Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/4245, 07.12.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/4245
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İBRAHİM FİDANAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/4245)

Karar Tarihi: 7/12/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 9/7/1987 tarihinde terör örgütü tarafından evlerine

baskın yapılması neticesinde murislerinin ve akrabalarının yaralanmasına ve

öldürülmesine dair özel durumları dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamında yapılan başvurunun ve açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin olayın gerçekleştiği tarih itibarıyla Kanun kapsamı dışında olduğu

gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının

ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/3/2014 tarihinde Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/1/2015 tarihli görüş yazısı 27/1/2015

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular vekili

tarafından Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından 9/7/1987

tarihinde köylerine yapılan baskın sonucu murislerinin ve yakınlarından

bazılarının yaralandığını, bazılarının öldürüldüğünü, bu özel durumdan

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek zorunda

kaldıklarını iddia etmişlerdir.

8. Başvurucular 30/4/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

9. 12/12/2005 tarihli ve 2005/4-1282 sayılı Komisyon kararında,

anılan olayın 9/7/1987 tarihinde meydana gelmesi ve tarih itibarı ile

(19/7/1987 ve sonrası) 5233 sayılı Kanun kapsamına girmemesi nedeni ile talebin

reddine karar verilmiştir.

10. Başvurucular tarafından, belirtilen ret işlemi aleyhine

Diyarbakır İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

11. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 5/12/2008 tarih ve

E.2007/2180, K.2008/2275 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca karşılanması öngörülen

zararlar, Kanunda 19.07.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan

17.07.2004 tarihleri arasında terör ve terörle mücadele faaliyetleri sırasında

uğranılan zararlar olarak belirtilmiştir.

Bu durumda, dava konusu 09.07.1987 tarihli

ölüm olayının, 5233 sayılı Kanun uyarınca 19.07.1987 -

17.07.2004 tarihleri arasında karşılanması öngörülen zararlar kapsamında

değerlendirilemeyecek olması nedeniyle, başvurunun kanun kapsamına girmediği

gerekçesiyle reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."

12. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 12/12/2013 tarihli ve E.2011/9844, K.2013/10759 sayılı ilamı ile

hükmün onanmasına karar verilmiştir.

13. Onama kararının 5/3/2014 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edildiği ve 18/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşılmaktadır.

14. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/6/2014 tarihli ve

E.2014/3916, K.2014/5597 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 4., 6., 7., 8., geçici 3., geçici

4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki

kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008

tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K. 2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren

eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar

gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin

hükümleri kapsar.”

17. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,

19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren

eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. "

18. 5233 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi şöyledir:

"19.7.1987 tarihinden bu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihe kadar, görevleri başında iken terörden veya terörle

mücadele sırasında zarar gören kamu görevlilerinden veya mirasçılarından,

ilgili mevzuat uyarınca tazminat almış olup, ancak aldıkları tazminatın

hesaplanma kriteri bu Kanundan farklı olanlardan, bu Kanunun yayımı tarihinden

itibaren bir yıl içinde ilgili valilik veya kaymakamlıklara başvuranlara,

yapılacak hesaplamada aldıkları tazminat ile bu Kanuna göre almaları gereken

tazminat arasında fark bulunması halinde, eksik olan tutar yasal faiziyle

birlikte ödenir. Ödenen tazminat tutarı fazla ise iade talep edilmez.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren en geç

bir yıl içinde sonuçlandırılır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 7/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

20. Başvurucular; murislerinin ve yakınlarının terör örgütü

mensuplarınca yaralanması, öldürülmesi olayı nedeni ile 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptıkları talebin ve akabinde açtıkları davanın reddedildiğini,

terör örgütü mensupları tarafından hanelerine yapılan baskın sonucunda

öldürülen ve yaralanan hısımlarının olduğunu, ölüm olayları nedeni ile

zararlarının bulunduğunu ve olayın tutanaklar ile basın tarafından da

doğrulanmış olmasına rağmen bu hususların idare ve Derece Mahkemelerince

dikkate alınmadığını, 5233 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 19/7/1987 tarihi ile

Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih arasında gerçekleşmiş olan zararların

tazmininin esas alındığını, başvuru konusu zararlara sebebiyet veren olayın ise

Kanun'un tazmini gereken zararların gerçekleşme tarihi olarak kapsamına aldığı

tarihten on gün öncesi olan 9/7/1987 tarihinde meydana geldiğini, bu hâli ile

yerleşim yerinde terör ve terör olayları nedeni ile zarar gören kişiler

hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar vermesine rağmen

zararlarına sebebiyet veren baskın olayının zarar tespitlerinde esas alınan

tarihten sadece on gün öncesinde gerçekleşmiş olması gerekçesine dayanılarak

kendi başvuruları hakkında tazminat ödenmemesi yönünde karar verilmesinin eşitlik

ilkesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.

21. Ölüm olaylarından kaynaklanan manevi zararların da telafi

edilmesi gereği karşısında 5233 sayılı Kanun'un sadece maddi zararların sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usulleri

düzenlediğini, 5233 sayılı Kanun'un anılan hükümlerinin iptali istemi ile

başvurulmuş olmasına rağmen yerel Mahkemece bu taleplerinin dikkate

alınmadığını ve talepleri hakkında herhangi bir karar dahi verilmediğini,

taraflarından sunulan belgeler değerlendirilmeksizin ve beyan edilen talepler

hakkında bir karar verilmemiş olması suretiyle savunma hakkı kısıtlanarak

alınan kararların adil olmadığını, kusursuz sorumluluk ilkesi ve sosyal risk

ilkesi uyarınca bu türden zararları idarenin karşılamakla yükümlü olduğunu,

yaşanan terör olayının akabinde zararlarının tazmin edilmemesinin özel

hayatlarına müdahale teşkil ettiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında

yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın

10., 14., 19., 20. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini

iddia etmiş, maddi ve manevi tazminat talebi ile 5233 sayılı Kanunun bazı

hükümlerinin iptal edilmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

22. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10., 14., 19., 20. ve 36. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Başvurucu Şefika Fidanay Açısından

23. Başvurucu 9/7/1987 tarihinde meydana gelen terör olayları

neticesinde murislerinden ve yakınlarından yaralananların, ölenlerin olduğunu,

Derece Mahkemesi tarafından savunmalarının dikkate alınmadığını, yaşanılan olayların

on gün fark ile Kanun kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle davalarının haksız

olarak reddedildiği belirterek Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında düzenlenen

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

26. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabilir."

27. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un

45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla

medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler bireysel başvuru yönünden dava

ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22,

25/12/2012, § 24).

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 34.

maddesinde yer alan "mağdur" kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da

ihmalden doğrudan etkilenen kişinin kast edildiğini belirtmiş (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50); hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce

ölmesi durumunda mağdurluk durumunun ortadan kalkması nedeniyle hukuken bir

başkasının ölen kişi adına bireysel başvuruda bulunamayacağına karar vermiştir

(Davut Kaya, Zöhre

Polat/Türkiye, B. No: 2794/05, 40345/05, 21/10/2008).

29.22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla

doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer."

30. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 43.

maddesi şöyledir:

"Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca

kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın

veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi

veya iflas etmesi durumlarında sona erer.

Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da uygulanır.

Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır."

31. 6098 sayılı Kanun'un 513. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme,

vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile

kendiliğinden sona ermiş olur."

32. 4721 sayılı Kanun'un 28. maddesine göre gerçek kişiler

hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle sona ermekte olup ölüm ile

kişiliği sona erenler için artık hak ve fiil ehliyetine sahip olduklarından söz

etmeye olanak bulunmamaktadır. 6098 sayılı Kanun'un anılan hükümlerinden

anlaşıldığı üzere hukuki işlemden doğan vekâlet veren ile vekil arasında temsil

yetkisine dair sözleşme,aksi

kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça taraflarının

birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası ile hiçbir işleme gerek

kalmaksızın kendiliğinden son bulacaktır (Abdurrehman URAY, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 28).

33. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi şöyledir:

"Bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye

kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine, yargılama giderlerinin dışında,

ayrıca ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere

disiplin para cezasına hükmedilebilir."

34. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi

şöyledir:

“Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki

davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit

edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para

cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.”

35. İlgili düzenlemeler vasıtasıyla bir kamu düzeni kuralı

olarak ele alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve

başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye

edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının, bireysel başvuru

alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru

usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu gereği gibi

değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması

olarak değerlendirilmesi mümkündür (Mehmet

Güven Ulusoy, [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31; S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).

36. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (Mehmet Güven Ulusoy, § 32; S.Ö.,

§ 29).

37. Başvuru konusu olayda başvurucu Şefika Fidanay

15/9/2004 tarihinde Avukat Arzu Pamukçu Yördem'e

vekâlet vermiştir. Başvurucu, nüfus kayıtlarına göre 1/1/2011 tarihinde vefat

etmiştir. Başvurucu vekili tarafından 18/3/2014 tarihinde başvurucunun adil yargılanma

hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru

yapılmış, başvuru formunda başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer

verilmemiştir.

38. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman URAY, § 30).

39. Açıklanan nedenlerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

40. Bu durumda Avukat Arzu Pamukçu Yördem

aleyhine Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216

sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi

uyarınca takdiren 500 TL disiplin para cezasına

hükmedilmesi gerekir.

b. Diğer Başvurucular

Açısından

i. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

giderim taleplerinin Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini,

Kanun kapsamı dışında bırakılarak Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarda, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına

ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarını

temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkate

alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

43. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Davada Uygulanan

Kuralın Anayasa'ya Aykırı Olması Nedeniyle İptal Edilmesi Gerektiğine İlişkin

İddia

45. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. ve geçici 2.

maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek söz konusu maddelerin iptalini

talep etmiştir.

46. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrasında,

yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireysel başvuru

konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin, temel hak ve

özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine

değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve

ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman

Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).

47. Somut olayda başvurucular, 5233 sayılı Kanun’un geçici 1.

maddesinin (bkz. § 17) ve geçici 2. maddesinin (bkz. § 18) Anayasa’ya aykırı

olduğunu ve iptali gerektiğini ileri sürmekle doğrudan ve soyut olarak yasama

işlemi aleyhine başvuru yapmışlardır.

48. Bir yasama işleminin temel hak ve özgürlüğün ihlaline neden

olması durumunda, bireysel başvuru yoluyla doğrudan yasama işlemine değil ancak

yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı

başvuru yapılabilir (Süleyman Erte,

§ 17). Diğer bir ifadeyle bireysel başvuru kapsamında bir yasama işleminin

doğrudan ve soyut olarak Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvuru yapılamaz.

49. Açıklanan nedenlerle davada uygulanan kuralın Anayasaya

aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

50. Başvurucular, terör örgütü mensupları tarafından 9/7/1987

tarihinde köylerine yapılan baskın sonucu murislerinin ve yakınlarının

yaralandığını, öldürüldüğünü, evlerinin basılarak yakıldığını, özel ve aile

yaşamlarına saygı duyulmadığını, yerel Mahkeme tarafından savunmalarının

dikkate alınmadığını, yaşanılan olayların on gün fark ile Kanun kapsamı dışında

kaldığı gerekçesiyle davalarının haksız olarak reddedildiği belirterek

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında düzenlenen adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

51. Bakanlığın başvuruya ilişkin görüş yazısı şu şekildedir:

"Somut başvuruda ... Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesi 5/12/2008 tarih ve E.2007/2180, K.2008/2275 sayılı davanın reddine

ilişkin kararında, 5233 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca 5233 sayılı

Kanun'un, 19/7/1987 tarihi ile bu maddenin yürürlük tarihi olan 17/7/2004

tarihleri arasında 3713 sayılı Kanun kapsamında olan eylemleri kapsadığı

tespitini yapmıştır. Mahkeme, bu maddeye dayanarak başvurucuları murisinin

19/7/1987 tarihinden önce, 9/7/1987 tarihinde vefat ettiğini ve bu nedenle 5233

sayılı Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu karar

temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.

Bu itibarla Bakanlığımız, başvurucuların söz

konusu şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığının incelenmesi

sırasında göz önüne alınmak üzere, yukarıda açıklanan hususların da Anayasa

Mahkemesi'nin dikkatine sunulması gerektiği kanaatindedir."

52. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucular tarafından beyanda

bulunulmamıştır.

53. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

54. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden

incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

§ 26).

55. Başvurucular, 9/7/1987 tarihinde PKK terör örgütü

militanları tarafından köylerine yapılan baskın sonucunda murislerinin ve

yakınlarının yaralandığını, öldürüldüğünü iddia ederek oluşan zararlarının

karşılanması talebiyle Komisyona yaptıkları başvurunun reddi neticesinde 5233

sayılı Kanun kapsamında Diyarbakır İdare Mahkemesinde Komisyon kararının (bkz.

§ 10) iptali istemiyle dava açmışlardır.

56. Başvuruya konu İdare Mahkemesi kararında, 5233 sayılı Kanun

uyarınca karşılanması öngörülen zararların Kanun'da 19/7/1987 tarihi ile bu

Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih olan 17/7/2004 tarihleri arasında terör ve

terörle mücadele faaliyetleri sırasında uğranılan zararlar olarak

belirtildiğini, bu durumda dava konusu 9/7/1987 tarihli ölüm olayının, 5233

sayılı Kanun uyarınca 19/7/1987 ile 17/7/2004 tarihleri arasında karşılanması

öngörülen zararlar kapsamında değerlendirilemeyecek olması nedeniyle başvurunun

Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Başvurucuların iddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle

yerel Mahkeme kararı onanmış; karar düzeltme talepleri ise reddedilmiştir.

57. Başvurucuların iddialarına yönelik olarak 5233 sayılı Kanun,

17/7/2004 tarihinde terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin bu zararlarının

karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla çıkarılmıştır. Kanun'un

uygulama süresi ise geçici 1. maddesiyle belirlenmiştir. Anılan maddede

Kanun'un yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve

kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde 19/7/1987 tarihi ile Kanun'un yürürlüğe

girdiği tarih arasında işlenen 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu'nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan

tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararları

hakkında uygulanacağı düzenlenmiştir. 5233 sayılı Kanun oluşan ihtiyaçlara

yönelik çıkarılan özel bir giderim usulüdür ve belirli bir süreci

kapsamaktadır. Başvurucuların ileri sürdükleri olayın olduğu tarih Kanun

kapsamı dışında kalmaktadır ancak başvurucuların gerçekleştiğini iddia

ettikleri olay akabinde oluşan zararları için 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında genel hükümlere göredava

açma imkânlarının mevcut olduğu da görülmektedir. Bu çerçevede Derece

Mahkemesinin kararı (bkz. § 11) değerlendirildiğinde kararda bariz takdir

hatası ve açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle, başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

59. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucuların makul

sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

60. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

61. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§

61-69; Mahmut Can Arslan, B. No:

2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,

B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal

Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha

uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir

kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

62. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (30/4/2005)ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme karar tarihi

(19/6/2014) arasında geçen ve toplam süresi 9 yıl 1 aylık sürede, başvurucular

açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu

yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

64.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucular,

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesini ve bu

nedenle tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

66. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara ayrı ayrı net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Şefika Fidanay yönünden

yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanılması nedeniyle REDDİNE,

B. Diğer başvurucular açısından;

1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Davada uygulanan kuralın Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle

iptal edilmesi gerektiğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının başvurucular İbrahim Fidanay,

Mahmut Fidanay, Remziye Yüce, Zöhre

Fidanay açısından İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Başvurucular İbrahim Fidanay,

Mahmut Fidanay, Remziye Yüce, Zöhre

Fidanay'a AYRI AYRI net 6.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. Başvurucu Şefika

Fidanay tarafından

yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

G. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin ve 1.800 TL

vekâlet ücretinin Başvurucular İbrahim Fidanay,

Mahmut Fidanay, Remziye Yüce, Zöhre

Fidanay'a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca Avukat Arzu Pamukçu Yördem'in

500 TL disiplin para cezası ile CEZALANDIRILMASINA,

I. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Diyarbakır Barosuna GÖNDERİLMESİNE,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucular

:

1. İbrahim

FİDANAY

2. Şefika

FİDANAY

3. Mahmut

FİDANAY

4. Remziye

YÜCE

5. Zöhre FİDANAY

Vekili

:

Av. Arzu

PAMUKÇU YÖRDEM

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/4245, T. 07.12.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-4245-basvuru-07-12-2016-e7c1a11c8322