Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/338 E. 2025/650 K. – Kurum İşleminin
Konu: Kurum İşleminin İptali Ve Tespit
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/338
- Karar No
- 2025/650
- Karar Tarihi
- Konu
- Kurum İşleminin İptali Ve Tespit
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/165 E., 2023/254 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve 2022/8010 Esas, 2022/14572 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkiline eşinin 31.12.2010 tarihinde vefatı üzerine ölüm aylığı bağlandığını, 2016 yılında annesinin vefatından sonra babasından da ölüm aylığı bağlandığını, ancak babasından bağlanan aylığın 2019 yılında kesildiğini ve yapılan ödemeler nedeniyle eşinden aldığı aylıktan kesinti yapılmaya başlandığını, davalı Kuruma yaptıkları başvuruya müvekkilinin şirket ortaklığından dolayı 5510 sayılı Kanun 4/1-b maddesi kapsamında sigortalılığının bulunması nedeniyle aylığın kesildiği yönünde cevap verildiğini, müvekkiline eşinden miras yoluyla şirket ortaklığının geçtiğini ve şirketin resen terk kaydı bulunduğunu ileri sürerek müvekkilinin babasından aldığı aylığın kesilmesine yönelik Kurum işleminin iptaline, babasından aylık bağlanması gerektiğinin tespitine, yapılan kesintilerin faizi ile birlikte ödenmesine ve Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 30.06.2020 tarihli ve 2019/321 Esas, 2020/297 Karar sayılı kararı ile; iptale konu şirketin terk kaydının 31.12.2016 tarihinde yapıldığı, davacının söz konusu şirketten herhangi bir gelir elde etmediği ve prim ödemesinin de bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. B. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 17.06.2021 tarihli ve 2020/2780 Esas, 2021/1243 Karar sayılı kararı ile; davacının, dava dışı şirketten gelir elde edip etmediğinin tam olarak araştırılmadığı, ayrıca aylık kesme işleminin tarihi sorularak uyuşmazlık konusu dönemin belirlenmesi, davacının dava dışı şirketten herhangi bir gelirinin olup olmadığının tespiti yönünden şirketin 2011 yılından itibaren verdiği gelir vergisi beyannamelerinin getirtilmesi, dava dışı şirketin 31.12.2016 tarihinde resen terk edilmesine rağmen davacının sigortalılığının 01.06.2018 tarihinde sona erdiği göz önüne alındığında, 4/1-b sigortalısı olmasını gerektirir başka bir nedenin bulunup bulunmadığı araştırılarak davacının 4/1-b sigortalılığına ve yapılan işlemlere ilişkin Kurumdan kronolojik olarak ayrıntılı izahat istenmesi gerektiği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 28.03.2022 tarihli ve 2021/265 Esas, 2022/182 Karar sayılı kararı ile; davacının şirket ortaklığı haricinde 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında sigortalılığını gerektirir kendi nam ve hesabına başkaca bir faaliyetinin tespit edilmediği, ortağı olduğu limited şirketin vergi kaydının vergi dairesince 31.12.2016 tarihi itibari ile resen terk edilmesi karşısında terkin yapıldığı tarihi takip eden aybaşı olan 01.01.2017 tarihi itibari ile limited şirket ortaklığından kaynaklanan aylık bağlanma engelinin bulunmadığı ancak davalı Kurumun davacıya babasının sigortalılığı üzerinden hak sahibi sıfatı ile aylık bağladığı 01.10.2016-31.12.2016 dönemine ait ödemeyi yersiz ödeme kapsamında talep edebileceği, davacının babasından ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin talebi yönünden Hukuk Genel Kurulu kararları doğrultusunda hak sahipliği sıfatının 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce ölen babanın ölümü tarihinde kazanıldığı, bu nedenle davacının babasının ölüm tarihinde yürürlükte olan 1479 sayılı Kanun’un 2229 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile değişik 45. maddesi gereği şirketin resen terk tarihi olan 31.12.2016 tarihini takip eden aybaşından itibaren aylığa hak kazanacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının babasından dolayı aldığı ölüm aylığını iptal eden Kurum işleminin kısmen iptali ile davacının 01.01.2017 tarihinden itibaren babasından ölüm aylığı alması gerektiğinin ve (01.10.2016-31.12.2016 dönemi hariç) davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine, Kurum tarafından kesilen ölüm aylığının (01.10.2016-31.12.2016 dönemi hariç) 01.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte ödenmesi gerektiğine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 02.06.2022 tarihli ve 2022/1892 Esas, 2022/1257 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dosya kapsamı incelendiğinde, 31.12.2010 tarihinde yaşamını yitiren sigortalı eşi üzerinden 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince kendisine ölüm aylığı bağlanan davacının, 25.11.1995 günü ölen 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalı babası üzerinden de ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemli işbu davayı açtığı anlaşılmıştır. Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlığını taşıyan 34. maddesinde, sigortalının evli olmayan, boşanan, dul kalan kızlarına ölüm aylığı bağlanabilmesi, bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmama veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olma koşullarına bağlanmış, “Aylık ve gelirlerin birleşmesi” başlıklı 54. maddede ise bu Kanuna göre bağlanacak aylık ve gelirlerin birleşmesi durumunda, hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından bağlanacak aylığının bağlanacağı hüküm altına alınmıştır. Belirtilen açıklamalar ışığında dava dosyası incelendiğinde, babası üzerinden aylık alma açısından hakkı doğuran olay eşinin vefat ettiği tarih olacağından, söz konusu tarihteki ilgili mevzuatın yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca davacının çift aylığa hak kazanamadığı belirgindir. ..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin aylık bağlama koşullarını hak sahipliği sıfatının kazanılması olarak yorumladığı, ancak hakkı doğuran olay ile aylık bağlama koşullarının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği, davacının babasının vefat ettiği tarihte hak sahibi sıfatını kazanmakla birlikte bu tarih itibari ile ölüm aylığı bağlanma koşullarını taşımadığı, davacının babasının 01.10.2008 tarihinden önce vefat ettiği, 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine göre ölüm aylığının 1479 sayılı Kanun hükmüne göre bağlanacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, davacıya babasından dolayı ölüm aylığının aylık almaya hak kazandığı tarihte yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun kapsamında bağlanacağını, bu nedenle Kurum tarafından yapılan işlemin mevzuata uygun olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun 4/1-a) kapsamında sigortalı iken 31.12.2010 tarihinde vefat eden eşinden dolayı aldığı ölüm aylığının yanında ayrıca 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 25.11.1995 tarihinde vefat eden babasından dolayı da ölüm aylığı alıp alamayacağı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun (1479 sayılı Kanun) 45... . maddeleri 2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 34, 35, 54 ve geçici 1. maddeleri 3. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin geçici 4. maddesi.
2. Değerlendirme 1. Bilindiği üzere sosyal güvenlik hakkı temel insan haklarından olup uluslararası hukuk normları ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nda güvence altına alınmıştır. Bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo-ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (Kadir Arıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, Ankara 2015, s. 95). 2. Ölüm ise gerçekleşmesi mutlak ancak ne zaman gerçekleşeceği bilinmeyen tipik bir sosyal güvenlik riskidir (Arıcı, s. 386). Bu risk hak sahibi konumunda olan eş, çocuk ve ana/baba yönünden etkili olacaktır. Sigortalının ölümü ile birlikte sağ kalan hak sahibi aile bireyleri gelir kaybına uğrayacak, bu nedenle sosyal güvenlik yönünden bir korumaya gereksinim duyacaklardır. İşte bu noktada ölüm sigortası ile risk altında olan hak sahiplerinin sosyal güvenlik hakları koruma altına alınmıştır. 3. Sadece hak sahibi niteliğini taşımak ölüm sigortasından aylık bağlanması için yeterli değildir. Bu niteliğe ek olarak birtakım koşulların gerçekleşmesi gereklidir. Bu koşullardan bir kısmı doğrudan doğruya hak sahibi kişiler ile ilgili iken diğer kısmı ise sigortalıya ilişkindir. 4. Belirtilmelidir ki, ölüm aylığı tahsisi yönünden ölenin tabi olduğu sosyal güvenlik kanunu kapsamında sigortalı sayılması, belirli bir sigortalılık süresine ulaşılması ve belli gün sayısı prim ödenmesine ilişkin koşullar sigortalıya ilişkin koşullardır. 5. Hak sahiplerine ilişkin koşullar ise eş ve çocuklar ile ana/baba yönünden farklılık arz etmektedir. 6. Uyuşmazlığın çözümü için hak sahibi kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması ile ilgili yasal mevzuatın incelenmesinde yarar vardır. 7. Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun “Eş ve çocuklara, ana ve babaya tahsis yapılması” başlığını taşıyan 45. maddesinin 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile değişik 2. fıkrasının (c) bendinde ölen sigortalının 18 yaşını (veya ortaöğretim yapması hâlinde 20 yaşını, yükseköğretim yapması hâlinde 25 yaşını) doldurmamış veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malûl bulunan çocukları ile geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocuklarına aylık bağlanacağı belirtilmiş, daha sonra 04.10.2000 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (619 sayılı KHK) ile bentteki “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak” koşulu, "bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu Kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan” olarak değiştirilmiştir. 8. Öte yandan 619 sayılı KHK ile 1479 sayılı Kanun'un “Ölüm aylığının kesilmesi” başlıklı 46. maddesinin 2. fıkrasına, “Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olanı ödenir.” cümlesi eklenmiştir. Ancak söz konusu KHK, Anayasa Mahkemesinin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 tarihli ve 2000/61 Esas, 2000/34 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. 9. Bununla birlikte 24.07.2003 tarihinde kabul edilen ve 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (c) bendi, “yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine %25'i.. oranında aylık bağlanır." şeklinde değiştirilmiştir. Aynı Kanun ile 1479 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 2. fıkrasında da "Ancak, evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olan ödenir." hükmü getirilmiştir. 10. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 34. maddesinde ise bu Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmama veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması yanında kız çocuklarının yaşları ne olursa olsun evli olmaması ve evli olmakla birlikte sonradan boşanması veya dul kalması hâlinde aylık bağlanacağı düzenlenmiştir. 11. Gelir ve aylıkların birleşmesini düzenleyen 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinde sigortalı veya hak sahibine aynı anda birden fazla aylık ve gelirin bağlanması durumu ortaya çıktığında başka bir anlatımla gelir veya aylıkların birleşmesi söz konusu olduğunda hangi aylık veya gelirin bağlanacağı hususu düzenlenmiş, maddenin 5. fıkrasında ise hem eşinden hem ana/babasından ölüm aylığına hak kazananlara tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından olan aylığın bağlanacağı belirtilmiştir. 12. Bu aşamada hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihin irdelenmesi gereklidir. 13. Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin geçiş hükümlerini düzenleyen 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edileceği, gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmış olup bu maddedeki düzenleme gereğince yürürlükten kaldırılan ilgili Kanun hükümlerinin uygulanabilmesi için 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce aylık bağlanmasına ilişkin sürecin tamamlanması ya da hak kazanıldığının tespit edilmesi gerekmektedir. 14. Hak sahibi kavramı 5510 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının 7. bendinde tanımlanmıştır. Bu hükme göre hak sahibi, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü hâlinde gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, ana ve babasını ifade etmektedir. Şu hâlde maddede yapılan tanım doğrultusunda denebilir ki, kişilerin sadece eş, çocuk, ana ve baba gibi sıfatları taşıması hak sahipliği için yeterli olmayıp kız çocukları yönünden ayrıca bu sıfatın yanı sıra çalışmama, evli olmama ya da dul kalma gibi koşulların da oluşması gerekmektedir. 15. Nitekim 5510 sayılı Kanun’un 35. maddesinde yer alan ölüm sigortasından sigortalının hak sahiplerine bağlanacak aylıkların, hak sahibi olma niteliğinin ölüm tarihinden sonra kazanılması hâlinde bu niteliğin kazanıldığı tarihi takip eden ay başından itibaren başlatılacağına ilişkin düzenleme ile de her zaman sigortalının ölümü ile hak sahipliğini kazanma tarihlerinin aynı olmayacağına vurgu yapılmıştır. 16. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki, ölüm sigortasından aylık bağlama koşulları değerlendirilirken hak sahipliği sıfatının kazanıldığı başka bir anlatımla hak sahipliği hakkının doğduğu tarihteki mevzuat hükümleri ile düzenlenen şartların dikkate alınması gerekmektedir. Hakkın doğması ise hak sahipliği sıfatına yönelik tüm şartların sağlanması olarak anlaşılmalıdır. 17. Öte yandan 12.05.2010 tarihli ve 27579 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin geçici 4. maddesinin 2. fıkrası 05.12.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik ile "Kanunun yürürlük tarihinden önce ölen sigortalıların hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmasında, sigortalıya ilişkin koşulların tespiti ile gelir veya aylığın hesaplanması ve paylaştırılmasında ölüm tarihindeki, hak sahiplerine ilişkin koşulların tespitinde ise hak sahibi olma niteliğinin kazanıldığı tarihteki Kanun hükümleri uygulanır." şeklinde değiştirilerek Kanun’un yürürlüğünden önce ölen sigortalıların hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmasında hak sahibi olma niteliğinin kazanıldığı tarihteki kanun hükümlerinin uygulanacağı açık ve net olarak belirtilmiştir. 18. Somut olayda, davacıya 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun md. 4/1-a) kapsamında sigortalı iken 31.12.2010 tarihinde vefat eden eşinden ve 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 25.11.1995 tarihinde vefat eden babasından ölüm aylığı bağlandığı, 01.06.2011 tarihinden itibaren eşinin mirasçısı olarak şirket ortaklığı bulunduğundan 5510 sayılı Kanun 4/1-b kapsamında sigortalılığı başlatılan davacının 01.10.2016 tarihinden itibaren babasından bağlanan ölüm aylığı 2019 yılı Mart ayında kesilerek 23.331,77 TL borç tahakkuk ettirilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut dava incelendiğinde; sigortalıya ilişkin koşulların sigortalının ölüm tarihinde; hak sahibine ilişkin koşulların ise hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihte yürürlükte olan mevzuat kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacının eşinin 01.10.2008 tarihinden sonra vefat ettiği, babasından dolayı ölüm aylığı alma açısından hakkı doğuran olayın eşin vefatı olduğu ve babasından dolayı hak sahibi sıfatını eşinin ölümü ile kazandığı, bu nedenle eşinin ölüm tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 5510 sayılı Kanun'un 34... . maddelerindeki düzenlemelere göre davacıya hem eşinden hem de babasından dolayı ayrı ayrı ölüm aylığı bağlanması mümkün olmayıp davacının çift aylığa hak kazanmasına olanak bulunmamaktadır. 20. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.03.2023 tarihli ve 2022/10-968 Esas, 2023/200 Karar; 2022/10-991 Esas, 2023/201 Karar; 2022/10-992 Esas, 2023/202 Karar; 2022/10-995 Esas, 2023/203 Karar; 2022/10-999 Esas, 2023/195 Karar; 2022/10-1002 Esas, 2023/196 Karar; 2022/10-1048 Esas, 2023/204 Karar; 2022/10-1134 Esas, 2023/205 Karar; 2022/10-1178 Esas, 2023/206 Karar; 2022/10-1179 Esas, 2023/207 Karar; 2022/10-1181 Esas, 2023/208 Karar; 2022/10-1185 Esas, 2023/197 Karar; 2023/10-81 Esas, 2023/198 Karar; 2023/10-154 Esas, 2023/199 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 21. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacının babasının 01.10.2008 tarihinden önce vefat ettiği, 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine göre ölüm aylığının 1479 sayılı Kanun hükmüne göre bağlanacağı, babadan dolayı bağlanan aylığın 5510 sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylık olmadığı, 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinde “Bu kanuna” göre bağlanacak aylıktan bahsedildiği için 5510 sayılı Kanun’un uygulanmayacağı, 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinin somut olayda uygulanabilmesi için hak sahibi sıfatı ile ölüm aylığı talep edilebilecek her iki sigortalının ölüm tarihinin de 01.10.2008 tarihinden sonra olması gerektiği, hak sahipliği sıfatının babanın ölümü ile kazanıldığı ancak ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin şartlar eşin ölümü ile tamamlandığından direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
22. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 23. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.