Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/800 E. 2025/65 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2023/800
Karar No
2025/65
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/250 E., 2021/154 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.02.2020 tarihli ve 2018/3572 Esas, 2020/592 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kumluca 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı ...'e yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ...'e yönelik istirdat davasının kabulüne dair 12.03.2021 tarihli ve 2020/250 Esas, 2021/154 Karar sayılı kararın davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 2. Davacı vekili; müvekkili aleyhine davalı ... tarafından iki adet bonoya dayalı olarak icra takibi başlatıldığını, icra takibine konu bonoların müvekkili ile davalılardan ...'in birlikte dava dışı ...'in kullanmış olduğu üretici kredi sözleşmesine kefalet nedeniyle düzenlendiğini, dava dışı asıl borçlunun borcunu ödemediğini, bunun üzerine davalı ...'in borcu ödeyerek bonoları bir tutanakla dava dışı bankadan teslim aldığını, babası olan davalı takip alacaklısı ...’e ciro ettiğini, bonolarda müvekkili ile davalı ...'in hukuken aval veren durumunda olduklarını, bu nedenle müvekkilinin borcun 1/3 ünden sorumlu olduğunu ileri sürerek müvekkilinin icra takibine konu borcun 2/3 oranına isabet eden 3.455.000.000,00 TL’lik (3.455,00 TL) kısmından borçlu olmadığının tespitine ve davalılar aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 3. Davalı ... vekili; davacının hakkında yapılan icra takibine itiraz ettiğini, Kumluca İcra Hukuk Mahkemesinin 07.09.1999 tarihli ve 1999/56 Esas, 1999/50 Karar sayılı kararı ile itirazın iptaline ve icra takibinin devamına karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, davacının talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 4. Davalı ...; davacının üretici kredi sözleşmesinden kaynaklı borcunu kefil olarak ödeyerek alacaklı durumuna geçtiğini, diğer davalıya alacağı temlik ettiğini, davacı talebinin hukuki dayanağının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 5. Kumluca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.09.2013 tarihli ve 2003/512 Esas, 2013/517 Karar sayılı kararı ile; borcun ihtirazi kayıt olmadan icra dosyasına ödendiği, bu durumda menfi tespit davası açılmasında davacının hukuki yararının bulunmadığı, hukuki yararın varlığının dava şartı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 7. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 19.11.2014 tarihli ve 2014/12431 Esas, 2014/16558 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, icra takibinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72,VI hükmüne göre, “Borçlu, menfi tespit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.” Somut olayda, dava konusu edilen icra takibindeki borç yargılama sırasında ödenmiştir. Bu durumda yukarıda anılan kanun hükmü gereğince menfi tespit davası devam ederken takip konusu borcun icra tehdidi altında ödenmesi halinde menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü gözetilerek işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde davanın reddinde isabet görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince Verilen İkinci Karar 8. Kumluca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.05.2015 tarihli ve 2015/78 Esas, 2015/186 Karar sayılı kararı ile; Özel Daire bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda bonoların ..., ... ve ... tarafından bonoların düzenlendiği, teminat altına aldığı kredinin ise davalı ... tarafından ödendiği, banka tarafından bonoların davalı ...'e verildiği, davalı ...'in diğer davalı ...'e dava konusu senetleri alacağın temliki hükümlerine göre teslim ettiği, alacağın temlikinin yazılı olarak temlik eden ve temlik alan arasında kurulabileceği, borçlunun bundan haberdar olmasının zorunlu olmadığı, ancak iyi niyetli yapılan ödemeyle borcundan kurtulacağı, icra takibinin usulüne uygun şekilde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 29.11.2016 tarihli ve 2016/12590 Esas, 2016/15289 Karar sayılı kararı ile; “…Dava kambiyo senedine dayanılarak başlatılan icra takibinde menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. İcra takibine konu olan senetlerde dava dışı T.Emlakbank A.Ş. lehdar konumundadır, davalı ... ve ...’in senet arkasında imzaları varsa da davalı ...’e senet lehdarı banka tarafından usulüne uygun olarak yapılmış bir ciro veya alacağın temliki olmadığından, davalı ... ve ...’in yetkili hamil olarak kabulü doğru değildir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince Verilen Üçüncü Karar 11. Kumluca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2018 tarihli ve 2017/218 Esas, 2018/131 Karar sayılı kararı ile; Özel Daire bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda; icra takibine konu olan senetlerde dava dışı Türkiye Emlakbank A.Ş’nin lehtar konumunda olduğu, davalılar ... ve ...'in senet arkasında imzaları var ise de davalı ...'e senet lehtarı banka tarafından usulüne uygun olarak yapılmış bir ciro veya alacağın temlikinin bulunmadığı, davalılar ... ve ...'in yetkili hamil olarak kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle istirdat davasının kabulü ile toplam 29.566,66 TL fazla ödemenin; 1.833,33 TL'lik kısmının ödeme tarihi olan 12.07.2000 tarihinden itibaren, 27.733,33 TL'lik bölümünün ödeme tarihi olan 24.05.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı 12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 13. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.02.2020 tarihli ve 2018/3572 Esas, 2020/592 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dava takibin dayanağı bankaya teminat olarak verilmiş bonolar nedeniyle her iki davalıya karşı menfi tespit davası olarak açılmıştır. Bu bakımdan davalı ...’in sıfatı var ise de takip sadece davalı ... tarafından yapıldığından dolayı istirdat yönünden davalı ... tarafından yapılmış bir takip olmadığı halde istirdat davasının kabulünün sadece davalı ... yönünden verilmesi gerekirken her iki davalı yönünden kabulüne karar verilmesi hatalı olmuş, hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir. 2-Kabule göre de, davalı ...’e istirdatı gereken para miktarı yönünden, mahkemece 27.733.33 TL.nin 24.05.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile istirdata karar verilmiş ise de bu miktarın hesabında davacı vekilinin mazeret dilekçesi içeriğinde belirttiği 41.600,00 TL ödeme yaptıklarına dair belgesi olmayan beyana dayandırılmıştır. Mahkemece davacı borçlu vekilinin belgesiz beyanına göre istirdatın miktarının hesaplanması doğru olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş, alacaklı vekilinin 24.05.2004 tarihinde icra dosyasına yaptığı bakiye alacağın haricen tahsil edildiği şeklindeki beyanına değer verilip, takip dosyasının durumuna göre haricen tahsili gereken borç miktarı bilirkişiye hesaplattırılıp bu rakam üzerinden istirdatı gereken miktarın bulunması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince Verilen Dördüncü Karar 14. Kumluca 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.03.2021 tarihli ve 2020/250 Esas, 2021/154 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulması suretiyle yapılan yargılama sonunda davanın kambiyo senedine dayanılarak başlatılan icra takibinde menfi tespit ve istirdat talebine ilişkin olduğu, dava dışı Türkiye Emlakbank A.Ş.'nin lehtar konumunda olduğu, söz konusu icra takibinin sadece ... tarafından yapıldığı, ... tarafından yapılmış bir icra takibinin bulunmadığı; davalı ...'e karşı açılan davanın ise alınan bilirkişi ek raporu doğrultusunda kabulü gerektiği gerekçesiyle davalı ...'e yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ...'e yönelik menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü ile; 36.318,42 TL fazla ödemenin 1.833,33 TL’lik kısmının ödeme tarihi olan 12.07.2000 tarihinden itibaren, bakiye 34.485,09 TL’lik bölümünün ödeme tarihi olan 24.05.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Dördüncü Kararı 15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 16. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.04.2023 tarihli ve 2021/7748 Esas, 2023/2191 Karar sayılı kararı ile; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu gerekçesiyle dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. II. ÖZÜ 17. Davanın özü; bonodan kaynaklanan menfi tespit ve istirdat istemlerine ilişkin eldeki davada, mahkemece davalı ...'e karşı açılan istirdat davasının kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce ilk derece mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. 19. Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle, 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 439. maddesinin 5. fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin 3. fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmünü haizdir. 20. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir. 21. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür (Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli ve 2020/(15)6-461 Esas, 2022/1301 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2022/(23)6-686 Esas, 2023/273 Karar sayılı kararları). 22. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır. 23. Bu nedenle “nihai karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 24. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; nihai karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662). 25. Nihai kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz: Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (6100 sayılı Kanun md.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır. 26. Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (6100 sayılı Kanun md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir. 27. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemece davanın reddine dair verilen birinci kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin 19.11.2014 tarihli kararı ile menfi tespit davası devam ederken takip konusu borcun icra tehdidi altında ödenmesi hâlinde menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü gözetilerek işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. 28. Mahkemece Özel Dairenin bozma kararına uyulduktan sonra, bonoların davalı ..., dava dışı ... ve ... tarafından düzenlendiği, bonoların teminat altına aldığı kredinin ... tarafından ödendiği, banka tarafından bonoların davalı ... ...'e verildiği, davalı ...'in söz konusu senetleri diğer davalı ...'e alacağın temliki hükümlerince teslim ettiği, alacağın temlikinin yazılı olarak temlik eden ve temlik alan arasında kurulabileceği, borçlunun bundan haberdar olmasının zorunlu olmadığı, ancak iyi niyetli yapılan ödemeyle borcundan kurtulacağı, icra takibinin usulüne uygun şekilde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen ikinci kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairenin 29.11.2016 tarihli kararı ile; icra takibine konu olan senetlerde dava dışı Türkiye Emlakbank A.Ş’nin lehtar olduğu, davalılar ... ve ...’in senet arkasında imzaları bulunsa da senet lehtarı banka tarafından davalı ...’e usulüne uygun olarak yapılmış bir ciro veya alacağın temliki olmadığından davalılar ... ve ...’in yetkili hamil olarak kabulünün doğru olmadığı, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. 29. Mahkemece Özel Dairenin bu bozma kararına da uyulduktan sonra, icra takibine konu olan senetlerde dava dışı Türkiye Emlakbank A.Ş’nin lehtar konumunda olduğu, davalılar ... ve ...'in senet arkasında imzaları var ise de senet lehtarı banka tarafından davalı ...'e usulüne uygun olarak yapılmış bir ciro veya alacağın temlikinin bulunmadığı, davalılar ... ve ...'in yetkili hamil olarak kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle istirdat davasının kabulü ile toplam 29.566,66 TL fazla ödemenin; 1.833,33 TL'lik kısmının ödeme tarihi olan 12.07.2000 tarihinden itibaren, 27.733,33 TL'lik bölümünün ödeme tarihi olan 24.05.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, icra inkâr tazminatı talebinin reddine dair verilen üçüncü kararın davalılar vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairenin 25.02.2020 tarihli kararı ile; davanın icra takibinin dayanağı bankaya teminat olarak verilmiş bonolar nedeniyle her iki davalıya karşı menfi tespit davası olarak açıldığı, davada davalı ...’in sıfatı var ise de takip sadece davalı ... tarafından yapıldığından istirdat yönünden davalı ... tarafından yapılmış bir takip olmadığı, istirdat davasının kabulünün sadece davalı ... yönünden verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. 30. Mahkemece, Özel Dairenin üçüncü bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; “Davalı ...'e yönelen davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ...'e yönelen menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulüe” dair karar verilmiş, karar davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 31. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir. 32. Öte yandan madde gerekçesinde “kesin bozma” kavramından kanun koyucunun neyi kastettiği açıklanmış; bu kavramın “ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini ön gören bozma” olduğu belirtilmiştir. 33. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin ilk derece mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da 1086 sayılı Kanun’un 429/4. maddesinin ruhuna aykırıdır. 34. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen ikinci bozma kararı "...davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken..." şeklinde olup kesin bozma niteliği taşıyor olsa da üçüncü bozma kararı "...istirdat davasının kabulünün sadece davalı ... yönünden verilmesi gerekirken her iki davalı yönünden kabulüne karar verilmesi hatalı olmuş,..." şeklinde olup, hükmü bölmek suretiyle farklı uygulama yapılması mümkün olmadığından birbirleriyle çelişen iki ayrı bozma kararı bulunduğundan söz edilemez. 1086 sayılı Kanun’un 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, mahkemece Özel Dairenin üçüncü bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye aittir. 35. Hâl böyle olunca mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gereklidir. IV. SONUÇ Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/800, K. 2025/65, T. 19.02.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2023-800-e-2025-65-k-dc53010a1cf7