Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/752 E. 2025/415 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/752
- Karar No
- 2025/415
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/566 E., 2022/541 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.09.2022 tarihli ve 2022/4557 Esas, 2022/6673 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, 02.02.2015 tarihli “arazi devir sözleşmesi” ile İstanbul ili, Sarıyer ilçesinde bulunan 3.000 metrekare arsanın devri konusunda davalı ile anlaşarak sözleşmeyi tanıklar huzurunda imzaladıklarını, davalının ecrimisil ödeyerek Hazine adına kayıtlı tarım arazisini satın alma hakkını kazandığını ve taşınmazı devraldıktan sonra müvekkiline devretmeyi vaadettiğini, devir bedeli olarak sözleşmede belirlenen 140.000,00 TL'nin davalıya ödendiğini ancak devrin gerçekleşmediğini, ödenen bedelin iadesi için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiğini ileri sürerek vâki itirazın iptali ile alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, sözleşme hükmünün yerine getirildiğini, arazinin telle çevrilerek davacıya teslim edildiğini ve beş yıldır davacının kullanımında olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2021 tarihli ve 2020/72 Esas, 2021/329 Karar sayılı kararıyla; tapuya kayıtlı taşınmazların devrinin resmî şekilde yapılması gerektiği, satış vaadi sözleşmesinin de adi yazılı şekilde düzenlenemeyeceği, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin bu nedenle geçersiz ve davalının aldığı bedeli iade ile yükümlü olduğu, temerrüt oluşmadığından işlemiş faiz talep edilemeyeceği gerekçesiyle itirazın kısmen iptaliyle 140.000,00 TL asıl alacak yönünden takibin devamına, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 31.03.2022 tarihli ve 2021/1930 Esas, 2022/951 Karar sayılı kararıyla; geçersiz sözleşme nedeniyle tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade ile yükümlü oldukları, davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…Uyuşmazlığa uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun "Sözleşmelerin Yorumu” başlıklı 19. maddesine göre; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Sözleşmenin yorumunda amaç, taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir. Sözleşme yorumlanırken öncelikle tarafların kullandıkları ifadeler ve kelimeler dikkate alınmalı ancak bunlar metnin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır. Sözleşmedeki ifadelerin yeterince açık olmaması yahut metnin muğlak olması halinde tarafların iradelerini ortaya koymaya imkân veren yardımcı olgulara bakılmalıdır. Bu bağlamda; tarafların sözleşme müzakereleri ve sözleşmenin kurulması sırasındaki, ifa hazırlıkları aşamasındaki, sonrasındaki davranışları, menfaat durumları, amaçlarıyla, ilgili âdet ve teamüller dikkate alınmalı ve yorum yapılırken elbette dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi olan dürüstlük kuralı da gözden kaçırılmamalıdır. Somut olayda; 02/02/2015 tarihli ve “Arazi Devir Sözleşmesi” başlıklı belgeyi davacı, devralan sıfatıyla; davalı ise, devreden sıfatıyla imzalamış, sözleşme içeriğinde arazinin hazine adına kayıtlı olduğu, ecrimisil bedellerinin devreden tarafından ödendiği, devir sonrası düzenlenecek ecrimisillerin ise davralan tarafından ödeneceği, devralanın elektrik ve su aboneliklerini kullanabileceği belirtilmiş, açıkça davalının araziyi devrettiği, arazi milli emlakta davalı adına görünse de şahitler huzurunda hiçbir hak iddia etmeyeceği ifade edilmiştir. Her ne kadar; davacı, sözleşme ile davalının arazinin tapusunu devretmeyi vaad ettiğini iddia ederek eldeki davayı açmış ise de; sözleşmede bu yönde bir edim borcuna yer verilmemiş, genel itibariyle arazi kullanımına ilişkin hükümler ile devrin gerçekleştiği beyanına yer verilmiştir. Yine sözleşmede arazi devir bedelinin 140.000 TL olduğu, 10.000 TL'sinin nakit, kalan 130.000 TL’sinin ise etrafı tel örgüler ile çevrildikten sonra ödeneceği belirtilmiş ve söz konusu bedeller davacı tarafça ödenmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar da dikkate alınarak sözleşme yorumlandığında; tarafların muradının, arazinin davalı adına tapuya tescilinin ardından davalı tarafça davacıya tapu devri yapılması olmayıp, davalının zilyetliğinde olan arazinin devredilerek davacı tarafça kullanılması olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca ilk derece mahkemesince; taraflar arasındaki sözleşmenin resmi şekle tabi tapu devir sözleşmesi yahut gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi niteliğinde olmadığı, davalının sözleşmede kararlaştırılmış olan zilyetliğin devrine dair edimini yerine getirmiş olduğu dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, sözleşmenin yalnızca zilyetliğin devrine ilişkin olduğu şeklinde yorumlanamayacağı, sözleşmede böyle bir hükmün bulunmadığı, sözleşmenin satış vaadi sözleşmesi olduğu ve geçerli bir şekilde tanzim edilmediğinden davacı tarafından ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında iadesinin gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; müvekkilinin ecrimisil bedellerini ödeyerek Milli Emlak Müdürlüğünden kiraladığı davaya konu araziyi davacının sera yapmak amacıyla kiralamak istediğini, daha sonra aralarında imzaladıkları "arazi devir sözleşmesi" ile devir bedeli verilmesi ve bundan sonraki ecrimisil bedellerinin davacı tarafından ödenmesi karşılığında anlaştıklarını, sözleşmenin hiçbir yerinde satış ibaresinin bulunmadığını, zaten arazinin Devlet malı olması nedeniyle satışa konu edilemeyeceğini, sözleşme yorumlandığında tarafların amacının; arazinin tapusunun davalı adına tescilinin ardından davacıya devri değil, arazinin davalıdaki zilyetliğinin devri olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını istemiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen 02.02.2015 tarihli “arazi devir sözleşmesi” nin tapu devrini mi yoksa zilyetliğin devrini mi amaçladığı, sözleşmenin geçerli kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 1 ve 19. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce sözleşme kavramına değinmekte yarar vardır. 2. Türk Hukuk Lûgatındaki tanıma göre sözleşme; iki ya da daha çok kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile oluşan ve onlara karşılıklı borç yükleyen anlaşmadır. (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C.1, s. 1009.). 3. Türk Borçlar Kanunu'nun 1. maddesinde "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir." şeklindeki düzenlemeyle de sözleşmenin kurulması ve irade açıklaması izah edilmiştir. 4. Ancak bazı durumlarda taraflardan biri, sözleşmenin içeriğini diğerinden farklı anlayabilir. Özellikle şüphe ve tereddütlere yol açan veya birden fazla anlama gelen sözleşme metni yahut bir hüküm taraflardan birini avantajlı duruma getiriyorsa, taraf buna dayanarak talepte bulunabilmektedir. Bu takdirde yorum uyuşmazlığı söz konusu olmaktadır ve sözleşme yorumuna ihtiyaç duyulmaktadır Sözleşmenin yorumu, sözleşmenin kurucu unsuru olan iradelerin anlamının ve hangi hukuksal sonuçlara yöneldiğinin araştırılıp, ortaya konulması anlamına gelmektedir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara 2012, s.466). 5. Sözleşmenin yorumuna ilişkin olarak TBK’nın 19/1. maddesinde “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” düzenlemesi bulunmaktadır. 6. Bu doğrultuda sözleşmenin yorumunda amaç, ilk aşamada sözleşme taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir (Nurcihan Dalcı Özdoğan; Sözleşmenin Yorumunda Gerçek İradenin Tespiti, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 8, Sayı:1, 2017, s. 35). 7. Hâkim sözleşmeyi yorumlarken asli yorum aracı olarak tarafların, iradelerini açıklarken kullandıkları kelimeler ve deyimleri öncelikle dikkate alır. Kullanılan ifadeler ve kelimeler bireysel olarak değil beyan metninin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır. 8. Asli yorum araçları yeterince açık değilse, tarafların iradelerini ortaya koymaya imkân veren yardımcı olgulara bakılmalıdır. Bu bağlamda; tarafların sözleşme müzakereleri ve sözleşmenin kurulması sırasındaki, ifa hazırlıkları aşamasındaki, sonrasındaki davranışları, menfaat durumları, amaçlarıyla, ilgili âdet ve teamüller dikkate alınmalı, dayanağını TMK'nın 2. maddesinden alan güven ilkesi de gözden kaçırılmamalıdır. 9. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-399 Esas, 2021/1632 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. 10. Somut olayda; taraflar arasında 02.02.2015 tarihli "arazi devir sözleşmesi" başlığı altında; "İstanbul Sarıyer ... mahallesi, ... sokak, 3 pafta 471 parselde bulunan 11 (onbir) dönüm olan arazimizin 3000 (Üçbin) m2 ni ...'e devir ettim. Tamamı hazine adına kayıtlı Milli Emlak Müdürlüğüne ecrimisilleri ödenmiştir. Bu devirden sonraki gelecek ecrimisiller ...'e aittir. Elektrik, su aboneliklerimin hepsini kullanabilir. 3000 (üçbin) m2 yerin tamamının 140.000 (yüzkırkbin) TL'ye devretmiş bulunmaktayım. 10.000 (onbin) nakit, 130.000 (yüzotuzbin) TL'sini ise arazinin etrafı kazık ve tel örgüleri ile çevrildikten sonra alacağım. 3000 (üçbin) m2 lik arazimin Milli Emlak'ta her ne kadar üzerime kayıtlı gözükse de şahitler huzurunda hiçbir hak iddia etmeyeceğimi beyan ederim." şeklinde sözleşme düzenlenmiş ve devir eden olarak davalı, devir alan olarak davacı ve iki şahit ile birlikte imzalamışlardır. 11. Her ne kadar davacı sözleşme ile davalının arazinin tapusunu devretmeyi vaad ettiğini iddia ederek eldeki davayı açmış ise de sözleşmede bu yönde bir edim borcunun kararlaştırılmadığı, aksine elektrik, su aboneliklerinin davacı tarafından kullanılabileceği, ecrimisillerin bundan sonra davacı tarafından ödeneceğine ilişkin ifadelere yer verildiği anlaşılmaktadır. 12. Tarafların söz konusu sözleşmeyle ne amaçladıklarının anlaşılabilmesi için sözleşmedeki ifadelerin bir bütün olarak ele alınması gerekir. 13. Sözleşmede kullanılan ifadeler ve sözleşme bedelinin tamamının ödenmiş olması, eldeki davanın sözleşmeden beş yıl sonra açılması, sözleşmeyle tapu devrinin değil, zilyetliğin devrinin amaçlandığını göstermektedir. Kaldı ki, davaya konu edilen arazi, Hazine arazisi olduğundan tapusunun davalı tarafından devrinin mümkün olmadığı da açıktır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince davaya konu sözleşmenin tapu siciline kayıtlı yerin satış vaadini amaçladığı, bu nedenle resmî şekilde yapılmadığından geçersiz olmasıyla sebepsiz zenginleşen davalının aldığını geri vermesi gerektiği yönündeki kabulü yerinde değildir. 14. Hâl böyle olunca Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesi uyarınca direnme kararını veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.