Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/329 E. 2026/237 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/329
- Karar No
- 2026/237
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 98-226
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun cinsel saldırı istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 103/4, 62, 53 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.11.2015 tarihli ve 98-226 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.07.2024 tarih, 11444-6801 sayı ve oy çokluğu ile; "...Sanığın atılı suçu cebir veya tehditle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden koşulları oluşmadığı halde 5237 sayılı Kanun'un 103/4. maddesi uyarınca artırılması suretiyle fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "Suçun sübutu noktasında sayın çoğunluk ile aramızda görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Ancak, cinsel istismar eyleminin cebir kullanılarak gerçekleştirildiği kanaatine vardığımdan bozma gerekçesi yerinde değildir. Olayın intikali ve gerçekleşme şekli, mağdurenin olayın oluş ve gelişimine uygun aşamalarda özde değişmeyen samimi anlatımları ve tüm dosya kapsamı gözetilerek sanığın, suç tarihinde sekiz yaşı içerisinde bulunan mağdureye karşı tokat atmak suretiyle cebir kullandığı anlaşıldığından, sayın Mahkemenin kabulünde ve sanığın cezasının 5237 sayılı Kanun'un 103/4. maddesi uyarınca arttırılmasında kanuna bir aykırılık bulunmamaktadır. Hükmün bu yönüyle bozulmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.10.2024 tarih ve 29636 sayı ile; "Sanık aşamalarda verdiği savunmalarında atılı suçu kabul etmemiş, mağdurun suç tarihinde iki kez kapıyı çaldığını ancak açmadığını, bu olaya mağdurun halası tanık ...'nın da şahit olduğunu söylemişse de tanık ... verdiği ifadelerinde bu savunmayı doğrulamamıştır. Mağdur soruşturma aşamasında zorunlu vekili huzurunda verdiği ifadesinde sanığın cinsel eylemleri yaptığı sırada kendisine küfrettiğini ve tokatla vurduğunu beyan etmiş, duruşmada ise sanığı sevmediğini, daha fazla konuşmak istemediğini, polisteki ifadesinin doğru olduğunu beyan etmiş, o sırada hazır bulunan pedagog bilirkişi mağdurun zihinsel gelişiminin yaşıtlarının biraz gerisinde olduğunu ancak beyanlarına itibar edilebileceğini beyan etmiştir. Mağdurun eyleme rızasının bulunmadığı konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Soruşturma aşamasında mağdurun darp ve cebir raporu aldırılmamıştır. Ancak, Özel ... hastanesince düzenlenen 11.01.2012 tarihli raporda mağdurda 'vulvo perincal hypremi' tespit edildiği ve 'vulvovajenit' teşhisi konulduğu (vajina bölgesinde yoğun kızarıklık ve iltihaplanma) belirtilmiştir. Bu durumda cebir kullanmak suretiyle cinsel istismar suçundan mahkumiyet hükmü kurulurken dikkate alınması gerek tek delil mağdurun soruşturma aşamasında verdiği ve duruşmada aynen tekrarladığı beyanlarıdır. Bu beyanların alındığı sırada hazır bulunan pedagog bilirkişi de mağdurun beyanlarının itibar edilebilir olduğunu belirtmiştir. Bu durumda mağdurun beyanları bölünmemeli ve samimi beyanlarına itibar edilmelidir. Kaldı ki sanığın fiziksel cebir kullanmadan, eyleme rızası bulunmayan mağdurun alt giysilerini çıkarması, mantıken mümkün değildir. Dolayısı ile sanığın eylemini mağdura küfür edip tokat atmak suretiyle gerçekleştirdiğinin ve hakkında TCK'nın 103/4. maddesinin uygulanması gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.02.2024 tarih, 8915-841 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın müsnet çocuğun basit cinsel istismarı eylemini cebir kullanmak suretiyle gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihi itibarıyla hafif mental retardasyonu bulunan katılan mağdurenin 8 yaş 5 ay 15 günlük; sanığın ise 19 yaşında ve eniştesinin evinde yatılı misafir olduğu, 14.01.2012 tarihinde katılan mağdurenin babası katılan ...'ın, kızının aynı apartmanın alt katında oturan amcasının evine gittiğini, döndüğünde sanığın kendisine cinsel istismarda bulunduğunu ve ancak bağırıp ağlaması üzerine gitmesine izin verdiğini söylediğini belirterek şikâyette bulunduğu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen 24.09.2012 tarihli raporda; olay sonrası katılan mağdurede uygunsuz cinsel davranışların meydana geldiğinin, enkopreziz (kaka kaçırma) durumunun ortaya çıktığının, bu şikâyetleri nedeniyle özel öğretim kurumuna devam edemediğinin, mağdure ile yapılan görüşmede yaşadığı olayı ve sonrasında yaşadıklarını mental durumuna uygun anlatabildiğinin, bu anlatımların tutarlı olduğunun, ruhsal durumunda bozulma meydana geldiğinin belirtildiği, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen 03.08.2015 tarihli raporda; hafif mental retardasyonu olan katılan mağdurenin olay sonrasında travma sonrası stres bozukluğu, enürezis, nokturna, enkopreziz, davranış bozukluğu şikâyetlerinin azalmakla birlikte büyük oranda devam ettiğine yer verildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 6. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca tanzim edilen 14.10.2015 tarihli raporda: katılan mağdurenin 22.05.20 13... .10.2015 tarihlerinde yapılan muayenelerinde mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede bir psikiyatrik bozukluğun (travma sonrası stres bozukluğu) saptandığının ve ruh sağlığının bozulduğunun mütalaa olunduğu, 02.02.2012 tarihinde katılan mağdurenin soruşturma evresinde beyanının alınması sırasında hazır bulunan pedagog bilirkişiye göre; katılan mağdurenin bilinçsel becerileri yetersiz olsa da kendi yaş seviyesine uygun ifadelerde bulunduğunu, olayları yer ve zaman belirterek ayrıntılı olarak anlattığını, kullandığı vücut dili ve anlatış şekli itibarıyla beyanlarının samimi olduğu, 09.11.2012 tarihinde katılan mağdurenin kovuşturma evresinde beyanının alınması sırasında hazır bulunan pedagog bilirkişiye göre de; katılan mağdurenin fiziksel gelişiminin yaşıyla uyumlu görüldüğü, ancak zihinsel gelişiminin yaşıtlarına göre sınırlı olduğu, beyanlarına itibar edilebileceği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdure; sanığın, yengesinin erkek kardeşi olduğunu, kendisini yaklaşık üç aydır tanıdığını, yengesi ...'ın kendi evlerinin alt katında oturduğunu, suç tarihinde gündüz saatlerinde yengesinin oturduğu evin kapısını çaldığını, kapıyı sanığın açtığını, içeri girince evde kimsenin olmadığını gördüğünü, sanığın telefonda birisiyle görüştüğünü, görüşmesi bitince kendisini dudağından ve göğsünden öptüğünü, pantolonunu indirdiğini, daha sonra kendi pantolonunu da indirdiğini, kendisine küfür ettiği ve tokatla vurduğu için sanıktan çok korktuğunu, sanığın külodunu da açıp cinsel organını kendi cinsel organına değdirdiğini, ittirdiğini, bu nedenle canının yandığını, anlattıklarının bir iki dakika içerisinde olduğunu, daha sonra sanığın üstünü giydirdiğini ve kendisini evden gönderdiğini, sanığın ancak ağlayıp bağırmaya başlayınca kendisini bıraktığını, Katılan ...; katılan mağdurenin babası olduğunu, olay günü kızının evden yalnız çıktığını, on on beş dakika sonra geri geldiğini, poposunun ve cinsel organının acıdığını söylediğini, ne olduğunu sorduğunda yengesinin kardeşi olan sanığın, pantolonunu indirerek poposunu emdiğini, cinsel organını yaladığını ve cinsel organını kendi ağzına değdirdiğini söylediğini, hemen aşağı inip kapıyı açan sanığı yumruklayarak dövdüğünü, ardından da kızını hastaneye götürdüğünü, Katılan ...; katılan mağdurenin annesi olduğunu, olayı gözüyle görmediğini, olay günü kızının gelip yaşadıklarını anlatınca cinsel organının kızarmış olduğunu gördüğünü, babası ile birlikte durumu adli makamlara intikal ettirdiklerini, Tanık ...; katılan mağdurenin halası olduğunu, olay günü mağdureyi görmediğini, iddia ettiği gibi katılan mağdureyle sanık arasında herhangi bir konuşma geçmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık; kalacak yeri olmadığı için eniştesinin ve ablasının yanlarında kaldığını, olay günü evde yalnız olduğunu, katılan mağdurenin kapı zilini çaldığını, kapıyı açtığını, katılan mağdureye ablasının ve yeğeninin evde olmadığını söylediğini, katılan mağdurenin kapıdan içeri girmeden kendi evine gittiğini, beş on dakika sonra tekrar geldiğini, yine kapıyı açtığını, sorması üzerine yeğeninin gelmediğini söyleyince bu kez eve girmek istediğini, kendisinin de kapıyı kapattığını, bu sırada alt komşusu olan katılan mağdurenin halası tanık ...'nın kendilerini gördüğünü, katılan mağdurenin zihinsel olarak engelli olduğunu bildiği için alt katta olan evinin kapısından bağırarak "... yokmuş, ya bize gel ya da eve git!" dediğini, bunun üzerine katılan mağdurenin evine döndüğünü, katılan mağdureye karşı cinsel içerikli herhangi bir eylemde bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan "Çocukların cinsel istismarı" başlığını taşıyan 103. maddesi; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, Anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" şeklinde iken, Suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (3) Suçun; a) Birden fazla kişi tarafından birlikte, b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından, d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" hâlini almış, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile de; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz. (3) Suçun; a) Birden fazla kişi tarafından birlikte, b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından, d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Maddenin uyuşmazlıkla ilgili dördüncü fıkrasında, cinsel istismarın on beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuğa karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi, cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. TCK'daki değişik suç tiplerinde unsur veya daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülen cebir, esasen TCK'nun 108. maddesinde bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiş ve ilgili maddenin gerekçesinde "Kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 387). B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 11.01.2012 tarihinde eniştesinin evinde misafir olarak kalmakta olan sanığın, evde yalnız olduğu sırada, nüfus kaydına göre suç tarihi itibarıyla 8 yaş 5 ay 15 günlük katılan mağdurenin kapı zilini çalması üzerine onu içeri aldığı ve Yerel Mahkemenin kabulüne konu cinsel eylemleri gerçekleştirdiği olayda; Katılan mağdure, aşamalarda özü itibarıyla değişmeyen tüm ifadelerinde, suça konu eylemleri gerçekleştirmesine karşı koyması üzerine sanığın kendisine küfür edip tokat attığını ve ancak ağlayıp bağırması üzerine eylemine son verdiğini beyan etmiştir. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen 24.09.2012 tarihli raporda ve katılan mağdurenin soruşturma ve kovuşturma evrelerindeki ifadelerinde hazır bulunan pedagoglarca yapılan değerlendirmelerde de söz konusu beyanlara itibar edilebileceğine yer verilmiştir. Olayın, katılan mağdurenin iddialarına uyumlu şekilde ve olağan bir seyir izleyerek kısa sürede adli makamlara intikal ettirilmesi ile mağdurda olaydan kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu saptandığına dair adli raporlar da nazara alındığında, sanığın salt inkâra dayalı suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemiştir. Açıklanan nedenlerle mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin sanığın eylemini cebir ile işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olduğu anlaşılmakla sanık hakkında TCK'nın 103/4. maddesinin uygulama koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.07.2024 tarihli ve 11444-6801 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3-Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin verilen 27.11.2015 tarihli ve 98-226 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.