İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/348 E. 2025/228 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/348
Karar No
2025/228
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2024/348 ESAS KARAR NO: 2025/228 DAVA: Sözleşmenin İptali DAVA TARİHİ : 15.05.2024 KARAR TARİHİ: 25.03.2025

Mahkememizde görülmekte olan Sözleşmenin İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ---- kardeşi davalılardan ---- tarihinde ----- firmasının ürettiği beyaz eşya makina ve mamüllerin montaj bakım ve onarımını ve bununla ilgili feri işleri yapmak amacıyla ---- kurduğunu, ardından ---- tarihinde iki kardeşin başka bir şirket daha kurduğunu, ikinci kurulan----- kuruluş ------ dava dilekçesi ekinde sunduklarını, her iki şirketin de yasalara ve usullere uygun kurulduğunu ancak her iki şirketin ticari hayatı benzer yönde olumlu bir şekilde seyretmediğini, şirketlerden -----karlı bir şekilde ticari hayatına devam ederken---- şirketinin ticari olarak başarılı olamadığını ve pasif bir şirket olarak ticaretini sürdürdüğünü, söz konusu bu iki şirketin ticari hayatı birbirine zıt bir şekilde devam ettiğini, bir tanesi karlı bir şekilde ticarete devam ederken diğer şirket pasif bir şekilde karsız bir şekilde ticari hayatına devam ettiğini, müvekkilinin, şirketlerdeki bu zıtlığın ----muhasebeci olarak ------oğlu yerleştirildiği için" farkında olmadığını, aktif olarak çalışan ----- şirketinin muhasebesine yerleştirilen davalı -------- oğlu; müvekkilinin, şirketin gelir gider durumundan haberdar olmasını engellediğini, müvekkilinin yaşlılıkla beraber şirketler üzerindeki takip kabiliyetini kaybettiğini, bu durumu davalı ----- art niyetli bir biçimde kullandığını ve müvekkilinin şirket üzerindeki etkinliğini azalttığını, söz konusu bu zaman diliminde müvekkillinin elindeki tek aracın ---- tarafından ------ tahsis edilmesi için müvekkilinden istendiğini, söz konusu bu aracın şirkete devredilmesinin ardından müvekkilline araç kiralandığını ancak aracın kira sözleşmesi bittiğinde müvekkili elindeki aracından olduğu gibi ----- şirketinden müvekkilinin elinden alınan aracına dair herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı ---- şirketinden uğramış olduğukları bu zararın tazminini talep ettiklerini, müvekkilinin söz konusu bu zayıflığı şirketin diğer ortağı olan -----tarafından tekrar art niyetli bir biçimde kullanıldığını ve kar eden şirketteki müvekkili payları Noterde düzenlenen pay devri sözleşmesi ile gerçek bedelinden düşük bir şekilde ----- tarihinde ---- devredildiğini, aynı gün yani ------- tarihinde pasif durumdaki şirketteki ---- paylarının da müvekkili -----107.500,00-TL bedelle devredildiğini, davalı -------, aktif durumundaki şirkette tek yetkili olduğunu, pasif durumdaki şirketteki paylarını da müvekkiline devrettiğini, söz konusu pay devrinin bedeli olan --------- müvekkiline------- tarafından ödenmediği gibi gelinen günde yapıcı girişimlerinin de sonuçsuz kaldığını, hisse devri sözleşmesinde pay devrinde belirtilen ---- nakit olarak alındığı ifade edilmişse de müvekkilinin davalı ---- söz konusu miktarı teslim almadığını, müvekkilinin malvarlığı üzerinde yapılacak inceleme ile bu durumun ortaya çıkacağını, bunun yanında söz konusu pay devirlerinin usulune uygun yapılmadığını, hisselerin gerçek değerinden düşük bir bedelle devredildiğinin de ---- ticari kayıtlarının incelenmesiyle açıkça ortaya çıkacağını, --------- ait pay adet beheri 25,00-TL olarak ilan edilmiş olsa da böyle bir şirketin aktif değerinin daha yüksek olduğu bu yüzden pay adeti başına atfedilecek değerin belirtilenden yüksek olması gerektiğini, müvekkili ---- tarafından ------- devri gerçekleştirilen payların karşılığının ----- daha fazla olduğunun tespiti için bilirkişi atamasının yapılmasını ve --------- ait bilançoların, aktif pasif gelir kayıtlarının vs. atanan bilirkişi tarafından incelenmesini, tüm bu nedenlerle; fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla; öncelikle söz konusu hisse bedellerinin gerçek bedellerinin altında devredilmesi sebebiyle ------ yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesinin iptalini, Mahkemece re’sen tespit edebileceği zarar kalemleri ve müvekkili bünyesinde işbu dava konusu olay sebebiyle doğabilecek zarar kalemlerine ilişkin talep ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik------zararın işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tazminini, her türlü zarar, ziyan talebi dahil fazlaya ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulmasını, faiz, masraf ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında noter huzurunda yapılmış bir sözleşme bulunduğunu, davacı tarafın ------- yevmiye numaralı hisse devri sözleşmesinin iptali maksadıyla huzurdaki davayı açtığını ancak sözleşmenin iptali için hangi iptal sebebine dayandığını dava dilekçesinde açıklamadığını, iptal edilebilirliğin, Kanunun öngörmüş olduğu unsurlara uygun olan söz konusu bir işlemin, işlemi gerçekleştiren taraflardan birinin iradesinin sakat olması sebebiyle hükümsüz olması şeklinde olduğunu, bu iptal sebebini butlandan farklı olarak herkesin ileri süremeyeceğini, hak düşürücü süre içinde iptal sebebi ileri sürülebileceğini ve Hakimin iptal sebebini re’sen dikkate almayacağını, bu nedenle davacı tarafın hangi iptal sebebine dayandığını açıklayıp davayı somutlaştırmadığından davanın reddine karar verilmesini, Türk Borçlar Kanunu sözleşmelerin irade sakatlıkları nedeniyle iptal edilebilmesi için dört sebep düzenlediğini, bu sebeplerin; aldatma, yanılma, korkutma, aşırı yararlanma (gabin) olduğunu, TBK m. 39'a göre sözleşmenin aldatma, yanılma ya da korkutma hallerinden biri nedeniyle iptali isteniyorsa bu durumun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde talep edilmesi gerektiğini, gabin (aşırı yararlanma) iddiasında zarar gören kişi bu hakkını düşüncesiz davrandığını ya da deneyimsizliğine kurban gittiğini fark ettiği ya da zor durumun bittiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanabileceğini, davacının dava dilekçesi ile ibraz ettiği arabuluculuk son tutanağından görüleceği üzere arabulucuya başvurduğu tarihin ----- olduğunu, sözleşme tarihinin ---- olduğunu ve davanın açıldığı tarihin ise ----olduğunu, bu nedenle davacının ------ sözleşme tarihinde sözleşmenin iptaline ilişkin sebep iddiasını bilmediği düşünülse dahi davacının ----- tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunarak sözleşme iptal sebebine yönelik iddiasını bildiğini açıkça ifade ettiğini, arabuluculuk son tutanağın düzenlendikten iki yıl bir ay sonra ------tarihinde sözleşmenin iptali için dava açıldığını, davacının iddia ettiği iptal sebebini hukuken en geç arabuluculuğa başvurduğu --------tarihinde bildiğinin kabul edilmesini, sözleşmenin iptali için ileri sürülebilecek aldatma, yanılma, korkutma ve gabin iddialarının tamamı için zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini, davacının ibraz ettiği arabuluculuk son tutanağındaki uyuşmazlık konusuna bakıldığında sözleşme iptaline yönelik talebin bulunmadığını ayrıca bir zarar talebinin de arabuluculuk tutanağında bulunmadığını, bu nedenle arabuluculuk son tutanağında yer almayan dava talepleri yönünden davanın usulden reddine karar verilmesini, davacının arabuluculuk sürecindeki uyuşmazlık konusuna dair talebinin pay devri bedelinin ödenmesi ve geçmişe dönük kar payının tahsiline ilişkin olduğunu, bu taleplerin ise huzurdaki dava ile ilgisi bulunmadığını, davacının dava dilekçesindeki tüm taleplerinin kendi içerisinde çelişkili olduğunu, davacının hem ------- yevmiye numaralı hisse devri sözleşmesinin iptaline karar verilmesini talep etmiş hemde zarar kalemi olarak hisse devri sözleşmesindeki payların gerçek değerinin tespit edilerek ödenmesini talep ettiğini, sözleşme iptalinin talep edildiği bir durumda hisse bedelinin aynı anda talep edilmesinin hukuken çelişkili olduğunu, davacının iptale konu ettiği sözleşmeyi dosyaya sunmadığını, davacı ---- müvekkili ------ kardeş olduğunu, müvekkilinin gençlik yıllarında ----- firmasında teknisyenlik yaptığını ve sonrasında----- yetki alarak kendi yetkili servisini açtığını, müvekkilin kurucusu ve ortağı olduğu ----- firmasının ----- yetkili servisi, -------- yetkili servisi olmak üzere kurulduğunu ve -------tarafından yetkilendirildiğini, müvekkilinin her iki şirketinde yönetimini yıllarca tek başına yürüttüğünü, dönem içerisinde bölgede yeni yetkili servisler kurulmaya başladığını ve -------- şirketlerinin zarar etmeye başladığını, her iki şirketin de yapılandırmaya girdiğini, yüklü miktarda vergi borcu bulunduğunu, şirketlerin yıl sonu bilançoları incelendiğinde her iki şirketinde zarar ettiğinin görüleceğini, -------sağlık sorunları bulunduğundan ve yaşı da ilerlediğinden artık işlerle ilişkisini kestiğini, müvekkilinin şirketleri tek başına idare ettiğini, ardından ------ yapılan yetkili servis sözleşmesi ---- feshedildiğini ve servisin artık sadece ----şubesi üzerinden varlığını sürdürdüğünü, davacı tarafın, müvekkilinin oğlunu muhasebeye yerleştirerek ------ etkinliğini azalttığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, ------ kendi sağlık sorunları nedeniyle iş takibi yapmak istemediğini, yüklü miktarda borcu olan bir şirketi müvekkilinin devralmasının asıl sebebinin de bu olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkilinin malvarlığının sorgulanmasını talep ettiğini, bu iddianın dava konusuyla hiçbir alakası bulunmamakla birlikte; şirketlerin aktif olarak çalışıp kar durumunda olduğu geçmiş dönemlerde müvekkilinin kar payından aldığı parayı yatırım yapmış olması ----- bu yatırım üzerinde herhangi bir yasal hak vermeyeceğini, -------- kendi kar payını çocuklarını yurt dışında okutmak için harcadığını ve yurt dışındaki çocuklarının geçimini üstlendiğini, müvekkilinin ve oğlunun ise şirketlerde aktif olarak çalıştığını ve elde ettikleri kar payını ile de taşınmaz alarak yatırım yaptıklarını, bu durumda --------- kendi payına düşen parayı istediği gibi harcayıp ardından müvekkili payına düşen miktarın sorgulanmasını talep etmesinin abesle iştigal olduğunu, şirketlerin kar dağıtımları dışında müvekkilinin nerede ne malı olduğuna ilişkin sorgu talebinin dahi davacının kötü niyetle hareket ettiğinin kanıtı olduğunu, dava konusu ile alakası olmayan algı yaratma çabası ile yapılan bu talebin reddi gerektiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkilinin muvazaalı işlemleri olduğunu iddia ettiğini ancak iddiasını somutlaştıramadığını ayrıca davacının dava dilekçesinde beyan ettiği müvekkili ------- ----- tarafından yasaklanmış kişi olduğu iddialarının da gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin her zaman şirketin ortağı olduğunu ve herhangi bir yasaklılık durumunun söz konusu olmadığını, tüm bu nedenler ve Mahkemece resen dikkate alınacak nedenlerle; davacıya sözleşme iptali için dayandığı hukuki sebebi somutlaştırmaması sebebiyle davanın usulden reddini, veya davacıya iptal talebinin dayanağını açıklamak üzere süre verilmesini, sözleşme süresinin üzerinden dört yıl ve arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren iki yıl geçtiği sabit olduğundan iptal sebepleri yönünden hak düşürücü süreler ve zaman aşımı dolduğundan davanın reddini, dava konusu edilen sözleşme iptali ve maddi zarar iddiaları arabuluculuk uyuşmazlık konusu edilmediğinden bu talepler yönünden arabuluculuk süreci işletilmediğinden davanın usulden reddini, davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığından reddini, davacının haksız ve hukuka aykırı taleplerinin reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan --------vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı şirket ile akdedilen yetkili servis sözleşmesinin tarafı olmadığından müvekkili şirkete kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde yer alan müvekkili şirkete yönelik iddialara itibar edilmemesi gerektiğini, davacı -------- ortak olarak kurdukları şirkete ilişkin hisse devri işlemlerinin müvekkili şirketleri bağlamadığı gibi bu iç ilişkiye müvekkili şirketlerin olumlu ya da olumsuz herhangi bir müdahalesinin de söz konusu olmadığını, bu nedenle, huzurdaki dava konusu zarara ilişkin olarak müvekkili şirketlere kusur atfedilemeyeceği yönünde karar verilmesi gerektiğini, tüm bu nedenler ve Mahkemece re’sen dikkate alınacak nedenlerle; müvekkili şirket ------ davalı şirket ile akdedilen bir yetkili servis sözleşmesi bulunmadığından davanın müvekkili şirket yönünden husumet yokluğundan reddini, Mahkeme aksi kanaatte olursa davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zarar sebebi ile müvekkili şirketlere atfedilebilecek bir kusur olmadığının tespitini, her halukarda, müvekkili şirketlere yöneltilebilecek olası taleplere ilişkin zaman aşımı def’i ve hesaplamaya itiraz haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan ---- vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davacı ve davalı ------- arasındaki sözleşmenin tarafı olmadığını ve şirketin de ortağı olmadığını, bu nedenle müvekkiline kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, huzurdaki davanın tarafları ile müvekkili arasında akdedilen bir sözleşme olmaması nedeniyle, müvekkiline yöneltilen ihbar talebinin hukuki bir dayanağı bulunmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 61. maddesi “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” hükmünü içerdiğini, ilgili hüküm gereğince müvekkiline huzurdaki davanın ihbarında hukuki bir yarar bulunmadığını ayrıca davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkiline davayı ihbarını gerekçeleri ile de açıklamadığını, husumet itirazları olduğunu, müvekkili hakkında dava dilekçesinde beyan edilen hususların gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin şirkette çalıştığını, herhangi bir usulsüz işlemi bulunmadığını ayrıca davacının müvekkilinin kayıtları incelemesine engel olduğu iddiasının da gerçeğe aykırı olduğunu, tüm bu nedenler ve Mahkemece re’sen dikkate alınacak nedenlerle; müvekkili yönünden davanın husumet yokluğundan reddini, Mahkeme aksi kanaatte olursa davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zarar sebebi ile müvekkiline atfedilebilecek bir kusur olmadığının tespitini, her halukarda, müvekkiline yöneltilebilecek olası taleplere ilişkin zaman aşımı def’i ve hesaplamaya itiraz haklarının saklı tutulmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN İNCELENMESİ VE GEREKÇE;Dava; hisse devir sözleşmesini iptali ve maddi tazminat davasıdır.Davacı vekili özetle; davalı şirketi diğer davalı ----- davacının beraber kurduklarını, faaliyet alanının ---vermek olduğunu, bunun dışında tarafların bir de dava dışı ---- kurduklarını, ilk şirketin gelişip büyümesine rağmen ikinci şirketin yerinde saydığını, taraflar arasında yapılan ve noterde düzenlenen---- tarihli hisse devir sözleşmesi ile, davacının, davalı şirketteki payını gerçek bedelinden düşük bir şekilde ---- bedel karşılığında davalı ------ devrettiğini, ikinci şirketteki ----paylarının da davacı ------ bedelle devredildiğini, hisse devri sözleşmesinde ---- nakit olarak alındığı ifade edilmişse de müvekkilinin davalı ----- söz konusu miktarı teslim almadığını, bunun dışında sözlü anlaşmaya istinaden davacının davalı şirkete devrettiği aracı ile ilgili de bir ödeme alamadığını beyan ederek hisse devir sözleşmesinin iptali ile davacının maddi zararının davalılardan tahsilini dava ve talep etmiş; davalılar vekili ise; Türk Borçlar Kanunu'nun sözleşmelerin irade sakatlıkları nedeniyle iptal edilebilmesi için dört sebep düzenlediğini, bu sebeplerin; aldatma, yanılma, korkutma, aşırı yararlanma (gabin) olduğunu, TBK m. 39'a göre sözleşmenin aldatma, yanılma ya da korkutma hallerinden biri nedeniyle iptali isteniyorsa bu durumun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde talep edilmesi gerektiğini, gabin (aşırı yararlanma) iddiasında zarar gören kişi bu hakkını düşüncesiz davrandığını ya da deneyimsizliğine kurban gittiğini fark ettiği ya da zor durumun bittiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanabileceğini, davacının dava dilekçesi ile ibraz ettiği arabuluculuk son tutanağından görüleceği üzere arabulucuya başvurduğu tarihin ----- olduğunu, davanın açıldığı tarihin ise ---- olduğunu beyan ederek hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddini istediğini beyan etmiştir. HMK 320.maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlığın; taraflar arasında davalı şirket ile ilgili Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin geçerli şekilde yapılıp yapılmadığı, davacıya sözleşmedeki bedelin ödenip ödenmediği, davacının pay değerinin olması gerekenden az gösterildiği iddiasında bulunarak sözleşmenin iptalini isteyip isteyemeyeceği, maddi zarar talebinin yerinde olup olmadığı, yerinde ise faizin başlangıcı ve türü noktalarında toplandığı anlaşılmıştır.Davacı vekiline; hisse devir sözleşmesinin TBK'daki hangi nedene dayalı olarak iptalini talep ettiğini açıklamak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, aksi halde dava dilekçesindeki açıklamalarla yetinileceği ihtar edilmiş, davalı şirketin kuruluşundan itibaren ------- yayımlanan ilanları celp edilmiş, 6102 sayılı TTK 595.maddesi uyarınca, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şart olduğundan; davalılar vekiline bu konuda beyanda bulunmak ve ortaklar genel kurulunun onayını içerir karar defteri ilgili sayfasını sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, aksi halde cevap dilekçesindeki açıklamalarla yetinileceği ihtar edilmiştir.Dava, aldatma (hile) hukuksal nedenine dayalı olarak hisse devri sözleşmesinin iptali istemine ilişkindir.6098 sayılı TBK'nın 36. maddesine göre, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir.Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere; aldatma, bir kişide yanlış fikir ve kanaat meydana getirmek veya mevcut bir yanlış fikrin devamını sağlamak, karşı tarafın bir hukuki işlem yapmasını sağlamak amacıyla her türlü hareket ve söylenen sözler ile bir kimsenin hukuki işlem yapmasını sağlamak için onun kasten yanıltılmasıdır. hile halinde bir kimse, karşı tarafı sözleşme yapmasını sağlamak için sözleri veya davranışları ile onda yanlış bir kanaat uyandırmakta veya karşı tarafta olan yanlış kanaati güçlendirerek, bu kanaatin devamını sağlamaktadır. yani hile, fiili olarak karşı tarafa yanlış beyanlarda bulunarak aldatmak şeklinde gerçekleşebileceği gibi, sözleşme yapılmadan önce açıklama yapılması gereken konularda sessiz kalmak suretiyle de gerçekleşebilmektedir. aldatmadan söz edebilmek için gerekli unsurlar; aldatma eylemi, aldatma kastının bulunması, zarar ve aldatma ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. hile eylemi, sözleşmenin karşı tarafınca veya bu kişinin bilgisi kapsamında üçüncü kişi tarafından aldatıcı hareketlerle gerçekleşmektedir. karşı tarafı aldatmaya yönelmiş bir eylem olmadan açıklanan irade beyanı her ne kadar yanılgı içerse de, aldatma kastı bulunmadığından hile eylemi gerçekleşmemiş kabul edilecek ve sözleşmenin hileye dayanarak iptal edilebilmesi ihtimali gündeme gelmeyecektir. aldatma kastından söz edebilmek için ise, eylemi gerçekleştiren kimse yaptığı şeyin doğru olmadığını bilmeli ve karşı tarafı kandırma kastıyla hareket etmelidir. ilave olarak da yapılan hukuki işlem ile gerçekleştirilen eylem arasında illiyet bağı bulunmazsa, hileden söz edebilmek mümkün değildir. TBK'nın 39. maddesi hükmüne göre "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır." Madde hükmünde belirtilen bir yıllık süre, hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu açıklamalardan sonra somut olayın değerlendirilmesinde; davacı tarafın, dolandırılarak gerçek değerinin çok altında bir bedelle davalı şirketteki hisselerini davalı -------devrettiğini ve hisse devir bedelinin de noter senedinde aksi yazmasına rağmen kendisine ödenmediğini iddia ettiği, davalı şirketin gerçek değeri konusunda hileye uğrayarak iradesinin sakatlandığını, en geç bu iddialarla arabuluculuk yoluna başvurduğu tarih olan ----- tarihinde öğrenmiş sayılacağı, davanın açıldığı tarihin ise 15/05/2024 olup, bir yıllık hak düşürücü sürenin dolmasından sonra davanın açıldığı anlaşılmakla, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur:

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının davasını hak düşürücü süre içerisinde açmaması nedeniyle REDDİNE, 2-Harçlar Kanununa göre alınması gerekli 615,40-TL karar harcının, davacı tarafından yatırılan 427,60-TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 187,80-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL peşin harcın davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davacı tarafından başvurma harcı, vekalet harcı, tebligat, posta ve müzekkere gideri olarak sarf edilen 1.180,70-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından vekalet harcı olarak sarf edilen 60,80-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalılara müştereken ve müteselsilen verilmesine, 6-Ret olunan dava yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalılar lehine takdir olunan 25.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara müştereken ve müteselsilen verilmesine, 7-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ---------- bütçesinden ödenen 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 8-Dosyada mevcut gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde -------- Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25.03.2025

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/348, K. 2025/228, T. 25.03.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-348-e-2025-228-k-d92369bcef1a