Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/1863, 11.10.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/1863
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AZMİ IŞIKTAŞ VE HASİBE IŞIKTAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/1863)

Karar Tarihi: 11/10/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığına

bağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydana

gelmesi nedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasının

yaklaşık sekiz yıl sonra kesinleşmesi nedeniyle de

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyası

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların beyanına göre 13/6/2000 tarihinde dünyaya

gelen müşterek çocukları M.I., 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından

yürütülen aşı kampanyası kapsamında kızamık aşısı olmasına rağmen bundan

yaklaşık bir buçuk yıl sonra kızamık hastalığına yakalanmış, daha sonraki

dönemde ise subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığına yakalanarak

22/10/2006 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

9. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde M.I.nın belli bir dönem çeşitli hastanelerde SSPE

tanısıyla tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.

10. Başvurucular 15/11/2006 tarihinde Diyarbakır İl Sağlık

Müdürlüğüne bir dilekçe sunarak bilgi edinme hakkı çerçevesinde bazı bilgi ve

belgelerin taraflarına verilmesi talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular bu

dilekçede özetle tek doz kızamık aşısı uygulamasından hangi tarihte

vazgeçildiğinin kendilerine bildirilmesi, 2006 yılının Kasım ayına kadar

Diyarbakır'da görülen SSPE vakalarının sayısının ve bu hastalıktan ölen

kişilere ait istatistiki bilgilerin taraflarına sunulması ve 2001-2002

yıllarında Diyarbakır'da gerçekleştirilen tek doz kızamık aşısı uygulaması

kararını alan idari yetkililerinin isim, soy isim ve adres bilgilerinin hukuki

başvuruda kullanılmak üzere kendilerine verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü 7/12/2006 tarihli yazıyla, kızamık aşısının

rutin aşılama programı içinde 1998 yılına dek her zaman tek doz olarak uygulandığını,

1998 yılında ilköğretim birinci sınıfta ikinci doz aşı uygulamasının

başlatıldığını başvuruculara bildirmiştir. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü,

başvurucuların ikinci talebi ile ilgili olarak ise kayıtlarına göre -2006

yılının Kasım ayı dâhil olmak üzere- Diyarbakır'da altmış üç SSPE vakasının

tespit edildiği ve bu vakalardan yedisinin hayatını kaybettiği bilgisini

başvuruculara vermiştir. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü başvurucuların üçüncü

talebi ile ilgili olarak ise il müdürlüklerinin rutin aşı takvimini değiştirme

yetkisinin olmadığını, 2001-2002 yıllarında ilköğretim birinci sınıfta ikinci

doz aşı uygulamasına Diyarbakır'da devam edildiğini başvuruculara bildirmiştir.

11. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasında

ve bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek

14/12/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyle

ortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.

12. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı Temel

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl Sağlık

Müdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır. Bu

inceleme kapsamında Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından

başvurucu Hasibe Işıktaş ile bir görüşme

gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmede Hasibe Işıktaş;

oğlu M.I.ya bağlı oldukları

Şehitlik Sağlık Ocağında tüm aşılarının yapıldığını, oğluna ayrıca kızamık aşı

kampanyası sırasında da aşı yapıldığını ancak oğlunun iki buçuk üç yaşlarında

iken kızamık hastalığına yakalandığını ifade etmiştir. Bunun üzerine Diyarbakır

İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Şehitlik Sağlık Ocağı aşı kayıtları incelenmiş

ancak bu kayıtlarda M.I.ya

aşı yapıldığına dair bir bilgiye rastlanmamıştır.

13. SağlıkBakanlığı yukarıdaki

araştırmaları yaptıktan sonra SSPE ve kızamığa bağlı diğer komplikasyonların

aşılanmamış, aşılandığı hâlde yeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veya

aşılanmadan önce kızamık hastalığı geçirmiş çocuklarda ortaya çıktığını, somut

olayda SSPE hastalığının ortaya çıkmasında hizmet kusurunun bulunmadığını

belirterek 14/2/2007 tarihinde başvurucuların isteminin reddine karar

vermiştir.

14. Başvurucular, bunun üzerine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde

dava açmış ve 10.000 TL maddi, 90.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

15.Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, dava dilekçesinde her bir

davacı için istenen tazminat miktarının ayrı ayrı gösterilmesi gerekirken tek

miktar gösterildiği gerekçesiyle 5/3/2007 tarihinde dilekçenin reddine karar

vermiştir. Dilekçenin yenilenmesi üzerine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin

2007/453 esasına kaydedilen dava hakkında 12/9/2008 tarihinde bir kez daha

dilekçe ret kararı verilmiştir.

16. Bu karar üzerine başvurucular 14/10/2008 tarihinde

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine yeni bir dilekçe sunmuşlardır. Başvurucular bu

dilekçede özetle oğulları M.I.ya

2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen aşı kampanyası kapsamında

Diyarbakır Devlet Hastanesi Çocuk Bölümünde tek doz kızamık aşısı yapıldığını

ifade etmişlerdir. Dava dilekçesinde, anne Hasibe

Işıktaş ve oğlu M.I. ile Hasibe Işıktaş'ın akrabası

S.T. ve onun oğlu M.J.T.nin anılan hastaneye birlikte

gittiği ve burada her iki çocuğa da kızamık aşısı yaptırıldığı belirtilmiştir

(Başvurucular, derece mahkemelerine M.J.T.ye ait aşı kartını ibraz etmekle

birlikte kendi oğullarına ait aşı kartını ibraz etmemişlerdir.). Başvurucular,

oğullarının bu aşıdan yaklaşık bir buçuk yıl sonra ağır bir kızamık hastalığına

yakalandığını ve bu sebeple takriben on gün Diyarbakır Devlet Hastanesi Çocuk

Bölümünde yattığını, tedavi sonrasında iyileşen oğullarının iki yıl boyunca

sağlıklı bir şekilde yaşamını devam ettirdiğini ancak daha sonra rahatsızlanan

oğullarına SSPE tanısı konulduğunu ve oğullarının 2006 yılında yaşamını

yitirdiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, 2002 yılında yapılan kızamık aşı

kampanyasının iyi bir şekilde yürütülmemesi sonucu oğullarının SSPE hastalığına

yakalandığını, aşılama kampanyasının gereği gibi yürütülmemesinden Sağlık

Bakanlığının sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, kızamık

aşısının belli bir dönem tek doz olarak uygulanmasının SSPE hastalığına

yakalanma riskini artırdığını, Sağlık Bakanlığının tüm uyarılara rağmen tek doz

aşı uygulamasına devam ettiğini belirtmişler ve bu husus ile ilgili olarak

Prof. Dr. Z.K.nın bir

gazetede yayımlanan haberine işaret etmişlerdir. Başvurucular ayrıca soğuk

zincir kuralına uyulmadığı için aşıların koruyucu özellik gösteremediğini iddia

etmişlerdir. Başvurucular son olarak SSPE hastalığından korunmanın toplumun

bağışıklığını artırmaktan geçtiğini, aşılama oranının yüksek olmasının SSPE

hastalığını azaltacağını ifade etmişlerdir.

17. SağlıkBakanlığı, dava tarihinden

önce Sağlık Bakanlığı onayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığı hakkında çeşitli

araştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca (Komisyon)

hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusu olayda hizmet kusuru

bulunmadığını savunmuştur.

18. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970

yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığı

arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888

sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevli

Prof. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi Bilim

Dalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı Üniversitenin

Çocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca Gazi Üniversitesi

Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr.

U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana

Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsünde

görevli Prof. Dr. G.G.den oluşmaktadır. Komisyon,

rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü

tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takvimini ve uygulamalarını

incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulanan ülkelerdeki SSPE görülme

sıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversite ve eğitim hastanelerinde

takip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespit etmeye çalışmıştır.

19. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli bir

rapor hazırlamıştır. Raporda;

i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağı

hastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'unda

bir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardan

birinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.

ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPE

olgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığını

açıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel Danışma

Komitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'nin

azalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamık

aşısının neden olmadığını açıklamıştır.

iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılan

incelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarının

saptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.

iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı

komplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin

aşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.

v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafından

önerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)

kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında test

edilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanıma

sunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygun

olduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılar

üretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlık

kuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta ve

sistem sürekli olarak izlenmektedir.

vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının, hastalıkların görülme

sıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama

Danışma Kurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki

bilgilere göre kızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü

tarafından bebeklik çağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine

rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989

yılları arasında dokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise

kızamık eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak

gelişmekte olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve

ilk dozda yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini

belirtmiştir. Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da

dokuzuncu ayda tek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık

Örgütü 2000 yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak

çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu

önerisini tekrar etmiştir.

vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığı

tarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamık

aşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri

doğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifade

edilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,

bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,

1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yılları

arasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeye

indirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,

2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamık

aşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95

oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının ise

sırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifade

edilmiştir.

viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesine

yönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamık

aşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifade

edilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren on

ikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devam

edilmiştir.

ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarak

yapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ile

üniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılından

bu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının 1.131

olduğu belirtilmiştir. Raporda, bu olguların %56'sının kızamık hastalığı

geçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'ü

ile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığının

bildirildiği ifade edilmiştir.

x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85

olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğu

dönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanma

oranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanma

oranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamık

olgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanma

oranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfus

bulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlı

SSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.

xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamık

hastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiği

belirtilmiştir.

20. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarak

aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:

"Sonuç olarak;

1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBP

kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden

kullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.

2.Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamık

aşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek doz

uygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönem

olmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemek

amacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.

3.Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halen

uygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararası

uygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.

4.SSPE hastalığı kızamık aşısının değil

kızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığı

virüsü sorumludur.

5.Ülkemizde aşılanma oranları göz önüne

alındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çok

farklı olmadığı görülmektedir.

6.Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarının

ve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.

Öneriler;

1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülke

genelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.

2.Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeye

yönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplum

katılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusunda

bilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.

3.Kızamık ve SSPE sürveyans

ve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.

4.İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,

SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyon

oluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvence

kapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.

5.Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bu

konularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenle

seçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılması

önerilir.

(...)"

21. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi 25/1/2011 tarihli kararla

davanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Davada her şeyden önce davacıların

çocuklarının davalı idareye bağlı ekiplerce aşılanıp aşılanmadığı ya da aşılama

yapıldı ise söz konusu aşılar içerisinde kızamık aşısının bulunup bulunmadığı,

başka bir deyişle ortada idarenin bir filinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

Bu konuda, davalı idarece savunma ekinde sunulan belgelerde Şehitlik Sağlık Ocağınınbila tarih ve sayılı yazılarında davacıların

çocuğuna aşı yapıldığına dair kayda rastlanılmadığının belirtildiği, davacı

vekili tarafından ise davacıların çocuğuna aşı yapıldığını gösteren herhangi

bir bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı, akrabası [S.T.nin] oğlu

[M.J.T.nin] aşı

kartıyla aşı yaptırıldığının belirtildiği görülmüştür. Bu açıdan, idareye bağlı

ekiplerce davacıların çocuğuna kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşılmış

olup ortada idarenin bir fiilinin bulunduğu belirlenememekte, davacı tarafça da

idarenin kusurlu fiilinin olduğu ortaya konulamamaktadır.

Söz konusu aşının yapıldığının kabul edilmesi

halinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka bir

deyişle idarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.

Davacılar tarafından hastalığın kızamık aşısından kaynaklandığı iddia

edilmektedir. SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra ortaya çıkan bir

hastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitli üniversitelerde görev

yapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihli raporda, SSPE hastalığı

kızamık aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, SSPE

hastalığının yapıldığı iddia edilen aşıdan kaynaklandığı hususu bilimsel olarak

kabul edilemiyecek nitelikte olduğu, Genişletilmiş

Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrollerinin

yapıldığı ve üretimden kullanıcıya dek soğuk zincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırıldığı,bu açıdan aşının kendisinde bir bozukluk

olması hususunun da kabul edilemeyecek bir durum olduğu belirtilmiştir.

Aşının iki doz yerine tek doz yapılması

hususuna gelince; hem raporun hem de savunma

dilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998 yılına kadar tek doz, bu

yıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir.

Bunların dışında, idarece sunulan aşı

uygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asıl

olarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılması gerekmektedir.

İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozuk olması durumunda

kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmama açısından ise asıl

sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dava konusu olayda ise

eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalinin bulunmadığı yukarıda

açıklanmıştır. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsa bile davacıların

çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda bu hususun bahsi geçen

kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasından kaynaklandığının kabulü

gerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır.

Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarının

davalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsa

bile SSPE hastalığına yakalanılmasına kızamık aşısının sebep olamayacağı,

hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozuk

olma ihtimalinin bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların çocuğunun bahsi geçen

hastalığa yakalanması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusur

bulunmadığından davacılarıntazminat taleplerinin

kabulüne olanak bulunmamaktadır."

22. Başvurucular, kararın hukuki gerekçeden yoksun olduğunu

belirterek temyiz yoluna başvurmuşlardır. Başvurucular dava dosyasına sundukları

tüm delillerin görmezden gelindiğini, konuya ilişkin uzman kişilerin

görüşlerinin dikkate alınmadığını, teknik bir konu olan bu husus ile ilgili

olarak bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular, bebekken aşı olan ve yedi yaşında yaşamını yitiren

oğullarının aşı kartının dosyaya sunulmasının beklenmesinin abesle iştigal

olduğunu, kaldı ki davada tartışılması gereken esas meselenin toplumun yaygın

olarak aşılanmamış olması olduğunu ifade etmişler; toplumun tüm kesimini

aşılamayan, bozuk aşı yapan, eksik doz uygulayan devlet yerine sorumluluğu anne

ve babaya yüklemenin hakkaniyete aykırı olduğunu savunmuşlardır.

23. Danıştay Onbeşinci Dairesi

15/5/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar

vermiştir.

24. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin

11/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

25. Bu karar 22/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

26. Başvurucular 30/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha

Kanunu’nun 1. maddesi şöyledir:

"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah ve

milletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerle

mücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkı

tıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."

28. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti

bütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudan

doğruya ifa eder:

(...)

3 -Memlekete sari ve

salgın hastalıkların hulülüne mümanaat.

4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çok

miktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzır

amillerle mücadele.

(...)

6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir ve

uyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariç

olmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."

29. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:

"Kolera, veba (Bübon

veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi

tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoit

humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,

çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi sari

beyin humması (İltihabı sahayai dimağii

şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa

humması (Hummai nifası)

ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai

racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur

eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku

bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe

olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayı

haber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafından

ısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da

mecburidir."

30. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"57 nci

maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan

şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:

(...)

2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.

(...)"

31. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilen

hastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafı

haşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabi

binalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve ne

suretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."

32. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:

"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısı

ile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,

icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamede

zikredilir."

33. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:

"Sari

hastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzar

edilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin

olunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeri

serum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine ve

murakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayin

olunur."

34. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme ve

sıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir için

kitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatı

yapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimleri

gösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtaları

haiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkil

olunur."

35. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel

Kanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının

k bendinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sağlık

hizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:

(...)

k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum ve

benzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esas

olup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakope

mamülleri, kozmetikler ve bunların üretiminde

kullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve

tüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapan

veya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik

maddeler ile diğer terkiplerin kontroluna,

murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite

kontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyat

verme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.

(...)”

36. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin

Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde

bir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygun

bir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet ve

tababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir program

dahilinde sosyalleştirilecektir."

37. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerinin

sosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ile

amme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisine

yapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.

Sağlık ocağı: Takriben 5000

- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyük

kasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların il

içinde idari taksimata uyması icabetmez."

38. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmeti

teşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,

çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlık

müdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeli

yetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkez

teşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile

işbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."

39. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bir sağlık ocağının hizmeti en az bir

hekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekip

tarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlık

evlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.

Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucu

hekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlı

şahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendi

ocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."

40. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiği

yerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.

Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,

ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliği

hizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerine

verilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlı

sağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."

41. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerinden

faydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvela

sağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağı

hekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumları

sağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,

Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları

-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."

42. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte

bulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:

a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyal

bakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplum

sağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,

uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak ve

kurdurmak,

b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarla

savaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetlerini

yapmak,

c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aile

planlaması hizmetlerini yapmak,

d) İlaç, uyuşturucu ve psikotrop

maddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,

dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,

e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri ve

ilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,

(...)"

43. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:

a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,

(...)

c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,

(...)

e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel

Müdürlüğü,

(...)"

44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Temel Sağlık Hizmetleri Genel

Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) (Değişik bent: 08/06/1984

- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığını

ilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, bu

hizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,

b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama ve

bağışıklık hizmetlerini yürütmek,

(...)

f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi ve

hayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,

bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,

(...)"

45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünün

görevleri şunlardır :

a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçların

imalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteli

olarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, bu

amaçla gerekli kontrolleri yapmak,

(...)"

46. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesi

şöyledir:

"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması

Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlaması

hizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışma

plan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,

b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığının

korunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,

c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri

yapmak."

47. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşları

şunlardır:

(...)

c) Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi

Başkanlığı."

48. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte

bulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam

Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine

bağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzere

teşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)

bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."

49. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimai

Muavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.

Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzum

üzerine:

A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacak

sıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,

B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum ve

aşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,

C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahut

yabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevi

maddelerin kontrollerini yapmak,

(...)

E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sair

sıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmakla mükelleftir."

50. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:

"Çocuk, küçük iken ana ve babasının

velayeti altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim, vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen

çocukları dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."

51. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Çocuk, ana ve babasına riayete

mecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alil

veya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."

52. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:

"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haiz

oldukları nisbette çocuklarının kanuni

mümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakimin

reyine ihtiyaçları yoktur."

53. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:

"Ana ve baba, vazifelerini ifa

etmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."

54. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının

velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan

alınamaz."

55. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi

konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve

uygularlar."

56. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:

"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye

düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse

hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."

57. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi

tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana

ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."

58. Sağlık Bakanlığının 19/12/2000 tarihli ve 18679 sayılı

Genişletilmiş Bağışıklama Programı Genelgesi'nin "Genişletilmiş Bagışıklama Programı"

başlıklı kısmı şöyledir:

"Genişletilmiş Bagışıklama

Programı (GBP): Boğmaca, Difteri, Tetanos, Kızamık, Verem, Çocuk Felci (polio) ve Heparit-B

hastalıklarının morbidite ve mortalitesini

azaltarak, bu hastalıkları kontrol altına almak ve hatta tamamen ortadan

kaldırmak amacı ile, hassas yaş gruplarına enfeksiyona yakalanmalarından önce

ulaşıp bağışıklanmalarını sağlamak için yapılan

aşılama hizmetlerini içerir. Yüksek aşılama oranlarına ulaşarak, bu

hastalıkların kontrol altına alınması, 2000'li yıllarda bebek ölümlerinin binde

40'a düşürülmesi hedefine ulaşılmasında önemli bir adım olacaktır.

Temel strateji ise her doğan bebeğin bir

yaşına ulaşmadan önce aşı takvimine uygun olarak bağışık kılınmasıdır. Genişletilmiş

deyimi, aşısız veya eksik aşılı bebek ve çocukların tespit edildiği anda bağışıklanmasının sağlanması ve bu uygulamanın ülke

genelinde her yerde eşit olarak yapılması anlamını vurgulama için

kullanılmaktadır."

59. Anılan Genelge'nin "Aşı

Takvimi" başlıklı

kısmı şöyledir:

"AŞI TAKVİMİ:

1) BİR YAS ALTI (0-11 ay 29 günlük)

BEBEKLERE

• 2. Ayın bitiminde ( 8

haftalık ) : BCG

DBT-1

POLİO-1

• 3. Ayın bitiminde ( 12

haftalık ) : DBT-2

POLİO-2

Hepatit B-1

• 4. Ayın bitiminde ( 16

haftalık ) : DBT-3

POLİO-3

Hepatit B-2

• 9. Ayın bitiminde ( 36

haftalık ) : KIZAMIK

Hepatit B-3

2) RAPEL DOZ

• 1,5 yaşında ( 16-24

aylık ) : DBT

(DBT III-OPV III'ten

1 yıl sonra) POLİO

3) OKUL AŞILAMALARl

• İlköğretim 1. sınıfta :

BCG

POLİO

KlZAMIK

Td *

* Td : Erişkin Tipi Difteri- Tetanos

• İlköğretim 5. sınıfta :

Td

• Lise l. sınıfta :

TT (Tetanos)"

60. Anılan Genelge'nin "Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:

"[Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler:]

* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenle

başvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılama durumu kontrol edilmeli, aşı

takvimine göre aşılanması gerekenler ve eksik aşı1ılar tespit edilip, aşılamak

için her fırsat değerlendirilmelidir.

* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocuk

ya da gebe için bir ampul yada şişe aşı açılmalıdır.

* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindeki

etiketi ve son kullanma tarihi kontrol edilmeli, etiketi olmayan ya da son

kullanma tarihi geçmiş aşılar ve enjektörler kullanılmamalıdır. İlk olarak

miadı önce dolacaklar kullanılmalıdır (son kullanma tarihi en yakın olan aşı

ilk önce kullanılmalıdır).

* Açılan aşı şişelerine açılış tarih ve saati

yazılmalıdır.

* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektör

kullanılmalıdır.

(...)

* Ailelere bir sonraki aşı için gelmeleri

gereken zaman ve uygulanan aşının gerekliliği ile yan etkileri hakkında bilgi

verilerek, mutlaka aşı kartı verilmelidir.

(...)"

61. Anılan Genelge'nin "Aşı

Uygulamalarında Kayıt ve Bildirim Sistemi" başlıklı kısmı

şöyledir:

"Aşı uygulamalarının ilgili tüm formlara

zamanında, tam ve doğru olarak kaydedilmesi sağlanmalıdır.

* Form 012A (0-59 ay aşı kayıt fişi)

* Form 012B (5 yaş üzeri aşı kayıt fişi)

* Form 006 (Bebek ve çocuk izleme fişi)

* Form 004 (Kişisel sağlık fişi)

* Aşı kartı

* Form 013 (Ay sonunda sağlık ocağı tarafından

o ay yapılan aşılar Form 012A dan ve form 012B den, yaş grubuna göre ayrılarak,

bu forma geçirilir. Bu form takip eden ayın ilk haftası içinde sağlık

müdürlüğüne gönderilir.

(...)

62. Anılan Genelge'nin "Aşı

İhtiyacının Belirlenmesi" başlıklı kısmı şöyledir:

"Aşılar, İl Sağlık Müdürlüklerine 3'er

aylık, sağlık ocaklarına aylık dönemler halinde dağıtılır. Bakanlık

gönderimleri 1. dönem (Ocak-Şubat-Mart ayları) için Aralık ,

II. dönem (Nisan-Mayıs-Haziran ayları) için Mart, Ill.

Dönem (Temmuz-Ağustos-Eylül ayları) için Haziran ve IV. Dönem

(Ekim-Kasım-Aralık ayları) için Eylül aylarında, soğutuculu kamyonlar ile

yapılmaktadır.

İhtiyaçlar bu dönem süreleri dikkate alınarak,

hesaplanır (...)"

63. Anılan Genelge'nin "Kızamık

Hastalığına Yönelik Bağışıklama Çalışmaları" başlıklı kısmı

şöyledir:

"Kızamık aşı ile korunabilir hastalıklar

içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir. Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek

olan bir hastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası yeterince bağışık

olmayan bir toplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.

Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçin

Temel Stratejiler:

• Her il ve sağlık ocağı düzeyinde kızamık

aşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamlılığının sağlanması.

• Aşının etkinliğinin %85 olması dolayısıyla

zamanla bağışıklanamamış çocuklar birikmektedir.

Hastalığa duyarlı havuz denen bu sayının artması salgın patlama tehlikesini de

beraberinde getirmektedir.

• Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,

kızamık 1. ve okul çağı aşılarında yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır.

Ülkemizde olduğu gibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak

aşılanması hedeflenen grup 1 yaş altı bebeklerdir. Bebekleri yüksek oranda

aşılama ile; hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek,

ayrıca hastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu

kızamığa karşı korunmuş olacaktır.

• Kızamığa duyarlı nüfusun hedef nüfus

sayısına ulaştığı durumlar kolayca salgın oluşacak durumlar olarak

değerlendirilmektedir. Bu durumda duyarlı nüfusu azaltmaya yönelik olarak ek

aşılama aktiviteleri düzenlenir. Bu uygulamalar Genel Müdürlüğümuz

bilgisi dahilinde organize edilmelidir.

Ek Aşılama Aktiviteleri:

• Yakalama Aşılaması (Catch

Up) : Hastalık bulaş

zincirini kırmak, etkenin dolaşımını durdurmak amacıyla uygulanır. Tek dozluk

bir kampanya uygulamasıdır. Bulaşın düşükolduğu

mevsimlerde, 9 ay ile 14 yaş arası tüm çocuklara, aşılanma durumuna

bakılmaksızın aşılama yapılır. Bu uygulamanın 1 hafta ile 1 ay gibi kısa sürede

tamamlanması gerekmektedir.

• İzleme Aşılamaları (Follow

Up) : Zamanında aşılanamama

ya da aşıların %100 koruyuculuğu olmaması nedeniyle hastalığa duyarlı nüfusun

artışına dayalı olarak yapılan kampanya uygulamasıdır. Duyarlı nüfusun

biriktiği yaş gruplarına, birikme periyotlarına göre 4-5 yılda bir, 1 hafta ile

1 ay içinde uygulanabilmektedir. 5 yaş altı duyarlı nüfus, 1 yılın doğum kohortuna eşitlenince yapılabileceği gibi okul öncesi

çağlara periyodik olarak 4 - 5 yılda bir bu kampanya

yapılabilir.

• Silme Aşılaması (Mop

Up) : Aşı oranı düşük olan

bölgelerde, aşı oranını kısa sürede yükseltmek ve virus

dolaşımını azaltmak amacıyla uygulanır. 1 hafta gibi kısa sürede, daha önceki

aşılanma durumuna bakılmaksızın tüm belirlenmiş duyarlı nüfusa uygulanır.

• Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalık

yönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,

nüfusun yoğun oldugu bölgeler v.b.)

öncelik verilmelidir.

• Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelik

çalışmalar GBP'nin bir parçası olarak ele

alınmalıdır.

• Hastalık sürveyansının

güçlendirilmesi sağlanmalıdır.

(...)"

64. Anılan Genelge'nin "Soğuk

Zincir" başlıklı kısmı şöyledir:

"Soğuk zincir, bir aşının etkinliğini

üretiminden kişiye verilene kadar koruyan ve ihtiyacı olanlara yeterli miktarda

etkin aşının ulaşmasını sağlayan insan ve malzemeden oluşan sistemdir.

Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşı uygulamaları

aksayacaktır. Kullanılan aşılar etkin değilse de, %100

aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısından hiçbir

yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir GBP'nin

can alıcı komponentlerinden biri olarak büyük önem

taşımaktadır.

Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,

aynca BCG ve Kızamık aşıları güneş ışığı gibi

ultraviyole ışınına da hassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif

etkisidir. Yani bir kerede çok yüksek (30-35 derece üzeri) sıcaklığa maruziyet kadar, bir çok kereler

daha az sıcaklıklara (10-30 derece arası) maruziyet

de aşıyı aynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da

azalırsa, aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik

gerektirir. Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken (Polio,

Kızamık, BCG); DBT, TT, DT, Td ve Hepatit B

aşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir. Bu aşılar donduğu taktirde aşı

materyali özelliğini yitirmekte, geri dönmeyecek şekilde bozunuma uğrayarak,

çökeller oluşturmaktadır. Bazı donma durumlarında şiddetli çalkalamalarla yine

homojene yakın bulanıklık meydana gelebilmekte ve sanki donmamış izlenimi

verebilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için soğutucu ve dolapların belirlenmiş

süreler dahilinde mutlaka izlenmeleri, olanak var ise elektronik olarak

kaydedilmeleri yerinde olacaktır.

İl düzeyinde soğuk zincir uygulamaları

aşağıdaki kurallara göre düzenlenir:

• Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğuk

zincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarak

merkezden temini, il deposunda saklanması ve perifere

dağıtılmasından sorumlu, bir "İl Soğuk Zincir Sorumlusu" ve

yardımcısı olmalıdır.

• Aşıların dağıtımında ve kullanımında son

kullanma tarihleri mutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce

kullanımı sağlanmalı ve miadı dolmuş ya da kullanım süresi dolmuş olanlar vakit

geçirilmeden imha edilmelidir.

• Gönderilen aşılar farklı firmalar tarafından

imal edildiğinden uygulama dozları için mutlaka prospektüslerine bakılmalıdır.

• Her sağlık ocağında aşılar buzdolabında

saklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişi

belirlenmelidir. Soğuk zincir sorumluları Sağlık Memuru, Hemşire ya da Ebe

olmalıdır.

• Buzdolaplarında mutlaka bir termometre

olmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konulmalı ve buzdolabının

sıcaklığı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır. Özellikle +4 derecede

kalması sağlanmalıdır.

• Buzdolabının kapısına bir sıcaklık izlem

çizelgesi yapıştırılarak, dolabın sıcaklığı sabah ve akşam bu çizelgeye

kaydedilmelidir. Sıcaklık izlem çizelgesinin altında soğuk zincir sorumlusu ve

yedeğinin adı soyadı bulunmalıdır.

• Aşıların saklandığı buzdolabı aşırı soğuk ve

sıcaktan korunacak, muhafazalı uygun bir odaya yerleştirilecektir. Buzdolabı

gölge bir yerde, kışın ısıtılan odalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta

düz bir zemine yerleştirilmelidir.

• Uzun tatillerde ve elektrik kesintilerinde,

il ve sağlık ocağı düzeyinde soğuk zincir sorumluları dolap ısısını kontrol

ederek gereken önlemleri almalıdırlar.

• Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşı

sevkinde kullanılan soğutuculu (frigorifik) kamyonların soğutucu üniteleri ilde

bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı bunun için de kamyonun park

edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze

elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.

• Ankara merkez depodan kurye ile sevk

yapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabı

kullanılmalıdır.

• İllerden sağlık ocaklarına aylık olarak

yapılan aşı sevklerinde 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakil kabı

kullanılabilir.

• Çok acil durumlarda ya da nakil kabı

yetmediğinde uzun ömürlü nakil kabı niteliğinde poliüretan ya da strafordan

(köpük vb.) üretilmiş izolasyonlu özel aşı kapları, yeterli buz aküsü desteği

ile aşı naklinde kullanılabilirler.

• Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincir

malzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzeme

ihtiyacı belirlenmeli, onarımı veya temini sağlanmalıdır.

(...)"

65. Anılan Genelge'de soğuk zincir ile

ilgili olarak ayrıca aşıların buzdolabına doğru olarak yerleştirilmesine

ilişkin çeşitli hükümler mevcuttur. Keza Genelge'de

Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında çalışan personelin görev ve

sorumluluğuna ilişkin de çeşitli hükümler bulunmaktadır.

B. Uluslararası Hukuk

66. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve

27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya

yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün

faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,

vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve

ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için

gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve

idari önlemleri alırlar.

(3)

Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,

hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve

uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

67. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:

" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek

en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini

veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir

çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun

bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.

2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak

uygulanmasını takip ederler ve özellikle:

a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının

düşürülmesi;

b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın ve

tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek

sağlanması;

c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve

başka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilen

tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması

yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönüne

alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;

d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun

bakımın sağlanması:

e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle

ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile

beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda

temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;

f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babaya

rehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;

amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için

zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her

türlü önlemi alırlar.

4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın

tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı

olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri

özellikle gözönünde tutulur."

68. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur(...)"

69. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkının

devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlet

hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma

zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,

27/1/2015, § 67).

70. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -ister

özel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu

altında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiği

takdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkân

tanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,

B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).

71. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisi

gibi meselelerde taraf devletlerin yetkili makamlarının AİHM'e

göre daha elverişli konumda olduğunu belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz

[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

72. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

73. Başvurucular, oğulları M.I.ya 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından

yürütülen aşı kampanyasında tek doz kızamık aşısı yapılmış olmasına rağmen

oğullarının bundan yaklaşık bir buçuk yıl sonra kızamık hastalığına

yakalandığını, akabinde de bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan SSPE

hastalığına yakalanarak yaşamını yitirdiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular

aşılama kampanyasında bozuk aşı kullanılması, kızamık aşısının tek doz olarak

yapılması, toplumun tüm kesiminin yaygın bir aşılama kampanyasına tabi

tutulmaması ve aşılama kampanyasının soğuk zincir kuralına uygun şekilde

yürütülmemesi nedenleriyle oğullarının SSPE'ye

yakalanarak hayatını kaybettiğini, somut olayda aşılama kampanyasının kötü bir

şekilde yürütüldüğünün açık olduğunu iddia etmiş; bu iddialarla oğullarının

yaşamının korunamadığını ileri sürmüşlerdir.

74. Başvurucular; önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerinin

belli bir dönem kötü yürütüldüğünü, bu sebeple Anayasa'nın 56. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

75. Başvurucular; yaşam hakkının usul boyutunun meydana gelen

ölüm olayının etkili bir şekilde soruşturulmasını gerektirdiğini, somut olayda

Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğünden Diyarbakır'da 2001-2002 yıllarında tek doz

kızamık aşısı yapılması kararını alan idari yetkililerinin isimlerinin

istenmesine rağmen bu kişilerin isimlerinin kendilerine verilmediğini, bu

sebeple sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunamadıklarını ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular, açtıkları tam yargı davasında bilirkişi

incelemesinin yapılmamış olmasının da yargılamanın etkin bir şekilde

yürütülmediğini gösterdiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, onama kararını

veren Danıştay Onbeşinci Dairesinin karar düzeltme

istemi yönünden de karar verdiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, bu

sebeplerle yaşam hakkının usul yönünün ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

76. Başvurucular; aşılama kampanyasının nasıl yürütüldüğü, SSPE

hastalığından ölen kişilerin sayısının neden bu kadar fazla olduğu ve toplumun

tümüne aşı yapılıp yapılmadığı hususlarını derece mahkemelerinin

açıklayamadığını, Danıştay kararlarının da genel geçer ifadelerle hazırlanmış

olduğunu, bu sebeplerle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucuların temel olarak oğulları M.I.nın yaşamının korunamamasından ve idari yargıda

açtıkları tam yargı davasının etkili bir şekilde yürütülmemesinden şikâyet

ettikleri anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucuların bu başlık altında ileri

sürdükleri tüm iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

78. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

79. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

80. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

81. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

82. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp

hizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özel

kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerek

yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker

Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

83. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göre

devletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak

için yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.

84. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını

koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından

yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile maddi ve

manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail

Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

85. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili

idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal

olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

86. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu

durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59;

Nail Artuç, § 37).

87. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri

tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların

uygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuru

yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi

veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir

giderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

39).

88. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

89. Somut olayda başvurucular, oğulları M.I.nın SSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesi

üzerine idare aleyhine açtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurucular, SSPE hastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia

ileri sürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları

dilekçelerde gerekse bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık aşısı

yaptırdıkları hâlde bu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmaması

nedeniyle önleyici etki gösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca

kızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılmamış olmasından şikâyet

etmişlerdir.

90. Başvurucular, Diyarbakır'da 2001-2002 yıllarında tek doz

kızamık aşısı yapılması kararını alan idari yetkililerinin isimlerinin

kendilerine verilmemesi nedeniyle bu kişiler hakkında suç duyurusunda

bulunamadıklarından da şikâyet etmişlerdir. Başvuru formu ve ekleri bu şikâyet

kapsamında incelendiğinde başvurucuların 15/11/2006 tarihinde Diyarbakır İl Sağlık

Müdürlüğüne bir dilekçe sunarak diğer bazı bilgi ve belgenin yanı sıra

2001-2002 yıllarında Diyarbakır'da gerçekleştirilen tek doz kızamık aşısı

uygulaması kararını alan idari yetkililerinin isim, soy isim ve adres

bilgilerinin hukuki başvuruda kullanılmak üzere kendilerine verilmesi talebinde

bulunduğu, Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğünün ise il müdürlüklerinin rutin aşı

takvimini değiştirme yetkisinin olmadığını, 2001-2002 yıllarında ilköğretim

birinci sınıfta ikinci doz aşı uygulamasına devam edildiğini başvuruculara

bildirdiği görülmektedir. Başvuru formu ve eklerinde başvurucuların yaşadığı

üzüntü verici olayın kasti bir tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir

bilgi ve belge bulunmamaktadır. Olayın meydana geldiği koşullar da bu bağlamda

herhangi bir şüphe uyandırmamaktadır. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamındaki etkili yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğün somut olayda mutlaka ceza soruşturmasını gerekli kıldığı

söylenemez. Etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, somut

olayda mağdurlara idare mahkemeleri önünde açabilecekleri bir tam yargı davası

yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir. Bu sebeple başvuruya konu

olay hakkında herhangi bir ceza soruşturması yürütülmemesinin Anayasa'nın 17.

maddesi bağlamında sorun teşkil etmediği değerlendirilmiş ve mevcut başvuruda

asıl olarak hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde

zararın ödenmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası sürecinin incelenmesi

gerektiği kanaatine varılmıştır.

91. Somut olayda öncelikle başvurucuların oğulları M.I.ya idare tarafından kızamık

aşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Zira aşının uygun

koşullarda yapılmadığı iddiası, M.I.ya

aşı yapılıp yapılmadığı hususu ile doğrudan bağlantılıdır.

92. Başvurucular bireysel başvuru formunda Sağlık Bakanlığı

tarafından yürütülen aşı kampanyası sırasında oğullarına kızamık aşısı

yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Keza başvurucular, oğullarına kızamık aşısını

yaptırdıkları iddiasını derece mahkemeleri önünde de dile getirmişlerdir.

Başvurucuların bu iddiası ile ilgili olarak derece mahkemeleri ise

başvurucuların bağlı oldukları Şehitlik Sağlık Ocağı kayıtlarında M.I.ya aşı yapıldığına dair

herhangi bir bilgiye rastlanmamasını ve M.I.ya aşı

yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin başvurucular tarafından

dava dosyasına sunulmamış olmasını dikkate alarak M.I.ya

kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.

93. Bu durumda koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü sırada

tutulması gereken kayıtlara ilişkin iç hukukta ne gibi düzenlemeler olduğunun

açıklanması ve derece mahkemelerince verilen kararların bu kapsamda

değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

94. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında; sağlık

ocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastaların

muayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerini

tutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 39). Keza Genişletilmiş

Bağışıklama Programı Genelgesi'nin "Aşı

Uygulamalarında Kayıt ve Bildirim Sistemi" başlıklı kısmında

aşı uygulamalarının ilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarak

kaydedilmesinin sağlanması gerektiği ifade edilmiş ve hangi forma hangi

bilgilerin kaydedileceği ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Anılan genelgede ayrıca

ailelere mutlaka aşı kartı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir (bkz. §§ 60,

61).

95. Başvurucular, yukarıda açıklanan aşı kayıt sisteminin

yetersiz olduğu yahut bu sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediği

yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde söz konusu

sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğine işaret eden herhangi bir

veri de tespit edilememiştir. Aksine başvurucular tarafından akrabaları

M.J.T.ye ait aşı kartının derece mahkemelerine ibraz edilmesi hususunun (bkz. §

16) bu kayıt ve bildirim sisteminin uygulamada etkili bir şekilde işlediğine

işaret eder mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.

96. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri Anayasa

Mahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derece

mahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu hususta

ikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, dava

dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak M.I.ya kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken M.I.ya

aşı yapıldığına dair herhangi bir kayda rastlanmadığını belirten Şehitlik

Sağlık Ocağı yazısına ve başvurucuların M.I.ya aşı

yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmamış

olmasına dayanmıştır. Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak ele alındığında

derece mahkemeleri kararlarının dosyada bulunan delillerle açıkça çelişecek

biçimde verildiğinden söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu durumda somut

olayda derece mahkemelerinin M.I.ya

aşı yapılmadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek ikna edici bir

nedenin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

97. M.I.ya

kızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkate alındığında kızamık

aşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşı uygulamasında soğuk

zincir kuralına uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı

değerlendirilmiştir.

98. Somut olayda, kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığı yönündeki

iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı oğullarına uygulandığını

ifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususu ile

bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular, kızamık aşısının yeterli

dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı Türkiye'deki kızamık aşılarının belli bir

dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılı olarak

ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucuların oğullarının

hayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğini ve ilk

dozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birinci sınıfta iken

yapılması gerektiğinin karara bağlandığını ancak başvurucuların oğullarının

ikinci dozun yapıldığı döneme gelmeden önce kızamık hastalığına, ardından da

SSPE hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla bu aşamada söz

konusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığı

değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının 1998

yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, kızamık

aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılmadığı yönündeki iddia incelenirken

yine değinilecektir.

99. Başvuru konusu olayda, kızamık aşısının ülke genelinde

yaygın bir şekilde yapılmadığı yönündeki iddianın ayrıca incelenmesi gerekir.

Çünkü başvurucuların bu iddiası, kızamık aşısının kendi çocuklarına yapılıp

yapılmadığı hususundan bağımsız olarak incelenebilir niteliktedir. Başvurucular

kızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılması hâlinde SSPE hastalığına

yakalanma oranının oldukça düşeceğini, kızamık aşısının ülke genelinde yaygın

şekilde yapılarak toplumun bağışıklığının yükseltilmesi hâlinde oğulları M.I.nın kızamık hastalığına,

dolayısıyla SSPE hastalığına yakalanmayacağını ileri sürmüşlerdir.

100. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde

organize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüde

pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı bir

hastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistem

kurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemleri

alması gerekir.

101. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusal

makamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne ve

babaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığından

şüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlık

kuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekli

önlemleri alması gerekir.

102. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksek

aşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.

Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumun

bağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte

bu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın

görülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahageniş olacağı da muhakkaktır.

103. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümler

içeren 1593 sayılıKanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un

88. maddesinde çiçek aşısı mecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı

sıra 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesinde kızamık hastalığı da dâhil olmak üzere

belirli hastalık türleri sayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen

hastalıklardan birinin ortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi

durumunda bir kısım tedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu

tedbirler arasında hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı

uygulanması şeklindeki tedbire de yer verilmiştir (bkz. §§ 27-34). Başvuruya

konu olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan Genelge'de

ise bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitli

periyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usuller

düzenlenmiştir (Halime Sare

Aysal [GK], B. No:

2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).

104. Kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekilde

yapılmadığı yönündeki iddia ile ilgili olarak SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonu

raporundaki verilere değinmek yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuru

formunda anılan rapora yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ileri

sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapan

akademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporun objektifliğinin ve/veya

yeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek ikna edici bir veri de tespit

edilememiştir. Dolayısıyla kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekilde

yapılmadığı yönündeki iddia değerlendirilirken bu rapordaki verilerden

yararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı kanaatine varılmıştır.

105. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Bilimsel

İnceleme Komisyonu raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı

komplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin

aşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.

Raporda; Türkiye'de 1970 yılında başlatılan rutin kızamık aşı uygulamasının

Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970

yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987

yılından bu yana giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında

%60,7'ye, 1991-1994 yılları arasında %73,7'ye, 1995-1998 yıllarında ise %76'ya

ulaştığı belirtilmiştir. Raporda, başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği

2000 yılının da aralarında bulunduğu 1999-2002 döneminde %81,7 aşılama oranına

ulaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda ayrıca 2003-2005 yılları arasında

gerçekleştirilen kızamık aşı günleri kapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğa

aşı yapıldığı belirtilmiştir.

106. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucuların

oğulları M.I.nın dünyaya

geldiği dönemde kızamık hastalığının eliminasyonu tam olarak

gerçekleştirilememiş ise de kızamık hastalığının eliminasyonu için sürekli

olarak artan aşılama oranlarına ulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamaların

yanı sıra çeşitli aşı kampanyaları yürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların

öncelik sıralamasının belirlenmesinde ve kamusal kaynakların hangi sağlık

hizmetine ne kadar tahsis edileceği hususunda idari makamların daha elverişli

konumda oldukları dikkate alındığında somut olayda anılan dönemde kızamık

hastalığının tamamen yok edilememiş olmasında yetkili makamlara bir sorumluluk

atfedilemeyeceği değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde,

başvurucuların yaşadığı bölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde

rutin aşılamaların yanı sıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir

durumun olduğuna ve bu hususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarına

bildirimde bulunulduğuna ilişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular da

olayların meydana geldiği dönemde -M.I. henüz kızamık

hastalığına yakalanmamış iken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi

üzerine yetkili kamu makamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının

durumu bildiğini ancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ileri

sürmemişlerdir. Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediği

ve/veya bir salgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlarda

derece mahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takip

sorumluluğunun asıl olarak anne ve babalar üzerinde olduğu kabul edilmelidir.

107. Başvuru konusu olayda ayrıca Türkiye'deki kızamık

aşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna

değinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporuna

göre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağında

yapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları

arasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamık

eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekte

olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozda

yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tek

doz önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk doz

kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş

ve 2003 yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindeki

bu bilgi ve belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek doz

olarak uygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarla

uyumlu olduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket eden

kamu makamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağı

değerlendirilmiştir.

108. Somut olayda son olarak idari yargıda açılan davada

bilirkişi incelemesi yapılmadan hüküm kurulduğu, Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi

kararının yeterli gerekçe ihtiva etmediği, temyiz ve karar düzeltme

aşamalarında genel geçer ifadelerle ret kararları verildiği ve tamyiz talebini inceleyen Danıştay Dairesi ile karar

düzeltme talebini inceleyen Danıştay Dairesinin aynı olduğu yönündeki

iddiaların incelenmesi gerekir. Görülmekte olan bir davadaki delilleri

değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olmakla birlikte yaşam

hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece mahkemelerinin

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapıp

yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olay bu kapsamda incelendiğinde çeşitli

üniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan bilirkişi raporundaki

veriler doğrultusunda hüküm kuran Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin ayrı bir bilirkişi

raporu daha almamasının somut olayın koşulları bağlamında makul olmadığının söylenemeyeceği, gerek ilk derece mahkemesi kararının

gerekse ilk derece mahkemesinin gerekçesine katılan Danıştay kararlarının

gerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Temyiz

incelemesi ile karar düzeltme incelemesinin Danıştayın

aynı dairesi tarafından yapılmasının da yargılamayı etkisiz kıldığından söz

edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

109. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda

devletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerine

getiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsa

başvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.

110. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

111. Başvurucular, oğullarının ölümü üzerine açtıkları tam yargı

davasının makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

112. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına

(Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir

olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup

bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır.

113. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 35, 36).

114. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

115. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Azmi

IŞIKTAŞ

2. Hasibe IŞIKTAŞ

Vekili

:

Av. Mehmet

IŞIKTAŞ

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/1863, T. 11.10.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-1863-basvuru-11-10-2018-cdbfeb27531e