Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/694 E. 2026/279 K. – Tespit
Konu: Tespit
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/694
- Karar No
- 2026/279
- Karar Tarihi
- Konu
- Tespit
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/21 E., 2024/327 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 12.12.2022 tarihli ve 2022/13648 Esas, 2022/15771 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 26.02.1997-30.06.2009 tarihleri arasında davalıya ait Rusya’da bulunan işyerinde satın alma sorumlusu ve şef olarak çalıştığını ancak 26.07.1997-29.02.2004 tarihleri arasındaki prime esas kazancının gerçek ücret üzerinden Kuruma bildirilmediğini ve ayrıca 29.02.2004 tarihinden sonraki çalışmalarına ilişkin Kuruma bildirim yapılmadığını, Kuruma hizmetlerinin eksik bildirilmesi nedeniyle yaşlılık aylığının düşük bağlandığını ileri sürerek davacının davalı şirkette çalıştığı dönemdeki prime esas kazancının tespitiyle eksik yatırılan primlerin davalıdan tahsiline, bu hizmetlerinin diğerler hizmetleriyle birleştirilmesine, yaşlılık aylığının yeniden hesaplanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili; hak düşürücü sürenin geçtiğini, Rusya ile yapılan sosyal güvenlik sözleşmesi olmaması nedeniyle davacının ülkemizdeki sosyal güvenlik hükümlerine tâbi olmadığını, 26.02.1997-01.02.2004 tarihleri arasında aralıklı olarak davalının Rusya’da yapımını üstlendiği inşaat işlerinde proje bazlı ve belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalışan davacının davalıya ait işyerinden ayrıldıktan sonra da Rusya’da dava dışı işyerlerinde çalışmaya devam ettiğini, çalışmalarının ve ücretlerinin eksiksiz Kuruma bildirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) vekili; hak düşürücü sürenin geçtiğini, Kurum kayıtlarının aksinin aynı nitelikte belgelerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29.09.2020 tarihli ve 2015/333 Esas, 2020/351 Karar sayılı kararı ile; davacının Türkiye’de işe alınıp geçici görevle yurt dışına gönderildiğine dair dosyada delil olmadığı, gerek 506 sayılı Kanun gerekse 5510 sayılı Kanun dönemi yönünden davacın tespiti mümkün hizmetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2022 tarihli ve 2021/67 Esas, 2022/2006 Karar sayılı kararı ile; davacının çalıştığını iddia ettiği dönemde Rusya ile ülkemiz arasında imzalanmış sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı, davacının yurt dışına geçici işçi olarak gönderildiğine dair mülga 5 06... sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde bilgi ve belge de mevcut olmadığı, bu nedenle davacının hizmet tespiti talebinin yerinde olmadığı, prime esas kazancın tespiti yönünden ise bildirimlerin 506 sayılı Kanun’un 86. maddesine göre topluluk sigortası kolundan yapıldığı ve seçilen göstergeye göre primlerin yatırıldığı anlaşıldığından bu talebin de reddi gerektiği, sonuç olarak İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...9. Somut olayda; davacı ile davalı işveren arasında 26.02.19 97... .03.2004 tarihleri arasında geçerli belirli süreli iş sözleşmeleri imzalandığı ve davacının çalışmalarının Kuruma topluluk sigortası kapsamında bildirdiği; davacının, 01.06.20004 (doğrusu:01.06.2004)- 31.05.2009 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalılığı bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının, 29.02.2004 tarihi öncesindeki bildirimlerinin prime esas kazancının, anılan tarih sonrasında ise hizmet akdine dayalı zorunlu sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesine ilişkin talebi Mahkemece reddedilmiş ise de; yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. 10. Mahkemece; özellikle - süresinde bildirilip uyuşmazlık konusu olmayan dönemler dışındaki - talebe konu süreler yönünden, yapılan açıklamalar çerçevesinde davacının, davalı yanında işe girerek yurtdışına geçici görevle gönderilmesine ilişkin delillerin araştırılması ve 5510 sayılı Kanun'un 4/1-(a) maddesi kapsamında sigortalı olup olamayacağı, davalı şirketin var ise yabancı ülkede üstlendiği işin niteliği ile görevdeki geçiciliğe ilişkin koşullar yukarıda anlatılan çerçevede yöntemince araştırılmalı ve 5510 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında geçici görevle gönderilme olgusu irdelenmelidir. 11. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir ...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının geçici görevle yurt dışına gönderilip gönderilmediği konusunda gereken tüm araştırma ve incelemelerinin yapıldığı, davacının ülkemizde işe alınarak geçici görevle yurt dışına gönderildiğinin ispatlanamadığı, gerek 506 sayılı Kanun gerekse 5510 sayılı Kanun dönemi yönünden davacın tespiti mümkün hizmetinin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu, tanıkların dinlenmediğini, zira bildirilen bordro tanıklarının işçilik alacakları davasında dinlendiğini ve çalışma iddiasını doğruladıklarını, müvekkilinin davalı şirket bünyesinde ve yurt dışındaki işyerlerinde farklı projelerde çalıştığını, taraflar arasında yapılan iş sözleşmesi sonucunda davacının yurt dışına gittiğini, yurt içinde de çalışabileceğini, ayrıca davalı işveren tarafından müvekkilinin sigorta primlerinin ödenmediğini, bildirim yapılan döneme ilişkin ise prime esas kazancının ise eksik bildirildiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 26.07.1997-29.02.2004 tarihleri arasındaki prime esas kazancı ile 29.02.2004-30.06.2009 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespiti talebiyle açtığı eldeki davada mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre özellikle süresinde bildirilip uyuşmazlık konusu olmayan dönemler dışındaki talep edilen süreler yönünden bozma kararında belirtilen ilkeler çerçevesinde davacının davalıya ait işyerinde çalışmaya başlayarak yurt dışında geçici görevle gönderilmesine ilişkin deliller araştırılarak davacının 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olup olamayacağı, davalı şirketin varsa yabancı ülkede üstlendiği işin niteliği ile görevdeki geçiciliğe ilişkin koşullar araştırılıp 5510 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre geçici görevle gönderilme olgusunun irdelenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk 1.5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7/1, 10, 5/g ve geçici 6/son maddeleri, 2. Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 7 ve 86. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir" yönünde düzenleme bulunmaktadır.
2. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında mülga 506 sayılı Kanun; bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 3. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, mülga 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. 4. Bunlar: çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması, işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması ve çalışanın 506 sayılı Kanun'un 3. maddesinde (5510 sayılı Kanun’un md. 6) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. 5. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır. 6. Sigortalılık niteliğinin kazanılması açısından işveren ile çalıştırılan kişi arasında hizmet sözleşmesinin yapılması tek başına yeterli değildir. Ayrıca işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde yapılması gerekmektedir. Mülga 506 sayılı Kanun’un 5. maddesine göre (5510 sayılı Kanun’un md. 11) işyeri, bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların işlerini yaptıkları yerdir. İşin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunan yerlerle dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. 7. Ayrıca 5510 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi uyarınca uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun'un 2. ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak bu kimselerin ayrıca aynı Kanun’un 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun md. 4 ve 92). 8. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten de hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur. 9. Hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi Yargıtayın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında, hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü bir tarafa yüklenemez. 10. Öte yandan hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir. 11. Gelinen bu noktada yurt dışında geçen hizmetlerin tespitine yönelik açıklamalarda bulunmakta fayda vardır. 12. Kural olarak sigortalılar, Türkiye'de yaşadıkları ve hizmet akdine göre çalıştıkları takdirde sosyal sigorta haklarından yararlanırlar. Bu kural, kanunların mülkiliği ilkesinin doğal sonucudur. 13. Kanunların mülkiliği ilkesi temel ilke olarak kabul edilmekle birlikte sosyal güvenlik hakkının korunmasına yönelik yurt dışındaki bazı çalışmaların Kanun kapsamında olduğu kabul edilmektedir. 14. Yurt dışında geçen çalışmaların tespiti için öncelikle çalışmanın geçtiği ülke ile Türkiye arasında sosyal güvenlik sözleşmesi olup olmadığı belirlenmeli, sözleşme bulunduğu takdirde sözleşme hükümleri uygulanmalıdır. 15. Sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı takdirde 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin uyuşmazlıklık yönünden 506 sayılı Kanun; bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre yurt dışındaki çalışmaların sigortalı çalışma olarak kabul edilip edilemeyeceği tespit edilmelidir. 16. Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Geçici görevle yabancı ülkeye gönderilme” kenar başlıklı 7. maddesinde yer alan “İşveren tarafından geçici görevle yabancı ülkelere gönderilen sigortalıların bu kanunda yazılı hak ve yükümleri bu görevi yaptıkları sürece de devam eder.”düzenlemesi 5510 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde sayılan sigortalıların işverenleri tarafından geçici görevle yurt dışına gönderilmeleri hâlinde, bu görevleri yaptıkları sürece, sigortalıların ve işverenlerin sosyal sigortaya ilişkin hak ve yükümlülükleri devam edeceği belirtilmek suretiyle benzer şekilde yer almıştır. 17. Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 7. ve 5510 sayılı Kanunu’nun 10. maddeleri kapsamında sigortalı sayılabilmek için, Türkiye Cumhuriyeti ile yabancı ülke arasında sosyal güvenlik sözleşmesi düzenlenmemiş olması, tüzel kişi Türk işverenin şirket merkezinin Türkiye’de bulunması, gerçek veya tüzel kişi Türk işverenin Türkiye’de iş yapmak koşulu aranmaksızın Türkiye’de tescil edilmiş ya da tescil edilebilir nitelikte işyerinin bulunması, Türk işveren ile Türk işçi arasında yabancı ülkede yerine getirilecek iş görme edimine ilişkin bireysel iş sözleşmesinin Türkiye’de yapılması, Türk işçinin işbu yazılı veya sözlü hizmet sözleşmesinin Türk işçiye yüklediği iş görme ediminin yerine getirilmesi gereği olarak yurt dışında yaşamasının sürekli olmayıp geçici nitelik taşıması gerekmektedir. 18. Değinilen hükümlerde “geçici görev” kavramı bakımından herhangi bir süre sınırlaması öngörülmediğinden görevin geçici mi yoksa sürekli mi olduğunun belirlenmesinde her somut olayın özelliği, bu yönde hizmet akdinin sigortalıya yüklediği iş görme ediminin niteliği, iş süresini belirlemeye ilişkin iş hayatının olağan akışı ve Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri gözetilmelidir. 19. Zira geçici görevle yurt dışına gönderilmeleri hâlinde sigortalıların ve işverenlerin sosyal sigortaya ilişkin hak ve yükümlülükleri geçici görev süresince devam edecektir. 20. Ancak işverenin baştan beri yurt dışında faaliyet göstermesi hâlinde bu işveren yanında işe başlanması ve orada çalışma yapılması durumunda 506 sayılı Kanun’un 7. ve 5510 sayılı Kanun'un 10. maddelerini uygulama imkânı bulunmamaktadır. Yurt dışına geçici olarak götürülmeyip yurt dışında o ülkenin mevzuatına göre kurulmuş ve faaliyet gösteren, Türkiye'de işyeri bulunmayan işverenler yanında, doğrudan yurt dışındaki iş nedeniyle işe alınan Türk işçileri o ülke mevzuatına tâbi olacaklar ve 506 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı sayılamayacaklardır. 21. Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Topluluk sigortası” başlıklı 86. maddesinde ise, Kurumun 2 ve 3. maddelere göre sigortalı durumunda bulunmayanların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca onanacak genel şartlarla iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine toplu olarak tâbi tutulmaları için işverenlerle veya dernek, birlik, sendika ve başka teşekküllerle sözleşmeler yapabileceği, sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki işyerlerinde çalışmak üzere giden Türk işçilerine istekleri durumunda 85. madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 506 sayılı Kanun’un 85. maddesinin 29.07.2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanun’un 39. maddesiyle değişik (E) bendinde ise maddenin (A) bendinin (a) alt bendindeki sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki işyerlerinde çalışmak üzere giden Türk işçiler yönünden isteğe bağlı sigortalılığının sağlanması için 1080 gün prim ödeme koşulunun aranmayacağı hükme bağlanmıştır. 22. Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5. maddesinin (g) bendinde, ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinin 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacakları ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanacağı, bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tâbi olmak istemeleri durumunda 50. maddenin 2. fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümlerinin uygulanacağı, bu kapsamda isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmayacağı hükme bağlanmış, 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 24. maddesiyle “Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır.” cümlesi eklenmiştir. 23. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “506 sayılı Kanun'a ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 6. maddesinin son fıkrası ise “Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde iş üstlenen işverenlerce çalıştırılmak üzere bu ülkelere götürülen Türk işçilerinden, bu Kanun'un yürürlük tarihinden önce sadece malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi topluluk sigortasına devam edenler ile isteğe bağlı sigortalı olarak söz konusu ülkelere götürülmüş olan sigortalıların, bu Kanun'un 5 inci maddesinin (g) bendi kapsamında sigortalılıkları bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren üç ay içerisinde işverenlerince sağlanır ve buna ilişkin yükümlülükler yerine getirilir” şeklinde düzenlenmiştir. 24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.10.2021 tarihli ve 2017/(21)10-2928 Esas, 2021/1211 Karar sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 25. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının davalıya ait Rusya'da bulunan işyerinde geçtiğini iddia ettiği 29.02.2004-30.06.2009 tarihleri arasındaki hizmetlerinin ve 26.07.1997-29.02.2004 tarihleri arasındaki prime esas kazancının tespiti ile 2014 yılı Ağustos ayından itibaren bağlanan yaşlılık aylığının yeniden hesaplanmasını talep ettiği, hizmet cetveline göre davacı adına 26.02.19 97... .10.20 00... .02.20 03... .02.2004 tarihleri arasında davalı adına kayıtlı işyerinden Kuruma bildirim yapıldığı, ayrıca davacının 01.06.2004-31.05.2009 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalılığının bulunduğu, davalı işyerinin 01.09.1995 tarihinde Kanun kapsamına alındığı ve hâlen faaliyetine devam ettiği, taraflar arasında 26.02.1997-26.03.2004 tarihleri arasında geçerli ve Türkiye İş Kurumu onaylanan belirli süreli iş sözleşmeleri imzalandığı ve bu sözleşmelerde işin yapılacağı yerin Rusya'daki şantiye adresi olarak kararlaştırıldığı, davacının davalı şirketi 29.02.2004 tarihinde ibra ettiğine ilişkin belgenin dosya içinde bulunduğu, hizmet tespiti talep edilen çalışma döneminde Türkiye ile Rusya arasında sosyal güvenlik anlaşması bulunmadığı da gözetildiğinde; mülga 506 sayılı Kanun'un 7. ve 5510 sayılı Kanun'un 10. maddeleri kapsamında davacının Türkiye'de işe alınıp geçici görevle yurt dışına gönderildiğinin ispatlanamadığından davacının 29.02.2004-30.06.2009 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespiti talebinin reddine ilişkin direnme kararının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. 26. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur. 27. Ne var ki bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. 28. Diğer taraftan karar başlığında fer'î müdahil olarak Sosyal Güvenlik Kurumu yerine ... yazılması mahallinde her zaman düzeltilmesi mümkün maddi hata kabul edilmiş ve esasa etkili görülmeyerek işaret edilmekle yetinilmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Direnme uygun bulunduğundan davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.