Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2015/18770, 22.03.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2015/18770
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ ŞİMŞEK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/18770)

Karar Tarihi: 22/3/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve değer

kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet ve özel hayata saygı haklarının, idare

lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvuruculara ait Karaman'ın Ermenek ilçesi Çavuş köyünde

bulunan 131 ada 3 parsel numaralı taşınmaza yönelik olarak Ermenek Barajı ve

Hidroelektrik Santrali Tesisleri Projesi kapsamında Bakanlar Kurulunca 31/1/2009

tarihinde acele kamulaştırma kararı alınmıştır.

9. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 10/2/2009 tarihinde

Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinden (Mahkeme) bedeli tespit edilmek kaydıyla

anılan taşınmaza acele el konulmasını talep etmiştir. Mahkeme21/4/2009 tarihli

kararı ile bilirkişi raporuna dayanarak el koyma bedelini 36.417,25 TL olarak

belirleyip bedelin başvuruculara ödenmesine ve bahsedilen taşınmaza acele el

konulmasına karar vermiştir.

10. İdare tarafından 5/5/2010 tarihinde açılan kamulaştırma

bedelinin tespiti ve taşınmazın tescili davasında Mahkemece bilirkişi

incelemesi yaptırılmış, bilirkişilertaşınmazın

özelliklerini gözeterek ve net gelir yöntemine göre 2010 yılı fiyat, masraf ve

verim verilerini kullanarak taşınmazın toplam değerini 33.613,00 TL olarak

belirlemiştir.

11. Mahkeme 18/11/2011 tarihli kararıyla, acele el koyma

dosyasında hesaplanan ve başvurucular adına bankaya davacı idare tarafından

yatırılan 36.417,25 TL'den taşınmazın toplam değeri olarak hesaplanan 33.613,00

TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 2.804,25 TL'nin başvurucular tarafından

bankadan çekilme tarihine kadar varsa işlemiş olan mevduat faizi ile birlikte

başvuruculardan alınarak davacı idareye verilmesine, taşınmazın baraj gölü

içinde kalması sebebiyle tapudan terkinine karar vermiştir.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesince

11/9/2012 tarihinde bozulmuştur. Başvurucuların karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 25/2/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

13.Mahkeme, bozma kararına uyarak 4/2/2014 tarihli kararıyla;

mezkûr taşınmazın tamamının davacı idare adına tapuya kayıt ve tesciline,

taşınmazın kamulaştırma bedelinin ise 42.232,00 TL olarak tespitine, dosya

kapsamında başvuruculara ödenen bedelin mahsubu ile kalan 5.814,75 TL'nin de

5/9/2010 tarihinden 4/2/2014 tarihine kadar yasal faiz işletilerek

başvuruculara ödenmesine karar vermiştir.

14. Temyiz üzerine karar,

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 30/9/2014 tarihli kararı ile onanmıştır.

Başvurucuların karar düzeltme talebi aynı Dairenin 16/9/2015 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

15.Nihai karar, başvurucuya 27/10/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 26/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,

6/7/2017, §§ 18-33.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 22/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

19. Başvurucular öncelikle kamulaştırma bedelinin düşük

belirlendiğini iddia etmişlerdir. Başvuruculara göre bilirkişi tarafından

kamulaştırma bedeli tespit edilirken yalnızca taşınmazın bulunduğu ilçenin

verileri yerine komşu ilçelerin tarım müdürlüğü verileri dikkate alınarak hesap

yapılması nedeniyle taşınmaz bedeli olması gerekenden düşük hesaplanmıştır.

Başvurucular ayrıca, derece mahkemelerince belirlenen kamulaştırma bedelinin

değer kaybına uğratıldığını belirtmiştir. Başvurucular, bu gerekçelerle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, daha önce Karaman'ın Ermenek ilçesinde

yapılan aynı kapsamdaki kamulaştırma işlemleri yönünden benzer şikâyetleri

çeşitli bireysel başvurularda incelemiş ve karara bağlamıştır (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014; Ali Şimşek ve diğerleri).

21. Başvurucular ilk olarak kamulaştırma bedelinin düşük

belirlendiğinden yakınmaktadırlar. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri

uyarınca kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas

ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığı

olan bedelinin tespiti ise uzman mahkemelerin ve Yargıtayın

bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyet hakkına yapılan

müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden Anayasa Mahkemesinin

yapacağı tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam ve diğerleri, B. No:

2013/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim

Çakmak ve diğerleri, B. No: 2014/1964, 23/2/2017, § 52).

22. Somut olayda ise Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, gerekçesini

önceden ortaya koyarak Ermenek ilçesindeki arazilerin kamulaştırılmasında

gerçek değere ulaşmak için mevki kavramını ilçe düzeyinden daha geniş

yorumlamıştır. 2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntem

bireyler için erişilebilir ve bilinebilir olup başvuru konusu olayda 2010

yılında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucu açısından

bahsedilen yerleşik içtihat öngörülebilir durumdadır. Dolayısıyla Yargıtay

Dairesinin Ermenek ilçesi için belirlediği mevki kavramını daha geniş

yorumlayan bedel tespiti yöntemi 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun 11. maddesinin (f) bendine açıkça aykırı olmadığı gibi ikna edici

gerekçesi ile keyfî olmaktan da uzaktır (Tahsin

Erdoğan, §§ 64-70).

23. Başvurucular ayrıca, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklı

olarak kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratıldığını ileri sürmüşlerdir.

24. Kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi ve ayrıca

ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen

dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle taşınmazın hissedilir derecede değer

kaybetmemiş olması gerekir (Mehmet Akdoğan

ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59). Ödenen tutarların

enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma

tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında değer

kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 42).

25. Yapılan incelemede başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin ölçülü olup olmadığı hususunda bir sonuca varmak için Mahkemece

tespit edilen gerçek değer ile başvurucuya yapılan ödemelerin enflasyon etkisi

arındırılmış sonuçlarının karşılaştırılması gerekmektedir. Elde edilmek istenen

kamu yararı ile başvurucunun mülkünden mahrum kalması arasında makul dengenin

sağlanıp sağlanmadığını ve müdahalenin ölçülü olup olmadığını tespit etmede

önemli olan, yapılan ödemelerin değer kaybının toplam bedele oranı üzerinden

başvurucunun maruz kaldığı yükü belirlemektir (Ali

Şimşek ve diğerleri, § 66).

26. Mahkemenin 18/11/2011 tarihli kararıyla; acele el koyma

dosyasında hesaplanan ve başvurucular adına davacı idare tarafından bankaya

yatırılan 36.417,25 TL'den taşınmazın toplam değeri olarak hesaplanan 33.613,00

TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 2.804,25 TL'nin başvurucular tarafından

bankadan çekilme tarihine kadar varsa işlemiş olan mevduat faizi ile birlikte

başvuruculardan alınarak davacı idareye verilmesine, Yargıtay Dairesinin ilgili

bozma kararı sonrasında ise yine 4/2/2014 tarihli kararıyla taşınmazın

kamulaştırma bedelinin nihai olarak 42.232,00 TL olarak tespitine, dosya

kapsamında başvuruculara ödenen bedelin mahsubu ile kalan 5.814,75 TL'nin

başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.

27. Merkez Bankası verilerine göre alacağa hak kazanıldığı 2010

yılı 5. ayındaki 100 TL'nin ödemenin yapıldığı 2014 yılı 2. ayı itibarıyla

enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 131,73 TL'dir. Bu durumda

başvuruculara ödenmesi gereken 5.814 TL tutarındaki kamulaştırma bedeli

alacağının 2014 yılı 2. ayı itibarıyla Merkez Bankası verileri kullanılarak

enflasyon karşısında değerkaybının giderilmiş

karşılığı 7.659,04 TL’dir.

28. Dolayısıyla yukarıdaki verilere göre başvurucuların mülkiyet

hakkı kapsamında değerlendirilen 5.814 TL tutarındaki alacağının değer kaybını

telafi edecek fark 1.845,04 TL'dir. Buna karşılık derece mahkemelerince,

başvurucuların alacağına 5/9/2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine

karar verilmiş olup bu doğrultuda başvuruculara 1.789,12 TL tutarında faiz

ödemesi yapıldığı görülmektedir. Bu durumda başvurucuların alacağında meydana

gelen değer kaybı %0,96'dır.

29. Bu koşullar altında somut olaya bakıldığında taşınmaz

malikine ödenen faizin aradan geçen sürede kamulaştırma bedelinin uğradığı

değer kaybını çok büyük ölçüde karşıladığı anlaşılmaktadır. Yukarıda tespit

edilen düzeyde küçük bir farklılığın ise (%5'ten daha az) hesaplama yöntemi

sebebiyle oluşabilecek yanılma farklılığı (hata marjı) kapsamında kaldığı

değerlendirilmelidir. Ayrıca Mahkeme kararıyla tespit edilen kamulaştırma

bedeli, kararla birlikte taşınmaz malikine ödenmiştir. Bu durumda kamulaştırma

bedelinin ödenmesi sürecindeki gecikmenin -bu sürede uğranılan zararın

karşılanması amacıyla ödenen faiz miktarı da gözetildiğinde- mülkiyet hakkının

ihlaline neden olacak kadar ağır sonuçlara yol açmadığı değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edilmediğinin açık olduğu sonucuna

varılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

31. Başvurucular, lehlerine hükmedilen tazminatın bir bölümünü

vekâlet ücreti olarak ödemek zorunda kalmalarından şikâyet etmiştir.

2. Değerlendirme

32. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların vekâlet ücretine ilişkin şikâyetinin

mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

34. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi

bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde- Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2011/33,

K.2012/54, 11/4/2012; AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108,

K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013; E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014; E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 18).

35. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

36. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Mahkemeye erişim hakkı,

hak arama özgürlüğünün bir gereği olmakla birlikte hak arama özgürlüğünün

varlığının kabulü için tek başına yeterli bulunmamaktadır. Mahkemeye erişimi

etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veya

caydırıcı nitelikte olan (AYM, E.2013/40, K.2013/139, 28/11/2013), kişinin

mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi

mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can

Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).

37. Vekâlet ücreti yargılama gideri olup bununla davacı veya

davalının o dava nedeniyle aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata

ödedikleri ücretin telafisi amaçlanmaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014). Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli

olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile

ilişkilidir (Serkan Acar, B. No:

2013/1613, 2/10/2013, § 38).

38. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine vekâlet ücretine

hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir

(Serkan Acar, § 39; Muhbet Adanır ve diğerleri, B. No: 2014/10261,

8/12/2016, § 101).

39. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için herhangi

bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Anayasa

Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş

hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95,

K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No: 2013/5033,

13/4/2016, § 46).

40. Mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen mahkemeye erişim

hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünü zedeleyecek

şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması gerekir (Serkan Acar, § 38; İbrahim Can Kişi, § 36).

41. Başvuru konusu olayda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesi ve 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı

Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 14. maddesinin

(1) numaralı fıkrası ile 2014 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT)

uyarınca başvurucu aleyhine, reddedilen kısım üzerinden vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

42. İdare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin amacının

gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece kamu

kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde

kullanılmasının sağlanması olduğu ifade edilebilir. Kamu kaynaklarının etkili,

verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının teminine yönelik

düzenleme yapılması da hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bu sebeple

yapılan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,

9/3/2017, § 70).

43. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların

reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini karşı

tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları

çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını

anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel koşulları

çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının

asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen,

§ 54).

44. Başvuru konusu olayda Mahkemece dava kabul edilerek

başvurucu taraflar yararına 2014 yılı AAÜT uyarınca ayrı ayrı 1.500 TL maktu

vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Bu durumda başvurucular aleyhine hükmedilen

1.500 TL maktu vekâlet ücretinin ölçüsüz olduğu söylenemez. Bu nedenle

mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

49. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

50. Anılan ilkeler, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate

alındığında yaklaşık 5 yıl 4 ay 11 günlük yargılama süresinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.

51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. Başvurucuların Diğer

İddiaları

52. Başvurucular, özel yaşama saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini öne sürmekte iseler de somut başvurunun konut

dokunulmazlığı ve özel yaşama saygı hakkıyla bir ilgisi görülmediğinden bu

haklar yönünden bir inceleme yapılmamıştır.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine kar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…”

54. Başvurucular, 40.930,84 TL maddi ve 20.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

55. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

56. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 5.400 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

57. Mülkiyet ve mahkemeye erişim haklarının ihlali iddiaları

yönünden başvuru kabul edilemez bulunduğundan başvurucuların bu haklara yönelik

maddi tazminat taleplerinin reddi gerekir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların diğer iddialarının incelenmesine GEREK

OLMADIĞINA,

D. Başvuruculara net 5.400 TL manevi tazminatın ayrı ayrı

ÖDENMESİNE, maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ermenek Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2013/267, K.2014/35) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

M. Emin

ŞAHİNER

Başvurucular

:

1- Erol

ŞİMŞEK

2- Ali

ŞİMŞEK

3- Emine DAĞ

4- Salahaddin ŞİMŞEK

5- Asiye

YEŞİLYAPRAK

Vekilleri

:

Av. Utku

Çağrı AKTAY

Av. Adil

AKTAY

Av. Tahsin

Murat PULAK

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2015/18770, T. 22.03.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2015-18770-basvuru-22-03-2018-3dfeb2b0d08c