Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/1508 E. 2025/356 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/1508
- Karar No
- 2025/356
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1508
KARAR NO:2025/356
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2018/989
KARAR NO:2021/233
DAVA TARİHİ:28/08/2018
KARAR TARİHİ:10/02/2021
BİRLEŞEN DOSYA
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2019/350
DAVA TARİHİ:31/05/2019
ASIL DAVA:Kayıt Kabul
BİRLEŞEN DAVA:Kayıt Kabul
KARAR TARİHİ:26/03/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:ASIL DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Banka kredi müsterisi müflis .... A.Ş. arasında imzalanan kredi sözleşmeleri ile yine müflis şirketin kefaletinin bulunduğu ... A.Ş. ve ... Internatıonal ... (... A.Ş.) nezdinde krediler kullandırıldığını, 18/04/2018 tarihi itibariyle müflis şirketin asaleten kullandığı krediler sebebiyle 1.508.881,24 TL nakdi, çek taahhütlerinden kaynaklanan 7.900,00 TL gayri nakdi, kefaleten yer aldığı krediler sebebiyle 19.448.882,87 TL nakdi kredi borcu bulunduğunu, müvekkilinin ayrıntılı olarak alacak kayıt dilekçelerinde belirtilen 20.957.701,11 TL nakit + 7.900,00 TL gayrinakit alacağın tamamının ... tarafindan yargılamayı gerektirdiğinden reddedildiğini belirterek, müvekkilinin alacağının masaya kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müflis şirketi temerrüde düşürdüğüne ilişkin bir iddiası bulunmadığından, müflis şirketi temerrüde düşürmeden temerrüt faizi talep etme hakkı bulunmadığını, davacı ile müflis şirket arasında akdedilen kredi sözleşmeleri uyarınca borcun varlığı, miktarı, faiz oranı, faiz miktarı tarafların ticari defterleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağından iflas müdürlüğünün alacak kayıt talebini reddetmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, müflis şirketin kefaletinden doğan nakdi borçlarının olduğu iddiasını kabul anlamına gelmemek üzere mahkemece böyle bir borcun varlığına kanaat getirilirse tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde karar verilmesi gerektiğini belirterek, öncelikle alacağın zamanaşımına uğramış olması halinde usulden reddine karar verilmesini, aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVA:Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili Banka kredi müsterisi müflis .... A.Ş. arasında imzalanan kredi sözleşmeleri ile yine müflis şirketin kefaletinin bulunduğu ... A.Ş. ve ... (... A.Ş.) nezdinde krediler kullandırıldığını, 18/04/2018 tarihi itibariyle müflis şirketin asaleten kullandığı krediler sebebiyle 1.508.881,24 TL nakdi, çek taahhütlerinden kaynaklanan 7.900,00 TL gayri nakdi, kefaleten yer aldığı krediler sebebiyle 106.507.493,86 TL nakdi kredi borcu bulunduğunu, ... tarafindan belirtilen 108.016.375 TL nakit + 7.900,00 TL gayrinakit alacağın tamamının ... tarafindan yargılamayı gerektirdiğinden reddedildiğini, işbu dava ile İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/989 E. sayılı dosyasından açılan kayıt kabul davasının niteliği ve taraflarının aynı olduğunu, bu nedenle her iki dosyanın birleştirilmesini ve nihayetinde davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Birleşen dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; "Dava, davacı banka tarafından genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacak nedeniyle müflis şirket aleyhine açılan kayıt kabul davasıdır.Davacı, müflis şirketi ile aralarında kredi sözleşmesi ilişkisinin olduğunu, ayrıca müflisin kefil olarak da kredi sözleşmeleri imzaladığını, ödenmeyen kredi borçlarının olduğunu iddia ettiği ve masaya kaydedilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.İflas Müdürlüğünden iflas kararını veren mahkeme numarası, kararın kesinleşip kesinleşmediği, iflas idare temsilcileri atanıp atanmadığı, atanmış ise yetki sınırları ve isim ve adresleri, davacının alacak kaydı için verdiği dilekçe, ekleri ve iflas masasının kararı, sıra cetveline ilan tarihleri, red kararının davacıya tebliğ tarihi, davacının masraf verip vermediği, ikinci alacaklar toplantısının yapılıp yapılmadığı hususlarında müzekkere ile gerekli bilgi ve belgeler istenmiştir.Müflis şirketin İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/222 E, 18/04/2018 tarihli kararıyla, karar tarihi itibariyle iflasına karar verildiği, bu kararın, henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. İflas kararının kesinleşmesinin beklenmesini gerektiren yasal bir zaruret hali (görevli mahkemenin değişmesi gibi) bulunmadığından iflas kararının kesinleşmesinin beklenmesine gerek görülmemiş, davalı iflas müdürlüğünün de böyle bir talebi olmamıştır.Davacının talepleri açıklanmaya muhtaç olduğundan süre verilmiş, davacı banka bu kez birleşen davadaki taleplerini tekrarla, birleşen davanın asıl davadaki taleplerini de kapsadığını ileri sürerek asıl davayı takipsiz bırakılmış, yenilenmemiştir. Bu sebeple asıl davanın (İşlemden kaldırıldığı tarih 04/03/2020 olup, süreler 7226 sayılı yasa gereği 13/03/2020-15/06/2020 (dahil) tarihlerinde durmuş olduğundan asıl dava 07/09/2020 tarihi itibariyle) açılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir.Birleşen davada davacının talepleri müflisin asaleten kullandığı krediler sebebiyle 1.508.881,24 TL nakdi, müflisin kefaleten sorumlu olduğu krediler sebebiyle 106.507.493,86 TL nakdi ve çek taahhütleri sebebiyle 7.900,00 TL gayrinakdi alacağı olduğunu ileri sürmüştür.Uyuşmazlık konusu olan ilk husus iş bu dava için dava şartı olan davanın süresinde açılıp açılmadığı hususudur. 2004 sayılı İİK.nun 235. maddesine göre sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223 üncü maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur. İflâs masasına alacaklı olarak müracaat eden alacaklılar, tebligata elverişli adres göstermek ve Adalet Bakanlığınca çıkarılacak tarifede gösterilecek yazı ve tebliğ masrafları için avans vermek suretiyle iflâs idaresince alınacak kararların kendilerine tebliğini isteyebilirler. Bu muameleyi yaptırmış alacaklılar hakkında iflâs idare memurunun kararlarına karşı kanun yolları kendilerine tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar.Somut olayda, iflas müdürlüğüne yazılan müzekkereye göre gelen cevaptan, davacının, iflas masasına 243 kayıt sıra numarası ile 108.016.375,00 TL nakdi, 7.900,00 TL gayri nakdi olmak üzere toplam 108.024.275,10 TL alacak üzerinden masaya kayıt talebinde bulunduğu, masanın talebin tamamını reddettiği, davacı vekilinin, red kararının tebliği için masraf yatırdığı anlaşılmıştır. Masa red kararı, davacı vekiline 30/05/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, ayrıca sıra cetveli 25/05/2019 ve 12/06/2019 tarihlerinde ayrı ayrı ilan edilmiştir. Bu bakımdan iş bu kayıt kabul davasının 31/05/2019 tarihinde, süresi içinde açıldığı sabittir.Bankacı bilirkişi marifetiyle, şubede önceleme yetkisi de verilerek banka kayıtları incelenmiştir.Bilirkişi, 27/09/2019 tarihli kök ve 17/07/2020 tarihli ek raporunda özetle müflisin asaleten kullandığı bir kredinin olmadığını ancak dava dışı ... ile yapılan genel kredi sözleşmelerine göre (12 ayrı kredi sebebiyle) müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğunu, iade edilmemiş 5 adet çek sebebiyle de ibraz tarihinde geçerli olan yasal karşılık tutarlarına göre toplamda 6.020,00 TL gayri nakdi alacağının olabileceğini ancak ibraz edilmemiş bu çekler sebebiyle bankanın riskinin en geç 18/04/2018 tarihinde sona erdiğini, bu nedenle banka talebinin yerinde olmadığını ancak takdirin mahkemeye ait olduğunu mütalaa etmiştir. Davacı vekilinin rapora itiraz ettiği görülmüş, itirazların teknik inceleme gerektirmesi nedeniyle ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi 24/01/2020 tarihli ek raporunda kök raporda yapılan hesaplamaların doğru olduğunu tekrar etmiştir. Mahkememizce denetlenen bilirkişi raporunun teknik hesaplamalarının usul ve yasaya uygun olduğu, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, olayın oluşuna, Yargıtay uygulamalarına uygun olduğu anlaşılmış ve rapor benimsenmiştir. Davalı iflas idaresinin kefalet limitine ilişkin itirazları, çerçeve kredi sözleşmelerinde limitlerin toplamı kadar bankanın kredi kullandırma imkanı olduğundan itiraz yerinde değildir. (Kabaca, müflisin kefalet limiti 2 milyon TL, 26 milyon USD ve 19 milyon Eurodur. Bankacı bilirkişinin hesapladığı 20 milyon küsür borç, limit dahilindedir.) Bir diğer itiraz olan gayrinakdi kerdiler yönünden ise davalının itirazı yerinde görülmüştür. Daha önceden bankaya ibraz edilmemiş olan çekler için ibraz süreleri geçmiş bulunduğundan bankanın riski kalmamıştır. Bu sebeple gayrinakdi kredi yönünden talep reddedilmiştir..." gerekçesiyle;"1-Asıl davanın takipsiz bırakılmış, süresi içinde yenilenmemiş olmakla, 07/09/2020 tarihi itibariyle HMK.nun 150/son maddesi uyarınca AÇILMAMIŞ SAYILMASINA; 2-Birleşen İstanbul Anadolu 2 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/350 E, 661 K sayılı dosyada, davanın KISMEN KABULÜNE;Davacı bankanın kefalet nedeniyle tahsilde tekerrüre yer vermemek kaydıyla 106.016.463,37 TL nakdi, alacağının masaya kayıt ve kabulüne; fazlaya ilişkin kısmın reddine..." karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece eksik hususlar araştırılmaksızın, hatalı bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporunda yalnızca banka kayıtlarına itibar edildiğini, müflis şirketin ve dava dışı asıl borçlunun ticari defterlerinin incelenmediğini, davacının masaya alacak kaydı talebinin dayanağı müflis tarafından kefaleten imzalanmış olan kredi sözleşmeleri olduğundan dava dışı asıl borçlu ...'nın ticari kayıtları incelenmeksizin alacağın varlığı ve miktarının tespit edilmeyeceğini, bilirkişi raporunda da değinildiği üzere hesapların asıl borçlu için kat edilmediğini, asıl borçlunun temerrüte düşürülmediğini, bu haliyle temerrüt faizinin hesaba dahil edilmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun denetime elverişli olabilmesi için davacı tarafından genel kredi sözleşmeleri, kefalet sözleşmeleri ve kredi kullanımına ilişkin sözleşme asıllarının dosyaya sunulması ve taraflarına tebliğ edilmesinin gerektiğini, ancak söz konusu belgelerin tebliğ edilmediğini, bilirkişi raporunda temerrüt faizi hesaplanmışsa da dosyada temerrüt faizi ve akdi faiz oranlarına ilişkin bilgi-belge bulunmadığından faiz hesaplamalarının denetime elverişli olmadığını, müflis şirket kefil olduğundan ve asıl borçlu temerrüde düşürülmediğinden cevap dilekçesinde belirtildiği gibi TBK'nın 88. ve 120. maddeleri gereği temerrüt faizine itiraz ettiklerini, kabul anlamına gelmemek üzere borç miktarı iflas tarihine kadar hesaplanmış olup iflastan sonra işleyen faizler İİK`nın 195. maddesi gereği tasfiyeden bakiye kalması halinde dikkate alınabileceğinden alacağın varlığına yerel mahkemece kanaat getirilmesi halinde dahi temerrüt faizinin hükme esas alınmaması gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Asıl ve birleşen dava İİK 235. maddesi gereğince açılmış olan sıra cetveline itiraz (kayıt kabul) davasıdır. Mahkemece asıl davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, birleşen dava ise kısmen kabul edilmiştir. Davalı tarafça kısmen kabul edilen birleşen dava yönünden istinaf yoluna başvurulmuştur. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi, birleşen dava dilekçesinin davalı tarafa tebliğ edilmediği tespit edilmiştir.Savunma hakkı, Anayasanın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır. İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkı"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/02/2018 tarihli 2017/21-1721 E. 2018/345 K. sayılı ilamında;"Taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36’ıncı maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36'ncı maddesi ile 1086 sayılı HUMK’nın 73'üncü maddesinde de (6100 sayılı HMK’nın 27'nci maddesi) açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı yan dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd).01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27'nci maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 73'üncü maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Buna göre mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir.Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. Anayasamızın 36'ncı maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27'nci maddesi hükmüne göre: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir".Hukuki dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Her yargılama süresi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır.Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir.Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (bkz. 6100 sayılı HMK'nın Hükümet Gerekçesi madde 32). Hukuki dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değildir. Tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukuki korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukuki uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır. Hukuki dinlenilme hakkına aykırılık bir istinaf gerekçesi ve temyizde de bozma sebebidir. Hakkın ihlalinin niteliğine göre, yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilebilir. Ayrıca adil yargılanma ihlali çerçevesinde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulabilir. Kanunda da açıkça belirtildiği gibi hukuki dinlenilme hakkının temel üç unsuru bulunmaktadır (6100 sayılı HMK madde 27/2). Bunlardan ilki “Bilgilenme hakkı” dır.Buna göre, hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Bilgilenme hakkı, gerek karşı taraf gerekse yargı organlarının işlemleri ve dosya kapsamına girip yargılamayı etkileyen her şeyi kapsar. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçekten sağlanmaya çalışılmalıdır. Özellikle tebligat ve davetiye kurallarının uygulanmasında özen gösterilmelidir. Usulüne uygun tebligat yapılmadan, davetiye çıkarılmadan, tefhimi mümkünse tefhim gerçekleşmeden yapılan işlemler taraflar bakımından sonuç doğurmaz.Taraflardan gizli yargılama yapılamayacağı için, yargılamaya dahil olan her işlem bakımından taraflar, dosyanın korunması ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi dışında bir sınırlamaya tabi olmadan tam olarak bilgilenme hakkını kullanabilirler. Bu sınırlamalar da bilgilenme hakkını ortadan kaldırıcı nitelikte olmayıp sadece kullanılmasını yargılamanın sağlıklı işlemesi için belirli kurallara bağlamak şeklinde olabilir. Tarafların bilgisine açık olmayan hiçbir husus hükme esas alınamaz. Hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşmesini sağlayacak en önemli ilke ise silahların eşitliği ilkesidir. AİHM’nin 6'ncı maddesinin 1'inci bendinin ilk cümlesinde yer alan silahların eşitliği ilkesi, yine AİHM’ye göre mahkeme önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın deliller de dâhil olmak üzere iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması, tarafların denge içinde olması demektir. Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir. Savunma hakkının yeterince kullanılamadığı bir yargılamanın doğru sonuçlar vermesi beklenemez. Adil yargılamayı gerçekleştirmeye yönelik her hukuk kuralı savunma hakkının varlığına işaret edecektir.Hak arama özgürlüğü ve bunun somut unsurlarından biri olan savunmanın yapılabilmesinin ilk koşulu ise tebligattır. Bir yargılama sırasında taraflar, yargılama hakkındaki ilk bilgilere ve bunun sonucunda iddia ve savunma yapabilme haklarına ancak usulüne uygun tebligat ile kavuşabilecek ve bu şekilde savunma yapılabilecektir. Bunun tersi olarak geçerli ve usulüne uygun bir tebligat olmaksızın yargılama yapılması ise, savunma hakkının, dolayısıyla en temel insan haklarından birinin ihlali anlamına gelecektir (Mehmet Ruşen Gültekin, Adil Yargılanma Hakkının Gerçekleşmesini Sağlayan Araçlardan Milletlerarası Tebligat ve İstinabe, (Doktora Tezi), Ankara 2006, s. 17 vd.).Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir (HGK’nın 04.03.2009 gün ve 2009/9-52 E. 2009/105 K.; 14.04.2010 gün ve 2010/21-200 E. 2010/216 K.; 20.04.2011 gün ve 2011/5-175 E. 2011/202 K. sayılı ilamları).Yetkili makamlar tarafından bir takım hukuki işlemlerin, bunların hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukuki dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır. Bir davada davalının, davacının açmış olduğu davadan haberdar olması, davaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun, ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür..."İşbu dosyada, birleşen dava dilekçesinin, davalıya tebliğ edilmediğinin tespiti karşısında, savunma hakkının kısıtlandığı açıktır. Davalı tarafça istinaf sebebi olarak ileri sürülmemiş ise de Anayasa ile koruma altına alınan bu hakkın ihlali, kamu düzenine ilişkin olup re'sen nazara alınması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 316-322 maddeleri arasında basit yargılama usulü düzenlenmiştir. Ön inceleme ve tahkikat başlıklı 320/2.maddesinde; "Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.", Hüküm başlıklı 321.maddesinde; "Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder.Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez." hükmü yer almaktadır.Somut dosyada; birleşen dava yönünden usulüne uygun bir ön inceleme duruşması yapılarak tahkikata esas olacak şekilde tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespit edilmediği, anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğunun tutanağa yazılarak taraflarca imzalanmadığı anlaşılmakla; ön inceleme duruşması usulüne uygun yapılmadan davanın esası hakkında karar verilmesi 6100 sayılı HMK 320. maddesinde yer alan emredici nitelikteki düzenlemeye aykırıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/2-433 E. 2016/63 K., 2014/18-431 E. 2014/426 K.) Açıklanan nedenlerle, Mahkemece öncelikle, birleşen dava dilekçesi ve eklerinin davalı tarafa usulüne uygun tebliği sağlanarak, savunma hakkı tanınması, 6100 sayılı HMK'nın 320. maddesinde yer alan emredici nitelikteki düzenlemeye uygun olarak ön inceleme duruşması yapılması, tahkikatın ön inceleme tutanağı esas alınarak yürütülmesi, davalı tarafça sunulanacak cevap ve itirazlara göre gerekirse ek inceleme yapılması, HMK'nın 321.maddesi uyarınca tahkikatın tamamlanmasından sonra tarafların son beyanları alınarak davanın esasına ilişkin hüküm kurulması gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 ve 355. maddeleri gereğince kaldırılmasına, Dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine, esasa ilişkin istinaf sebeplerinin bu aşamada incelemesine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca KABULÜ ile İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/989 E. 2021/233 K. Sayılı 10/02/2021 tarihli kararının, davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iade edilmesine,5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/03/2025