Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/15194, 23.02.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/15194
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İSMAİL AKSOY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/15194)

Karar Tarihi: 23/2/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak

çatışmada ölmesi sonrasında kolluk görevlilerinin baskısı sebebiyle yerleşim

yerinin terk edildiği iddiası ile 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında

yapılan başvurunun ve akabinde açılan davanın reddedilmesi nedenleriyle

mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının; yapılan başvurunun makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/1/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, terör örgütü ile güvenlik güçleri arasında çıkan

çatışmalarda iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak öldüğünü beyan etmiş;

Diyarbakır ili Çınar ilçesi Yukarımollaali köyü Doluçanak mezrasında ikamet etmekte iken ölüm olayları

nedeniyle kolluk görevlilerinin baskısına maruz kalması sonucunda 1992 yılında

yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

9. Başvurucu 30/6/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon 30/5/2008 tarihli kararında başvurucunun terör ve

terörle mücadele kapsamında herhangi bir zararının bulunmadığından, jandarma

araştırma raporuna göre söz konusu köyde terör olayının olmadığından bahisle

talebin reddine karar vermiştir.

11. Belirtilen ret işlemi aleyhine başvurucu tarafından

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

12. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 27/5/2009 tarihli ve

E.2008/1811, K.2009/949 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"... 1992 yılına kadar Diyarbakır Çınar

İlçesi Yukarımollaali Köyü Doluçanak

Mezrasında ikamet eden davacının güvenlik güçlerinin baskısı nedeniyle köyü

terk etmek zorunda kaldığı belirtilerek, bu nedenle uğranılan zararın 5233

sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine

mahallinde 11.04.2006 tarihinde keşif yapıldığı, keşif sırasında davacıya ait

107 m2 ev, 08 m2 ahır, 78 dekar kıraç arazi tespiti yapıldığı, ev ve ahırının

yıkık olduğunun belirtildiği, jandarma tarfından Doluçanak Mezrasında herhangi bir terör olayı meydana

gelmediği, köyün boşaltılan köylerden olmadığı, davacının tüm eşyalarını da

alarak 1993 yılında Diyarbakır'a göç ettiği tespiti üzerine başvurunun dava

konusu işlem ile reddine karar verilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı

anlaşılmaktadır.

İfadesine başvurulan köy muhtarı beyanında

davacının göç etmeden önce Doluçanak Mezrasında

ikamet etiğini, ancak ne zaman ve ne şekilde göç ettiğini bilmediğini, sağlıklı

bilginin (R.B.)'tan alınabileceğini beyan etmiş, ifadesine başvurulan (R.B.)

ise beyanında davacının baskılardan dolayı göç ettiğini ve bu baskılardan

dolayı geri dönüş yapamadığını, köyden başka kimsenin göç etmediğini, evinin

göç etmesi nedeniyle sahipsizlikten yıkıldığını, 20-25 hayvanının olduğunu,

arazilerinin ise hiç boş kalmadığını beyan etmiştir.

Görüldüğü üzere davacı köyden tek göç eden

kişi durumundadır. Ancak göç etmesinin nedeninin baskılar olduğu ifade

tutanağından anlaşılmaktadır. Ancak davacının başvuru dilekçesinde beyan ettiği

300 adet hayvana sahip olmadığı ve arazilerinin de boş kalmadığı yine ifade

tutanaklarından anlaşılmaktadır.

Bu durumda köyden uğradığı baskılar nedeniyle

göç eden davacının ev ve ahırının zarar görmesi nedeniyle uğradığı zararların

tazminine karar verilmesi gerekirken başvurunun tümüyle reddedilmesine ilişkin

işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. ..."

13. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

20/3/2012 tarihli ve E.2011/6281, K.2012/1242 sayılı ilamı ile Diyarbakır ili

Çınar ilçesi Yukarımollaali köyü Doluçanak

mezrasının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle idarece ya da köy halkı tarafından tamamen

boşaltılmadığından, başvurucunun yerleşim yerini terk etmesi nedeniyle uğradığı

zararlarının 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki

olanak bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına

hükmedilmiştir.

14. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 27/9/2012 tarihli ve E.2012/770,

K.2012/1157 sayılı kararı ile bozma ilamına uyularak davanın reddine karar

verilmiştir.

15. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 28/11/2013 tarihli ve E.2013/5210, K.2013/9473 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.

16. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/6/2014

tarihli ve E.2014/3991, K.2014/5599 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar

düzeltme isteminin reddi kararı, başvurucu vekiline 18/8/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 23/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, bir kızı ve bir oğlunun terör örgütü üyesi olarak

çatışmalarda öldüğünü, Diyarbakır ili Çınar ilçesi Yukarımollaali

köyü Doluçanak mezrasında ikamet etmekte iken ölüm

olayları sonucunda kolluk görevlilerinin baskısına maruz kalması nedeniyle

yerleşim yerini terk etmek zorunda kalarak 1992 yılında Diyarbakır iline göç

ettiğini, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığı

davanın reddedildiğini, yerleşim yerini terk etmesinin nedeninin görmüş olduğu

baskılar olmasına rağmen Komisyonun ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığı

başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamında idareye yapmış olduğu başvurunun ve açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucu, çocuklarının terör örgütü mensubu olarak çatışmada ölmesi

sonucunda kolluk görevlilerinden görmüş olduğu baskı nedeniyle yerleşim yerini

terk etmek zorunda kalması sonucu oluşan zararlarının, 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin uyuşmazlığın sebebi

olduğunu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde mülkiyet hakkından yoksun

kalma durumu karşısında bir giderim sağlanması imkânının kendisine

tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı

olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme

yapılmamıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Tazminat Talebinin

Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu; iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak

öldürülmesi nedeniyle kolluk kuvvetlerinin baskısına maruz kalarak yerleşim

yerini terk ettiğini; terk nedeniyle ortaya çıkan zararlarının, 5233 sayılı

Kanun kapsamında tazmin edilmesi için yaptığı başvuru reddedilmekle birlikte

açtığı davada zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunun kabul

edildiğini; fakat temyiz merciinin bozma kararı sonrasında zararlarının 5233

sayılı Kanun kapsamında görülmeyerek davasının reddedildiğini, uyuşmazlıkta

temel sorunun zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip

değerlendirilemeyeceği olduğunu, açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde

nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek ve güvenlik kaygısına

dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim

yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik

şartlarının idarece oluşturulduğundan hareket ederek 5233 sayılı Kanun

kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı

ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar,

B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 84, 85).

23. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek, açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber

derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal

bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında

farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; Cahit

Tekin, § 88).

24. Başvurucunun, güvenlik güçleri ile terör örgütü mensupları

arasında çıkan çatışmalarda iki çocuğunun terör örgütü üyesi olarak

öldürüldüğünü, bu nedenle kolluk kuvvetlerinin baskısına maruz kaldığından

yerleşim yerini terk ettiğini, terk nedeniyle ortaya çıkan zararlarının, 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü, 5233

sayılı Kanun kapsamında başlattığı maddi tazminat prosedüründe maddi

zararlarının karşılanmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

25. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde bu Kanun’un amacının

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin bu zararlarının karşılanmasına ilişkin

esas ve usulleri belirlemek olduğu, Kanun’un 2. maddesinde bu Kanun’un

12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3. ve 4.

maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddi zararlarının sulhen karşılanması

hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı ifade edilmiş; zararın

5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunun tespitinin yapılması, akabinde Kanun’un

7. maddesinde belirtilen zarar kalemleri üzerinden yapılacak hesaplama ile

tespit edilen tazminat miktarının başvurucuya ödenmesine karar verileceği hükme

bağlanmıştır.

26. Somut olayda tazminat talebi ile Komisyona başvuru yapan

başvurucunun 5233 sayılı Kanun kapsamında bir zararının bulunmadığı,

başvurucunun terk ettiğini belirttiği köyde terör olaylarının olmadığı

gerekçesi ile Komisyonca talebin reddine karar verilmiştir. Komisyonun ret

kararı aleyhine başvurucu tarafından iptal davası açılması üzerine Diyarbakır

2. İdare Mahkemesince başvurucunun uğradığı baskılar nedeniyle yerleşim

yerinden göç ettiği değerlendirilerek başvurucunun ev ve ahırının zarar görmesi

nedeniyle uğradığı zararların tazminine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile

önce iptal kararı verilmiş (bkz. § 12); Danıştay Onbeşinci

Dairesinin bozma kararı (bkz. § 13) akabinde aynı Mahkemece Diyarbakır ili

Çınar ilçesi Yukarımollaali köyü Doluçanak

mezrasının terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle idarece ya da köy halkı tarafından tamamen

boşaltılmadığından, başvurucunun yerleşim yerini terk etmesi nedeniyle uğradığı

zararlarının, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki

olanak bulunmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir (bkz. §

14). Bu karar kanun yolu aşamalarından geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu kolluk

görevlilerinden görmüş olduğu baskılar nedeniyle yerleşim yerini terk etmek

zorunda kaldığını iddia etmiş ise de başvuru formu ve eklerinin incelenmesinde,

başvurucunun bu iddiasının soyut beyanlardan ibaret olduğu, başvurucunun anılan

iddiasına ilişkin herhangi bir delil sunmadığı tespit edilmiştir.

27. Her ne kadar başvurucu, yerleşim yerini terk etmek zorunda

kalması nedeniyle uğramış olduğu zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında

tazmin edilmesi gerektiğini iddia etmiş ise de, 5233 sayılı Kanun kapsamında

yaptığı müracaat ile başlattığı maddi tazminat prosedüründe, anılan iddiaların

incelenmesi neticesinde, iddialar hakkında değerlendirmede bulunan Derece

Mahkemelerinin kararlarında açık bir keyfîlik

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

29. Başvurucu, ayrıca yerleşim yerini terk etmek zorunda kalması

nedeniyle oluşan zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip

değerlendirilmeyeceğinin uyuşmazlığın sebebi olduğunu ve Derece Mahkemelerince

zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmemesi neticesinde

zararlarının tazmini imkânının kendisine tanınmadığını belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

30. Başvurucu tarafından, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddiânın yargılamanın sonucuna

dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan

değerlendirmeler neticesinde, başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma

fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânlarının elinden

alındığına dair bir bulgu da saptanmadığından somut yargılama faaliyetinin

Derece Mahkemelerince adil yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine

getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet haklarının ihlal edildiği

yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §

43).

.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderim

talebinin değerlendirilmesinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede

gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan

kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

34. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (30/6/2005) ile nihai karar tarihi (19/6/2014) arasında geçen ve toplam

8 yıl 11 ay olan sürede başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren

bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

37. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

38. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

39. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

40. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine

(E.2012/770, K.2012/1157) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu

:

İsmail AKSOY

Vekili

:

Av. Erdem

KAYA

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/15194, T. 23.02.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-15194-basvuru-23-02-2017-aadafb150f27