Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2017/28373, 29.12.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2017/28373
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

İHSAN UYGUN VE NURAN KAYA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/28373)

Karar Tarihi: 29/12/2020

R.G. Tarih ve Sayı: 10/2/2021-31391

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerî güvenlik bölgesi ve tarımsal niteliği

korunacak alan olarak belirlenen taşınmazların kamulaştırılmaması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

Anayasa Mahkemesine göndermiştir.

8. Birinci Bölüm tarafından 16/9/2020 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucular dava tarihinde Kocaeli'nin İzmit

ilçesinde ikamet etmektedir.

11. Başvurucular; Kocaeli'nin Kartepe ilçesi Çiftlik

Mahallesi'nde bulunan tarla vasıflı 23.800 m² yüz ölçüme sahip 433 parsel,

5.940 m² yüz ölçüme sahip 453 parsel, 5.080 m² yüz ölçüme sahip 454 parsel,

4.760 m² yüz ölçüme sahip 463 parsel, 4.760 m² yüz ölçüme sahip 463 parsel,

4.100 m² yüz ölçüme sahip 464 parsel, 14.900 m² yüz ölçüme sahip 545 parsel,

8.000 m² yüz ölçüme sahip 546 parsel, 3.620 m² yüz ölçüme sahip 547 parsel,

11.100 m² yüz ölçüme sahip 548 parsel, 12.480 m² yüz ölçüme sahip 549 parsel,

14.640 m² yüz ölçüme sahip 550 parsel, 15.750 m² yüz ölçüme sahip 551 parsel ve

28.750 m² yüz ölçüme sahip 552 parsel sayılı taşınmazların hisseli olarak

malikidirler.

12. Başvurucuların Kocaeli'nin Kartepe ilçesi Çiftlik

Mahallesi'ndeki maliki oldukları 433, 454, 463, 464, 545, 546, 547, 548, 549,

550, 551, ve 552 sayılı parsellerin de bulunduğu alanın 1/5.000 ölçekli nâzım

imar planında "tarımsal niteliği korunacak alan" olarak

belirlendiği ancak bölgeye dair henüz 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

13. Ayrıca başvurucuların taşınmazları, Genelkurmay

Başkanlığının 29/11/2005 tarihli ve "Askerî Güvenlik Bölgesi"

konulu yazısı ile onaylanan Deniz Hava Komutanlığı Askerî Güvenlik Bölgesi

içinde kalmaktadır. Bu itibarla taşınmazların tapu kaydına askerî güvenlik

sahası (bölgesi) içinde kaldığı gerekçesiyle dosya kapsamından tespit

edilemeyen bir tarihte ''askerî güvenlik bölgesi'' şerhi konulmuştur.

14. Başvurucular; askerî güvenlik bölgesi için ayrılan ve

yapılaşmasına izin verilmeyen mezkûr taşınmazlarına hukuken el atmanın söz

konusu olmasına karşın hâlen yapılaşmanın gerçekleşmediğini, taşınmazlarının

kamusal alan olarak ayrılması nedeniyle mülkiyet haklarının zedelendiğini

belirterek 20/11/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine

kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davası açmıştır.

15. Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi yapmış olduğu

yargılama sonucunda 30/12/2013 tarihinde dava konusu taşınmazların idari eylem

ve işlem sonucunda tasarruf haklarının kısıtlanması söz konusu olduğundan,

doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu

edilebileceği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine ve dava dilekçesinin yargı

yolu yönünden reddine karar vermiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay 5. Hukuk

Dairesi tarafından 13/5/2014 tarihinde onanmıştır.

16. Başvurucular, taşınmazlarının askerî güvenlik

bölgesine ayrılması nedeniyle tasarruf haklarının kısıtlandığı iddiasıyla

3/7/2015 tarihinde bu yerlerin kamulaştırılması ya da takas edilmesi talebiyle

Millî Savunma Bakanlığı İzmit İnşaat Emlak Bölge Başkanlığına (Başkanlık)

başvuruda bulunmuştur.

17. Başvurucuların talebini değerlendiren Başkanlık

14/7/2015 tarihli cevap yazısında mezkûr taşınmazlar hakkında çalışmalara

başlandığını, 24/7/2015 tarihli cevap yazısı ile de ilgili mevzuat hükümlerine

göre mezkûr talebin bölgede yetkili komutanlık olan Gölcük (Kocaeli) Deniz Ana

Üs Komutanlığına iletilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucular ise mezkûr

Komutanlık nezdinde herhangi bir talepte bulunmamıştır.

18. Bu karar üzerine başvurucular, maliki oldukları

taşınmazlarına Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığı

tarafından kamulaştırma işlemi uygulanmadan el atıldığını belirterek 18/11/2015

tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığı aleyhine taşınmazlar

üzerindeki tasarruf haklarının kısıtlandığı hâlde kamulaştırma bedeli

ödenmemesinden kaynaklanan zararlarının tazmin edilmesine karar verilmesi

talebiyle tam yargı davası açmıştır.

19. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan

araştırmada başvuruculardan İhsan Uygun'un 21/1/2016 tarihinde vefat ettiği

anlaşılmıştır.

20. Kocaeli 2. İdare Mahkemesi, yapmış olduğu yargılama

sonucunda 16/11/2016 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın

gerekçesi özetle şöyledir:

i. Maliki oldukları taşınmazların tarımsal niteliği

korunacak alan ve askerî güvenlik bölgesi içinde bırakılmasının

başvurucuların bu taşınmazları kullanma, bunlardan yararlanma ve tasarruf etme

haklarını önemli ve mülkiyet haklarını ihlal eder düzeyde sınırlandırmadığı

açıktır.

ii. Bu durumda tarımsal niteliği korunacak alan ve askerî

güvenlik bölgesinde kalan davaya konu taşınmazların bu nitelikleri dikkate

alındığında mülkiyet hakkından doğan kullanma ve yararlanma veya tasarruf

haklarının kullanılmasına engel bir durum oluşmamakta olup belirli

tasarrufların ve kullanımların idari izne tabi tutulması da bu anlamda mülkiyet

hakkının ihlali şeklinde yorumlanamayacaktır.

iii. Sonuç olarak dava konusu taşınmazlara yönelik

herhangi bir hukuki el atma söz konusu olmayıp taşınmazların bulunduğu alanın

askerî güvenlik bölgesi olarak belirlenmesi de tazminatı gerektirir bir ihlal

hâli oluşturmamaktadır.

21. Karara karşı yapılan istinaf başvurusu İstanbul Bölge

İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdari Dava Dairesi tarafından 19/4/2017 tarihinde

kanun yolu kapalı olarak reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuların vekiline

29/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucuların vekili 21/6/2017 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

Hükümleri

23. 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve

Arazi Kullanımı Kanunu'nun "Tarım arazilerinin amaç dışı

kullanımı" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Mutlak tarım arazileri, özel ürün

arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri tarımsal üretim

amacı dışında kullanılamaz. Ancak, alternatif alan bulunmaması ve Kurulun uygun

görmesi şartıyla;

a) Savunmaya yönelik stratejik

ihtiyaçlar,

b) Doğal afet sonrası ortaya çıkan

geçici yerleşim yeri ihtiyacı,

c) Petrol ve doğal gaz arama ve işletme

faaliyetleri,

ç) İlgili bakanlık tarafından kamu

yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri,

d) Bakanlıklarca kamu yararı kararı

alınmış plân ve yatırımlar,

e)Kamu yararı gözetilerek yol altyapı ve

üstyapısı faaliyetlerinde bulunacak yatırımlar,

f) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun

talebi üzerine 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu

uyarınca yenilenebilir enerji kaynak alanlarının kullanımı ile ilgili

yatırımları,

g) Jeotermal kaynaklı teknolojik sera

yatırımları,

İçin bu arazilerin amaç dışı kullanım

taleplerine, toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile Bakanlık tarafından

izin verilebilir. Bakanlık bu yetkisini valiliklere devredebilir. Mutlak tarım

arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri

dışında kalan tarım arazileri; toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile

valilikler tarafından tarım dışı kullanımlara tahsis edilebilir.

Tarımsal amaçlı yapılar için, projesine

uyulması şartıyla ihtiyaç duyulan miktarda her sınıf ve özellikteki tarım

arazisi valilik izni ile kullanılır.

..."

24. 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askerî Yasak

Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’nun "Amaç" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı;

a) Yurt savunması bakımından hayati

önemi haiz tesisler ve bölgeler ile sınırların, güvenlik ve gizliliğini

sağlamak için bunların çevrelerinde, kıyılarında ve havalarında; kara, deniz ve

hava askeri yasak bölgelerinin,

b) Yurt savunması veya yurt ekonomisine

önemli ölçüde katkıda bulunan veya kısmen dahi tahripleri veya devamlı olarak

ya da geçici bir zaman için faaliyetten alıkonulmaları halinde milli güvenlik

veya toplum hayatı bakımından olumsuz sonuçlar doğurabilecek; diğer askeri

tesis ve bölgeler ile kamu veya özel kuruluşlara ait her türlü yer ve

tesislerin etrafında güvenlik bölgelerinin,

Kurulması, kaldırılması ve gerektiğinde

genişletilmesine ilişkin esas ve yöntemlerin düzenlenmesidir."

25. 2565 sayılı Kanun’un "Özel ve askeri güvenlik

bölgeleri" kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

"a) Kamu veya özel kuruluşlara ait

stratejik değeri haiz her türlü yer ve tesislerin çevresinde bu Kanun

hükümlerine göre özel güvenlik bölgeleri kurulabilir.

b) Birinci derece kara ve deniz askeri

yasak bölgesi olarak ilan edilmeyen Silahlı Kuvvetlere ait kışla, kıta,

karargah, kurum, ordugah ve tesisler ile sualtı ve suüstü tesislerinin, her

türlü patlayıcı, yanıcı, akaryakıt ve gizlilik dereceli maddelerin konmasına

tahsis edilmiş sabit ve seyyar depo ve cephaneliklerle, bu gibi maddeleri

dolduran, boşaltan tesisler ve atış poligonlarının çevresinde; bu yerlerin dış

sınırlarından itibaren en fazla dörtyüz metreye kadar geçen noktaların

birleştirilmesi ile tespit edilecek askeri güvenlik bölgeleri Genelkurmay Başkanlığınca

tesis edilebilir. Bu bölgelerin çevresinin işaretlenmesine ilişkin esaslar

yönetmelikte gösterilir."

26. 2565 sayılı Kanun’un "Güvenlik bölgelerinde

uygulanacak esaslar" kenar başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"Güvenlik bölgelerinde aşağıdaki esaslar

uygulanır:

a) Bölge içindeki gerçek ve

tüzelkişilere ait mallar kamulaştırılabilir.

b) (Değişik: 15/6/1987 - 3384/1 md.)

Güvenlik bölgelerinin dış sınırlarından itibaren en çok ikiyüz metreye kadar

olan saha dahilinde yangın ve patlama tehlikesi gösteren her türlü maddenin

imali, depolanması ve satış yerlerinin açılması yasaklanabilir. Bu yasakla

ilgili sınır, özel güvenlik bölgelerinde mahalli mülki amirler; askeri güvenlik

bölgelerinde ise askeri tesisin teknik özellikleri ve hassasiyeti dikkate alınarak

garnizon komutanı ve mahalli mülki amirler tarafından birlikte tespit edilir.

c) (Ek: 9/10/1996 - 4188/1 md.)

Kamulaştırma yapılan güvenlik bölgelerine ve güvenlik bölgesi tesis edilen

deniz sahasına, buradaki tesislerde görevli olanlarla, askeri güvenlik

bölgelerinde yetkili komutanlığın, kamu ve özel kuruluşlara ait tesislerde ise,

bu konuda yetkili makamın izin verdiği kişilerden başkası giremez ve oturamaz.

d) Bu bölgelerin güvenliğinin

sağlanması, bölgeye giriş ve kamulaştırılmayan taşınmaz mallardan yararlanma

esasları yönetmelikte gösterilir. 22/7/1981 tarih ve 2495 sayılı Bazı Kurum ve

Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun hükümleri

saklıdır.

e) (Ek: 26/2/2008-5740/1 md.) Askeri

güvenlik bölgesi olarak tespit edilen, Türk Silâhlı Kuvvetlerine ait kışla,

kıta, karargah, kurum, ordugah gibi tesislerin, fotoğraf ve filminin çekilmesi,

harita, resim ve krokisinin yapılması, not alınması veya harita uygulaması gibi

faaliyetlerde bulunulması, bölgenin savunma ve güvenlik tedbirlerini aksatacak,

bozacak ve açıklayacak cihazlar kullanılması, bu amaçla görevlendirilmiş

olanlar ile ilgili birlik komutanlığı tarafından izin verilmiş olanlar

dışındakilere yasaktır.

f) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/46 md.; Aynen

kabul: 1/2/2018-7078/43 md.) Güvenlik bölgelerinin dış sınırlarından itibaren

ikiyüz metreye kadar olan bölgelerde hangi tür zirai ürünün yetiştirileceğine

mahalli mülki amirler tarafından karar verilebilir."

27. 30/4/1983 tarihli ve 18033 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yönetmeliği'nin

(Yönetmelik) ''Tanımlar'' kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...

7) Güvenlik Bölgeleri

...

B - Askeri Güvenlik Bölgeleri

a) Daimi Askeri Güvenlik Bölgeleri:

Birinci derece kara ve deniz yasak

bölgesi olarak ilan edilmeyen silahlı kuvvetlere ait kışla, kıta, karargah,

kurum ve ordugah ve tesisler ile sualtı ve suüstü tesislerinin her türlü

patlayıcı, yanıcı, akaryakıt ve gizlilik dereceli maddelerin konmasına tahsis

edilmiş sabit ve seyyar depo ve cephaneliklerle, bu gibi maddeleri dolduran,

boşaltan tesisler ve atış poligonlarının çevresinde; bu yerlerin dış

sınırlarından itibaren en fazla dörtyüz metreye kadar geçen noktaların

birleştirilmesi ile tesbit edilen alanlar ile (ŞEKİL - 9)

b) Belirli Süreler İçin (Geçici) Kurulan

Askeri Güvenlik Bölgeleri:

Mal ve can güvenliği bakımından

girilmesinde sakınca görülen atış alanları ile tatbikat bölgeleri içinde atış

ve tatbikatın devam ettiği sürece kara, deniz ve hava askeri güvenlik bölgesi

olarak sınırları ve kapsamı ilgili makamlarca uygun araçlarla ilan edilen

alanlardır."

28. Yönetmelik'in ''İkinci derece kara askeri yasak

bölgelerinde uygulanacak esaslar'' kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

8) Bölgenin savunma gücü ve gizliliğini

ihlal etmemek şartiyle taşınmaz mallar üzerinde inşaat, hafriyat, tadilat,

orman yetiştirmek veya kesmek, bataklık kurmak veya kurutmak gibi hususlar

kendi özel kanunlarına göre ilgili mercilerce izin ve ruhsat verilmeden önce,

bölgenin savunma gücü ve gizliliği yönünden yetkili komutanlığın da izninin

alınması zorunludur. Dilek sahibi dilekçesinde yapacağı işin mahiyetini detaylı

olarak ifade ederek konuya ait belge ve planlardan tasdikli birer suretini

vermek zorundadır. Yetkili komutanlık bu istemi kabule değer görmediği takdirde

red sebebini gerekçesiyle birlikte yazılı olarak ilgili merci kanalı ile

dilekçe sahibine bildirir. İtiraz vukuunda konu bir kerede Genelkurmay

Başkanlığınca tetkik edilerek sonuçlandırılır.

9) İzin ve ruhsata tabi olmayan mahal

veya işler ile bu şekilde başlatılmış olan işlerde yapılacak tadilat istekleri

hakkında da yukarıdaki fıkra esasları uygulanır. Ancak müracaat doğrudan

doğruya yetkili komutanlığa yapılır.

10) Yetkili komutanlıkça izin verilmeyen

veya komutanlıkça kabul edilen şartlara uymayan her türlü inşaat ve eylemler

durdurulur.

Böyle yapılar, yetkili komutanlığın

tayin ve tebliğ edeceği süre içinde sahipleri tarafından yıktırılır.

Süresi içinde yıkılmaması halinde

yetkili komutanlığın istemi üzerine mahalli mülki idare amirliğince başkaca bir

işlem ve karara gerek kalmadan yıktırılır ve masrafı sahiplerinden alınır.

...''

29. Yönetmelik'in ''Askeri ve özel güvenlik

bölgelerinde uygulanacak esaslar'' kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"1) Bölge içindeki gerçek ve tüzel

kişilere ait mallar kamulaştırılabilir.

2) Kamulaştırılmasına gerek duyulan

mallardan askeri güvenlik belgelerinde olanlar Milli Savunma Bakanlığınca, özel

güvenlik bölgelerinde olanlar ise bu konulardaki yasalar uyarınca

kamulaştırılır.

..."

30. Yönetmelik'in ''Askeri ve özel güvenlik

bölgelerinin arazide işaretlenmesi'' kenar başlıklı 23. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

2) Kamulaştırma yapılmayan güvenlik

bölgelerinin çevresi:

A - Arazide işaretlenmez,

B -Bu bölgelerdeki kamulaştırma

yapılmayan taşınmaz malların tapu kaydına, taşınmazın güvenlik bölgesi içinde

olduğu işletilir ve taşınmaz mal sahiplerine gerekli tebligat yapılır. Varsa

imar planlarında güvenlik bölgeleri belirtilir.

..."

31. Yönetmelik'in ''Askeri ve özel güvenlik

bölgelerinde kamulaştırılmayan mallardan yararlanma esasları'' kenar

başlıklı 24. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1) Bu bölgeler içinde kalan ve

kamulaştırılmayan malların maliklerinin ve diğer Türk Vatandaşlarının bölgede

oturmaları zirai faaliyetleri, meslek ve sanatlarını icra etmeleri serbesttir.

Ancak bölgede oturanlar dışındaki Türk Vatandaşlarının bölgede oturmaları,

zirai faaliyetlerini meslek ve sanatlarını icra etmeleri;

A - Askeri Güvenlik Bölgelerinde;

yetkili komutanlığın isteği üzerine Genelkurmay Başkanlığının uygun görmesi

halinde, Milli Savunma Bakanlığının,

B- Özel Güvenlik Bölgelerinde; bölgeye

girip çıkma müsaadesi vermeye yetkili makamın isteği üzerine, bu özel güvenlik

bölgesi kurulmasına ilişkin kararnameyi çıkaran makamın,

Teklifi ile alınacak Bakanlar Kurulu

Kararı ile sınırlandırılabilir.

...

(Değişik ikinci paragraf:

30/9/2014-2014/6845 K.) Askeri güvenlik bölgelerindeki kamulaştırılmayan mallar

yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere satılamaz, devredilemez ve

kiralanamaz. Özel güvenlik bölgelerinde bulunan taşınmazlar yabancı ülkelerde

kendi kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri

dışındaki yabancı tüzel kişilere satılamaz, devredilemez ve kiralanamaz. Bu

taşınmazların yabancı uyruklu gerçek kişilere satılması, devredilmesi ve

kiralanması taşınmazın bulunduğu yerdeki valiliğin iznine tabidir. Valilik

iznine tabi hususlar, 2644 sayılı Tapu Kanununun 36 ncı maddesinin

uygulanmasına ilişkin yönetmelik gereğince oluşturulan komisyon tarafından

taşınmaz edinimi ya da kiralamanın ülke güvenliğine uygunluğu değerlendirilerek

karara bağlanır.

2) Bu mallar üzerinde inşaat, hafriyat,

tadilat, orman yetiştirme veya kesmek gibi hususlar 9 uncu maddenin 8, 9 ve 10

uncu bendleri hükümlerine tabidir. Özel güvenlik bölgelerinde 9 uncu maddenin 8

inci bendinde sözü edilen yetkili komutanlık, bu bölgeler içinde yetkili

makamdır.

3) Bu bölgeler içinde kalan ve

kamulaştırılmasına gerek duyulmayan mallar, yetkili komutanlık veya yetkili

makam tarafından tespit edilir.''

2. Yargı Kararı

32. Danıştay Altıncı Dairesinin 9/1/2017 tarihli ve

E.2014/7479, K.2017/8 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...

Dava, mülkiyeti davacıya ait Çanakkale

İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, .. Mevkii, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaza

günübirlik turistik tesis kurulabilmesi için inşaat izni verilmesi isteminin

Genelkurmay Başkanlığının ... tarihli kararı ile Askeri Güvenlik Bölgesi olarak

ilan edilen alanda kalması ve tapuya bu yönde şerh verilmesi nedeniyle reddi

üzerine; kendisine inşaat izni verilmemesi ve taşınmazını günübirlik tesis

alanı olarak kullanamaması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00.-TL

zararın tazmini istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, Danıştay Altıncı Dairesinin

22.1.2011 tarihli, E:2009/9102, K:2011/4660 sayılı bozma kararına uyularak,

davacının 04/06/2008 tarihli başvurusunun cevap verilmemek suretiyle zımnen

reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın Mahkemenin 20.01.2012

tarihli, E:2011/118, K:2012/48 sayılı kararı ile reddine karar verildiği,

hukuka aykırı bulunmayan işlem nedeniyle davacının maddi zarara uğradığını

kabule olanak bulunmadığı, diğer yandan, davacı tarafından, dava dilekçesinde,

taşınmazını günübirlik turistik tesis yaparak işletemediğinden bahisle zarara

uğradığı iddia edilmekte ise de, söz konusu taşınmaza günübirlik turistik tesis

yapılarak işletilememesinin gerçekleşmiş bir zarar olduğunu da kabule imkan

bulunmadığı, uğranıldığı ileri sürülen zararın elde edilmesi kesin olan

gelirden yoksunluk mahiyetinde bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş,

bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

...

2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve

Güvenlik Bölgeleri Kanununun 7.maddesinin 2. fıkrasında, kara sınır hattı boyunca

ve kıyılarda tesis edilen birinci derece kara askeri yasak bölgelerinde

kamulaştırma yapılmasının zorunlu olmadığı, 3.fıkrasında, 2'nci fıkra

hükümlerine göre kamulaştırılmayan taşınmaz mallardan yerli halkın

yararlanmasına ilişkin esaslar ile birinci derece kara askeri yasak

bölgelerinin, bölge içindeki geçiş yollarının güvenliğinin sağlanması ve

bölgeye girme yasağı ile ilgili diğer esasların yönetmelikle tespit edileceği,

Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yönetmeliğinin 24.maddesinde, bu

bölgeler içinde kalan ve kamulaştırılmayan malların maliklerinin ve diğer Türk

vatandaşlarının bölgede oturmaları, zirai faaliyetleri, meslek ve sanatlarını

icra etmelerinin serbest olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Uyuşmazlıkta, dava konusu taşınmazın,

tapuya verilen askeri güvenlik bölgesi şerhi nedeniyle kısıtlı olduğu,

davacının taşınmazın günübirlik turistik tesis inşaatı yaparak işletememesinden

kaynaklı zararının henüz gerçekleşmemiş, muhtemel bir zarar olduğundan tazmin

edilmemesinde hukuka aykırılık bulunmamakta ise de,davacının, mülkiyet hakkını

2565 sayılı Kanun ve Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Yönetmeliğinin

24.maddesi uyarınca, taşınmazının özel askeri güvenlik bölgesi olarak

belirlenmesi nedeniyle kullanamadığı da kuşkusuzdur. Taşınmazın bir kamu

hizmeti nedeniyle kullanılmasından doğan olumsuz durumun taşınmazı dolaylı ya

da doğrudan kullanan idarece giderilmesi gerekmektedir. Davacının dilekçesinde

taşınmazını kullanamaması nedeniyle de maddi zararının olduğu ifade edilmiş olup,

davalı idareye en son başvuru yapılan 4.06.2008 tarihinden bakılan davanın

açıldığı tarihe kadar olan dönemde (24.02.2009) davacının taşınmazını

kullanamaması sebebiyle (mevcut haliyle kiraya vermesi halinde getireceği gelir

mahrumiyeti vb.) uğradığı zararın taşınmazın mevcut niteliği gözetilerek keşif

ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit edilerek yeniden bir karar

verilmesi gerekmektedir.

...''

B. Uluslararası

Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek

1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'ye ek

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin -özünde- mülkiyet hakkını güvence altına

aldığını kabul etmektedir. AİHM'e göre bu madde üç belirgin kural içermektedir.

Bu kurallardan ilki, maddenin birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan

mülkiyetin barışçıl yararlanmaya (mülkiyetin dokunulmazlığına saygı) ilişkin

genel nitelikli kuraldır. İkinci kuralın bulunduğu birinci paragrafın ikinci

cümlesi ise mülkiyetten yoksun bırakmayı içerir ve bunu bazı koşullara bağlar.

İkinci paragrafta yer alan üçüncü kural ise taraf devletlere mülkiyetin kamu

yararına kullanılmasının kontrolünü veya vergilerin ya da diğer katkıların veya

cezaların yerine getirilmesini sağlama yetkisi tanımaktadır (Sporrong ve

Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75-7152/75, 23/9/1982, § 61). Ancak bu üç

kural birbiriyle bağlantılı olup ikinci ve üçüncü kuralların genel nitelikli

birinci kuralın ışığında incelenmesi gerektiği AİHM tarafından ifade edilmiştir

(James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79 21/2/1986, §

37; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9006/80 ...

8/7/1986, § 106).

35. AİHM, imar planında taşınmazın kamu hizmetine ayrılmasının

ve bu çerçevede kamu makamlarının süre sınırlaması olmaksızın herhangi bir

zamanda taşınmazı kamulaştırmaya yetkili olmalarının mülkiyet hakkının

kullanımını belirsiz ve kullanılamaz hâle getireceğini vurgulamıştır (Sporrong

ve Lönnroth/İsveç, § 60; Hakan Arı/Türkiye, B. No: 13331/07,

11/1/2011, § 35).

36. Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına konu

olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesinde kamulaştırılması

öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasakları uygulanmıştır. AİHM;

bu taşınmazlar henüz kamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz

konusu olmadığını, gerçek anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı ve dolayısıyla

mülkiyetin devredilmediği bu gibi durumlarda görünenin arkasına bakılması ve

şikâyet edilen hususta gerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini

belirtmiştir. AİHM bu bağlamda getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar

üzerindeki sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin

taşınmazların değerinde olumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların

taşınmazlarından dilediği gibi yararlanmaları veya taşınmazlarını

kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını vurgulamıştır. AİHM bu gibi

kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma sürecinin ilk aşaması olması

nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten

barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir.

AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu

süre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırı

bir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varmıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, §§ 56-74).

37. AİHM, imar planının hukuka aykırılığından değil de bu

planın herhangi bir tazmin olmaksızın taşınmaz üzerinde meydana getirdiği

kısıtlamaların sonuçlarından şikâyetçi olunması durumunda imar planının iptali

istemiyle açılacak davanın tüketilmesi gerekli bir hukuk yolu olmadığını

belirtmiştir (Rossitto/İtalya, B. No: 7977/03, 26/5/2009, § 19; Ayangil

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33294/03, 6/12/2011, § 30). AİHM kararlarında,

bu tür şikâyetler bakımından söz konusu kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararın

tazmini olanağını sağlayan mevcut ve yeterli hukuk yollarının kullanılması

gerektiği kabul edilmektedir (Gülizar Öz/Türkiye (k.k.), B. No:

40687/98, 1/7/2004; Pınar Güngör/Türkiye (k.k.), B. No: 46745/99,

6/3/2007; Rabia Tan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 8095/02, 31/1/2008, §§

37-41; Remzi Tekin Bozkurt/Türkiye (k.k.), B. No: 38045/05, 2/3/2010).

38. Köktepe/Türkiye (B. No: 35785/03, 22/7/2008)

kararında, taşınmazın tapu kaydına konulan şerhin mülkiyet hakkına etkisi

ayrıntılı olarak tartışılmıştır. AİHM; derece mahkemelerinin anayasal

gerekçelerle başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit getirdiğini, bu

mahrumiyetin doğanın ve çevrenin korunması şeklindeki kamu yararına dayalı

meşru bir amacının bulunduğunu, dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfî hiçbir işlem

bulunmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun taşınmazı

1993 yılında iyi niyetle edindiğini vurgulamıştır. Mülkiyet hakkına yapılan bu

müdahaleye karşın iç hukukta etkin bir tazminat yolunun mevcut olmadığı ise

kararda özellikle belirtilmiştir. AİHM, başvurucunun mülkiyet hakkından

yararlanması engellendiği hâlde bir tazminat ödenmemiş olması nedeniyle kamu

yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri

arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda

başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir yüke katlanmış olduğu kanaatiyle

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Köktepe/Türkiye,

§§ 67-93).

39. Kutlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11,

13/12/2016) kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarından 81 ada 44

parsel sayılı taşınmaz baraj inşaatı kapsamında su rezervuarının etrafında kısa

mesafeli koruma alanında, 84 ada 72 ve 76 parsel sayılı taşınmazlar ise mutlak

koruma alanında yer almaktadır. Mutlak koruma alanında, her türlü inşaat ve

tarımsal faaliyet yasaklanmış iken kısa mesafeli koruma alanında ise her türlü

inşaat yasak olmakla birlikte suni gübre veya kimyasal ürünler kullanmamak

şartıyla ve yetkili bakanlığın izniyle tarımsal faaliyet yapılabilmektedir.

Başvurucuların açtığı tazminat davasında asliye hukuk mahkemesince söz konusu taşınmazlara

ulaşımın ve taşınmazlar üzerinde tarım yapmanın eskisinden daha güç olduğu

belirtilerek ve taşınmazların değer kaybettiği kabul edilerek tazminat

ödenmesine karar verilmiştir. AİHM mutlak koruma alanındaki taşınmazlar

yönünden kamulaştırma zorunluluğuna işaret ederek mülklerin tam değerine uygun

bir tazminat ödenmediği için müdahalenin ölçülü olmadığına karar vermiştir (Kutlu

ve diğerleri/Türkiye, §§ 53-61). AİHM bunun yanında kısa mesafeli koruma

alanındaki taşınmaz yönünden ise zirai bir kullanıma izin verildiği için bir

kamulaştırma zorunluluğundan söz edilemez ise de bir mal veya mülk

teşkil edebilecek taşınmazın kamulaştırılması hakkı bulunmaması

nedeniyle, yönetmelikle ilgili kısıtlamalardan kaynaklanan zarara uygun düşen

bir tazminat ödenmesi gerektiğini vurgulamıştır (Kutlu ve diğerleri/Türkiye,

§§ 68-70). AİHM başvuruya konu olayda ise bilirkişi raporunda taşınmazın değer

düşüklüğünün %40 olarak belirlenmiş olmasına rağmen mahkemece yeterli bir

gerekçe gösterilmeden %25 olarak belirlenerek daha az tazminata hükmedilmesi

adil dengeyi bozduğu için bu durumun mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını

kabul etmiştir (Kutlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 71-76).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 29/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu

İhsan Uygun Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile İçtüzük'ün 83.

maddesi gereği başvuranın istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki

davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit

edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında

2.000 Türk lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilir.

42. Anılan düzenlemelerde genel olarak bir hakkın

öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının

hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bu

bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa

Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların

başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö.,

B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:

2013/1013, 2/7/2015, § 31).

43. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla

gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet

Güven Ulusoy § 32; Osman Sandıkçı, B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman

Kapan ve diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016, § 50).

44. Başvuru konusu olayda başvurucu olarak bildirilen

İhsan Uygun'un 21/1/2016 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir. Av. Adem

Furkan Demirci tarafından söz konusu başvurucu açısından da mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapılmış, başvuru formunda

başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer verilmemiştir.

45. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin

bireysel başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası

tarafından bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B.

No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30). Ölen adına vekâlet ilişkisine dayanılarak bir

avukat tarafından başvuru yapılamayacağı gibi böyle bir başvurunun takibi de

söz konusu olamaz.

46. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat

eden İhsan Uygun adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından

yapılan bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanımı nedeniyle

reddine karar verilmesi gerekir.

47. Bu durumda Av. Adem Furkan Demirci aleyhine Anayasa

Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapmaları nedeniyle 6216 sayılı

Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL

disiplin para cezasına hükmedilmesi gerekir.

B. Nuran Kaya

Yönünden

1. Nâzım İmar

Planında Taşınmazların Tarımsal Niteliği Korunacak Alan Olarak Belirlenmesine

İlişkin Şikâyet Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu, nâzım imar planlarında taşınmazlarının tarımsal

niteliği korunacak alan olarak ayrılmış olması nedeniyle taşınmazlarını

yıllardır kullanamadığından ve taşınmazlarından emsal parseller gibi

yararlanamadığından yakınmaktadır. Başvurucu, idarenin üzerine düşen

kamulaştırma görevini yerine getirmeyerek mağduriyetinin artmasına neden

olduğunu iddia etmektedir.

49. Başvurucu ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

15/12/2010 tarihli ve E.2010/5-662, K.2010/651 sayılı kararı üzerine uygulama

imar planında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle tasarrufu

kısıtlanan taşınmazlarla ilgili taşınmaz bedelinin tahsili istemiyle davalar

açılmaya başlandığını, Yargıtay içtihatları kapsamında davanın kazanılma

ihtimali yüksekken 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle

17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun geçici 20.

maddesine eklenen beşinci fıkra nedeniyle davanın reddedildiğini belirtmiştir.

Başvurucu; dava devam ederken aleyhine yapılan yasal değişiklik sebebiyle

davanın reddedilmesinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği

ilkesine aykırılık oluşturduğunu, taşınmazları üzerinde tasarruf hakkına

yönelik kısıtlılığın devam ettiğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde; ilgili mevzuat ve ilkeler

birlikte değerlendirildiğinde plan kararlarıyla getirilen düzenlemelerle

mülkiyet hakkının ihlalinden söz edilebilmesi için ancak bu hakkın

unsurlarından olan kullanma, yararlanma ve tasarruf hakkının ortadan

kalkmasının veya önemli bir düzeyde kısıtlanmış olmasının gerektiği ifade

edilmiştir. Bakanlığa göre mevcut uyuşmazlıkta başvurucunun taşınmazlarının tarımsal

niteliği korunacak alan olarak belirlenmesi kendisinin söz konusu taşınmazları

kullanma, bu taşınmazlardan yararlanma ve tasarruf etme haklarını önemli ölçüde

ve mülkiyet hakkını ihlal eder düzeyde sınırlandırmamıştır. Bakanlık ayrıca tarımsal

niteliği korunacak alanda kalan başvurucunun taşınmazlarının bu nitelikleri

dikkate alındığında mülkiyet hakkından doğan kullanma ve yararlanma veya

tasarruf haklarının kullanılmasına engel bir durumun oluşmadığını, belirli

tasarrufların ve kullanımların idari izne tabi tutulmasının da bu anlamda

mülkiyet hakkının ihlali şeklinde yorumlanamayacağını ve söz konusu

taşınmazlara yönelik hukuki bir el atmanın söz konusu olmadığını vurgulayarak

başvurucunun şikâyetlerinin incelenmesinde bu hususların da dikkate alınması

gerektiğini bildirmiştir.

51. Başvurucu vekili cevap dilekçesinde, başvurucunun

tasarruf hakkının bir kamulaştırma şerhi olmaksızın süresiz olarak

kısıtlandığını ifade etmiştir. Karşı beyanda kısıtlılık sebebiyle başvurucunun

imar izni alamadığı ve taşınmazlar üzerinde inşaat yapamadığı, taşınmazları

yatırım amacıyla da olsa kullanamadığı hususlarına da dikkat çekilmiştir.

b. Değerlendirme

52. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki

taşınmazlarının nâzım imar planında imar durumunun "tarımsal niteliği

korunacak alan" olarak belirlenmesinin mülkü kullanma, ondan

yararlanma ve tasarruf etme konusunda bir kısıtlamaya yol açtığı için mülkiyet

hakkına müdahale teşkil ettiği söylenebilir. Taşınmazların imar durumlarında

değişiklik yapılması kural olarak mülkiyetin kamu yararına kullanımının

kontrolü veya düzenlenmesi çerçevesinde incelenmektedir (Süleyman Günaydın,

B. No: 2014/4870, 16/6/2016, § 65).

53. Nâzım imar planında taşınmazların imar durumlarının

belirlenmesine yönelik şikâyetler Anayasa Mahkemesince daha önce Tam Petrol

Ürünleri Alım Satım Ltd. Şti. (B. No: 2013/2131, 10/6/2015) kararında

incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu başvuruda taşınmazların bulunduğu

bölgenin nâzım imar planında kısmen “ulaşım ve transfer alanı”, kısmen

de “parklar ve dinlenme alanı” olarak belirlenmesi yönündeki müdahalenin

kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu kabul etmiş, müdahalenin kamu

yararı ile bireyin hakları arasındaki adil dengeyi de bozmadığı sonucuna

varmıştır (Tam Petrol Ürünleri Alım Satım Ltd. Şti., §§ 35-62).

54. Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir

bir durum bulunmamaktadır. Buna göre başvurucunun taşınmazlarının nâzım imar

planında imar durumunun tarımsal niteliği korunacak alan olarak belirlenmesinin

3194 sayılı Kanun'un 5., 8. ve 10. maddelerinde yer alan hükümlere dayalı

olduğundan ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağı

bulunmaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 44. maddesinin birinci fıkrasına göre

devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla

kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeterli toprağı bulunmayıp

çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almakla

yükümlüdür. Dolayısıyla müdahalenin tarım arazilerinin korunması yönünde kamu

yararına dayalı meşru bir amacı da bulunmaktadır.

55. Öte yandan müdahalenin ölçülülüğü bakımından ise Tam

Petrol Ürünleri Alım Satım Ltd. Şti. başvurusundan farklı olarak nâzım imar

planında taşınmazların imar durumunun kamu hizmetine ayrılması gibi bir durum

dahi söz konusu değildir. Buna göre taşınmazlar kamu hizmetine ayrılmadığı için

taşınmazların kamulaştırılması da gerekmemektedir. Taşınmazların imar planında

kat sayısının belirlenmesi veya mülkiyeti maliklerinde bırakılacak şekilde imar

durumlarının konut ya da ticari veya zirai alan olarak belirlenmesi yönündeki

müdahaleler ise mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü ya da

düzenlenmesi kapsamında olduğundan söz konusu idari süreçlere maliklerin etkili

bir biçimde yargı mercileri önünde itiraz edebilmelerinin sağlanabilmesi

kaydıyla herhangi bir tazminat ödenmese dahi adil dengeyi bozmamaktadır.

Dolayısıyla olayda nâzım imar planında taşınmazların imar durumlarının tarımsal

niteliği korunacak alan olarak belirlenmesinin kamu yararı amacı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil denge bozulmamış olup

müdahale ölçülüdür.

56. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

57. Açıklanan gerekçelerle müdahalenin ihlal

oluşturmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Taşınmazların

Askerî Güvenlik Bölgesi İlan Edilmesine İlişkin Şikâyet Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu, taşınmazlarının askerî güvenlik sahası

olarak ayrılmış olması nedeniyle taşınmazlarını yıllardır kullanamadığından ve

taşınmazlarından emsal parseller gibi yararlanamadığından yakınmaktadır.

Başvurucu, idarenin üzerine düşen kamulaştırma görevini yerine getirmeyerek

mağduriyetinin artmasına neden olduğunu iddia etmektedir.

59. Bakanlık görüşünde; başvurucunun taşınmazlarının askerî

güvenlik bölgesi içine alınmasının kendisinin söz konusu taşınmazları

kullanma, bu taşınmazlardan yararlanma ve tasarruf etme haklarını önemli ölçüde

ve mülkiyet hakkını ihlal eder düzeyde sınırlandırmadığı belirtilmiştir.

Bakanlık ayrıca askerî güvenlik bölgesinde kalan başvurucunun

taşınmazlarının bu nitelikleri dikkate alındığında mülkiyet hakkından doğan

kullanma ve yararlanma veya tasarruf haklarının kullanılmasına engel bir

durumun oluşmadığını, belirli tasarrufların ve kullanımların idari izne tabi

tutulmasının da bu anlamda mülkiyet hakkının ihlali şeklinde

yorumlanamayacağını ve söz konusu taşınmazlara yönelik hukuki bir el atmanın

söz konusu olmadığını vurgulayarak başvurucunun şikâyetlerinin incelenmesinde

bu hususların da dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.

60. Başvurucu vekili cevap dilekçesinde, başvurucunun

tasarruf haklarının bir kamulaştırma şerhi olmaksızın süresiz olarak

kısıtlandığını ifade etmiştir. Karşı beyanda kısıtlılık sebebiyle başvurucunun

imar izni alamadığı ve taşınmazlar üzerinde inşaat yapamadığı, taşınmazları

yatırım amacıyla da olsa kullanamadığı hususlarına da dikkat çekilmiştir.

b. Değerlendirme

61. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun taşınmazları üzerine konulan ve devam eden şerh nedeniyle

taşınmazlarından etkin bir şekilde yararlanamadığına, dilediği gibi tasarruf

edemediğine ve idarenin hâlihazırda kamulaştırma görevini yerine getirmediğine

yönelik şikâyetlerinin mülkiyet hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından

başvurunun bu kapsamda incelenmesi uygun görülmüştür.

i. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

63. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas

Yönünden

(1) Mülkün

Varlığı

64. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Somut olayda başvuruya konu taşınmazların başvurucu adına tapuda kayıtlı

olduğu anlaşıldığına göre Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün varlığında

tereddüt bulunmamaktadır.

(2) Müdahalenin

Varlığı ve Türü

65. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu

şeyi dilediği gibi kullanma ve onun üzerinde tasarruf etme, ürünlerinden

yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden

yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin

sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

66. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

67. Başvuruya konu olayda başvurucunun taşınmazları

askerî güvenlik bölgesi ilan edilerek tapu kayıtlarına bu yönde bir şerh konulmuştur.

Bu şerhin yol açtığı kısıtlamalar 2565 sayılı Kanun'da ve Yönetmelik'te

gösterilmiştir. Buna göre 2565 sayılı Kanun'un 21. maddesinde idareye

kamulaştırma konusunda bir takdir yetkisi tanınmış ve kamulaştırılmayan

taşınmazlar yönünden de yararlanma esaslarının yönetmelikle belirleneceği

düzenlenmiştir. Ayrıca aynı maddede güvenlik bölgelerinin dış sınırlarından

itibaren iki yüz metreye kadar olan bölgelerde hangi tür zirai ürünün

yetiştirileceğine mahallî mülki amirler tarafından karar verilebileceği

belirtilmiştir. Yönetmelik'in 24. maddesinde zirai faaliyet yapılmasına izin

verilmekle birlikte bu taşınmazların yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere

satılamayacağı, devredilemeyeceği ve kiralanamayacağı, ayrıca bu taşınmazlar

üzerinde inşaat, hafriyat, tadilat, ağaç yetiştirme veya kesme gibi hususların

ise 9. maddenin 8., 9. ve 10. bentleri hükümlerine tabi olduğu düzenlenmiştir.

Söz konusu hükümlerde ise bu işlemlerin yetkili komutanlığın iznine bağlı

olduğu açıklanmıştır.

68. Somut olayda başvuruya konu taşınmazlar

kamulaştırmaya konu olmadığı gibi bu taşınmazların maliklerinin elinden

çıkmasına yol açabilecek bir mülkten yoksun bırakmadan ya da yapılaşma yasağı

gibi uzun süren ağır hukuki sınırlamalara rağmen kamulaştırmama nedeniyle taşınmazın

akıbetinin belirsiz hâle gelmesinden de söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Öte

yandan başvurucu, tapuda tarla vasıflı olan taşınmazlarını zirai amaçlarla da

kullanabilmektedir. Bununla birlikte idarenin 2565 sayılı Kanun ve Yönetmelik

hükümlerine göre hangi zirai ürünlerin ekilebileceğine karışabilmesi mümkün

olduğu gibi taşınmaz üzerindeki her türlü inşaat, hafriyat, tadilat gibi

faaliyetler için de genel ruhsat işlemleri dışında ayrıca bu Kanun ve

Yönetmelikle yetkili komutanlıktan izin alınması koşulu getirilmiştir. Bunun

yanında aynı düzenlemelere göre başvurucunun söz konusu taşınmazları dilediği

gibi satabilmesi, devredebilmesi ve kiraya verebilmesinin de mümkün olmadığı,

tasarruf yetkisinin de sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taşınmazların

askerî güvenlik bölgesi ilan edilmesi suretiyle başvurucunun mülkten

yararlanma, tasarruf etme ve onu kullanma yetkilerine getirilen söz konusu

kısıtlamaların mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.

69. Öte yandan olayda taşınmazlar malikinin elinde

bırakıldığından bir mülkten yoksun bırakmadan söz edilemez. Nitekim uyuşmazlık

konusu taşınmazların kamulaştırılmasına gerek görülmemiştir. Başvurucu ayrıca

taşınmazların askerî güvenlik bölgesi ilan edilmesi nedeniyle hukuki veya fiilî

olarak bir yapılaşma yasağının olduğuna dair somut bir bilgi veya belge de

gösterememiştir. Dolayısıyla taşınmazlarının askerî güvenlik bölgesi ilan

edilmesinin getirdiği kısıtlamaların boyutu ve kapsamı itibarıyla başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

(3) Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

70. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

71. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi

için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük

ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

§ 62).

(a) Kanunilik

72. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk

incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün

sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme

yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir,

belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor

Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

73. Somut olayda başvurucunun taşınmazlarının askerî

güvenlik bölgesi ilan edilmesi ve bu bağlamda çeşitli kısıtlamalara tabi

tutulması yönündeki müdahale 2565 sayılı Kanun'un 20. ve 21. maddelerinde yer

alan hükümlere dayanmaktadır. Buna göre müdahalenin ulaşılabilir, belirli ve

öngörülebilir bir kanuni dayanağı bulunmaktadır.

(b) Meşru Amaç

74. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı

kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda

sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra

mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu

anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat

Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53-56; Yunis Ağlar, B. No:

2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

75. Başvurucunun taşınmazlarının Genelkurmay

Başkanlığının yazısı ile Deniz Hava Komutanlığının askerî güvenlik bölgesi

içinde kaldığı için askerî güvenlik bölgesi ilan edildiği ve söz konusu

kısıtlamaların uygulandığı görülmektedir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin millî güvenliğin sağlanması yönünde kamu yararına

dayalı meşru bir amacının olduğu kuşkusuzdur.

(c) Ölçülülük

(i) Genel

İlkeler

76. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

77. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

78. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B.

No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58-60).

(ii) İlkelerin

Olaya Uygulanması

79. Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere millî

güvenliğin sağlanması amacına dayalı olarak mülkiyetin kamu yararına

kullanılmasının kontrol edilmesi ve düzenlenmesi kapsamında belirli

sınırlamalar öngörülebilir. Askerî güvenlik bölgelerinde getirilecek

kısıtlamalar bakımından idareye geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.

Dolayısıyla bu bölgeler ile ilgili başvurularda her somut olayın kendine özgü

koşulları çerçevesinde getirilen kısıtlamaların mahiyeti, kapsamı ve mülk

sahibine getirdiği külfet tartışılarak değerlendirme yapılması zorunluluğu

ortaya çıkmaktadır. Nitekim 2565 sayılı Kanun'da da kısıtlamaların

farklılaşabileceği gözetilerek kimi durumlarda kamulaştırma yapılması usulü

dahi benimsenmiştir.

80. Bu çerçevede bir taşınmazın askerî güvenlik bölgesi

ilan edilmesi müdahaleyi her durumda ölçüsüz kılmamaktadır. Müdahalenin

orantılılığı bakımından önem taşıyan husus ise getirilen kısıtlamaların kapsamı

ve boyutu ile ilgilidir. Askerî güvenlik bölgesi ilan edilmekle birlikte somut

olayın özelliklerine göre taşınmazın malikin elinde bırakılarak izin

çerçevesinde yapılaşma da dâhil olmak üzere belirli ölçülerde kullanılmasına

imkân tanınması müdahaleyi ölçüsüz kılmayabilir. Somut olayda askerî güvenlik

bölgeleri yönünden getirilen genel sınırlamalardan farklı olarak herhangi bir

hukuki veya fiilî yapılaşma yasağı uygulandığına dair somut bir bilgi veya

belge de ortaya konulamamıştır. Başvurucunun bu taşınmazları askerî güvenlik

bölgesi ilan edildikten önce edindiği ve bu çerçevede söz konusu kısıtlamaların

taşınmazın değerinde azalmaya yol açtığı yönünde açık bir yakınması da söz

konusu değildir. Yine başvurucunun taşınmazlarının tapuda hâlen tarımsal

nitelikte olduğu kayıtlı olup bu nitelikte kullanılmaya devam edildiği

anlaşıldığı gibi bu taşınmazların daha önce veya hâlen başka surette

kullanıldığı da öne sürülmemiştir.

81. Başvuru formu ve başvuruya konu dava sürecinde

başvurucu tarafından verilen dava dilekçesi incelendiğinde başvurucunun

müdahaleyi hukuki el atma olarak nitelendirdikleri ve taşınmazların getirilen

kısıtlamalara rağmen kamulaştırılmamasından yakındıkları görülmektedir. Bu

çerçevede Anayasa Mahkemesinin Hüseyin Ünal (B. No: 2017/24715,

20/9/2018) başvurusunda taşınmazların imar durumlarının uygulama imar planında

kamu hizmeti alanı olarak tahsis edildiği müdahaleler bakımından uzun süre

kamulaştırma yapılmaması nedeniyle ihlal sonucuna vardığı hatırlatılmalıdır.

Bununla birlikte somut olayda ise başvurucunun iddiasının aksine taşınmazların

kamu hizmetine tahsisi şeklinde bir müdahale bulunmadığı gibi askerî güvenlik

bölgesi ilan edilmesi nedeniyle kamulaştırma zorunluluğuna yol açabilecek

boyutta bir kısıtlamadan da söz edilemez.

82. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetleri ve olayın

koşulları dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir

külfet yüklemediği, olayda mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği bireysel

yarar ile kamu yararı amacı arasındaki adil dengenin bozulmadığı ve müdahalenin

ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu İhsan Uygun adına yapılan başvurunun başvuru

hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE,

B. Başvurucu Nuran Kaya yönünden mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca avukat Adem Furkan Demirci'den 2.000 TL

disiplin para cezasının TAHSİLİNE,

E. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA

F. Kararın bir örneğinin (İhsan Uygun adına başvuru yapan

Avukat Adem Furkan Demirci yönünden) İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar

Birliğine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 29/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucular

:

1. İhsan UYGUN

2. Nuran KAYA

Vekili

:

Av. Adem Furkan DEMİRCİ

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2017/28373, T. 29.12.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2017-28373-basvuru-29-12-2020-60d92f2bd3fc