Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/4128, 18.11.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/4128
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ULAŞ KAYA VE ADNAN ATAMAN

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/4128)

Karar Tarihi: 18/11/2015

R. G. Tarih ve Sayı: 30/12/2015-29578

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, tutukluluğa dair kararlarda kamu yararının varlığını somut olay ve

hukuki değerlendirmelerle ortaya koyan bir gerekçenin olmaması, tutukluluğun

devamına dair kararlara itirazların denetim usulüne ilişkin kurallar

uygulanmadan karara bağlanması ve tutukluluğa itiraz

incelemelerinin duruşmalı yapılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, 7/6/2013 tarihinde Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Bakanlık tarafından 7/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş yazısı

29/7/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

6.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 14/8/2015 tarihinde beyanda

bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucular, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2013/9187

Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında “çocuğun basit

cinsel istismarı” suçundan

20/2/2013 tarihinde gözaltına alınmış ve aynı gün Antalya 7. Sulh Ceza

Mahkemesinin 20/2/2013 tarihli ve 2013/24 sorgu sayılı kararı ile

tutuklanmışlardır. Tutuklama kararının gerekçesi şöyledir:

“Şüphelilerin

üzerlerine atılı suçun varlığını gösteren mevcut delil durumu, delillerin tam

olarak toplanmamış olması, bu suç için öngörülen hapis cezasının süresi göz

önüne alındığında şüphelilerin kaçmaya ve delilleri karartmaya yönelik

davranışları bulunduğu anlaşılmakla ...”

9.

Başvurucular 21/2/2013 tarihinde ayrı ayrı sundukları dilekçeler ile tutuklama

kararına itiraz etmişler ancak söz konusu itirazlar Antalya 14. Asliye Ceza

Mahkemesinin 22/2/2013 tarihli ve 2013/87 ve 2013/91 Değişik İş sayılı

kararları ile kesin olarak reddedilmiştir. Mahkemenin aldığı her iki ret

kararının gerekçesi şöyledir:

“Şüpheliye isnat

edilen suçun niteliği, işleniş şekli ve soruşturma dosyası kapsamına göre suç

delillerinin henüz tam olarak toplanmamış olması karşısında şüphelinin

delilleri karartma ve kaçma şüphesinin bulunduğu anlaşılmakla ...”

10.

Başsavcılık, 20/3/2013 tarihinde Antalya (Nöbetçi) 11. Sulh Ceza Mahkemesinden

başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme 20/3/2013 tarihli ve 2013/186 Değişik İş sayılı kararı ile “şüphelilerin üzerine atılı suçun tür ve niteliği,

mevcut delil durumu, tutuklama nedenlerinde şüphelilerin lehine bir değişiklik

bulunmaması, şüphelilerin tutuklulukta geçirdiği süre, soruşturmanın

tamamlanmamış oluşu ve atılı suça kanunda öngörülen hürriyeti bağlayıcı ceza

miktarı, şüphelilerin tutuklanmasının ölçülü tedbir olduğu” gerekçesiyle

Başsavcılığın talebini kabul ederek başvurucuların tutukluluğunun devamına

karar vermiştir.

11.

Başvurucular, 2/4/2013 tarihinde tutukluluğun devamı kararına itiraz

etmişlerdir. İtirazı, Başsavcılığın “tutukluluk

hâlinin devamı talebi” olarak inceleyen Antalya (Nöbetçi) 1. Sulh

Ceza Mahkemesi, 4/4/2013 tarihli ve 2013/471 Değişik İş sayılı kararı ile

başvurucuların tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

12.

Başvurucular 15/4/2013 tarihinde, bu kez Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesinin

20/3/2013 tarihli ve Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 4/4/2013 tarihli

kararlarına itiraz etmiştir. Başvurucuların bu itirazları, Antalya (Nöbetçi) 3.

Sulh Ceza Mahkemesince 15/4/2013 tarihli ve 2013/461 Değişik İş sayılı kararı

ile yine Başsavcılığın “tutukluluk hâlinin devamı

talebi” olarak nitelendirilmiş ve başvurucuların tutukluluğunun

devamına karar verilmiştir.

13.

Başvurucular, 7/5/2013 tarihinde Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/4/2013

tarihli kararına itiraz etmişler; Antalya Nöbetçi 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 7/5/2013

tarihli ve 2013/447 Değişik İş sayılı kararı ile itiraz incelemesi için

dosyanın ilgili merciine gönderilmesine karar verilmiştir.

14.

İtirazı inceleyen Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 9/5/2013 tarihli ve

2013/235 Değişik İş sayılı kararı ile “şüphelilerin

üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumlarına, şüphelilerin

tutuklu kaldığı süreler dikkate alınarak, Sulh Ceza Mahkemesinin kararında usul

ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından” başvurucuların itirazının

kesin olarak reddine karar verilmiştir.

15.

Başvurucular anılan kararı 13/5/2013 tarihinde öğrenmişlerdir.

16.

Başvurucular 7/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

17.

Başsavcılığın 6/6/2013 tarihinde yapmış olduğu talep üzerine başvurucuların

tutukluluk durumunu inceleyen Antalya 10. Sulh Ceza Mahkemesi, 11/4/2013

tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 108. maddesinde yapılan değişikliği (“şüpheli veya müdafii

dinlenilmek suretiyle” ibaresinin madde metnine eklenmesini)

gözeterek verdiği 7/6/2013 tarihli ve 2013/512 Değişik İş sayılı kararında

başvurucuların avukatlarını dinleyerek değerlendirmesini yapmış ve tutukluluğun

devamına karar vermiştir.

18.

Başsavcılığının 10/6/2013 tarihli ve E.2013/12330 sayılı iddianamesi ile

başvurucular hakkında “çocuğa nitelikli cinsel istismarda bulunma, kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret” suçlarını işlediklerinden bahisle

cezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

19.

Davaya bakan Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 31/3/2014 tarihli ve E.2013/349,

K.2014/116 sayılı kararı ile başvurucuların “çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından

toplam 10 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve “cinsel istismar suçundan verilen ceza miktarı,

tutuklulukta geçirdikleri süre, adli kontrol kararlarının tutuklamadan beklenen

menfaati sağlayacağı sonucuna varılmakla” başvurucuların

tahliyelerine karar vermiştir.

20.

Anayasa Mahkemesince incelemenin yapıldığı tarih itibarıyla dava, temyiz

incelemesi için Yargıtay aşamasındadır.

B. İlgili Hukuk

21.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Çocukların cinsel istismarı” kenar başlıklı

103. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, 1/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun

ile yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir:

“Çocuğu cinsel yönden

istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Cinsel istismar

deyiminden;

a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte

fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara

karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara

karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı

olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

Anlaşılır.”

22.

5237 sayılı Kanun’un “Kişiyi hürriyetinden

yoksun kılma” kenar başlıklı 109. maddesi şöyledir:

“(1) Bir kimseyi

hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun

bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

...

(3) Bu suçun;

...

f) Çocuğa ya da beden

veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

...

İşlenmesi halinde,

yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

...

(5) Suçun cinsel

amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı

oranında artırılır.

23.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama nedenleri”

kenar başlıklı 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterensomut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

6. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

...”

24.

5271 sayılı Kanun'un “Tutuklama kararı”

kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî

ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.”

25.

5271 sayılı Kanun'un “Tutukluluğun

incelenmesi” kenar başlıklı 108. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre

içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının

gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza

hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde

bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek

suretiyle karar verilir.”

26.

5271 sayılı Kanun'un “Tazminat istemi”

kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a)Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

27.

5271 sayılı Kanun'un “Tazminat isteminin

koşulları” kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.”

28.

5271 sayılı Kanun'un “İtiraz usulü ve

inceleme mercileri” kenar başlıklı 268. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde

görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı

incelemeye yetkili olan mercie gönderir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29.

Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların

7/6/2013 tarihli ve 2013/4128 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

30.

Başvurucular, tutukluluğun devamına dair Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesi

tarafından verilen kararın hukukiliğine üç kez itirazda bulunduklarını ancak

her defasında 5271 sayılı Kanun’un 268. maddesinde belirtilen denetim usulüne

ilişkin kurallar uygulanmadan karar verildiğini belirtmişlerdir. İtirazlarının

hukukun öngördüğü usule aykırı bir şekilde yargısal denetime tabi tutulmasının

hukukilik ve keyfî olmama şartlarına aykırı olduğunu; masumiyet karinesi gereği

yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olması

gerekmesine rağmen tutukluluğa dair kararlarda kamu yararının varlığını somut

olay ve hukuki değerlendirmelerle ortaya koyan bir gerekçenin bulunmadığını

ifade etmişlerdir. Ayrıca gerekçe olarak matbu sebeplerin gösterildiğini,

tutuklanma için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların iddia

makamınca elde edilmediğini ve haklarında adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yetersiz kalıp kalmayacağına ilişkin hiçbir değerlendirme

yapılmaksızın karar verildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin kararlara

yapılan itirazlarının duruşma açılmak suretiyle çelişmeli bir yargılama

yapılarak değerlendirilmesi taleplerinin göz ardı edildiğini belirterek

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkralarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve hak ihlalinin tespiti ile birlikte tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31.

Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi uyarınca kanuna aykırı olarak tutuklandığını veya

tutukluluğun devamına karar verildiğini iddia eden kişinin aynı Kanun'un 142.

maddesine göre tazminat davası açabileceği, anılan başvuru yolunun

tüketildiğine yönelik bir bilginin başvuru dosyasında bulunmadığı belirtilmişse

de somut olaydaki şikâyet yönünden 5271 sayılı Kanun’un anılan maddelerinde

belirtilen yolun hüküm kesinleşmeden önce etkili olduğuna yönelik uygulamada

bir örnek bulunmadığından Bakanlığın bu yöndeki ön itirazı yerinde değildir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§

23-33).

a. Tutukluluğun Makul Süreyi

Aştığı İddiası

32.

Başvurucular tutukluluğa dair kararlarda, tutuklamada kamu yararının varlığını

somut olay ve hukuki değerlendirmelerle ortaya koyan bir gerekçenin

bulunmadığını, gerekçe olarak matbu sebeplerin gösterildiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucuların anılan şikâyetinin, tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı yönünden incelenmesi gerekmektedir.

33.

Bakanlık görüşünde benzer şikâyetlere ilişkin daha önce yapılan başka

başvurularda, incelemede göz önüne alınacak kriterlere ilişkin görüş bildirildiğinden

başvurunun bu kısmı yönünden görüş sunulmasına gerek duyulmadığı belirtmiştir.

34.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

35.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

36.

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında

tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, § 60).

37.

Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün değildir.Bir

sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın

kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak

masumiyet karinesine rağmen Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (Murat

Narman, § 61).

38.

Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini

etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya

konulması gerekir (Murat Narman, §

62).

39.

Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleribelli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için

yeterli görülebilirse de busüre geçtikten sonra

uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin

gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler”ilgili” ve”yeterli”görüldüğü

takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.

Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı

gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde

dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul

olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Murat Narman, § 63).

40.

Dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip

edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine

ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler

tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekir (Murat Narman, §§

64, 65).

41.

Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest

bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

42.

Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece

mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara

dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk

konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz

şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik

bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların

bireysel başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah

Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 39).

43.

Somut olayda başvurucular hakkında yapılan yargılamada Antalya 1. Ağır Ceza

Mahkemesince 17/6/2013 tarihinde yapılan tensip incelemesinde “isnat olunan suçun niteliği, kaçma şüphesi, mevcut

delil durumu, mağdur ve tanıklar üzerinde baskı girişiminde bulunma ihtimali,

adli kontrol kararlarının tatbiki suretiyle tutuklamadan beklenen menfaatin

sağlanamayacağı dikkate alınarak” başvurucuların tutukluluğunun

devamına karar verilmiştir.

44.

Başvurucular, savunmalarının alındığı 7/8/2013 tarihli ilk celsede tahliye

talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece

“üzerlerine atılı suçun niteliği, dinlenmeyen mağdure

ve tanıklar üzerinde baskı girişiminde bulunma ihtimali dikkate alınarak” başvurucuların

tahliye talepleri kabul edilmemiş ve tutukluluk hâllerinin devamına karar

verilmiştir. 30/10/2013, 28/11/2013, 9/1/2014, 3/3/2014 tarihli celselerde ise

Mahkeme genel olarak “atılı suçun

niteliğini, mevcut delil durumunu, kaçma şüphesini, delillerin henüz tam olarak

toplanmamış olmasını, adli kontrol kararlarının tutuklamadan beklenen menfaati

sağlamayacağını ve eylemin gerektirdiği ceza miktarını” gerekçe

göstererek başvurucuların tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

45.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını,

delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar

gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin

gösterilmesi gerekir (Burhan İsmailoğlu,

B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).

46.

Somut olayda 20/2/2013 tarihinde tutuklanan başvurucuların İlk Derece Mahkemesince

31/3/2014 tarihinde 10 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle

beraber tahliyelerine karar verilmiştir. Buna göre başvurucuların özgürlüğünden

yoksun kaldıkları süre, 1 yıl 1 ay 11 gündür.

47.

Dava dosyasının incelenmesi neticesinde Derece Mahkemelerinin başvurucuların

tutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde isnat olunan suçun

niteliğine, kaçma şüphesinin bulunduğuna, mağdur ve tanıklar üzerinde baskı

girişiminde bulunma ihtimaline ve eylemin gerektirdiği ceza miktarına değindiği

görülmektedir. İlk Derece Mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda başvurucuların

“çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını

işledikleri sonucuna vararak mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Mahkemelerce

kuvvetli suç şüphesi altında bulundukları kabul edilen başvurucular hakkında

verilen tutukluğun devamına ilişkin kararların gerekçeleri, tutukluluğun

devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve

içeriktedir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçeler,

1 yıl 1 ayı aşan tutukluluk süresi yönünden ilgili veyeterlidir.

İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucuların özgürlüğünden mahrum

bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul olduğu

görülmektedir.

48. Açıklanan

nedenlerle başvurucuların tutukluluğun makul süreyi aştığı iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İtiraz İncelemelerinin Kanunun Öngördüğü

Usule Aykırı Olarak ve Duruşmasız Yapıldığı İddiası

49. Başvurucular,

tutukluluğa itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılması taleplerinin kabul

edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini, ayrıca

itiraz incelemelerinin kanunda öngörülen usul izlenmeksizin yapıldığını ileri

sürmüşlerdir. Başvurucuların bu şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun olmayıp

başkaca bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. İtiraz

İncelemelerinin Duruşmasız Yapıldığı İddiası

50.

Başvurucular, tutukluluğa itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılması

taleplerinin kabul edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

51.

Bakanlık görüşünde, benzer şikâyetlere ilişkin daha önce yapılan başka

başvurularda, incelemede göz önüne alınacak kriterlere ilişkin görüş

bildirildiğinden başvurunun bu kısmı yönünden görüş sunulmasına gerek

duyulmadığı belirtmiştir.

52.

Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.”

53.

Anayasa’nın bu hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu

hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen

serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma

hakkına sahiptir.

54.

Serbest bırakılmak amacıyla yetkili yargı merciine yapılması gereken başvurudan

söz edildiğinden anılan hakkın talep hâlinde uygulama bulabileceği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tutuklama kararı; tahliye talebinin reddi,

tutukluluk hâlinin devamı kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesi

sırasında uygulamaya giren bir güvencedir. Fıkrada tanınan bu prosedürde adil

yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia

edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir

kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B.

No: 2012/849, 4/12/2013, § 123).

55.

Tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde

“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargı” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet Yayğın,

B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).

56.

Silahların eşitliğiilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın, fiilen

olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği

ilkesi ihlal edilmiş sayılır (Bülent

Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, § 70).

57.

Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi

olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın

bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi,

silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini

tamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi

durumunda, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge

bozulacaktır (Bülent Karataş, §

71).

58.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasından kaynaklanan

ilk temel teminat, tutukluluğa karşı itirazın hâkim önünde yapılan duruşmalarda

etkin olarak incelenmesi hakkıdır. Tutuklu kişi, bu haktan düzenli aralıklarla

yararlanabilmelidir (Knebl/Çek Cumhuriyeti, B. No: 20157/05,

28/10/2010, § 85).

59.

Tutukluluğa ilişkin her incelemenin duruşmalı yapılması, yargı sistemini

işlemez hâle getirse de özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin tutulma hâlinin

devam edip etmeyeceğine ilişkin incelemenin, çelişmeli yargılama ilkesine uygun

olarak ve kişinin dinlenilmesi suretiyle makul aralıklarla yapılması gerekir (Mehmet Haberal, § 124).

60.

AİHM bir kararında, 2 ay 13 günlük sürede şüphelinin dinlenilmeden tutukluluğa

ilişkin itirazlarının reddedilmesini Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı

fıkrasının ihlali olarak değerlendirmiştir (Erişen

ve diğerleri/Türkiye, B. No. 7067/06, 3/4/2012, §§ 51-54).

61.

Somut olayda başvurucular, 20/2/2013 tarihinde tutuklanmışlardır. Başsavcılığın

20/3/2013 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca yaptığı talep

üzerine Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından dosya üzerinden yapılan

inceme sonucunda verilen 20/3/2013 tarihli karar ile başvurucuların tutukluğu

devam ettirilmiştir. Başvurucuların bu karara yönelik itirazları, Antalya 7.

Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 9/5/2013 tarihinde duruşma yapılmaksızın

karara bağlanmıştır. Başsavcılığın 6/6/2013 tarihinde yapmış olduğu talep

üzerine başvurucuların tutukluluk durumunu inceleyen Antalya 10. Sulh Ceza

Mahkemesi, 6459 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 108.

maddesinde yapılan değişikliği gözeterek verdiği 7/6/2013 tarihli ve 2013/512

Değişik İş sayılı kararında başvurucuların avukatlarını dinleyerek

değerlendirmesini yapmış ve tutukluluğun devamına karar vermiştir (bkz. § 17).

Dolayısıyla başvurucuların tutukluluk durumu 20/2/2013-7/6/2013 tarihleri

arasında duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden yapılan incelemeler sonucunda

verilen kararlar ile devam ettirilmiştir. Başvurucular anılan tarihler arasında

hâkim önünde düzenli aralıklarla dinlenme hakkından yoksun kalmışlardır.

Başvurucuların isnat edilen suçlar kapsamında tutukluluk durumlarının anılan

tarihler arasında duruşmasız olarak incelenmesi ve üç ayı aşkın süre bu şekilde

devam eden bir usule göre özgürlüğünden yoksun bırakılmaları, “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

62.

Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. İtirazın Kanunun Öngördüğü Usule Aykırı Olarak İncelendiği

İddiası

63.

Başvurucular, tutukluluğa itiraz incelemelerinin kanunda öngörülen usul

izlenmeksizin yapıldığını ileri sürmüşlerdir.

64.

Bakanlık görüşünde, AİHM'in benzer kararlarına atıfta

bulunularak Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının, yakalanan veya

tutuklanan bir kimseye özgürlüğünden yoksun bırakılmasının “kanuna uygunluğu” açısından gerekli olan

usul ve esasa ilişkin koşulların mahkeme tarafından incelenmesini sağlamak

üzere başvuru hakkı tanıdığı, yasal itiraz süresi olan yedi gün geçtikten sonra

verilen dilekçelerin tahliye talebi olarak değerlendirilmesinin uygulamada

karşılaşılan bir durum olduğu belirtilmiştir.

65.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında dosya kapsamında

tutukluluğun devamı kararını öğrendikleri 26/3/2013 tarihinden sonra yasal

itiraz süresi dolmadan 2/4/2013 tarihinde itirazda bulunduklarını iddia

etmişlerdir.

66.

Anayasa'nın 19. maddesinde her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan

kişinin “kısa sürede” durumu

hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen

serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma

hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

67.

Öte yandan Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası, tutulmanın

hukukiliği hakkında “süratle” bir

yargısal karar verilmesini gerektirmektedir.

68. AİHM’e göre başvurucu tarafından salıverilme talebiyle

yapılan başvuruların, Sözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre

yetkili merciler tarafından resen yapılan denetimden ayrı olarak incelenmesi

gerekmektedir (Rehbock/Slovenya, B. No: 29462/95, 28/11/2000, §

87). Ancak tutmanın bir mahkeme tarafından otomatik bir şekilde ve düzenli

olarak denetiminin yapıldığı bir sistemin, (4) numaralı fıkranın gereklerine

uygunluğunu sağlama ihtimali gözden uzak tutulamaz (Megyeri/ Almanya, B. No: 13770/88, 12/5/1992, § 22; Eğmez/ Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 94).

69.

Bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı kılan faktörlerin zamanla

değişmesi mümkün olup bu durumda Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı

fıkrası, “makul aralıklarla”

yapılan salıverilme başvurularının incelenmesini güvence altına almaktadır.

Anılan fıkra, yakalanan veya tutuklu bulunan kişilere özgürlük kısıtlamasının

yasaya uygunluğuna itiraz etmek için mahkemeye başvurma hakkı sağlamakla

birlikte bu işlemlerin başlamasının ardından özgürlük kısıtlamasının yasaya

uyguluğuna ilişkin kısa bir süre içinde karar verilmesi haklarını da

korumaktadır (Musial/Polonya, B. No: 24557/94, 25/3/1999, §

43).

70. AİHM'e göre Sözleşme’nin (4) numaralı fıkra anlamında

özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğuna yönelik itirazı inceleme süresi,

yetkili mercilere başvuru yapılması ile başlar ve başvuruya ilişkin verilen

kararın başvurana veya temsilcisine bildirilmesi ile sona erer (Koendjbiharie/Hollanda, B. No: 11487/85, 25/10/1990, §

28; Singh/Çek Cumhuriyeti, B. No:

60538/00, 25/1/2005, § 74).

71.

Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti kısıtlanan kişinin

durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu talebin karara

bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de “kısa sürede” karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynı

şekilde Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası, bir karar alınması

için mutlak azami bir süre sınırı getirmemiştir. Kararın gereken süratle alınıp

alınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilir. (Sanchez-Reisse/İsviçre, B. No: 9862/82,

21/10/1986, § 55). Burada derece mahkemelerinin gösterdiği özen, tutulan kişinin

tutumlarının gecikmeye sebebiyet verip vermediği, gecikmenin resmî makamların

sorumluluğunda olup olmadığı gibi hususların dikkate alınması gerekir.

72.

AİHM bir kararında başvurucunun salıverilme talebinin yirmi üç gün sonra karara

bağlanmasını (Rehbock/Slovenya, §§ 85, 86); bir başka kararında

ise başvurucunun tutuklamaya itirazının kırk bir gün sonra karara bağlanmasını

(Şevk/Türkiye, B. No: 4528/02,

11/4/2006, § 40) Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası anlamı

dâhilinde “süratle yargı kararının verilmesi

gereği”ne

aykırı olarak değerlendirmiş ve anılan fıkranın ihlal edildiğine karar

vermiştir.

73.

Ceza muhakemesi hukukumuzda itiraz usulünün düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un

268. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kararına itiraz edilen hâkim veya

mahkemenin, itiraz incelemesini en çok üç gün içerisinde yapması, itirazı

yerinde görmezse yetkili mercie göndermesi gerektiği belirtilmişse de itiraz

merciinin incelemesini ne kadar süre içerisinde tamamlaması gerektiğine ilişkin

bir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa'nın yukarıda değinilen 19. maddesinin

sekizinci fıkrasında yer alan “kısa sürede”

ibaresi, hürriyeti kısıtlanan kişinin bu kısıtlamanın hukukiliğine karşı

yaptığı itirazın mümkün olan en kısa sürede karara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır.

74.

Somut olayda 20/2/2013 tarihinde tutuklanan başvurucular hakkında Başsavcılık

tarafından yapılan talep üzerine Antalya 11. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından

5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre resen yapılan inceleme sonucunda

verilen 20/3/2013 tarihli karar ile başvurucuların tutukluluğunun devamına

karar verilmiştir. Başvurucular 2/4/2013 tarihinde, haklarında verilen

tutukluluğun devamı kararına itiraz emişlerdir. Başvurucuların itirazına

ilişkin ilk incelemeyi yapan Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 5271 sayılı

Kanun'un 268. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca itirazı yerinde

görmediği takdirde en çok üç gün içinde yetkili mercie göndermesi gerekirken

4/4/2013 tarihinde verdiği karar ile başvuruyu aynı Kanun'un 108. maddesi

kapsamında değerlendirerek başvurucuların tutukluluğunun devamına karar vermiş

ve fakat itirazı, incelemeye yetkili mercie göndermemiştir. Başvurucuların

15/4/2013 tarihinde yaptıkları ikinci itiraz talebi de Antalya 3. Sulh Ceza

Mahkemesi tarafından verilen 15/4/2013 tarihli karar ile yine aynı Kanun'un

108. maddesi kapsamında değerlendirerek başvurucuların tutukluluğunun devamına

karar verilmiş ve itiraz, mercie gönderilmemiştir. Başvurucuların 7/5/2013

tarihinde üçüncü kez yineledikleri itirazları sonunda Antalya 6. Sulh Ceza

Mahkemesi tarafından itiraz başvurusu, incelemeye yetkili merci olan Asliye

Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesi 9/5/2013

tarihli kararı ile başvurucuların itirazını kesin olarak reddetmiştir (bkz. §§

10-14).

75.

Buna göre haklarında verilen tutukluluğun devamı kararına karşı 2/4/2013

tarihinde itiraz eden başvurucuların bu itirazı, Derece

mahkemelerinin hukuki nitelendirmelerindeki yanılgıları sonucunda, merciince

9/5/2013 tarihinde karara bağlanmış ve başvurucular itirazlarının sonucunu

13/5/2013 tarihinde öğrenmişlerdir. İtirazların karara bağlanmasındaki

gecikmede başvuruculara atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı görülmektedir.

Başvurucuların itirazının, itirazda bulunulduktan otuz yedi gün sonra karara

bağlanmasının ve başvurucuların karar sonucunu kırk bir gün sonra

öğrenmelerinin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile düzenlenen “kısa sürede” karar verilmesi zorunluluğu

ile bağdaştığı söylenemez.

76.

Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

77.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

78.

Başvuruda, soruşturma aşamasında tutukluluk durumunun 20/2/2013-7/6/2013

tarihleri arasında duruşmasız olarak incelenmesi ve 2/4/2013 tarihinde

tutukluluğun devamına yapılan itirazın merciince karara bağlanmasının gecikmesi

nedenleriyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine

karar verilmiştir. Başvurucular, ayrı ayrı 5.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

79.

Başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği haklarına yönelik müdahale nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları

karşılığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak her bir başvurucuya takdiren 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

80.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğa

itiraz incelemelerinin kanunun öngördüğü usule aykırı şekilde ve duruşmasız

olarak yapıldığına ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Soruşturma

aşamasında tutukluluk durumunun 20/2/2013-7/6/2013 tarihleri arasında

duruşmasız olarak incelenmesi ve 2/4/2013 tarihinde tutukluluğun devamına

yapılan itirazın merciince karara bağlanmasının gecikmesi nedenleriyle

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

Her bir başvurucu için takdiren net 4.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,

D. Ödemenin, kararın

tebliğinden takiben Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E.

198,35 TL başvuru harcı ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35

TL yargılama giderinin müştereken ÖDENMESİNE,

18/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hasan Tahsin GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucular

:

1. Ulaş KAYA

2. Adnan ATAMAN

Vekili

:

Av. Serpil YALÇIN ELBAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/4128, T. 18.11.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-4128-basvuru-18-11-2015-ecff8fabaf6f