Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/20295, 19.04.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/20295
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ATLAS DIŞ TİCARET VE İNŞAAT LTD. ŞTİ.

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/20295)

Karar Tarihi: 19/4/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hizmet tespiti davasında kanun, usul ve yerleşik

içtihatlara aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; esaslı

iddiaların Mahkeme ve Yargıtay kararlarında cevaplandırılmaması nedeniyle

gerekçeli karar hakkının; tanık dinlenmemesi nedeniyle silahların eşitliği

ilkesinin, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Ü.P. isimli şahıs 22/4/2010 tarihinde Ankara 2. İş Mahkemesinda açtığı davada, başvurucuya ait işyerinde

1/3/2004-26/3/2010 tarihleri arasında tasarımcı sıfatıyla aralıksız olarak

çalıştığını, en son aylık net ücretinin 2.500 TL olduğunu, haklı neden

olmaksızın iş akdinin feshedildiğini, bu çalışmasının Sosyal Güvenlik Kurumuna

bildirilmediğini ve işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek anılan

tarihler arasında sigortalı olarak çalıştığının tespiti ile işçilik

alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

9. Ankara 2. İş Mahkemesi, işçilik alacaklarının tahsili talepli

davayı tefrik ederek ayrı bir esasa kaydetmiş, hizmet tespiti talebi açısından

davaya devam etmiştir.

10. Yargılamada 13/3/2012 tarihli celsede davacı tanıkları,

11/5/2012 tarihli celsede ise başvurucunun tanıkları dinlenmiş, başvurucu

11/3/2013 tarihli dilekçesiyle bilirkişi raporu ve tanık beyanlarına karşı

değerlendirmelerini dosyaya sunmuştur.

11. Mahkeme 30/4/2013 tarihli kararında, 12/1/2011 tarihli ve

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 255. madde hükmüne göre tanıkların

doğru söylemesinin asıl olduğunu, arkadaşlık, aynı işyerinde çalışma, akrabalık

vesaire gibi olguların bu kanuni karineyi değiştirmeyeceğini, davalı şirketin

kurucu ortaklarının A.C. ve M.C. olduğunu, davacı ile ilgili olarak davalı

işverenlik tarafından kuruma bildirilmiş herhangi bir prim ödemekaydının

bulunmadığını, davalı işverenlik tarafından kuruma verilen 2004/5, 2010/3

dönemini kapsayan prim belgelerinde davacının adının bulunmadığını, davacıya

ait T.İ. Bankası Köroğlu şubesindeki hesap ekstresine göre Aralık 2006-Aralık

2010 döneminde davacı hesabına davalı şirket tarafından yatırılmış bir miktar

bulunmadığını belirterek davacının hizmet tespiti talebini kısmen kabul

etmiştir.

12. Davalı tarafın temyizi üzerine karar, Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin 3/7/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

13. Onama kararı 24/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

ve 29/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 19/4/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Silahların Eşitliği

İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu, şirketin İstanbul'daki ofisinde meydana gelen

olay ile ilgili olarak şirket ortağı olan M.C.nin eşi

ve şirket sekreterinin beyanının alınmasını talep ettiğini ancak Mahkemenin

tanıklarını dinlemediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

16. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisinin silahların eşitliği ilkesi olduğu, silahların

eşitliği ilkesinin, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına geldiğini (B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 32), yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmektedir (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

17. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri

değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına

karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada

sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme

yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27).

18. Somut olaydayargılamada 11/5/2012

tarihli celsede, başvurucunun tanıklarının dinlendiği, tanık beyanlarına karşı

başvurucunun 11/3/2013 tarihli dilekçesinde değerlendirmelerini dosyaya

sunduğu, başvurucunun bu kapsamda davacının şirket ortağı M.C. ile ilişkisi

olduğu, bu durumu herkese anlattığı, İstanbul'daki ofiste taşkınlık yaptığı

hususlarıyla ilgili olarak M.C.nin eşi ve asistanını

dinletebileceklerini belirttiği, Mahkemenin bu taleple ilgili değerlendirme

yapmadan davanın kısmen kabulüne karar verdiği anlaşılmıştır.

19. Başvuruya konu somut yargılama süreci yukarıda belirtilen

içtihatlar doğrultusunda incelendiğinde; ön inceleme ve tahkikat aşamalarında

başvurucuya delillerini sunma ve dosyadaki delillere itiraz edebilme noktasında

gerekli imkânın verildiği, uyuşmazlığın çözümü için gerekli kayıt ve belgelerin

ilgili yerlerden getirtildiği, başvurucunun dinlenen tanıklarının dışında belli

bir konuyla ilgili olarak başka tanık dinletme talebinde bulunduğu, bu tanık

beyanlarının davanın çözümüne yarar nitelikte olup olmadığı hususu ile ilgili

değerlendirme yetkisinin Mahkemeye ait olduğu, Mahkemenin başvurucunun bu

talebini dosyada toplanan diğer delilleri hüküm kurmaya yeterli görmek

suretiyle zımnen reddettiği anlaşılmıştır.

20. Buna göre başvurucunun tanık dinletme talebinin Mahkemece

zımnen reddedilmesinin başvurucuyu yargılamada diğer tarafa göre dezavantajlı

duruma düşürmediği, bu durumun silahların eşitliği ilkesi bağlamında adil

yargılanma hakkının ihlal sonucunu doğurmayacağı anlaşılmıştır.

21. Açıklanan nedenlerle silahların eşitliği ilkesine yönelik

bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, Mahkemenin gerekçesinin dosyada ileri sürülen

deliller ve maddi olguları açıklamadığını, Yargıtayın

onama kararının da gerekçe içermediğini belirterek gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte yandan Anayasa'nın 36.

maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da

dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır.

Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir.

24. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.

25. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında

ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini

bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı

kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

26. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

27. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

28. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi

veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız

bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

29. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, §

57).

30. Somut olayda, taraflarca dosyaya sunulan ve toplanan

deliller değerlendirilmek suretiyle davanın sonucuna etki edebilecek iddia ve

savunmaların gerekçeli kararda tartışılarak (bkz. § 11) davanın kısmen kabulüne

karar verildiği, Yargıtay tarafından da Mahkemenin gerekçesine atıfta

bulunularak hükmün onandığı anlaşılmıştır. Bu açıdan gerekçeli karar hakkına

yönelik bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığına İlişkin İddia

32. Başvurucu, Mahkeme kararının Yargıtayın

yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun tahmin ve yorumlara

dayalı olarak hazırlandığını, hizmet tespiti davalarında bordrolu tanık

dinletme kuralına aykırı hareket edilerek davacının arkadaşlarının beyanlarına

itibar edildiğini, bu açıdan kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz, Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

34. Başvurucunun ihlal iddialarının, yukarıda belirtilen içtihat

kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir. Somut olayda Mahkeme, başvurucu

ve davalı tarafın iddia ve savunmalarını incelemiş, ilgili Kanun hükümlerini

somut olay çerçevesinde değerlendirmek (bkz. § 11) suretiyle davanın reddine

karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,

iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından hukuk kurallarının ve

delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

35. Başvurucunun, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararının aynı

konuda verdiğiönceki kararlarıyla çeliştiği, bu

nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasında, anılan

Yargıtay Dairesinin daha önce verdiği kararlarla başvuru konusu davada verilen

kararın hangi yönden çeliştiğine ilişkin somut, kabul edilebilir bir acıklamada bulunulmadığı, bu açıdan, buna yönelik iddiaların

da esas itibariyle Derece Mahkemesince hukuk kurallarının yorumlanması, somut

olaya uygulanması ve delillerin değerlendirilmesi hususuna ilişkin olduğu,

nitekim dosya kapsamında belirtilen ilkeler çerçevesinde başvuru konusu olaya

özgü değerlendirme yapılarak yeterli gerekçe ile sonuca ulaşıldığı

anlaşılmıştır.

36. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

D. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

37.Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan iş mahkemeleri

nezdinde açılan davalarda yargılama süresi tespit edilirken sürenin başlangıç

tarihi olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak davanın açıldığı tarih; sürenin

sona erdiği tarih olarak yargılamanın sona erdiği (Nesrin Kılıç, B. No:2013/772, 7/11/2013 § 69), yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Mehmet Salih Ayyıldız, B.

No:2012/397, 17/11/2014, § 25).

40. İş mahkemeleri nezdinde görülen davalarda yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Nesrin

Kılıç, § 58).

41. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda Ankara 2. İş Mahkemesinde

22/4/2010 tarihinde açılan hizmet tespiti davasında, Mahkemenin 30/4/2013

tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verdiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin

3/7/2014 tarihli onama kararıyla hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır. Davanın

hizmet tespiti ve işçilik alacağı talepli olarak açıldığı, davanın açıldığı

tarihten yaklaşık 2 yıl sonra taraf tanıklarının beyanlarının alınmaya

başlandığı, bu aşamadan sonra alacak talebinin dosyadan tefrik edildiği,

bilirkişi raporunun ise tanık beyanlarının tespitinden yaklaşık 1 yıl sonra

dosya kapsamına celbedildiği, kanun yolu aşamasının

ise karar tarihinden itibaren yaklaşık 1 yıl 3 aylık sürede tamamlandığı

anlaşılmıştır. Bu nedenle karmaşık niteliği bulunmayan ve başvurucunun

yargılamanın uzamasında önemli bir etkisinin de tespit edilmediği başvuru

konusu davada yaklaşık 4 yıl 2 aylık yargılama süresinin makul olmadığı

sonucuna varmak gerekir.

42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

E. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda ,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…”

44. Başvurucu, yeniden yargılama ve 10.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

45. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

46.İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç, 1.800 TL

vekalet ücretinden oluşan toplam 2006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. a. Silahların

eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişikin

iddianın, açıkca

dayanaktan yoksun olması,

b. Gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın, açıkca dayanaktan yoksun olması,

c. Yargıamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın, açıkça dayanaktan yoksun olması,

nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süre

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 206,10 TL harç, 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Ankara 2. İş Mahkemesine (E.2010/381,

K.2013/513) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Atlas Dış

Ticaret ve İnşaat Ltd. Şti.

Vekili

:

Av. Mehmet

Vecihi TOKUÇ

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/20295, T. 19.04.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-20295-basvuru-19-04-2017-2cd042f43009