Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/1777, 17.11.2014

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/1777
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MEHMET SEDAT ÖZMEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/1777)

Karar Tarihi: 17/11/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, malulen emeklilik

talebinin kabul edilmesi istemiyle 17/8/2004 tarihinde

açtığı davanın reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat

talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/2/2013

tarihinde İstanbul 13. İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 18/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve dosyanın bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 23/8/2013 tarihli görüş yazısı 20/9/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını yasal

süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Böbrek yetmezliği teşhisi

nedeniyle böbrek nakli olan başvurucu, buna dayanarak malulen emekli edilmesi

istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuş, 7/4/2003

tarih ve 2537 sayılı Okmeydanı Hastanesi Sağlık Kurulu raporu ve başvurucunun

bu rapora itiraz etmesi üzerine alınan 20/2/2004 tarih ve 15/661 sayılı Sosyal

Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu (SSYSK) raporu doğrultusunda, başvurucunun çalışma

gücünün 2/3’ünü kaybetmediği gerekçesiyle malulen emekli olma talebi

reddedilmiştir.

8. Emeklilik isteminin SGK

tarafından reddedilmesi üzerine başvurucu, İstanbul 8. İş Mahkemesinde 17/8/2004 tarihinde malulen emekli edilmesi istemiyle dava

açmıştır.

9. Mahkeme, Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı 3. İhtisas Kurulundan alınan 29/12/2006

tarih ve 7001 sayılı rapor doğrultusunda, başvurucunun iş gücünü 2/3 oranında

kaybettiği gerekçesiyle 9/10/2008 tarih ve E.2004/601, K.2008/423 sayılı

kararıyla davanın kabulüne hükmetmiştir.

10. SGK’nın temyizi üzerine, Yargıtay

21. Hukuk Dairesinin 25/11/2009 tarih ve E.2008/19012,

K.2009/15639 sayılı kararıyla, SSYSK’nın 20/2/2004

tarih ve 15/661 sayılı raporunda davacının çalışma gücünün 2/3’ni

kaybetmediğinden malul sayılamayacağının tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu raporu ile aralarında çelişki bulunduğu, o halde

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulundan rapor alınması gerektiği

gözetilmeden 3. İhtisas Kurulu raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle karar

bozulmuştur.

11. İstanbul 8. İş Mahkemesi,

bozma kararına uyarak aldığı, “Mehmet Sedat Özmen’in …hafif derecede sol hemiparezi

ve renal transplantasyon arızaları olduğu, …16/4/2001

tarihi itibarıyla 85/9529 sayılı Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü

hükümlerinden yararlanılmak suretiyle … E cetveline (2002) göre %42.0 oranında meslekten kazanma gücünden kaybetmiş

sayılacağı, kişiye Renal Transplantasyon

uygulandığından tüzük hükümleri gereğince daha önce dikkate alınan arazın

hesaplamada dikkate alınmadığı, beden çalışma gücünün en az 2/3 ‘ünü

kaybetmemiş olduğundan malul sayılamayacağı…” şeklinde mütalaa

sunulan 22/3/2012 tarih ve 211 sayılı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurul

raporu doğrultusunda, 21/6/2012 tarih ve E.2010/163, K.2012/544 sayılı

kararıyla, başvurucunun beden ve çalışma gücünün 2/3’ünü kaybetmediği

gerekçesiyle, davayı reddetmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine,

Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 29/11/2012 tarih ve

E.2012/19609, K.2012/21760 sayılı ilâmıyla, kararın bozmaya uygun olduğu,

delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve kanuna

uygun olduğu gerekçesiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.

13. Nihai karar başvurucuya 25/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 15/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ve 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası,

30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci

fıkrası, 7. maddesinin birinci fıkrası ve 15. maddesi.

16. 17/07/1964 tarih ve 506 sayılı mülga

Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “kimlerin malul

sayılacağı” başlıklı 53. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“1-a) Kurum

hastanelerince düzenlenecek usulüne uygun sağlık kurulu raporları ve dayanağı

tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en az 2/3’ ünü yitirdiği,…. Kurumca tespit edilen sigortalı malullük

sigortası bakımından malul sayılır.”

17. 31/5/2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sigortalının

veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti

sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun

düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü

maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için

çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma

gücünün en az % 60'ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma

gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma

gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl

sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

15/2/2013 tarih ve 2013/1777 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, malulen emekli edilmesi istemiyle 17/8/2004

tarihinde açtığı davanın yargılama süresince bir çok defa sağlık raporu

alındığını, bu raporlardan lehine olanların dikkate alınmayarak aleyhine olan

sağlık raporu doğrultusunda hüküm kurulduğunu, Yargıtay aşamasında yeterince

inceleme yapılmadan ve mevzuata aykırı bir şekilde kararın onandığını,

yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

20. Başvurucu, malulen emekli edilmesi istemiyle açtığı davanın yargılama

süresince çalışma gücünün kaybı oranının tespiti için birçok defa rapor

alındığını, bu raporlardan lehine olanların dikkate alınmayarak aleyhine olan

rapor doğrultusunda hüküm kurulduğunu, Yargıtay aşamasında yeterince inceleme

yapılmadan ve 16/12/2010 tarih ve 27787 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve

Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri

dikkate alınmadan karar verildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Bu şikâyetlerin özünü yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı iddiası oluşturmaktadır.

21. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun taleplerinin derece mahkemeleri tarafından yeterince

incelenerek gerekçeli olarak reddedildiği, bu durumda başvurucunun iddialarının

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara yönelik olup olmadığının

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

25. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

26. Sigortalıların hangi

hallerde çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş sayılacakları Sosyal

Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre belirlenmektedir. Mahkeme

kararına esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı raporunda da bu Tüzük hükümleri

esas alınarak başvurucunun %42.0 oranında meslekten

kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı tespit edilmiştir. Başvurucunun kararda

dikkate alınmadığından şikâyet ettiği, Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve

Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerinin,

“özürlü sağlık kurulu raporlarının alınışı,

geçerliliği, değerlendirilmesi ve özürlü sağlık kurulu raporu verebilecek

yetkili sağlık kurumlarının tespiti ile ilgili usul ve esasları belirlemek”

amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

27. Mahkemece, başvurucunun

iddiaları ve tüm deliller birlikte değerlendirilmiş, farklı kurumlardan

başvurucunun maluliyet durumunun tespiti amacıyla raporlar alınmış, bu

raporlara yapılan itirazlar ve Yargıtay bozma kararı doğrultusunda Adli Tıp

Kurumu Başkanlığı Genel Kurulundan alınan rapor dikkate alınarak davanın

reddine karar verilmiştir. Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın

gerekçesi kabul edilerek, usul ve kanuna uygun bulunan hüküm onanmıştır.

28. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, sonuç olarak iddiaların özünün Derece

Mahkemeleri tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

29. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

dinlenmediğine ilişkin bir iddia, bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi, Derece

Mahkemesi kararlarında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

30. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

31. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, başvurucunun yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetinin

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucu, 17/8/2004 tarihinde açtığı davanın makul sürede

tamamlanmadığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

33. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, dava sürecinde esasa ilişkin karar verilebilmesi için toplanması

gereken tıbbi belgelerin ve sağlık raporlarının tamamlanmasının beş yıl

sürdüğü, makul süreye ilişkin değerlendirme yapılırken bu hususun göz önüne

alınması gerektiği belirtilmiştir.

34. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

35. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

36. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, maluliyet oranının tespitine ilişkin bir davanın söz konusu olduğu

görülmekle, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 49).

37. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 17/8/2004 tarihidir.

38. Sürenin bitiş tarihi ise

yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, İstanbul

8. İş Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından onandığı 29/11/2012

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

39. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olan

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde, gerek bireylerin ekonomik geleceği

gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara alındığında, iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı

koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel

mahkemelerin dışında, sözlü yargılama usulüne tabi özel bir iş yargılaması

sistemi ihdas ederek iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce, mümkün

olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B.

No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

40. 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesiyle, daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri

yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da

uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §§ 64-65).

41. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğü

görülmekle, 5521 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 5521 sayılı

Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır (§ 15).

42. Başvuruya konu dava süreci

incelendiğinde, yargılamanın yaklaşık sekiz yıl üç ayı süre devam ettiği,

yargılama sürecinin uzamasında büyük oranda, sağlık raporlarının tamamlanması

için geçen sürelerin etkili olduğu görülmektedir.

43. 5521 sayılı Kanun’un öngördüğü

yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet

eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No:

2013/3442, 20/3/2014, §§ 33-55)

44. Başvuruya konu yargılama

sürecinin değerlendirilmesi neticesinde, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,

maddi olayların niteliği, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında davanın

karmaşık nitelik taşımadığı, başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ya da usuli haklarını kullanırken özensiz davranarak yargılamanın

uzamasına önemli ölçüde sebep olmadığı da dikkate alındığında, somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz

konusu sekiz yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

46. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlali nedeniyle 50.000,00

TL maddi ve 25.00,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

47. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

48. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin sekiz yılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren net 7.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

49. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun

maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

50. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılama

süresinin makul olmadığı yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 7.650,00 TL manevi

TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

17/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Mehmet Sedat ÖZMEN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/1777, T. 17.11.2014, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-1777-basvuru-17-11-2014-e3b92d816532