Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/17803, 13.09.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/17803
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İBRAHİM KINIK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/17803)

Karar Tarihi: 13/9/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın uzun süre devam etmesi nedeniyle

adil yargılanma hakkının, öğretmenlik görevine son verilmesi nedeniyle kamu

hizmetine girme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Ergani Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü

soruşturma kapsamında tutuklanması talebiyle Ergani Sulh Ceza Mahkemesine sevk

edilmiştir. Mahkeme 29/12/2008 tarihli kararıyla başvurucunun tutuklama

talebinin reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu; kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve suç

delillerini yok etme suçlarından tutuklanması talebiyle tekrar sevk edildiği

Ergani Sulh Ceza Mahkemesinin 6/2/2009 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

11. Başvurucu hakkındaki soruşturma dosyası, Ergani Cumhuriyet

Başsavcılığının 27/4/2009 tarihli fezlekesiyle yetkili ve görevli görülen

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

12. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2009 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun da aralarında olduğu toplam beş sanık hakkında

Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/277sayılı dosyasında kamu davası

açılmıştır.

13. Mahkeme 25/5/2010 tarihli kararıyla başvurucunun kasten

öldürme suçundan 10 yıl, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan (üç kez) 2 yıl 6 ay

hapis, ruhsatsız silah taşıma suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 500 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

14. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 14/7/2011 tarihli

ilamıyla ilk derece mahkemesinin kararını bozmuşutr.

15. Bozma kararı sonrası yapılan yargılamada Diyarbakır 1. Ağır

Ceza Mahkemesinin 15/5/2012 tarihli kararıyla başvurucunun kasten öldürme

suçundan 10 yıl, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan (üç kez) 2 yıl 6 ay hapis,

ruhsatsız silah taşıma suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

16. Bu karar da temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 1/7/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur.

17. Bozma kararı sonrasında yargılamaya Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2013/433 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.

18. Mahkeme 30/10/2014 tarihli celsede başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

19. Tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara yapılan itiraz,

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/11/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

20. Yapılan yargılamada Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

4/11/2014 tarihli kararıyla başvurucunun kasten öldürme suçundan 20 yıl hapis,

kasten öldürmeye teşebbüs suçundan (üç kez) 10 yıl hapis, ruhsatsız silah

bulundurma suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

21. Başvurucu 12/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

22. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/11/2014 tarihli

kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/10/2016 tarihli ilamıyla kasten öldürme

ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden

onanmış; ruhsatsız silah bulundurma suçundan verilen hüküm yönünden

bozulmuştur.

23. Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda Diyarbakır 1. Ağır

Ceza Mahkemesi 24/11/2016 tarihli kararıyla ruhsatsız silah bulundurma suçundan

başvurucunun beraatine karar vermiştir. Bu hüküm

temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.

(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır

ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle

ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır

ceza mahkemesinde karara bağlanır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tutukluluğun makul

süreyi aştığını ileri sürmüş, tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.

28. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu

kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu kısmı hakkında görüş

sunulmayacağını bildirmiştir.

2. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil olma

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

30. Tutukluluk hâli sona erdikten sonra tutukluluğun Kanun'da

öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığını iddia eden başvurucunun devam

eden tutukluluk hâlinden farklı olarak iddia edilen ihlalin tespitini ve

tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise bu yolu tüketmesi gerekir

(Hamit Kaya, B. No: 2012/338,

2/7/2013, § 46).

31. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna

uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte

aynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir.

32. Bu yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı tutukluluk

süresinin Kanun'da öngörülen azami süreyi aşıp aşmadığının veya makul olup

olmadığının tespiti, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını

sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk

yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm

olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Hamit Kaya, § 48).

33. Somut olayda başvurucu 6/2/2009 tarihinde tutuklanmıştır.

İlk derece mahkemesi, tutuklu olarak sürdürülen yargılama sonunda 4/10/2014

tarihli kararı ile başvurucunun tutuklanmasına karar verilen suçlardan cezalandırılmasına

karar vermiş; anılan mahkûmiyet hükmü temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1.

Ceza Dairesinin 12/10/2016 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.

34. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği

tarihten itibaren 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak süresi içinde

tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Mahkûmiyet kararının

kesinleşmesiyle birlikte tutukluluk sürecine ilişkin olarak sadece tazminat

talebinde bulunulabileceği dikkate alındığında, bu talep yönünden etkin ve

erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yolu tüketilmeksizin bireysel

başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği

mümkün değildir (Hamit Kaya, §

49). Öte yandan bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucunun

anılan tazminat yolunu tüketmesi için 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde

öngörülen dava açma süresi de geçmemiştir.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarına ilişkin olarak

yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

B. Kamu Hizmetine Girme

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu, uzun süre tutuklu kalması sebebiyle öğretmenlik

görevine son verilmesinin kamu hizmetine girme hakkını engellediğini ileri

sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde; kamu hizmetine girme hakkının Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) kapsamında korunan haklardan olmadığı,

başvurucunun bu şikayetini müstakil olarak değil tutukluluk süresinin uzunluğu

ile bağlantılı olarak ileri sürdüğü, konunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel

başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller

kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun

kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

39. Bireyin kamu hizmetine girme hakkı Anayasa'nın 70.

maddesinde güvence altına alınmış olmakla birlikte Sözleşme’de

düzenlenen haklardan değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de kamu

hizmetine girme ya da dilediği kamu görevinde çalışma hakkının Sözleşme’de ya da protokollerinde korunan bir hak

olmadığını açıkça ifade etmektedir. (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 24).

40. Somut olayda başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği

şekliyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü kamu hizmetine girme hakkının, Anayasa

ve Sözleşme ile Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanına

girmediği anlaşılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu, davanın ilk derece mahkemesinde derdest olduğunu,

yargılama sürecinin makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.

43. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu

kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu kısmı hakkında görüş

sunulmayacağını bildirmiştir.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

45. Ceza yargılaması süresinin tespitinde, kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı tarih ile suç

isnadına ilişkin nihai karar tarihi (bireysel başvuruya konu devam eden

yargılamalar yönünden Anayasa Mahkemesinin inceleme tarihi) arasında geçen süre

esas alınır (B.E., B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 34).

46. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki 7 yıl 10 aylık yargılama

süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

50. Başvurucu, 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

51. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

52. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden ve 206,10 TL harçtan oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kamu hizmetine girme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2016/409) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

İbrahim

KINIK

Vekili

:

Av. Muhammed

ÖNEK

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/17803, T. 13.09.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-17803-basvuru-13-09-2017-65ce7260adb8