Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/246 E. 2026/391 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/246
Karar No
2026/391
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 755-1176

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı, ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis etme suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/6. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/-4, 51, 53... . maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 2.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ertelemeye, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Antalya 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.09.2018 tarihli ve 683-533 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarih ve 4050-3015 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, sanık hakkında eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokmak suçundan 5607 sayılı kanun'un 3/2. maddesi ile TCK'nın 62/1, 52/2, 53... /4. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye; bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.10.2020 tarih ve 119388 sayı ile; "7242 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerindeki değişiklikler sebebiyle lehe kanun değerlendirmesi yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine" karar verilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince 28.04.2021 tarih ve 3687-897 sayı ile; eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokma suçundan sanık hakkında 5607 sayılı kanun'un 3/2. maddesi ile TCK'nın 62, 52/2, 53... /4. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye; bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 11.12.2023 tarih ve 10643-10920 sayı ile; "Sanığın, yurda ithal edemeyeceği ve geçici ithalat kapsamında dahi getiremeyeceği aracı, Gürcistan'da satın alıp, Gürcistan uyruklu ... isimli şahıs aracılığı ile yurda sokmak şeklinde gerçekleşen eyleminde, kovuşturma aşamasındaki aracı Türkiye'de kullanamayacağını bildiğine dair kabulü ile birlikte değerlendirildiğinde, baştan itibaren kaçakçılık kastı ile hareket ederek, aracı daimi olarak yurt içinde kullanabilmek maksadı ile eylemini gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde anılan Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmuştur." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince 12.06.2024 tarih ve 755-1176 sayı ile; "...Sanığın kendisinin yurda sokamayacağı aracı, Gürcistan uyruklu başka bir kişiye sokturarak yurt içinde kullanması şeklindeki eylemi, aldatıcı işlem ve davranış niteliğinde olduğundan, eylem eşyanın geçici ithalatı kapsamında olmasa bile 5607 Sayılı Yasanın 3/2 maddesindeki suça vücut verdiği..." gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.01.2025 tarihli ve 91002 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 17.02.2025 tarih ve 278-2380 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin 5607 sayılı Kanun’un 3/1. maddesinde düzenlenen eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın yurda sokmak suçunu mu yoksa aynı Kanun’un 3/2 maddesinde düzenlenen eşyayı aldatıcı işlem ve davranışlarla yurda sokmak suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanığın eyleminin 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 238. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen geçici ithalat rejimi kurallarına aykırı davranmak kabahatini mi oluşturduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Devriye görevi ifa eden kolluk görevlilerince emniyet şeridinde park hâlinde görülen Gürcistan plakalı aracın Kara Kapıları 1 No.lu Taşıt Takip Programı üzerinden yapılan sorgulamasında, 14.08.2016 tarihinde Gürcistan vatandaşı ... tarafından Türkiye'ye getirildiğinin, ancak anılan şahsın 16.08.2016 tarihinde aracı yurt içinde bırakarak Türkiye'den çıkış yaptığının tespit edildiği, Antalya Gümrük İdaresince düzenlenen 18.10.2016 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre; suç tarihi itibarıyla dava konusu aracın CİF değerinin 24.000,00 TL, gümrük vergisinin 52.322,40 TL ve gümrüklenmiş değerinin 76.322,40 TL olduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; Gürcistan'da ticaret yapmak amacıyla bulunduğu sırada suç konusu aracı, o ülke mevzuatına uygun şekilde satın aldığını, söz konusu aracı Türkiye'de kullanamayacağını bildiğini, birlikte çalıştığı Gürcistan uyruklu ... isimli şahsın Türkiye'ye bir dosya getirmek amacıyla gelmesi üzerine dava konusu araçla Türkiye'ye giriş yaptığını, aracın arızalanması nedeniyle Antalya'da bırakarak Gürcistan'a geri döndüğünü beyan ederek müsnet suçu kabul etmediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Ön Sorun Ve Asıl Uyuşmazlık ile İlgili Mevzuat ve Açıklamalar Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli ve 158-444; 01.03.2022 tarihli ve 131-1 39... .10.2024 tarihli ve 589-321 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; Latince Nullum crimen sine lege ve Nulla poena sine lege olarak ifade edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hukukun egemen olduğu tüm demokratik ülkelerce kabul edilmiş ve yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde de, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." şeklinde hüküm altına alınmıştır. TCK'nın 2. maddesinde de; "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." hükmü ile belirtilen ilkeye yer verilmiştir. Bu ilkenin yansımalarına TCK'nın 7. maddesindeki "İşlendiği zaman yürürlükte bulunan Kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz." şeklindeki hükümde de rastlamak mümkündür. Ceza hukukunun temel ilkelerinden birini oluşturan suçta ve cezada kanunîlik ilkesi uyarınca, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Bireylerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle, temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımı uygulanabilmesi için fiili kanunun "açıkça" suç sayması gerektiğinden, suç ve cezaların şekli bakımdan kanunla düzenlenmesi yeterli olmayıp, içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları gerekir. Ceza hukukunda "belirlilik” ilkesi olarak tanımlanan ilkeye göre, suç ve ceza içeren kanun maddesinde hangi davranışların suçu oluşturduğunun açık ve anlaşılır bir biçimde tarif edilmesi, sınırlarının belli olması ve suç için uygulanacak ceza ile güvenlik tedbirlerinin gösterilmesi gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Geçici ithalat rejimi, 4458 sayılı Kanun'un 128-134. maddelerinde, bu rejimin işleyişine ilişkin esaslar ise Gümrük Yönetmeliği’nin 376-394. maddelerinde düzenlenmiştir. 4458 sayılı Kanun'un 128. maddesinde geçici ithalat rejimi şu şekilde tanımlanmıştır: "Geçici ithalat rejimi, serbest dolaşıma girmemiş eşyanın ithalat vergilerinden tamamen ya da kısmen muaf olarak ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın, Türkiye Gümrük Bölgesi içinde kullanılması ve bu kullanım sırasındaki olağan yıpranma dışında, herhangi bir değişikliğe uğramaksızın yeniden ihracına olanak sağlayan hükümlerin uygulandığı rejimdir." Aynı Kanun’un 131. maddesinde ise eşyanın rejim altında kalma süresine yer verilmiştir.Söz konusu hükme göre; “İthal vergilerinden tam muafiyet suretiyle geçici ithalat rejiminin uygulanabileceği durumlar ve özel şartlar Cumhurbaşkanınca tespit edilir.” Bu düzenleme ile Gümrük Yönetmeliği’nin 379. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; eşyanın rejim altında kalma süresi, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen özel süreler ile Gümrük Yönetmeliği’nin 380. maddesinde düzenlenen süre uzatım hâlleri saklı kalmak ve yirmi dört ayı aşmamak şartıyla Gümrük İdaresince düzenlenir. Gümrük Yönetmeliği'nin "Geçici ithal edilen eşyanın ayniyeti" başlığını taşıyan 381. maddesinin;"(1) Geçici ithaline izin verilen eşya, rejim altında kaldığı süre içinde giriş ayniyetine ve tahsis amacına uygun olarak tahsis edildiği yerde kullanılmak zorundadır. (2) Rejim kapsamındaki eşya, giriş ayniyetini korumaya yönelik olağan bakım faaliyetleri dışında başka bir işleme tabi tutulamaz. (3) Gümrük idareleri rejim süresi içerisinde değişik aralıklarla eşyanın tahsis yerinde, tahsis amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını denetleme hakkına sahiptir." hükmü uyarınca geçici ithalat rejimi kapsamında getirilen eşya, getirildiği şekli ile kullanıldıktan sonra kullanım sırasında meydana gelen olağan yıpranma dışında herhangi bir değişiklik yapılmadan süresi bittiğinde ihraç edilmelidir. Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği'nin 18. maddesi; "(1) Gümrük İdareleri tarafından taşıt takip programları üzerinden her ay sorgulama yapılarak, kendi idarelerinden girişi yapılan ve süresi içerisinde çıkarılmayan kişisel ve ticari kullanıma mahsus kara taşıtları tespit edilir ve taşıtların çıkış yapıp yapmadığı ilgili programlardan 4 (dört) ay süre ile takip edilir yapılan araştırma sonucunda taşıtın yurt dışına çıkış yaptığının tespit edilmesi halinde kayıt kapatma işlemi gerçekleştirilir. (2) Yapılan araştırmadan sonuç alınmaması halinde, süresi içerisinde yurt dışı edilmeyen taşıtlara ilişkin bilgiler, İçişleri Bakanlığı nezdinde gerekli takibatlarda bulunulmak üzere her yılın Nisan-Ağustos-Aralık aylarında bağlı bulunduğu başmüdürlük aracılığıyla Bakanlığa (Gümrükler Genel Müdürlüğü) intikal ettirilir ayrıca 19. ve 20. maddede belirtilen işlemler yapılır.", "Şartların ihlali" başlıklı 19. maddesi ise; " (1) Geçici ithaline izin verilen kişisel ve ticari kullanıma mahsus kara taşıtlarının; getiriliş amacı dışında kullanılması, bir başkasına kiralanması, ödünç verilmesi, başka bir şahsa izinsiz devredilmesi, satılması, hak sahibi olmayan kişilerce kullanılması, taşıtla birlikte giren ve belgelerinde kayıtlı olan parçalarının izinsiz olarak değiştirilmesi, yurtta kalma süreleri içerisinde yurtdışına çıkarılmaması veya herhangi bir gümrük idaresine teslim edilmemesi hâlinde, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Kanunun 238 inci maddesi hükümleri uyarınca işlem yapılır ve geçici ithal izni iptal edilerek taşıt gümrük idaresince teslim alınır. (2) Yabancı ülke çıkışlı Türkiye varışlı ya da yabancı ülke varışlı olan ve ülkemizde transit hâlinde bulunan geçici (ZOLL) plakalı taşıtların verilen süre içerisinde yurtdışı edilmemesi hâlinde, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla Kanunun 241 inci maddesinde yer alan transite ilişkin hükümler uygulanır. (3) Yukarıda belirtilenlerin dışındaki usulsüzlük hallerinde ise Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılır. (4) Geçici ithalat izni verilen kişinin öldüğünün belgelendirilmesi halinde üçüncü şahıslar tarafından getirilen taşıtlar, herhangi bir ceza uygulanmasına gerek bulunmadan gümrük idaresince teslim alınır. (5) Kaza ya da arıza sebebiyle, geçici ithalat izni verilen kişi tarafından gümrük idaresine teslim edilemeyen taşıtlar, yetkili olduğunu belgelendiren sigorta şirketleri tarafından gümrük idaresine teslim edilebilir." 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. maddesinin (d) fıkrasına göre "Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri Noterler tarafından yapılır, Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir." Dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlalinin kabahat fiili olarak düzenlendiği 4458 sayılı Kanun'un 238. maddesi üzerinde de durulmalıdır. Fakat öncelikle belirtmek gerekir ki, mülga 1615 sayılı Gümrük Kanunu'nun 12. maddesinde, geçici ithalat rejimi kapsamında ülkeye ithal edilen taşıtın, süresinde yurt dışı edilmemesi kabahat değil suç olarak düzenlenmişti. Anılan norm şöyleydi; "Turizmle alakalı olarak gelen taşıtlara ve eşyaya aşağıdaki hükümler uygulanır. 1. a) (Değişik ilk fıkra: 18/04/1983 - 2817/10 md.) Asıl ikametgahı yabancı memleketlerde olan Türk ve yabancı turistlerin birlikte veya kendilerinden iki ay önce veya sonraki süreler içerisinde getirdikleri 132 nci maddenin (1-e) fıkrasında yazılı seyahat vasıtaları, av, spor ve diğer eşyaları için vergi teminatı olarak kara seyahatlerinde Uluslararası Turizm ve Otomobil Birliğine mensup Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunun veya bunun kefalet ettiği yabancı kurumların verecekleri triptik, gümrük geçiş karnesi veya Bakanlıkça tespit edilecek diğer benzeri belgeleri (bir yıl içinde ihraç şartıyla) kabul olunur. Yukardaki fıkrada sözü edilen Türk ve yabancıların triptiksiz veya geçiş karnesiz veya bu mahiyetteki benzeri belgeler olmaksızın getirdikleri taşıtları (bisiklet ve motosikletler dahil) ile tenezzüh motoru, kotra ve sandalları, tekrar ihraç edilmek şartiyle, Bakanlığın tespit edeceği esaslar dairesinde yurda sokulur. Turistlerin hava taşıtlarına uygulanacak işlem, Gümrük ve Tekel ve Ulaştırma Bakanlıklarınca müştereken tesbit edilir. Motorlu vasıtaların mutat depolarındaki akaryakıt ve madeni yağlardan vergi aranmaz. Çalınmak ve kaza neticesi parçalanmak yüzünden tekrar çıkarılması mümkün olmıyan taşıt ve eşyanın da vergileri aranmaz ve teminatı çözülür. Çalınma hadisesi mahkeme ilamı veya Cumhuriyet Savcılığının veya hadisenin vukubulduğu mahallin en büyük mülkiye amirinin belgesi ile ispat edilir. Kaza dolayısiyle sahibi tarafından çıkarılmak istenmeyen taşıt ve eşyanın enkazı Hükümete terk edilmek ve keyfiyet mülkiye amirinden alınacak bir belge ile gümrüğe ispat olunmak lazımdır. Hükümete terk edilen bu gibi vasıta ve eşya enkazı 11 inci maddenin 2 nci fıkrasının son bendi hükmüne göre tasfiye olunur. b) Yukarda gösterilen suretle yurda giren taşıtlar Türkiye dahilinde, ancak triptik veya geçiş karnesinde veya bu mahiyetteki benzeri belgesinde yazılı şahıs veya asıl ikametgahı yabancı memleketlerde olan Türk veya yabancı şoförü veyahut asıl ikametgahı olan yabancı memleketlerde otomobil sahibinin vekaletini haiz olan Türk veya yabancı şahıslar tarafından kullanılabilir. Buna riayetsizlik halinde taşıt, yurt dışı edilmek üzere gümrüğün denetimine alınır. c) Triptik, gümrük geçiş karnesi vesair belgelere göre vergileri teminata bağlanarak geçici ve şarta bağlı olarak yurda giren bu taşıtlar garanti veren kurumdan vergileri takip ve tahsil edilmiş olsa dahi, kaçakçılık hükümlerinin uygulanmasında gümrük giriş işlemine tabi tutularak yurda ithal edilmiş addolunmaz ve aksine hareketlerde kaçakçılık mevzuatı dairesinde kovuşturma yapılır. 2. Turizmi teşvik maksadiyle kurulmuş teşekküller ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu için getirilecek ve parasız dağıtılacak olan turizmle ilgili tesislere ait propaganda, afiş ve broşürleri ile takvimleri, otomobil plakaları, yol işaretleri, rozetler, mükafat kupaları için vergi aranmaz. 3. Yabancı turizm teşekkülleri tarafından parasız dağıtılmak üzere turizm teşekkülleri ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumuna gönderilen yabancı turizm propaganda afişleri, broşürleri, rehber ve takvimleri vergiye tabi değildir." Hâl bu ki suç tarihinde yürürlükte bulunan 4458 sayılı Kanun'un 238. maddesi şöyledir; "241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen durumlar hariç, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali halinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı, tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlar için gümrük vergileri tutarının dörtte biri oranında para cezası verilir. Ancak, dâhilde işleme rejimi kapsamı ithal eşyasının, işleme faaliyetindeki hali veya işlem görmüş ürün hali de dahil olmak üzere rejim çerçevesinde izin verilen yerlerde tespiti halinde, ithal eşyasının gümrük vergileri tutarının iki katı oranında para cezası verilir. Bu cezanın ödeme süresi içinde eşyanın gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması halinde eşyanın gümrük vergileri tutarında para cezası tahsil edilir. 2. Birinci fıkraya göre verilen cezalar 241 inci maddenin altıncı fıkrasında belirtilen miktardan az olamaz. 3. Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri hakkında bu maddenin para cezasına ilişkin hükümleri ile 241 inci maddenin üçüncü fıkrasının (h), (l) ve (m) bentleri, dördüncü fıkrasının (g) ve (h) bentleri ile beşinci fıkrasının (b) bendi hükümleri uygulanmaz. Bu durumda, 241 inci maddenin birinci fıkra hükmü uygulanır." olarak ifade edilmiş, maddede dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali fiilleri kabahat olarak tanımlanmıştır. Madde, 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 9. fıkrasından 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilerek aktarılmıştır. Bu maddenin kapsamı 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 4. fıkrasını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu maddede yer alan kabahat fiilinin maddi unsuru, dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimlerinden birine tabi tutulmuş eşyaya ilişkin olarak ilgili rejim hükümleri kapsamında yapılması gerekenleri yapmamak veya yapılmaması gerekenleri yapmak eylemleri oluşturmaktadır. Geçici ithalat ve dâhilde işleme rejimi hükümlerinin, bu rejimler kapsamında getirilen eşyanın hileli işlemle yurt dışına çıkarılmış gibi gösterilmesi suretiyle ihlal edilmesi aynı zamanda suç da oluşturmaktadır. Bu durumda 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 4. fıkrasındaki suç ile bu madde kapsamındaki kabahat de işlenmiş olacak, ancak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sadece suçtan dolayı ceza verilecektir. 5326 sayılı Kanun'un 18. maddesine göre kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ancak kanunda açık hüküm bulunan hâllerde karar verilebilir. Sözü edilen gümrük rejimleri konusu eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirileceğine ilişkin 4458 sayılı Kanun'da bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle bu madde kapsamına giren eşya hakkında mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilemez. Geçici ithalat, dâhilde işleme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi hükümlerinin fıkra kapsamında ihlal edildiği tarih kabahat fiilinin işlendiği tarih olup soruşturma zamanaşımı süresi de bu tarihe göre 5326 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca belirlenmelidir (Seyfettin Çilesiz, 64 55... sayılı Kanunlarla Değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Açıklaması, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 804-805.). Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından değinilmesi gereken ve suç tarihinde yürürlükte olan 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." Söz konusu fıkra uyarınca bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır. 5607 sayılı Kanun'da gümrük işlemi kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte mülga edilen 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı ikinci maddesi, söz konusu kavramı "Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder." şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemleri ifade etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir. İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; 4458 sayılı Kanun'un 33. maddesinde Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkışların gümrük kapılarından yapılabileceği, 34. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine giren veya çıkan taşıtların gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak, gümrük idareleri tarafından denetleneceği, 36. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın, girişinden itibaren gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında; "Eşyayı, sahte belge kullanmak suretiyle gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin, Türkiye’ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmüne yer vermiş ve anılan hüküm 28.03.2013 tarihinde 6455 sayılı Kanun'la 5607 sayılı Kanun'da değişiklik yapılırken aynen korunmuş iken yargılama aşamasında 5607 sayılı Kanun’da 6545 sayılı Kanun’un 89. maddesi ile yapılan değişiklikle; "Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." olarak yeniden düzenlenmiştir. Anılan değişiklikle; "Sahte belge kullanmak" fiilinin yerini "aldatıcı işlem ve davranışlarla" ibaresi almıştır. Eşyanın ithalat işlemi gerçekleştirilirken, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergilerinin tamamının veya bir kısmının ödenmemiş olması gerekir. Daha çok serbest dolaşıma giriş beyannamesi ile ithalat rejimi altında yurda getirilen eşyaya yönelik gümrük vergilerinin ödenmemesi ya da eksik ödenmesi amacı ile hareket edilerek aldatıcı işlemlerle kaçakçılık suçunun işlenmesi söz konusudur.Bu suç tipinde failin kastı başlangıçtan itibaren kaçakçılık suçunu işlemek olmalıdır. Her ne kadar CGK'nın 25.10.2023 tarihli ve 2023/223-556 sayılı (24.9.2025 tarihli ve 2024/1 68... /364K tavzihli) kararında; geçici ithalat rejimi kapsamında yurda sokulan aracın süresi dolduğu hâlde yurt dışına çıkarılmamasından ibaret eylemin 5607 sayılı Kanun'un 3/2. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı kabul edilmiş ise de, şu gerekçelerle anılan kararın gerekçesi ile ulaşılan sonuç benimsenmemiştir: Şöyle ki, her suç temelinde bir haksızlık barındırsa da kanunda suç olarak düzenlenmeyen haksızlıklar cezalandırılamaz. Kıyas ya da kıyasa yol açacak genişletici yorumla suç ve ceza ihdas edilemez. 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasında tipik eylem; eşyayı, "gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın" ülkeye sokmak olarak tanımlanmıştır. Gümrük işlemlerinden maksad, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulmasıdır. Zira "Gümrük işlemleri, gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemlerdir." (mülga edilen 4926 sayılı Kanun'un "Tanımlar" başlıklı ikinci maddesi) Geçici ithalat rejiminin de bir gümrük rejimi olarak düzenlenmiş olduğunda (4458 sayılı Kanun’un 128-134. maddeleri) da şüphe yoktur. Zikredilen düzenlemelerin sarahatine nazaran, 4458 sayılı Kanun’un 128-134. maddelerine istinaden geçici ithalat rejimi kapsamında, Gümrük Yönetmeliği’nin 376-394. maddeleri uyarınca gümrük işlemlerine tabi tutularak ülkeye eşya sokmaktan ibaret eylemin, 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen suçu değil ve fakat 4458 sayılı Kanun'un geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlaline dair özel düzenleme mahiyetindeki 238. maddesinde öngörülen kabahat fiilini oluşturduğunun kabulü gerekir. Nitekim YCGK'nın 01.03.2022 tarihli ve 2018/7-131 E - 2022/139 K sayılı kararında da aynı sonuca uluşmıştır. B. Ön Sorun ve Uyuşmazlık Konusu Bakımından Hukuki Değerlendirme Devriye görevi ifa eden kolluk görevlilerince emniyet şeridinde park hâlinde görülen Gürcistan plakalı aracın Kara Kapıları 1 No.lu Taşıt Takip Programı üzerinden yapılan sorgulamasında, 14.08.2016 tarihinde Gürcistan vatandaşı ... tarafından Türkiye'ye getirildiği, ancak anılan şahsın 16.08.2016 tarihinde aracı yurt içinde bırakarak Türkiye'den çıkış yaptığının tespit edildiği, yapılan soruşturma neticesinde aracın sanığın kullanımında olduğunun belirlendiği olayda; Dava konusu aracın Antalya Gümrük Müdürlüğünün soruşturma evrakı içerisinde yer alan yazısından da anlaşıldığı üzere, geçici ithalat rejimi kapsamında, turistik kolaylıklardan faydalanılarak ve gümrük rejimine tabi tutularak yurda getirilmiş eşya niteliği taşıdığı, bu itibarla yurda sokulmasının 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesine aykırılık teşkil etmediği, Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği (Seri No:1) hükümlerine göre triptik belgesiyle yurda yasal yollardan giriş yaptığı, yurt içinde kalma süresi henüz dolmadan hak sahibi olmayan sanık tarafından kullanılırken görevlilerce yakalandığı, sanığın eyleminin 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen fiillerden hiçbirine uymadığı, ancak Geçici İthal Edilen Kara Taşıtlarına İlişkin Gümrük Genel Tebliği (Seri No:1)'nin 19. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değişik Gümrük Kanunu’nun 238/1. maddesi uyarınca eyleminin kabahat oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Öte yandan, geçici ithalat rejimi hükümlerinin ihlal edildiği tarihin kabahatin işlendiği tarih olduğu da dikkate alınarak sanığın eylemine uyan kabahate ilişkin 4458 sayılı Kanun'un 238. maddesinin 1. fıkrası gereğince dava konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı olan 152.644,80 TL idari para cezasının miktarı itibarıyla soruşturma zamanaşımı süresinin aynı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beş yıl olduğu ve kabahatin işlendiği 12.11.2016 tarihinden itibaren başlayan zamanaşımı süresinin, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin direnme kararından önce, 12.11.2021 tarihinde dolduğu hususunun mahallinde gözetilmesi mümkün görülmüştür. Ulaşılan sonuç karşısında, sanığın eylemiyle ilgili olarak 5326 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yer alan düzenleme de dikkate alınmak suretiyle idari yaptırım kararı verilmesi gerekirken eylemin suç olarak kabulüne ilişkin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin direnme kararında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün isabetli olduğu, düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince verilen 12.06.2024 tarihli ve 755-1176 sayılı direnme kararına konu hükmün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığın eylemiyle ilgili olarak 5326 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yer alan düzenleme de dikkate alınmak suretiyle idari yaptırım kararı verilmesi gerekirken eylemin suç olarak kabulü ile yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/246, K. 2026/391, T. 17.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-246-e-2026-391-k-095aa0caf199