Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2015/819, 22.11.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2015/819
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

MEHMET SEDEK ZENGİN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/819)

Karar Tarihi: 22/11/2018

R.G. Tarih ve Sayı: 13/12/2018-30624

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; müdafi tayin edilmeden yapılan sorguda tutuklanma ve

tutuklama kararı ile bu karara itiraz üzerine verilen kararın gerekçesiz olması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

7. Birinci Bölüm tarafından 11/10/2018 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü bir soruşturma

kapsamında 8/12/2014 tarihinde "Şüphelinin

üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla şüphelinin üzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı

cezanın üst haddi" gerekçesine dayanarak tutuklanması istemiyle

başvurucuyu Bismil Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

10. Sorgu işlemi sırasında başvurucuya müdafi yardımından

yararlanma hakkı hatırlatılmış, ancak başvurucu bu haktan yararlanmak

istediğine dair bir beyanda bulunmamıştır. Yapılan sorguda, başvurucunun

seçtiği ya da Bismil Sulh Ceza Hâkimliğince görevlendirilen bir avukat hazır

bulunmamıştır.

11. Başvurucu, Bismil Sulh Ceza Hâkimliğinin 8/12/2014 tarihli

kararıyla kasten yaralama suçundan tutuklanmıştır. Kararın ilgili bölümü

şöyledir:

"... Şüphelinin üzerine atılı suçu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunması, suçun vasıf ve mahiyeti, şüphelinin üzerine atılı suçun [5271

sayılı] CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun] 100/3 maddesinde belirtilen

katalog suçlardan olması, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi ve

şüphelinin kaçma şüphesinin bulunması dikkate alındığında şüpheli Mehmet Sedek Zengin'in 5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamı

maddeleri gereğince tutuklanmasına ...[karar verildi.]"

12. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Diyarbakır 1.

Sulh Ceza Hâkimliği 23/12/2014 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

İtiraz merciinin ret kararında, Bismil Sulh Ceza Hâkimliğinin kararındaki

gerekçeleri değerlendirerek bu sonuca vardığı yönünde bir değerlendirmede

bulunduğu görülmektedir.

13. Başvurucu 8/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu ile

birlikte üç şüpheli hakkında 12/1/2015 tarihli iddianame düzenlenmiş ve

başvurucunun kasten yaralama suçundan cezalandırılması talep edilmiştir.

15. Başvurucu hakkındaki iddianamenin ilgili kısmı incelendiğinde

atılı suç yönünden başvurucunun [H.Z.] isimli kişiyi bıçakla yaraladığı, bu

durumun [H.Z.] hakkında alınan doktor raporuyla anlaşıldığı olgusuna

dayanıldığı görülmüştür. [H.Z.nin] alınan ifadesinde

özetle "Mehmet [Mehmet Sedek Zengin] ve [Z.'nin] elindeki bıçaklarla

kendilerine saldırdıklarını, Mehmet'in elindeki bıçakla kendisini yaraladığını,

[Z.'nin]

elindeki bıçakla ise [S.'yi] yaraladığını" beyan ettiği

görülmüştür. Bismil Devlet Hastanesi ve Adli Tıp Kurumu Diyarbakır Adli Tıp

Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporlarda [H.Z.nin]

yüzde sabit iz kalacak şekilde kesici aletle yaralandığı belirtilmiştir.

16. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianame Bismil Asliye Ceza

Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 14/1/2015 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin

E.2015/32 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.

17. Mahkeme 3/2/2015 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir.

18. Devam eden yargılamada Mahkeme 3/12/2015 tarihli kararıyla

başvurucunun kasten yaralama suçundan beş yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"İddia, katılan sanıklar savunma ve

beyanları, katılan beyanı, adli sicil kaydı ve adli ve krıminal

raporlar ile tüm dosya içeriğinden; olay günü katılan sanık [S.Z.] ile katılan [H. Z.'nin] çarşıda bulunan Yıldız Emlak isimli iş yerinde bir

müddet oturduktan sonra yemek için dışarı çıktıkları ara sokakta yürürken daha

önce arazi meselesi yüzünden kavgalı oldukları katılan sanıklar Mehmet Sedek Zengin ve [Z.Z.] ile karşılaştıkları tarafların kavgaya tutuştuğu, kavga esnasında

katılan [H.Z.'nin], katılan sanık Mehmet Sedek

Zengin'in bıçak darbesiyle boğazından yaralandığı, katılan'ın

yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu ve yüzde sabit iz

oluşturduğu, yine kavga esnasında katılan sanık [S.Z.'nin], katılan sanık [Z.Z.'nin] bıçak darbesiyle

karın ve göğsünden yaralandığı, katılan sanığın yaralanmasının BTM ile

giderilemez bir durum olduğu aynı kavga esnasında katılan sanık [Z.S.'nin] katılan sanık [S.Z.'nin] bıçak darbesiyle

yaralandığı yaralanmasının BTM ile giderilemez olduğu anlaşılmıştır."

19. Hüküm temyiz edilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla davanın temyiz incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Kanun Metinleri

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

3. Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86,

fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

..."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya

sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya

hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı

86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren

veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir

yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

...

(3)

Kasten yaralama suçunun;

...

e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikayet

aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

25. 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi

sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

...

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

...

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre

belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya

giren hâllerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az

olamaz."

B. Yargıtay Kararı

26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve

E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...

5271 sayılı CMK’nın;

'Tazminat istemi' başlıklı 141. maddesi incelendiğinde,bir

kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla

ilgili bir kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu

nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal

düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır.

Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça

belirtilmiş olup, yasadaki bu süre içinde hakim önüne

çıkarılıp, çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi

bulunmadığı gibi bu konudaki talepler hakkında karar verilmesi için davanın

esası hakkında karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde,

kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma

isteği yerine getirilmeden tutuklanan, kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama

nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen

olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya

tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz

bir şekilde gerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl

davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek

bulunmamaktadır. Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl

davanın sonucuna bağlı talepler değildir.

Ancak asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl

davada verilecek kararları etkileyici talepler yönünden mutlaka davanın

esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunludur. Örneğin,

kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar

verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri,

hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen

cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla

cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen

kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu bulunmaktadır. Belirtilen bu halde

Davacının tazminat isteme hakkıverilen karar veya

hükmün kesinleşmesiyle doğacaktır.

...”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 22/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucu; tutuklama kararı ile tutuklama kararına itiraz

üzerine verilen kararın gerekçesiz olması ve tutuklanmasının hukuka aykırı

olması nedenleriyle adil yargılanma, kişi hürriyeti ve güvenliği ile maddi ve

manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde; başvurucunun şikâyetlerine ilişkin

olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen tazminat yolu

tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğu ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca,

başvurucunun şikâyetlerinin esasına yönelik olarak görüş bildirmeyeceğini

belirtmiştir.

2. Değerlendirme

30. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

32. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

33. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

34. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

35. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

36. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

37. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,

124).

38. Başvurucu 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

39. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

40. Somut olayda Bismil Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen

12/1/2015 tarihli iddianame ile başvurucunun kasten yaralama eyleminden

cezalandırılması istenmiştir.Başvurucu

üzerine atılı bu suçu işlediği şüphesiyle tutuklanmıştır. Başvurucuya isnat

edilen suçla ilgili deliller iddianamede adli raporlar ve müşteki beyanları

olarak belirtilmiştir (bkz. § 15). Dava dosyası, iddianame ile başvurucuya

isnat edilen eylem ve başvurucu hakkında verilen tutuklama kararındaki

gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden suç şüphesinin

varlığını doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

41. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararındaki gerekçeler

(bkz. § 11) dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesine ve tutuklama nedenlerine

ilişkin olarak Hâkimlikler tarafından yapılan değerlendirmeler karşısında anılan

müdahalenin Anayasa ve Kanun'un öngördüğü anlamda meşru bir amacının bulunduğu

görülmektedir.

42. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen, neticesi

sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai

yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak

kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan

biridir (bkz. Hüseyin Burçak, B.

No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 20).

43. Somut olayda başvurucu hakkında tutuklama kararı verilirken

Bismil Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama nedeni olarak suçun vasıf ve

mahiyetine, atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında belirtilen katalog suçlardan olmasına, kanunda öngörülen cezanın üst

haddine ve kaçma şüphesinin bulunmasına atıf yaptığı görülmektedir. Dolayısıyla

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın koşulları

ile Bismil Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olmadığı söylenemez.

44. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri

dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151). Somut olayın

yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Bismil Sulh Ceza

Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin

niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varmasının keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

45. Açıklanan gerekçelerle tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Müdafi Yardımından

Yararlandırılmadan Tutuklanmaya İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiası

ve Bakanlık Görüşü

46. Başvurucu, kanuni zorunluluk bulunmasına rağmen tarafına

müdafi tayin edilmeden sorgusunun yapılıp hukuka aykırı olarak tutuklanmasına

karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünde, başvurucunun şikâyetlerine ilişkin

olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen tazminat yolu

tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğunu ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca

başvurucunun şikâyetlerinin esasına yönelik olarak görüş bildirmeyeceğini

belirtmiştir.

2. Değerlendirme

48. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

50. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

51. Kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından

yararlanma isteği yerine getirilmeden tutuklanan kişilerin tazminat istemleri

konusunda karar vermek için asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün

kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Dolayısıyla bir kişinin hakkında

tutuklama kararı verilirken yasal haklarından yararlandırılmaması hâlinde asıl

davanın sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine

göre tazminat talep edilmesi mümkündür (Adem Gedik, B. No: 2013/2950, 14/10/2015, § 37).

52. Somut olayda başvurucu, Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Bismil Sulh Ceza Mahkemesinin

8/12/2014 tarihli kararıyla kasten yaralama suçundan tutuklanmıştır.

Başvurucunun müdafiinin olmadığı bir sorgu sırasında

tutuklanmasına karar verildiği görülmektedir.

53. Bir suç isnadıyla 8/12/2014 tarihinde tutuklanan başvurucu,

3/2/2015 tarihinde tahliye edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, tutuklama

kararı verilirken yasal haklarından yararlandırılmadığı iddiasıyla yaptığı

bireysel başvuruda ihlal sonucuna varılmasının başvurucunun kişisel durumuna

bir etkisinin olması mümkün görülmemektedir. Zira tutuklama kararı verilirken

başvurucu yasal haklarından yararlandırılmamış da olsa Anayasa Mahkemesince

bireysel başvurunun incelendiği tarihte, başvurucu ilk derece mahkemesince

tahliye edilmiş olduğundan tutuklama kararı verilirken hukuka aykırı olarak

başvurucunun yasal haklarından yararlandırılmadığı yönünde yapılacak bir tespit

ve ihlal kararının tazminat dışında bir sonucu olmayacaktır. Dolayısıyla

bireysel başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak

başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, § 60; Adem Gedik, § 39).

54. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararı sırasında

başvurucunun müdafi yardımından yararlandırılmaması nedeniyle yasal haklarını

kullanamadığı iddiası, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada da incelenebilir. Nitekim 12. Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve

E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı içtihadı bu kapsamdaki taleplerle ilgili

olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde

kapsamında açılacak dava yoluyla başvurucu hakkında tutuklama kararı verilirken

başvurucunun yasal haklarından yararlandırılmadığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece tazminata da hükmedilebilecektir (bkz. Adem Gedik, § 40).

55. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Müdafi yardımından yararlandırılmadan tutuklama nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Recep KÖMÜRCÜ

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Mehmet Sedek

ZENGİN

Vekili

:

Av. Müslüm DALAR

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2015/819, T. 22.11.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2015-819-basvuru-22-11-2018-314b77def489