Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/390 E. 2026/229 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/390
Karar No
2026/229
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 171 - 1672

I. HUKUKİ SÜREÇ Yardım eden sıfatıyla kasten öldürme suçundan suça sürüklenen çocuğun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Çorum 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.09.2021 tarihli ve 199-232 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 08.06.2022 tarih ve 171-1672 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak suça sürüklenen çocuğun yardım eden sıfatıyla kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 39/2-b, 29, 31/3, 62, 63... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye; bu hükmün de katılanlar vekili ve suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.10.2023 tarih, 10763-5988 sayı ve oy çokluğu ile temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "Suça sürüklenen çocuk ..., maktul ile buluştuktan sonra teke tek yumruklarla bir süre kavga etmiştir. ... ... da öldürme iradesi olsaydı kavga esnasında kasten öldürme suçunu işleyebilirdi. ... ...'ın kastı doğrultusunda maktul ile silahsız şekilde beden yoluyla yumruk yumruğa kavga etmekten öte maktule karşı bir eylemi olmamıştır. Taraflar arası kavga bittikten sonra maktul, biraz ileride bulunan suça sürüklenen çocuk ...'un yanına gelerek yumruk vurduğu, bunun üzerine ...'un aniden gelişen kasıt ile üzerinde bulunan bıçağı birden fazla kez maktule saplayarak öldürdüğü olayda, suçta kullanılan bıçağın suça sürüklenen çocuk ...'un üzerinde olduğu dolayısıyla ... ...'ın, ...'un böyle bir suç işleyebileceğini bilemeyeceği, suça sürüklenen çocuk ...'ın diğer suça sürüklenen çocuk ...'un aniden gelişen kast ile işlediği kasten öldürme suçuna yardım ettiğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden ... ...'ın beraatine karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 04.12.2023 tarih ve 114991 sayı ile; "...Olayın başlangıcında suça sürüklenen çocuk ... ile maktul ...'nün buluştuktan sonra birlikte konuşarak yanlarında bulunan arkadaşlarından uzaklaştıkları, önce konuşup sonra bir süre teke tek yumruk yumruğa kavga ettikleri, daha sonra kendi iradeleri ile kavgaya son verdikleri ve ... ...'ın ...'den özür dilemesinden sonra ayrıldıkları, ...'nün bu defa ...'un üzerine doğru yürüyerek küfür edip yumrukla vurması üzerine, ...'un ...'yü üzerinde bulunan bıçakla birden fazla darbe ile yaralamasından sonra ... ...'ın kullandığı motosiklet ile olay yerinden ayrıldıkları, ...'nün bıçakla oluşan yaralanmaya bağlı olarak öldüğü, ... ... ile ... arasındaki kavganın yumruk yumruğa gerçekleştiği, ... ...'ın ...'ye yönelik öldürme kastı ile hareket ettiğini ortaya koyan bir davranışının bulunmadığı, nitekim kavgayı kendi iradeleri ile sonlandırdıkları ve ... ...'ın özür dilemesinden sonra ayrıldıkları, maktul ile ... arasında gerçekleşen maktulün ölümü ile sonuçlanan olayın aniden geliştiği, suçta kullanılan bıçağın da olay anında ... üzerinde bulunduğu, ... ...'ın bıçağı olay yerine gelirken ...'a verdiğine, ...'un ...'yü öldüreceğini bildiğine ve bu amaçla olay yerine getirdiğine ilişkin aleyhine herhangi bir delil bulunmadığı, ...'un ani kastla gerçekleşen kasten öldürme suçuna TCK'nın 39. maddesi kapsamında suça yardım mahiyetinde değerlendirilebilecek başkaca herhangi bir eyleminin de mevcut olmadığı, ani kastla işlenen suçta olay yerinde bulunmasının suça yardım olarak kabulünün mümkün olmadığı gibi olaydan sonra motosikleti ile ayrıldığı sırada ...'un koşarak hareket halindeki motosikletine binmesinin ve birlikte uzaklaşmalarının ise yardım değil ancak suçluyu kayırma suçu kapsamında değerlendirilebileceği, bu durumda; suça sürüklenen çocuk ...'nın, ...'in maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçuna yardım ettiğine dair cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı herhangi bir delil elde edilemediğinden ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 04.06.2024 tarih ve 9214-4116 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, suça sürüklenen çocuğun maktule yönelik yardım eden sıfatıyla kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğun maktule yönelik kasten öldürme suçuna TCK'nın 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla iştirak edip etmediğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 06.07.2020 tarihli otopsi raporuna göre; maktulün kesici delici alet yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar yaralanması sonucu öldüğü anlaşılmaktadır. Tanık ... soruşturma evresinde; suça sürüklenen çocuk ... ve inceleme dışı ...'u motosikletle Mecitözü’ne giderlerken gördüğünü, ...’ın "...'ın yanına gidip konuşacağız, sen de gelir misin?" diye sorduğunu, kendisinin de motosiklete binerek maktul ve arkadaşlarının yanına gittiğini, ... ile maktulün kalabalıktan uzaklaşıp kavga etmeye başladıklarını, kimsenin kavgaya müdahale etmediğini, beş dakika kavga ettikten sonra adı geçenlerin ayrıldıklarını, daha sonra maktulün ...'a yumruk attığını, ...'un da maktule yumrukla vurur gibi bir hareket yaptığını ve maktulün yere düştüğünü, ...'un elindeki bıçağı göstererek "Yaklaşmayın!" diye bağırdığını, ...'ın motosiklete binip uzaklaşmaya başladığı sırada ...'un peşinden koşarak "Yavaşla, beni de al!" diye bağırdığını, bunun üzerine ...'ın durduğunu ve ...'un da motosikletin arkasına bindiğini, adı geçenler olay yerinden uzaklaşırlarken kendisinin de arkalarından koştuğunu ancak yetişemediğini, Kovuşturma evresinde ise; maktulün ...'a vurmasıyla kavganın başladığını, ...'ın özür dilemesi üzerine kavganın bittiğini, ... maktulü bıçaklayınca ...'ın ambulansı aradığını, Tanık ...; Mecitözü ilçesinde maktul, ... ve ... ile birlikte gezdikleri sırada ... ve ...'un maktulü arayarak nerede olduğunu sordukları, maktulün de "Hesaplaşacaksanız gelin, ben buradayım." dediğini, on beş dakika sonra ..., ... ve ...'ın olay yerine geldiklerini, ... ile maktulün kavga etmeye başladıklarını, şahısları ayırdıklarını, daha sonra maktulün ...’a yumruk attığını, ...'un da maktulü karın bölgesinden bıçakladığını ve "Yaklaşmayın!" diye bağırdığını, ardından da ... ve ...'ın motosikletle olay yerinden kaçtıklarını, Tanık ... soruşturma evresinde; maktul ve ... ile ... ve ... arasında olaydan bir ay öncesinde yaşanan alacak verecek meselesi nedeniyle husumet bulunduğunu, olay günü ..., ... ve ...’ın birlikte olay yerine geldiklerini, ... ile maktulün kavga etmeye başladıklarını, beş dakika sonra adı geçenleri ayırdıklarını, daha sonra ...'a yönelen maktulün "Yaklaşmayın, elinde bir şey var!" deyip karnını tuttuğunu ve yere yığıldığını, böylelikle maktulün bıçaklandığını anladıklarını, ...'un "Yaklaşmayın!" diye bağırdığını, önce ...'ın daha sonra da arkasından koşan ...'un motosiklete bindiklerini ve olay yerinden uzaklaştıklarını, ambulansı kendisinin aradığını, Kovuşturma evresinde ise; maktul ile ...'ın kavga ettiklerini, ...'ın özür dilemesi üzerine kavganın bittiğini, ...'un maktulü bıçaklamasından sonra ambulansı kendisinin değil ...'ın aradığını, İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ...; ...'in kendisine olan borcunu ödemediğini, olaydan iki hafta önce maktul, ... ve İlker'in kendisini darp ettiklerini, ancak bu nedenle herhangi bir şikâyette bulunmadığını, daha sonra ... ile tartışan ...'ın, maktul ve ... ile mesaj yoluyla küfürleştiğini, bu nedenle olay günü ... ile maktulün bulunduğu köye gitmeye karar verdiklerini, köyden tanık ...'ı da yanlarına aldıklarını, olay yerinde maktul ile birlikte ..., ..., ..., ...ve ...'in olduklarını, olay yerine gelirken üzerinde bıçak olmadığını, ... ve maktulün olaydan hemen önce birbirlerine telefonla küfür etmeleri sebebiyle gruptan ayrılıp dövüşmeye başladıklarını, bir müddet ikisi kavga ettikten sonra maktulün ...'a "Benim seninle işim bitti." deyip bu kez kendisine doğru yürüdüğünü, yüzüne ve sırtına yumrukla vurmaya başladığını, olay yerine geldikten sonra kavgaya başlamadan önce ...'dan aldığı bıçakla maktulü iki ya da üç kez yaraladığını, maktulün yere düştüğünü, diğer şahısların üzerine doğru gelmeleri sebebiyle "Gelmeyin!" diye bağırdığını, ...'ın ...'in telefonundan 112'yi aradığını, olay yerinden koşarak uzaklaşmaya başladığını, ...'ın motosikletle kendisine yaklaşması üzerine motosiklete binip olay yerinden ayrıldıklarını, İfade etmişlerdir. Suça sürüklenen çocuk ...; olaydan yaklaşık bir ay önce arkadaşı ...'un ...'den olan alacağını alamaması üzerine ...'un ... ile tartıştığını ve maktul ile birlikte ... ve İlker'in ...'u darp ettiklerini, bu olaydan sonra maktul ile telefonda mesajlaştıklarını, maktulün küfürlü mesajlar göndererek kendisini ve ...'u Mecitözü'ne çağırdığını, bu nedenle olay günü ... ile motosiklete binerek yola çıktıklarını, yolda tanık ...'ı da yanlarına aldıklarını, olay yerine ulaştıklarında maktulün yanına yaklaşarak konuşmak istediğini söylemesiyle gruptan ayrıldıklarını, maktulün bir anda kendisine tekme atması üzerine karşılık verdiğini, kavga esnasında ...'tan yardım istediğini ancak ...'ın ..."a "Sen karışma!" dediğini, bir süre kavga ettikten sonra maktulün ...'a doğru koştuğunu, yere düşen telefonunu aradığı sırada maktulün kanlar içerisinde yere düştüğünü gördüğünü, ...'in telefonundan 112'yi arayıp ambulans çağırdığını, motosikletini çalıştırıp ...'u da alarak olay yerinden uzaklaştığını, olayda kullanılan bıçağın ...'a ait olduğunu, ancak olay öncesinde kendisinde bulunduğunu, olay yerine ulaştıklarında bıçağı ...'un aldığını savunmuştur. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.03.2025 tarihli ve 109-128, 05.03.2025 tarihli ve 341-112, 22.04.2025 tarihli ve 111-186 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme de; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Diğer taraftan ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 22.04.2025 tarihli 196-181 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Bir kişi tarafından işlenmesi mümkün olan bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi hâlinde sorumluluk statüleri suça iştirak hükümlerine göre belirlenecektir. 765 sayılı TCK'da suça asli ve fer'i iştirak ayrımı yapılmakta iken 5237 sayılı TCK'da suça iştirak şekilleri faillik ve şeriklik olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 64/1. maddesinde suça asli iştirak düzenlenirken "fiili irtikap etmek" ve "doğrudan doğruya beraber işlemek" ifadelerine yer verilmiştir. "Fiili irtikap etmek ancak suçun kanuni tarifine uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi, yani, icrai hareketlerin yapılması halinde söz konusudur." (Dönmezer/Erman 2. Cilt, s. 1287; Önder, Genel Hükümler 2 s. 503) "Fiili doğrudan doğruya beraber işleyen ifadesinden fiili icra eden kişi ile diğer şahsın bir işbirliği söz konusudur. Ve onun fiiliyle suçu meydana getiren icrai hareketlerinin aynı zamanda olması gerekmektedir." (Dönmezer/Erman, s. 1288; Önder, s. 504). Müşterek faillik, 5237 sayılı TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Madde gerekçesinde, '"...Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur..." şeklinde failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Bu yönüyle madde gerekçesinin, müşterek failliğin açıklanması için yeterli bilgi içerdiği söylenebilir (CGK'nın 26.04.1982 tarihli ve 114-171 sayılı kararı). İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (CGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir. Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519). Diğer yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Arkadaş olan suça sürüklenen çocuk ... ve inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ile maktul ve tanık ... arasında alacak verecek meselesi sebebiyle husumet bulunduğu, konuyu görüşmek amacıyla ... ve ...'un, ...'a ait motosikletle Mecizötü ilçesine gittikleri, bu sırada ...'ın üzerinde bulunan bıçağı ...'a verdiği, olay yerine gider gitmez maktul ile ...'ın kavga etmeye başladıkları, ...’ın özür dilemesi üzerine kavganın sona erdiği, bu kez maktulün kendisine küfür ettiğini düşündüğü ...'un üzerine yürüdüğü, ancak ...'un üzerinde bulunan bıçağı çıkararak maktulü göğüs, karın, kasık ve uyluk bölgelerinden beş bıçak darbesi ile yaraladığı, ...'ın ambulansı arayıp olay yerine çağırdığı, tek başına ayrılmak istediği sırada arkasından koşarak gelen ...'un motosikletine bindiği ve adı geçenlerin olay yerinden birlikte ayrıldıkları, maktulün kaldırıldığı hastanede öldüğü hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Olaydan önce mesajla küfürleşmiş olsalar da suça sürüklenen çocuk ... ile maktul arasında öldürmeyi gerektirecek boyutta bir husumet saptanamamıştır. Kendisine saldıran maktulle yumruk yumruğa kavga ettikten sonra suça sürüklenen çocuğun maktulden özür dilemesiyle aralarındaki anlaşmazlık sonlanmıştır. Maktul ile ... arasında yaşanan ve maktulün ölümüyle sonuçlanan kavganın ise maktulün ...'un üzerine yürümesiyle başladığı ve ...'un maktulü ani gelişen kastla öldürdüğü dosyaya yansıyan delillerden anlaşılmaktadır. Maktulü öldürme kastıyla hareket etmediği anlaşılan suça sürüklenen çocuğun, kendisinin de maktulle husumetli olması, olay yerine ulaştıkları anda ve fakat maktul ile olan kavgasından önce suçta kullanılan bıçağı ...'a verdiğinin anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun eylemi yardım kapsamında da değerlendirilemeyecektir. Bu anlamda kendisine ait olan bıçağı ...'a vermek haricinde herhangi bir kasıtla hareket etmediğini ileri süren suça sürüklenen çocuğun savunmasının aksi kanıtlanamamıştır. Yine suça sürüklenen çocuğun ...'la birlikte olay yerinden motosikletle kaçtığı hususu da yalnız başına uzaklaşmak istediği sırada arkasından koşan ...'un motosiklete bindiği yönündeki beyan delillerine nazaran suça sürüklenen çocuk açısından yardım eden sorumluluğuna vücut vermeyecektir. Maktul yaralandıktan sonra ambulansı arayıp olay yerine çağırdığı da dikkate alındığında; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve suça sürüklenen çocuğun maktule yönelik kasten öldürme suçu bakımından inceleme dışı ...'un ani gelişen eylemine TCK'nın 39/2. maddesi anlamında ...'a cesaret verdiği ya da fiilini kolaylaştırıcı herhangi bir davranışta bulunduğu yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de maktule yönelik kasten öldürme suçuna yardım eden sıfatıyla iştirak etmediği kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuğun, kasten öldürme suçuna TCK'nın 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla iştirak ettiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.10.2023 tarihli ve 10763-5988 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 08.06.2022 tarihli ve 171-1672 sayılı hükmünün suça sürüklenen çocuğa isnat edilen suçun sabit olmaması nedeniyle beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, Samsun Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 15.04.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/390, K. 2026/229, T. 15.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2024-390-e-2026-229-k-84d99b211c93