Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/5629, 21.11.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/5629
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SALİH GÖKALP SEZER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/5629)

Karar Tarihi: 21/11/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bebeklik dönemi aşı uygulamasının ebeveyn tarafından

kabul edilmemesi üzerine bu hususta mahkemece sağlık tedbiri kararı verilmesi

nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu Salih Gökalp Sezer 28/7/2013 tarihinde doğmuştur.

9. Adana Valiliği Halk Sağlığı Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığının

13/3/2009 tarihli ve 2009/17 sayılı Genişletilmiş Bağışıklama Programı

Genelgesi çerçevesinde 27/8/2013 ile 25/9/2013 tarihleri arasında Hepatit B doz

aşısı ile bazı rutin aşıların yapılmasının gerektiği başvurucunun temsilcisine

bildirilmiştir. Baba Mehmet Sezer 3/9/2013 tarihinde vermiş olduğu dilekçede

başvurucuya aşı yapılmasını istemediğini beyan etmiştir.

10. Yüreğir Sosyal Hizmetler Merkezi Müdürlüğünün istemi üzerine

(kapatılan) Adana 4. Çocuk Mahkemesinin 3/3/2014 tarihli kararı ile 3/7/2005

tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının

(d) bendi uyarınca aşı ile korunabilir hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek,

dolayısıyla bu hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin ve sakatlıkların önüne

geçmek için sağlık tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.

11. Başvurucunun temsilcisinin itirazı, Adana 1. Çocuk

Mahkemesinin 14/3/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Gerekçenin ilgili

kısmı şu şekildedir:

"...

5395 sayılı yasanın 5/1-d maddesine göre çocuklar hakkındaki hakim

tarafından alınacak koruyucu ve destekleyici tedbirlerden biri de çocuğun

fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya

sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyonu için verilecek olan sağlık tedbiridir.

Adana 4. Çocuk Mahkemesince aşılamanın çocuk ve toplum sağlığı

açısından faydalı oluşu dikkate alınarak aşı yapılabilmesi amacıyla küçük

hakkında sağlık tedbiri kararı verilmiştir. Bu kararınçocuğun vücut bütünlüğüne

yönelik keyfi bir saldırı ve zararlı sonuçlara yol açabilecektıbbi bir

ameliyenin başlangıcını oluşturduğu tezi kabul edilemez.

Dünya Sağlık Örgütü 22-27 Nisan 2013 tarihlerini 1. Dünya aşı haftası

olarak kabul etmiştir. Ülkemizde de Dünya Sağlık Örgütünün kabul ettiği aşı

takvimine göre doğumdan başlamak üzere ilköğretim 8. Sınıfa kadar genişletilmiş

bağışıklık programı çerçevesinde çocukların aşılanması benimsenmiştir.

İnsanlık tarihi boyunca hastalıklara bağlı yeni doğan ölümleri ve

sakatlanmaları, tıbbın gelişme çağında olduğu ve aşılamanın yaygınlaşmadığı

dönemlerde oldukça yaygın iken dünyada olduğu gibi ülkemizde de aşılamanın

yaygınlaşması sayesinde çocuk hastalıklarında önemli ölçüde azalma olmuş, bazı

hastalıkların artık görülmediği gözlenmiştir.

Öte yandan aşının kızarıklık, ateş gibi görülen bazı yan etkileri

dışında sağlığa zarar veren maddeler içerdiği, otizme ya da hiperaktiviteye

neden olduğu iddiaları bilimsel olarak kanıtlanmış tezler değildir. Yine

aşıların sağlık için zararlı maddeler içermiş olabileceği hususundaki

itirazcının iddiası da vehimden öteye geçmediği gibi, bu iddia hiçbir bilimsel

çalışma, laboratuvar analizi, gözlem ya da başkaca kabul gören bir yöntemle de

ortaya konulmuş değildir.

Bu durumda sağlığı ile ilgili tercihleri yapacak yaşta olmayan küçük

Salih Gökalp Sezer'in babası ve kanuni temsilcisi dahi olsa itirazcı Mehmet

Sezer'in oğlunun gelecekte yaşayacağı sağlık problemlerini, kalıcı

hastalıkları, sakatlıkları bir takım kulaktan dolma bilgiler nedeniyle göze

alma pahasına küçüğün aşılanmasına karşı çıkması, hem küçüğünhem de bulaşıcı

hastalıklar nedeniyle toplumun sağlığı bakımından kabul edilebilir bir davranış

tarzı değildir.

Anne ve baba küçüğün menfaatine olan tedbirler almaktan kaçınır ya da

zararına olacak bir tutum içerisine girer ise devletin müdahalesi şarttır,birey

ve kamu sağlığı açısından kamu yararı söz konusu olduğundan bu durum kişi hak

ve hürriyetlerine, kişinin vücut bütünlüğüne müdahale sayılamaz."

12. Anılan karar başvurucunun temsilcisine 26/3/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

13. 25/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

14. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu (Halk Sağlığı

Kurumu) tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen 7/7/2015 tarihli yazıda

-zorunlu aşı uygulamasının ve Sağlık Bakanlığının 25/2/2008 tarihli ve 2008/14

sayılı Genişletilmiş Bağışıklama Programı Genelgesi'nin (Genelge) kanuni

dayanağı bağlamında- 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha

Kanunu’nun 1., 2. ve 3. maddeleri çerçevesinde Sağlık Bakanlığına verilen

yetkilerden bahsedilmiştir. Genelge'nin uygulamaya konulduğu tarihte yürürlükte

bulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hâlihazırda yürürlükte

bulunan 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı

Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)

hükümlerinden söz edilerek halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi,

hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi, sağlık için risk oluşturan

faktörlerle mücadele edilmesi, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar,

belirli hastalık ve risk grupları ile ilgili izleme, inceleme, araştırma,

bağışıklama ve kontrol çalışmaları yapılması görevinin Halk Sağlığı Kurumuna

verildiği belirtilmiştir. Söz konusu yazıda ayrıca 1593 sayılı Kanun’un 72.

maddesinde yer alan “Hastalara veya

hastalığa maruz bulunanlara serum ve aşı tatbiki” ifadesini içeren

hükümle zorunlu aşı uygulamasının 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesinde

belirtilen hastalıklardan birinin zuhuru veya zuhurundan şüphelenilmesi

durumunda alınacak tedbirler arasında sayıldığı ifade edilmiştir. Bunun yanı

sıra1593 sayılı Kanun’un 64. maddesi uyarınca 57. maddede belirtilen

hastalıklardan başka bir hastalığın istilai şekil alması veya böyle bir

tehlikenin baş göstermesi durumunda da ilgili hastalığa karşı 1593 sayılı

Kanun’da yer alan tedbirlerin alınması vazifesinin de Sağlık Bakanlığına

verildiği, söz konusu düzenleme karşısında 57. maddede belirtilen hastalıklar

haricinde olmakla birlikte diğer bulaşıcı ve salgın hastalıkların da zorunlu

aşı uygulaması kapsamında değerlendirilebilmesi imkânı bulunduğu

belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 5395 sayılı Kanun’un "Tanımlar"

kenar başlıklı 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile,

onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi; bu kapsamda,

1. Korunma ihtiyacı olan çocuk: Bedensel,

zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede

olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu,

...

İfade eder.”

16. 5395 sayılı Kanun’un “Koruyucu

ve destekleyici tedbirler” kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun

öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık,

eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bunlardan;

…

d) Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal

sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım

ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin

yapılmasına,

Yönelik tedbirdir.”

17. 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı

Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinin ilk cümlesi şöyledir:

“Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler

yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise

veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar.”

18.1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:

“Kolera, veba (Bübon veya zatürree şekli),

lekeli humma, karahumma (hummayi tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop

hamilleri dahi - paratifoit humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,

çiçek, difteri (Kuşpalazı) - bütün tevkiatı dahi sari beyin humması (İltihabı

sahayai dimağii şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari),

dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa humması (Hummai nifası) ruam, kızıl,

şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık,

cüzam (Miskin), hummai racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur eder

veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku

bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe

olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayı haber vermeğe

mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafından ısırılmaları,

kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da mecburidir.”

19. 1593 sayılı Kanun’un 64. maddesi şöyledir:

“57 nci maddede zikredilenlerden başka her

hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği

takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her

tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa

karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika Sıhhat ve

İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır.”

20. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri

zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen

tedbirler tatbik olunur:

…

2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara

serum veya aşı tatbikı.”

21.1593 sayılı Kanun’un 88.-94. maddeleri.

22. 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) "İlkeler" kenar başlıklı 5. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Sağlık hizmetlerinin sunulmasında aşağıdaki

ilkelere uyulması şarttır:

…

d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller

dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına

dokunulamaz.”

23. Yönetmelik'in "Rızası

olmaksızın tıbbi ameliyeye tabi tutulmama" kenar başlıklı 22.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası

olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi

tutulamaz.”

24.Yönetmelik'in "Hastanın

rızası ve izin" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

“Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur

ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin

olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde,

bu şart aranmaz.

Kanuni temsilcinin rızasının yeterli olduğu hallerde dahi, anlatılanları

anlayabilecekleri ölçüde, küçük veya kısıtlı olan hastanın dinlenmesi suretiyle

mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecinevetedavisi ile ilgili alınacak

kararlara katılımı sağlanır.

Sağlık kurum ve kuruluşları tarafından engellilerin durumuna uygun

bilgilendirme yapılmasına ve rıza alınmasına yönelik gerekli tedbirler alınır.

Kanuni temsilci tarafından rıza verilmeyen hallerde, müdahalede

bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi

müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanununun 346 ncı ve 487 inci maddeleri

uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.

Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan

bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu

istekleri göz önüne alınır.

Yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda,

hastadan yeterliği olduğu dönemde onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak

tıbbi müdahale için rıza vermesi istenebilir.

Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve

bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya

fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde,

hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya

gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda,

mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı

takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi

bilgilendirilir. Ancak hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler

için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine

başvurulur.”

25. Yönetmelik'in "Tedaviyi

reddetme ve durdurma" kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların

sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya

uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına

sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya

kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı

belge alınması gerekir.

Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında

hasta aleyhine kullanılamaz.”

26. 181 sayılı mülga KHK’nın 2. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:

…

(b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarla savaşarak koruyucu, tedavi

edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetlerini yapmak,

(c) Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aile planlaması hizmetlerini

yapmak,

…”

27. 181 sayılı mülga KHK’nın 9. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

(a) Toplum sağlığını ilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetinin

verilmesini sağlamak, bu hizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,

(b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejenatif hastalıklarla mücadele ile

aşılama ve bağışıklık hizmetlerini yürütmek,

…”

28. 663 sayılı KHK’nın 2. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkralarınınilgili kısımları şöyledir:

“(1) Bakanlığın görevi; herkesin bedeni, zihni

ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hali içinde hayatını sürdürmesini

sağlamaktır.

(2) Bu kapsamda Bakanlık;

(a) Halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin

azaltılması ve önlenmesi,

…

İle ilgili olarak sağlık sistemini yönetir ve politikaları belirler.”

29. 663 sayılı KHK’nın 26. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkralarının ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Bakanlık politika ve hedeflerine uygun olarak, temel sağlık

hizmetlerini yürütmekle görevli, Bakanlığa bağlı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu

kurulmuştur.

(2) Kurumun görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır;

(a) Halk sağlığını korumak ve geliştirmek, sağlık için risk oluşturan

faktörlerle mücadele etmek,

(c) Bulaşıcı, bulaşıcı olmayan, kronik hastalıkla ve kanser ile anne,

çocuk, ergen, yaşlı ve engelli gibi risk gruplarıyla ilgili olarak izleme,

sürveyans, inceleme, araştırma, bağışıklama ve kontrol çalışmaları yapmak,

bununla ilgili verilerin toplanmasını sağlamak, belirlenen hedefler

doğrultusunda plan ve programlar hazırlamak, uygulamaya koymak, denetlenmesini

sağlamak, değerlendirmek, gerekli önlemleri almak, bu konuda politika ve düzenlemelerin

oluşturulması için Bakanlığa teklifte bulunmak,

…”

30. Sağlık Bakanlığının 25/2/2008 tarihli ve 2008/14 sayılı

Genişletilmiş Bağışıklama Programı Genelgesi.

B. Uluslararası Hukuk

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı

gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bireylerin fiziksel

ve psikolojik bütünlüğünün, onlara sağlanan tıbbi bakımın seçimine

katılımlarının ve bu husustaki rızalarının ve maruz kaldıkları sağlık

risklerini değerlendirebilmelerine olanak tanıyan bilgilere erişimin

Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında olduğuna dikkat çekmektedir (Marie Thérèse Trocellier/Fransa (k.k.), B.

No: 75725/01, 5/10/2006).

33. Zorunlu aşı uygulamalarının Sözleşme’nin 8. maddesi

kapsamında AİHM içtihadına da konu edildiği ve Mahkemece, uygulanan tıbbi

müdahalenin boyutuna bakılmaksızın söz konusu müdahalenin fiziksel bütünlük

hakkına bir müdahale teşkil ettiği tespitine yer verildiği görülmektedir.

Mahkemece ele alınan ve kanunilik şartını sağladığı tespit edilen müdahaleler

açısından genel olarak söz konusu uygulamanın bireyin ve toplumun sağlığını

korumaya ilişkin meşru amaç dikkate alınarak yapılan dengelemede, bireyin vücut

bütünlüğünün korunmasına ilişkin menfaat karşısında kamu sağlığının korunması

şeklindeki menfaate üstünlük tanındığı ve söz konusu müdahalelerin özel hayata

saygı hakkını ihlal etmediğine hükmedildiği görülmektedir (Boffa ve diğerleri/San Marino (k.k.), B.

No: 26536/95, 15/1/1998, § 4; Solomakhin/Ukrayna,

B. No: 24429/03, 15/3/2012, §§ 33-38).

34. 3/12/2003 tarihli ve 5013 sayılı Biyoloji ve Tıbbın

Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması

Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun

Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylanması uygun bulunarak 20/4/2004 tarihinde

yürürlüğe giren Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve

İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi’nin (Biyotıp Sözleşmesi) "Genel kural" kenar başlıklı 5.

maddesi şöyledir:

“Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye

özgürce ve bilgilendirilmiş olarak muvafakat vermesinden sonra yapılabilir.

Bu kişiye, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri

hakkında önceden uygun bilgiler verilmelidir.

İlgili kişi, muvafakatını her zaman, serbestçe geri alabilir.”

35. Biyotıp Sözleşmesi’nin "Muvafakat verme yeteneği olmayan kişilerin korunması"

kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“1) Muvafakat verme yeteneğine sahip olmayan bir kimse üzerinde tıbbî

müdahale, aşağıdaki 17 ve 20’nci maddelere uygun olarak, sadece onun doğrudan

yararı için yapılabilir.

2) Yasal olarak bir müdahaleye muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir

küçüğe, sadece temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen yetkili makam,

kişi veya kurumun izni ile müdahalede bulunulabilir.

Küçüğün fikri, yaşı ve olgunluk derecesiyle orantılı bir şekilde artan

belirleyici bir etken olarak dikkate alınmalıdır.

3) Bir yetişkin, yasal olarak akıl hastalığı, bir hastalık veya benzer

nedenlerden dolayı müdahaleye muvafakat etme yeteneğine sahip değilse, ancak

temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen yetkili makam, kişi veya kurumun

izni ile müdahalede bulunulabilir.

İlgili kişi, mümkün olduğu kadar izin verme sürecine katılmalıdır.

4) Madde 5'de belirtilen bilgiler, benzer koşullarda yukarıda 2’nci ve

3’üncü paragraflarda belirtilen temsilci, yetkili makam, kişi veya kuruma da

verilmelidir.

5) Yukarıda 2’nci ve 3’üncü paragraflarda belirtilen izin, ilgili

kişinin menfaatine daha uygun olacaksa her zaman geri çekilebilir.”

36.Biyotıp Sözleşmesi’nin "Acil

durum" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“Acil bir durum nedeniyle uygun muvafakat alınamadığında, ilgili

kişinin sağlığı için gerekli olan herhangi bir tıbbî müdahale derhal

yapılabilir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 21/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu temsilcisi, velayeti altında bulunan başvurucuya

çocukluk dönemi aşılarının

uygulanmasını kabul etmediği hâlde bu hususta Mahkemece sağlık tedbiri

uygulanmasına karar verildiğini belirterek koruyucu tedavi niteliğinde olan aşı

hakkında mevzuatın herhangi bir zorunluluk getirmediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu; aşı hakkında sahip olduğu olumsuz bilgiler nedeniyle çocuğuna aşı

yaptırmak istemediğini, ayrıca diğer mahkemelerce verilen ve aşı yaptırmak

istemeyen veliler hakkında kararların mevcut olduğunu belirterek Anayasa'nın

17. maddesinin ikinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

39. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve

ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar" kenar

başlıklı 46. maddesinde bireysel başvuru hakkına sahip olabilecek süjeler

açıkça belirtilmiş olup bireysel başvuruda bulunulabilmesi için başvuruya konu

edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da

ihmalinden dolayı başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edilmesi, bu ihlalden

dolayı başvurucunun kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması koşullarının

mevcudiyeti aranmaktadır.

41. Kamu makamlarının başvurucu aleyhine belirli adımlar atmaya

karar verdiği ve müdahalenin yalnızca kararın icrasından ya da infazından

ibaret olacağı durumlarda ilgili temel hakka yönelik işlemden doğrudan

etkilenme tehdit veya tehlikesiyle karşı karşıya olunduğu açıktır.

42. Somut başvuru açısından da Adana Valiliği Halk Sağlığı

Müdürlüğü tarafından başvurucu hakkında Hepatit B ilk doz aşısı ile

Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamındaki bazı aşıların uygulanması için

sağlık tedbirine hükmedilmesinin talep edildiği görülmüştür. İlgili yargısal

süreç sonucunda, (kapatılan) Adana 4. Çocuk Mahkemesinin 3/3/2014 tarihli ve

2014/32 Tedbir Talep sayılı kararıyla başvurucu hakkında 5395 sayılı Kanun'un

5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca sağlık tedbiri

uygulanmasına karar verildiği görülmektedir. Başvurucu hakkındaki sağlık

tedbiri uygulanmasına ilişkin karar ile başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik

söz konusu müdahaleden doğrudan etkilenme ihtimaliyle karşı karşıya olduğu ve

devam eden süreçte karşılaşılacak işlemin kararın icrasından ibaret olacağı görüldüğünden

başvurucunun söz konusu kamusal işlem nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkının

doğrudan etkilendiği, dolayısıyla başvuruya konu ihlal iddiasının Anayasa

Mahkemesinin kişi bakımından yetkisi kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

43. Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir

nedenin de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

44. Temsilcisi tarafından bebeklik dönemi aşılarının uygulanmasına muvafakat edilmeyen başvurucu

hakkında bebeklik dönemi

aşılarının yapılması hususunda zorunlu sağlık tedbiri uygulanmasının

başvurucunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına

müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

45. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

46. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde bulundurularak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Söz konusu müdahalenin meşru olduğunun

kabul edilebilmesi için müdahelenin Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen

güvence ölçütlerine riayetle gerçekleştirilmiş olması zaruridir. Dolayısıyla

özel hayata saygı hakkına yapıldığı iddia edilen müdahalelerin incelemesinde

öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

.

i. Genel İlkeler

47. Anayasa Mahkemesinin zorunlu aşı uygulamasına ilişkin daha

önceki kararlarında (Halime Sara Aysal

[GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 60-73; Esma

Fatıma Kızılsu ve Rukiye Erva Kızılsu, B. No: 2013/7246, 23/3/2016,

§§ 64-77; Muhammed Ali Bayram, B.

No: 2014/4077, 29/6/2016, §§ 59-67) genel ilkelere yer verilmiştir.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

48.Başvuruya konu idari ve yargısal süreçte başvurucuya aşı

uygulaması yapılması hususundaki talep ve kararların 5395 sayılı Kanun’un 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi temelinde oluşturulduğu

görülmektedir. Söz konusu düzenlemede; çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının

korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve

rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin

yapılmasına yönelik olarak sağlık tedbiri uygulanabileceği belirtilmektedir.

Somut başvuru açısından da başvurucuya çocukluk dönemi aşılarının uygulanmasının ebeveyn tarafından reddi

üzerine ilk derece mahkemesi tarafından sağlık tedbiri uygulanmasına

hükmedildiği ve kararın itiraz kanun yolundan geçerek kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

49.Esasen uygulanacak tıbbi müdahalenin türü ve kapsamı hakkında

bir açıklamada bulunulmaksızın çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması

ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyonunu

içerecek şekilde, genel olarak sağlık tedbirine hükmedileceğine işaret eden söz

konusu düzenlemenin somut başvuruda olduğu gibi doğan her çocuğa belirli bir

yaş periyoduna bağlı olarak ve ebeveynin rızası hilafına, ilgili idarece

belirlenecek olan her türlü aşının tatbiki yetkisi verildiği şeklinde

anlaşılması mümkün değildir. Aksinin kabulü hâlinde uygulanacak tıbbi müdahalenin

tür ve kapsamı belirsiz olacak şekilde rıza verilmeyen müdahale türlerinin

gündeme gelmesi muhtemeldir.

50. Bu kapsamda somut başvuru açısından 5395 sayılı Kanun’un

ilgili hükümlerinin başvuruya konu müdahalenin kanuni temelinin ihtiva etmesi

gereken unsurlardan olan öngörülebilirlik niteliğini taşımadığı, Anayasa’nın

17. maddesi anlamında müdahalenin meşruiyet unsurlarından biri olan kanunilik

şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır (Halime

Sare Aysal, § 69).

51. Zorunlu aşı uygulamasının kanuni temeli bağlamında Halk

Sağlığı Kurumu tarafından gönderilen yazı içeriğinde belirtilen 1593 sayılı

Kanun’un 57. ve 72. maddeleri ile Sağlık Bakanlığının 2008/14 sayılı

Genelge'sinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

52. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesinde belirli hastalık türleri

sayılmış, 72. maddede ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birinin ortaya

çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısım tedbire

başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalara veya

hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbire de

yer verilmiştir. İlgili Genelge'de ise genel bağışıklama programına ilişkin

ilke ve usuller belirlenerek bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli

yaş grupları için çeşitli periyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına

ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir. Söz konusu Genelge kapsamında yer

verilen aşı türlerine bakıldığında 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesinde tahdidi

olarak sayılan hastalıklar için tatbiki öngörülenlerle sınırlı bir düzenleme

olmadığı anlaşılmakta; başvurucuya tatbiki öngörülen aşıların da 1593 sayılı

Kanun’un 57. maddesinde tahdidi olarak sayılan hastalıkları tam olarak

karşılamadığı, bu kapsamda 57. maddede zikredilen hastalıklardan birinin ortaya

çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda hastalara veya

hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması hususunu düzenleyen 72.

madde hükmünün de başvuruya konu uygulamanın kanuni dayanağı olarak kabul

edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

53. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’da münferiden çiçek

aşısının mecburi bir aşı olarak öngörüldüğü ve söz konusu yükümlülüğün zaman ve

kişi grupları dikkate alınarak anılan Kanun’un 88.-94. maddelerinde ayrıntılı

olarak düzenlendiği görülmektedir. Bunun dışındaki aşı uygulamasının Sağlık

Bakanlığının ilgili Genelgesi kapsamında ve belirlenen program çerçevesinde

yapıldığı görülmekle birlikte genel ve zorunlu aşı uygulamasına dayanak

oluşturacak bir kanun hükmünün mevcut olmadığı anlaşılmaktadır.

54. Halk Sağlığı Kurumu tarafından gönderilen yazı içeriğinde

belirtilen ve aşı uygulamasının kanuni dayanağı bağlamında yer verilerek halk

sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi,

sağlık için risk oluşturan faktörlerle mücadele edilmesi, bulaşıcı ve bulaşıcı

olmayan kronik hastalıklar ve belirli hastalık ve risk grupları ile ilgili

izleme, inceleme, araştırma, bağışıklama ve kontrol çalışmaları yapılması

görevini Halk Sağlığı Kurumuna verdiği belirtilen Sağlık Bakanlığı ve Bağlı

Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK'nın da Anayasa’nın ikinci

kısmının ikinci bölümünde yer alan bir temel hakka yönelik sınırlandırma ve

müdahale açısından dayanak olamayacağı açıktır.

55. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu

müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale

açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

56. Açıklanan gerekçelerle zorunlu aşı uygulaması bağlamında

başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi

varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

58. Başvurucu, uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasını

talep etmiştir.

59. Somut başvuruda zorunlu aşı uygulaması açısından maddi ve

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

60. Zorunlu aşı uygulaması açısından maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın devredildiği

ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA M. Emin KUZ'un

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar

ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Adana (kapatılan) 4. Çocuk Mahkemesinin

2014/32 Değişik İş sayılı dosyasının devredildiği ilgili mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/11/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Anayasa'nın 17. maddesinin ikinci fıkrası "Tıbbi

zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne

dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tâbi tutulamaz."

hükmünü taşımaktadır. Bu düzenlemenin gerekçesinde ise "Maddenin ikinci

fıkrası işkence, eziyet yahut insan hürriyetiyle bağdaşmayan ceza ve muamele

yasağı koymaktadır. Uzun açıklamalara gerek yoktur ki işkence, eziyet yahut

insan hürriyetiyle bağdaşmayan ceza veya muamele, bugün ulaşmış bulunduğumuz

uygarlık düzeyinde, hem insani duyguları rencide eder niteliktedir; hem de kişinin

vücut bütünlüğüne bir tecavüzdür." denilmektedir. Anayasa'nın 56.

maddesinde de "Devlet, herkesin

hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan

ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

plânlayıp hizmet vermesini düzenler..." hükmü yer almakta; maddenin

gerekçesinde ise "Vatandaşın korunmuş çevre şartlarında beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini

sağlamak Devletin ödevidir." denilmektedir.

Anayasayla Devlete verilen, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmeyi sağlamak görevinin yasal bazda yansıması 1593 sayılı

Umumi Hıfzıssıhha Kanununda ana hatlarıyla yer almaktadır. Nitekim, anılan

Kanun'un 1. maddesinde "Memleketin sıhhi

şartlarını ıslah ve milletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair

muzır amillerle mücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini

temin ve halkı tıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet

hizmetlerindendir." denilmek suretiyle, halkın sağlığının

korunması ve gelecek nesillerin sağlıklı biçimde yetişmesi için gerekenlerin

yapılması Devlete bir görev olarak verilmiş bulunmaktadır. Aynı Kanun'un 2-4.

maddelerinde de Sağlık Bakanlığı'nın bu konudaki görevleri detaylı biçimde sayılmış,

bu meyanda ülkedeki her tür ateşli, bulaşıcı ve salgın hastalıklarla

mücadelenin bu Bakanlığın görevleri arasında olduğuna işaret edilmiştir.

Kanun'un 57. maddesinde kolera, veba, lekeli humma vb. hastalıklar tek tek

sayılmak suretiyle belirtilmiş ve Kanun'un 72. maddesinde bu bulaşıcı ve salgın

hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde

alınacak tedbirler arasında "Hastalara

veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbiki de"

sayılmıştır. Ne var ki yine Kanun'un 64. maddesinde "57nci madde de zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai

şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş

gösterdiği takdirde, o hastalığın veya her hangi bir hastalık

şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu

neşrü ilana ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkûr tedabirin kaffesini veya bir

kısmına tatbika Sıhhat ve İçtimai muavenet

Vekaleti Salahiyettardır." denilmek suretiyle, 57. maddede

sayılanların dışındaki hastalıklar yönünden de 72. madde de sayılan tedbirleri

almaya (bu meyanda aşı tatbikine)

Sağlık Bakanlığı'nın yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. Dolayısiyle,

önleyici mahiyetteki genel ve zorunlu aşı uygulamasının yasal dayanağının

bulunmadığı, belirlilik ilkesinin yokluğu nedeniyle kanunilik şartının

gerçekleşmediği yolundaki değerlendirmeye katılmaya imkân yoktur. Anayasa'nın

belirtilen hükümleri ve gerekçeleri ile 1593 sayılı Kanun'un işaret edilen

düzenlemelerin açıklığı karşısında, Devletin sağlıklı bir nesil yetiştirme ve

toplum sağlığını koruma görevinin bir parçası olarak, genel ve zorunlu aşı

programı uygulamasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Konunun, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde değerlendirilmesinde

ise 18 yaşını doldurmamış, bedensel, zihinsel, ahlâki, sosyal ve duygusal

gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen

çocukların (bu meyanda bebeklik çağındakilerin) "korunma ihtiyacı olan çocuk" olarak değerlendirildiği,

bu gruba girenlerin üstün yararları gözetilerek, Kanunda bir takım

"koruyucu ve destekleyici tedbirler" öngörüldüğü, bu meyanda

"sağlık tedbiri"nin de sayıldığı, bu tedbirlerin alınması için

yetkili mahkemelere (Çocuk Hâkimi, Aile Mahkemesi) başvuru usulü ve şartlarının

ve başvurmaya yetkili kişilerin Kanunda ayrıntılı biçimde düzenlendiği, yetkili

kurum olarak görevlendirilen Aile Sosyal ve Politikalar Bakanlığı İl

Müdürlükleri'nin "genişletilmiş bağışıklama programı"nda yer alan

zorunlu aşıların uygulanması esnasında ebeveynlerce buna izin verilmemesi

halinde, aşı uygulanacak çocuğun (bebeğin) "korunmaya muhtaç çocuk"

olarak nitelendirilerek, mahkemelere başvurulduğu ve "sağlık tedbiri"

talebinde bulunulduğu görülmektedir. Başvurunun somutunda da, bu yoldaki sağlık

tedbiri talebi mahkemece kabul edilmiş; bu karara karşı vaki itiraz da İtiraz

Mahkemelerince reddedilmiştir. Uygulamada derece mahkemelerinin, ebeveynlerin

rızasının şart olduğuna dair verdiği bazı kararlar olduğu gibi; bu başvuruda

olduğu gibi, çocuğun üstün yararı gözetildiğinde sağlığın korunmasında

anlaşılmaktadır.

5395 sayılı Kanun'un 3/1-a ve 5/1-d maddeleri gözetildiğinde,

çocuğun (bebeğin) korunmaya muhtaç çocuk olarak kabul edilerek hakkında

bebeklik dönemi koruyucu aşılarının yapılması yolunda mahkeme kararıyla

başvurulan "sağlık tedbiri"nin çocuğun vücut bütünlüğüne yapılan

müdahalede "kanunilik" şartını bu yönü itibariyle de sağladığı

açıktır, ayrıca, bu müdahalenin benimsenen sağlık politikası çerçevesinde,

küçük yaştaki çocukları ve toplum sağlığını koruma amacına yönelik olduğu,

sağlık politikası gereği bu tür uygulamaların yapılmasının, kamu düzeni ve

toplum sağlığı gözetildiğinde zorunlu ve gerekli bulunduğu, ülkemizde bulunan

üç milyona yakın mültecinin taşıyabileceği hastalık tehlikesi gözetildiğinde ve

ülkemizin dünyaya örnek gösterilen zorunlu aşı uygulamasının sonuçları dikkate

alındığında ebeveynlerin küçük çocuklarına aşı yapılmasına izin vermemelerinin

kamu düzeni ve toplum sağlığı açısından büyük risk oluşturulabileceği,

dolayısiyle başvurucunun çocuğuna aşı yapılması yolundaki müdahalenin (sağlık

tedbirinin) "acil bir sosyal ihtiyaç" teşkil ettiği ve çocukların

gelişme sürecinde karşılaşabilecekleri muhtemel hastalıklara karşı bir önlem

niteliğinde olduğu dikkate alındığında, bu müdahalenin (aşı yaptırılması

yolundaki mahkeme kararının) ölçülü ve orantılı olduğu görülmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararlarının

incelenmesinde de, zorunlu aşı uygulamaları ile ilgili olarak, kamu sağlığının

korunması şeklindeki menfaate üstünlük tanındığı ve zorunlu aşılama şeklindeki

müdahalelerin, Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında özel hayata saygı hakkını

ihlâl etmediği sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır (Olsson/İsveç, B. No:

10465/83, 24.3.1998, § 67; Boffa ve diğerleri/San Marino (k.k.),B. No:

26536/95, 15.1.1998, § 4; Solomakhin/Ukrayna, B. No: 2442903, 15.3.2012, §§

33-38).

Açıklanan nedenlerle, başvurucu yönünden, Anayasa'nın 17.

maddesinin ihlâl edilmediği ve başvurunun reddi gerektiği kanaatine

vardığımızdan, ihlâlin mevcudiyeti sonucuna ulaşan çoğunluk kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu

:

Salih Gökalp SEZER

Temsilcisi

:

Mehmet SEZER

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bölümümüz çoğunluğu, bebeklik dönemi aşı uygulamasının ebeveyn

tarafından kabul edilmemesinden dolayı mahkemece sağlık tedbiri kararı

verilmesi sebebiyle temel hakların ihlal edildiği iddiasını konu alan bireysel

başvurunun kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden

bulunmadığını belirterek (§ 43) kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

Bilindiği gibi, 6216

sayılı Kanunun 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bireysel başvurunun

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem veya ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği; 47. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında ise “başvurucu ve varsa temsilcisinin” kimlik bilgileri

ile fıkradasayılan hususların belirtilmesi gerektiği hükme bağlanmaktadır.

Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğünün 59. maddesinde de aynı hususlar daha ayrıntılı olarak düzenlenmekte;

maddenin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “Başvurucunun adı, soyadı,

vatandaşlık numarası, doğum tarihi ve yeri” ile bentte belirtilen diğer

bilgilerin; (c) bendinde “kanunî temsilcisi… varsa, kanunî temsilcisinin”

bentte sayılan bilgilerinin ve (e) bendinde “Başvurucunun güncel ve kişisel bir

temel hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları”nın başvuru formunda

yer alması gerektiği hükme bağlanmaktadır. İçtüzüğün 61. maddesinde de bireysel

başvurunun, bizzat başvurucu veya başvurucunun kanunî temsilcisi varsa onun

tarafından yapılabileceği belirtilerek buna ilişkin hükümlere yer

verilmektedir.

6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanununun, dava ehliyetinin medenî hakları kullanma ehliyetine

göre belirleneceği ve medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanların

kanunî temsilcileri tarafından temsil edileceği yönündeki 51. ve 52. maddeleri

hükümlerinin bireysel başvuru konusunda somutlaştırılması anlamına gelen kanunî

temsile ilişkin yukarıdaki hükümlere göre, dava açma ehliyeti bulunmayan bebek

adına da ancak kanunî temsilcisi (velisi) tarafından bireysel başvuruda

bulunulabilir.

Oysa incelenen başvuruda,

kararda başvurucu olarak gösterilen bebeğin babası tarafından ve kanunî

temsilcilik sıfatı belirtilmeden, başvurucu olarak doğrudan kendi adı, soyadı

ve diğer bilgileri belirtilmek suretiyle bireysel başvuruda bulunulduğu, matbu

bireysel başvuru formunda başvurucu ve kanunî temsilcisine ait farklı bölümler

bulunmasına rağmen, başvurucuya ait bölümde çocuktan bahsedilmediği ve başvuru

formunun diğer bölümlerinde çocuğun adı dışında hiçbir kimlik bilgisine yer

verilmediği görülmektedir.

Başvuru formunun “Sonuç

Talepleri” Bölümünde de söz konusu sağlık tedbiri kararının, aşı yaptırılması

konusunda veliye baskı uygulanması anlamına geldiğinden Anayasaya aykırı

olduğunun ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.

6216 sayılı Kanunun 49.

maddesinin (7) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruların incelenmesinde bu

Kanunda ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının

bireysel başvurunun niteliğine uygun hükümlerinin uygulanacağı hükme

bağlanmakta; 6100 sayılı Kanunda da bu konuda bir hüküm bulunmamakla birlikte,

“kanunî temsilci, (temsil ettiği kişinin adını yazmadan ve temsilci sıfatını

bildirmeden) davayı kendi adına açarsa, böyle bir dava(nın) sıfat yokluğundan

reddedil(eceği), ancak dava dilekçesinin tümünden, davanın temsil edilen (dava

ehliyeti bulunmayan) kişi adına açıldığı anlaşılabiliyorsa, o zaman davanın

reddedile(meyeceği); davaya, dava ehliyeti bulunmayan adına kanunî temsilci

tarafından devam edil(eceği)” kabul edilmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri

Usulü, C.I, 4. bs., Ankara 1979, s. 686 ve bu bölümdeki dipnotlarda atıf

yapılan Yargıtay kararları).

Yukarıda da belirtildiği

üzere, kararda başvurucu olarak belirtilen çocuk başvuru formunda başvurucu

olarak gösterilmemekte, hatta açıkça güncel ve kişisel bir hakkının ihlal

edildiği bile ileri sürülmemekte, buna karşılık velisinin bu yönde iddialarla

“başvurucu” olarak kendi kimlik bilgileriyle (ve bebeğin ismi dışında hiçbir

kimlik bilgisine yer vermeden) başvuruda bulunduğu görülmektedir. Üstelik

başvuru dilekçesinin tamamından başvurunun temsil edilen bebek adına yapıldığı

da anlaşılamamakta; 6100 ve 6216 sayılı Kanunlarla İçtüzükte böyle bir durumda

Mahkememizce re’sen düzeltme yapılmasına imkân veren bir hüküm de

bulunmamaktadır.

Bu itibarla başvurunun

bebeğin adına yapıldığının anlaşıldığı ve başvuru formunda başvurucu olarak

gösterilen kişinin başvurucunun temsilcisi olarak kabul edilmesi gerektiği

yönündeki bir kabulle başvurunun kabul edilebilir bulunmasının ve bu sıfatların

düzeltilerek bireysel başvurunun incelenmesinin, yukarıda belirtilen Kanunların

ve İçtüzüğün ilgili hükümlerine aykırı olduğu düşünülmektedir.

Kuşkusuz, Anayasa

Mahkemesi ve AİHM’in bazı kararlarında da belirtildiği üzere, usul kuralları

uygulanırken mahkemeye erişim hakkını engelleyecek şekilde katı şekilcilikten

de, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak

şekilde aşırı esneklikten de kaçınmak gerekmektedir. Ancak başvurunun sıfat

yokluğundan reddedilmesi yukarıda belirtilen usul kurallarının uygulanmasında

“katı şekilci” bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceği gibi, çoğunluğun

kabulü, başvuru şartı olarak belirlenen usul şartlarının ortadan kalkmasına yol

açacak esneklikte bir yoruma işaret etmektedir.

Bu sebeplerle, kendi

adına bireysel başvuruda bulunan Mehmet Sezer’in mahkemece verilen sağlık

tedbiri kararından dolayı güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmesi

söz konusu olmadığından, incelenen başvurunun kişi bakımından yetkisizlik

sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği ve kendi adına

başvuruda bulunan kişinin başvurucu temsilcisi olarak, çocuğunun da başvurucu

olarak gösterilmesi suretiyle başvurunun incelenmesine devam edilmesinin

yukarıda belirtilen kanunlara göre mümkün olmadığı düşüncesiyle çoğunluğun

kabul edilebilirlik kararına katılmıyorum.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

M. Emin KUZ

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/5629, T. 21.11.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-5629-basvuru-21-11-2017-e457b4a04db4