Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2014/3738, 21.12.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2014/3738
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

SABAHAT BEĞİK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/3738)

Karar Tarihi: 21/12/2017

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucuların murisinin köy korucusu tarafından

öldürülmesi neticesinde 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvuruda ve açılan davada olayın Kanun kapsamı dışında olduğu gerekçesiyle

başvurunun ve davanın reddedildiği, tazminata hükmedilmediği, yargılama

işlemlerinin makul sürede sonuçlandırılmadığı gerekçeleriyle adil yargılanma

haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

7. İkinci Bölüm tarafından 5/7/2017 tarihinde yapılan toplantıda

başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve

başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular; amcası bir hafta önce PKK terör örgütü

mensuplarınca öldürülen köy korucusu B.C. tarafından 23/4/1994 tarihinde

murisleri A.B.nin terör örgütüne destek olduğu

düşünülerek öldürüldüğünü, murislerinin ölmesi ve sanık ile sanığın

akrabalarının köy korucusu olması nedeniyle yaşadıkları köyü terk ettiklerini

iddia etmişlerdir.

10. Başvurucular 8/11/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

11. 11/11/2005 tarihli Komisyon kararında; başvurucuların murisi

A.B.nin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak Batman

Ağır Ceza Mahkemesinin 18/3/1999 tarihli kararı ile sanık B.C.nin

kasten A.B.yi öldürme suçundan 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesi gereğince suçun işleniş şekli,

kastının yoğunluğu nazara alınarak 24 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmış

olduğu; sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları lehine indirim sebebi sayılıp

5237 sayılı Kanun'un 59. maddesi gereğince cezası 1/6 oranında indirilerek 20

yıl ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, aynı Kanun'un 31. maddesi gereğince

müebbeten kamu hizmetinden men edildiği, dolayısıyla

adı geçen başvuru sahiplerinin başvurusunun 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilmediği gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiştir.

12. Başvurucular tarafından Komisyon kararına karşı Diyarbakır

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

13. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 31/12/2007 tarihli kararı

ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...5233 sayılı Kanun hükümlerinden

yararlanmak isteyen kişilerin zarara uğramasına sebebiyet veren olayların terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

ortaya çıkması gerektiği açıktır.

Olayda ise davacılar murisinin, Batman ili,

Sason ilçesi merkezinde amcası bir hafta önce PKK terör örgütü mensuplarınca

öldürülen B.C. tarafından terör örgütüne destek olduğu düşünülmesi nedeniyle

öldürüldüğü, diğer deyişle davacılar murisinin öldürülmesi olayının terör

eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle ortaya

çıkmadığı ve bu durumun Batman Ağır Ceza Mahkemesinin ve Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin kararları ile de ortaya konulduğu açık olduğundan dava konusu

işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Her ne kadar davacılar vekilince, davacılar

murisinin ölümüne sebebiyet veren köy korucusu B.C.'nin

devletin kendisine vermiş olduğu silahla ve dönemin bölge koşullarında

gerçekleştirdiğini belirtmekte ise de; davacı vekilinin ileri sürdüğü bu

iddialar, 2577 sayılı İdari Yargıla Usulü Kanunun 13. maddesi gereğince idari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar tarafından açılacak olan tam yargı

davalarında dinlenebilecek olan iddialar olup, 5233 sayılı Kanun hükümlerinden

yararlandırmama nedeniyle açılan iş bu davada öncelikle ilgilinin zarara

uğramasına sebebiyet veren olayın Kanun kapsamına dahil olup olmadığı hususunun

inceleneceği ve eğer olay bu Kanun kapsamında değilse davanın bu açıdan

reddedileceği açık olduğundan, davacı vekilinin bu iddialarının iş budavada dinlenmesine olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."

14. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 28/3/2013 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

15. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 26/11/2013 tarihli

ilamı ile reddedilmiştir.

16. Karar düzeltme isteminin reddi kararı 17/2/2014 tarihinde

başvurucular vekiline tebliğ edilmiş ve vekil tarafından 18/3/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri; 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi; Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı; Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı; Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı; (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

18. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

...

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 21/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tazminat Taleplerinin

Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

20. Başvurucular; murisleri A.B.nin

23/4/1994 tarihinde kahve önünde otururken köy korucusu tarafından

öldürüldüğünü, anılan olay nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması

istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları talebin Kanun kapsamında

olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini; bu işleme karşı açtıkları davanın da

haksız olarak reddedildiğini belirterek yaşam, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 17., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucular, murislerinin ölümü neticesinde yaşam hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiş ise de başvurucuların bireysel başvuru formunda beyan

ettikleri "...olayın terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler (5233 sayılı Yasa) kapsamında kaldığı

ortadadır..." ,

"...Murislerinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, 08.11.2004 tarihinde

520 başvuru dosyası ile 5233 sayılı Yasa Kapsamında Batman Valiliğine başvuruda

bulunmuşlardır..." şeklindeki ifadelerden ölüm olayına ilişkin

iddialarının Komisyon ve idari yargı aşamasındaki taleplerini delillendirme amaçlı olduğu kanaatine varılmıştır. Bu

bakımdan yaşam hakkı kapsamında ayrıca inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir. Başvurucuların ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmiştir.

22. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı; 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

23. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi

kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B.

No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

24. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdiri

neticesinde zararlarının eksik hesaplandığını ve davalarının reddedildiğini; bu

kapsamda derece mahkemesince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç

itibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte olup başvurucuların iddialarının

özünün derece mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk

kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

25. Başvuru konusu idare mahkemesi kararında; başvurucuların

murisinin öldürülmesi olayının terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetlerden kaynaklanmadığı, bu durumun Batman Ağır Ceza

Mahkemesinin ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin kararları ile de ortaya konulduğu,

bu nedenle dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.

Her ne kadar başvurucular vekilince başvurucuların murisinin ölümüne sebebiyet

veren köy korucusu B.C.nin devletin kendisine vermiş

olduğu silahla ve dönemin bölge koşullarında ölüm olayını gerçekleştirdiği

belirtilmekte ise de bu iddiaların 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince idari eylemlerden hakları

ihlal edilmiş kişiler tarafından açılacak olan tam yargı davalarında

dinlenebileceği belirtilmiştir. 5233 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırmama

nedeniyle açılan bu davada öncelikle ilgilinin zarara uğramasına sebebiyet

veren olayın Kanun kapsamında olup olmadığı hususunun incelendiği anlaşılmış ve

olayın bu Kanun kapsamında olmadığı belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir. Başvurucuların iddiaları temyiz merciince de incelenip reddedilmek

suretiyle mahkeme kararı onanmış, karar düzeltme talepleri ise reddedilmiştir.

Başvurucuların iddialarına yönelik olarak bu çerçevede derece mahkemesinin

kararında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından

başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

29. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

30. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

31. Bu hususlara ek olarak Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yapılan yargılamalarda komisyonların belli bir dönem içinde geçici

olarak olağanüstü iş yükü artışı ile karşılaşmasından kaynaklanan gecikmelerde,

kamu otoritelerince zamanında ve yeterli tedbirlerin alınmış olup olmadığını da

gözönünde bulundurmaktadır. Gerekli tedbirler

alınmışsa makul sürenin hesaplanmasında olağan yargılamalara kıyasla daha esnek

bir yaklaşım benimsenmektedir (Sabri Çetin,

B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 60-72; Mahmut

Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 59-71; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,

§§ 57-67; Celal Demir, §§ 57-69).

32. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda Komisyona başvuru tarihi

(8/11/2004)ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme karar tarihi (26/11/2013)

arasında geçen ve toplam 9 yıllık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna

varmak gerekir.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

34. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

35. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.

36. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

37. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında;

i. Başvurucular Sabahat Beğik, Sidar Beğik, Diyar Beğik, Abdurrahman Beğik, Şimal Beğik ve Nevim Beğik'in aynı konutu paylaştığı; ekonomik birliktelik

içinde oldukları dikkate alınarak net 9.360 TL manevi tazminatın müştereken

ödenmesine,

ii. Bijen Beğik'in

diğerlerinden farklı konutta ikamet ediyor olması dikkate alınarak net 7.200 TL

manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.

38. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradığını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

değerlendirme yapılarak makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğinin

tespit edilmesi ile başvurucuların maddi tazminat istemleri arasında illiyet

bağı bulunmaması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir .

39. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 1. Başvurucular Sabahat Beğik, Sidar Beğik, Diyar Beğik, Abdurrahman Beğik, Şimal Beğik ve Nevim Beğik'e net 9.360 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

2. Bijen Beğik'e

net 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesine (E.2005/2424, K.2007/2094) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucular

:

1. Sabahat

BEĞİK

2. Sidar BEĞİK

3. Nevim BEĞİK

4. Bijen BEĞİK

5. Diyar

BEĞİK

6.

Abdurrahman BEĞİK

7. Şimal

BEĞİK

Vekili

:

Av. Canan

ATABAY

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2014/3738, T. 21.12.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2014-3738-basvuru-21-12-2017-edc9a5dd6028