekkiline verilen yasal bir hak olduğunu müvekkili şirketin kötü niyetinden bahsedilemeyeceğini, davacının, ön inceleme duruşmasından sonra maddi zarar talebini genişletmiş olduğunu, süresinden sonra talebini genişletmesine muvafakat edilmemiş olmasına rağmen bu husus dikkate alınmayarak genişlettiği talebi dikkate alınarak davanın kabulüne karar verildiğini, davacı tarafın, 18/11/2020 tarihli maddi zarar kalemlerini somutlaştırdığını belirttiği dilekçesinin "B" maddesinde zarar kalemlerinden birini "Davacıdan haksız haciz sonucu tahsil edilen paranın tahsil edilen tarih ile iade edilen tarih arasındaki değer kaybından doğan zararlar" olarak belirttiğini, bilirkişi raporunda da 35.357,58 TL'nin ticari faaliyetlerde kullanılamamasından kaynaklı zararları belirlenemez nitelikte bulunduğundan 18/11/2020 tarihli dilekçenin B maddesine göre enflasyon oranında bir hesaplama yapıldığını, davacı tarafın dava dilekçesinde maddi zarar olarak; icra dairesine ödenen paranın ticarette kullanılamamasından doğan zararlar, haksız haciz sebebi ile yapılan avukatlık ücretleri ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararları talep ettiği görülmekle zararın somutlaştırılması talep edildiğinde ön inceleme aşamasından sonra zarar kalemi olarak ödenen paranın değer kaybından doğan zararları talep ettiğinin görüldüğünü, söz konusu alacak kalemi esas alınarak yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulünün hukuka aykırı olduğunu, döviz üzerinden yapılan hesaplamaların varsayıma dayalı ve ispat edilememiş olduğundan kabul edilemeyeceğine ek olarak, hükme esas alınan üç bedelin ortalamasının alınması şeklindeki bir hesaplamanın da kabulünün mümkün olmadığını, hükümde davanın kabulü ile 27.943,62 TL'ye haksız haciz tarihi olan 25/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiğini, paranın kullanılamamasından dolayı uğranan zarar bakımından paranın haczedildiği tarihten bugüne kadar faiz işletilmesi hatalı olup davacının haksız haczedildiğini iddia ettiği bedeli 25/10/2018 tarihinde iade aldığı dikkate alındığında işbu bedele de en fazla iade tarihine kadar faiz işletilebileceğini belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Haksız haciz sebebiyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir. Uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nun 50. maddesi uygulanmalıdır. Belirtilen hükümler gereğince; Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4 HD'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. Sayılı ilamı). Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur. Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4 HD'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. Sayılı ilamı). Somut olayda mahkemece hükme esas alınan ek raporda maddi tazminatın Euro, Usd ve enflasyon oranlarına göre hesaplanan 3 farklı değerin ortalaması alınarak hesaplandığı anlaşılmaktadır. Yargılama giderlerinden olan avukatlık ücreti, ilgili olduğu davanın konusunu teşkil eder nitelikte feri bir alacak olup, ilgili davanın sonunda diğer yargılama giderleri ile birlikte hüküm altına alınır. Söz konusu davada hüküm altına alınmayan avukatlık ücreti alacağı asıl bir alacak olmadığından bir başka davaya konu edilemez. Davacının davalıya karşı açtığı icra takibinin iptali davasında vekiline ödediği avukatlık ücretinin ayrı bir dava olarak ileri sürülmesi mümkün değildir. Şu durumda davacının avukatlık ücretine ilişkin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi ise, 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve ağır kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.Dava konusu olayda davalı şirketin dava konusu senetleri ciro yoluyla elinde bulunduran yetkili hamil olup, senetlerdeki imzanın davacının yetkilisine ait olmadığını bilecek durumda olmadığı, buna göre davalının kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunu ispat edilemediği anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmieştir.Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;Davacı tarafından takip konusu senetlerdeki imzaya itiraz edilerek takibin iptali talebiyle açılan davada, Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/134 E.- 2018/311 K. sayılı ilamıyla imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığı tespit edilerek davanın kabulüne karar verildiği ve verilen kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.Bu durumda, davalı tarafça haczedilen para iade edilmiş olup yapılan haczin haksız olduğu görülmektedir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu, ilk derece mahkemesince talebin somutlaştırılması için verilen süre içinde davacının maddi zararın hangi kalemlerden oluştuğuna dair sunduğu dilekçenin iddianın genişletilmesi olarak değerlendirilemeyeceği ve TBK 117 madde gereğince maddi tazminata haksız haciz tarihinden itibaren faiz işletilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/895 Esas 2022/721 Karar sayılı 19/07/2022 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 179,90 TL'nin mahsubuyla bakiye 247,70 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.908,82 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 477,20 TL'nin mahsubuyla bakiye 1.431,62 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine 4-İstinafa başvuran taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,7-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2024