Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/1204, 17.11.2014

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/1204
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

CEMİL GÜL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/1204)

Karar Tarihi: 17/11/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu,

“uyuşturucu madde ticareti yapmak”

suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı davanın halen devam ettiğini ve makul

sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru,

24/1/2014 tarihinde İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 4/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/7/2014 tarihli

yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan

görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında 31/1/2003

tarihinde gözaltına alınmıştır.

8. İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliğince 4/2/2003 tarih ve 2003/6 Sorgu sayılı karar ile

başvurucunun “uyuşturucu madde ticareti

yapmak” suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir.

9. Başvurucu ve diğer üç şüpheli hakkında İstanbul Devlet

Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 6/2/2003

tarih ve E.2003/151 sayılı iddianamesi ile “uyuşturucu

madde ticareti yapmak” suçunu işledikleri iddiasıyla İstanbul 1

No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

10. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (İstanbul 1 No.lu Devlet

Güvenlik Mahkemesi yerine kurulan, CMK 250. madde ile görevli), 29/3/2005 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir.

11. Anılan Mahkemece 13/4/2006 tarih

ve E.2003/68, K.2006/96 sayılı karar ile başvurucunun “uyuşturucu madde ticareti yapmak”

suçundan 6 yıl 3 ay hapis ve 1.000,00 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

12. Kararın, savcılık makamı ve başvurucu tarafından temyiz

edilmesi üzerine, Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 10/4/2007

tarih ve E.2006/8818, K.2007/4335 sayılı ilâmıyla hükmün bozulmasına karar

vermiştir.

13. Bozma üzerine, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan

yargılamada 23/9/2008 tarih ve E.2007/259, K.2008/208

sayılı karar ile başvurucunun “uyuşturucu

madde ticareti yapmak” suçundan 7 yıl 6 ay hapis ve 1.000,00 TL adli

para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 18/9/2013 tarih ve E.2010/37790, K.2013/7752 sayılı ilâmıyla

"... önceki

hükmün Cumhuriyet Savcısının temyizi üzerine sanık aleyhine bozulduğu,

4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307/1-2. maddesi gereğince

sanıktan bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, sanık müdafiinin

beyanı ile yetinilerek ve yazılı şekilde karar verilerek savunma hakkının

kısıtlanması..." nedeniyle hükmün başvurucu açısından

bozulmasına karar vermiştir.

15. Bozma kararı sonrasında yargılama sürecinin halen devam

ettiği anlaşılmıştır.

16. Başvurucu, 24/1/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

17. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 188. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları; 4/12/2004 tarih ve

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/1/2014 tarih ve 2014/1204 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 31/1/2003

tarihinde gözaltına alındığını ve 4/2/2003 tarihinde tutuklandığını, 29/3/2005

tarihli duruşmada tahliye edildiğini ancak, hakkında açılan kamu davasının

halen devam ettiğini ve makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

21. Başvurucu, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığınca hakkında açılan kamu davasının halen devam ettiğini ve makul

sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

22. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

23. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

24. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca kişilere,

cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede karara

bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “uyuşturucu madde ticareti yapmak” suçunu

işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan

suç 5237 sayılı Kanun’un 188. maddesinin (3) numaralı fıkrasında hapis ve adli

para cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu

hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence

kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

25. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır.

Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun İstanbul Devlet Güvenlik

Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca gözaltına alındığı 31/1/2003

tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai

olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa

Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (B. No:

2013/695, 9/1/2014, § 35).

26. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 31/1/2003 tarihinde gözaltına alınan ve 4/2/2003 tarihinde

tutuklanan başvurucu hakkında “uyuşturucu

madde ticareti yapmak” suçunu işlediği iddiasıyla 6/2/2003 tarihinde

açılan davada, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun delilleri

toplanmış ve tanıkları dinlenmiş, 29/3/2005 tarihli duruşmada başvurucu tahliye

edilmiş, 13/4/2006 tarihli duruşmada başvurucunun mahkûmiyetine karar

verilmiştir. Duruşma tutanaklarının incelenmesinden, duruşma günlerinin dolu

olması nedeniyle Mahkemece uzun aralıklarla duruşmalar yapıldığı anlaşılmıştır.

Hükmün, savcılık makamı ve başvurucu tarafından temyizi sonucunda, Yargıtay 10.

Ceza Dairesinin 10/4/2007 tarihli ilâmı ile bozulması

üzerine, Mahkemece bozma ilâmına uyularak, 23/9/2008 tarihinde başvurucunun

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen hüküm, 18/9/2013 tarihli ilâmla, aleyhe bozulan önceki hükme ilişkin

Mahkemece yapılan yargılamada başvurucunun savunma hakkının kısıtlanmış olması

nedeniyle tekrar bozulmuştur. Yargılama süreci halen devam etmektedir.

27. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.

No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).

28. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

ceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında,

somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı ve yaklaşık on iki yıldır devam eden yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

29. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

30. Başvurucu, makul sürede

yargılama yapılmadığı için 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

31. 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

32. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on iki yıldır devam eden yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

11.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

33. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

34. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık on iki yıldır devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma

hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan

bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir

örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun;

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 11.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine,

17/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucu

:

Cemil GÜL

Vekili

:

Av. Mustafa ERASLAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/1204, T. 17.11.2014, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-1204-basvuru-17-11-2014-8e5c6e39b3d7