Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/98 E. 2026/306 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/98
- Karar No
- 2026/306
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 586-933
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1,103/3, 43, 62, 53, 58... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.10.2020 tarihli ve 384-293 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilli tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 09.04.2021 tarih ve 586-933 sayı ile sanık ve müdafiinin istinaf başvurusunun esastan reddine, katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvurusunun ise 25.06.2021 tarihli ek karar ile reddine; bu kararların sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilli tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.06.2022 tarih ve 23694- 6485 sayı ile; "suç tarihi itibarıyla on yaşında olan mağdurenin başka delille desteklenmeyen beyanları, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "Olayın intikal şekli ve zamanı mağdurun yaşı ile izah edilmeyecek tarif, tanım ve detay içeren anlatımlarının, istikrar arz etmesi nedeniyle ilk derece mahkemesince çocuğun cinsel istismarı suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği," görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.09.2022 tarih ve 99239 sayı ile; "Sanık savunmalarında mağdurun annesi tarafından yönlendirildiğini, mağdurun konuşamadığını, yazamadığını, annesi ile evlenmediği için iftira atıldığını ileri sürmüşse de mağdurun oluşa ilişkin anlatımlarının tutarlı olduğu, yaşı itibarıyla soyut düşünce yapısına sahip olma ihtimali olmayan mağdurun ancak yaşadığı veya gördüğü somut olayları anlatabileceği, kurgu yapma ihtimalinin olmadığı, keza yaşı gereği bilemeyecek durumda olduğu bir kısım ayrıntıları da ifadesinde beyan ettiği, anlatımlarının somut olduğu, adli görüşme raporunun da mağdurun anlatımlarının itibar edilebilir olduğuna işaret ettiği gözetildiğinde ilk derece mahkemesinin mağdurun beyanına itibar ederek mahkumiyet hükmü kurmasında ve bu hükme yönelik istinaf istemlerinin bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, sanığın mağdurun anal bölgesine kendi cinsel organını değişik tarihlerde ve aynı suç işleme kararı çerçevesinde sürterek zincirleme olarak çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediğinin sabit olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 23.11.2022 tarih, 12099-10406 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Mağdurun intikal tarihinde 9 yıl 10... günlük, ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi, sanığın ise 27 yaşında, bekâr, mağdurun annesinin bir ay önce ayrıldığı eski erkek arkadaşı olduğu, 12.11.2019 tarihinde mağdurun evde yalnız bulunduğu sırada elinde bulunan anahtarla kapıyı açmaya çalışan sanığın, kapının içerden kilitli olduğunu anlaması üzerine zili çaldığı, mağdurun kapıyı açtığı, eve giren sanığın bir süre evde kalarak daha sonra evden çıktığı, mağdurun işten gelen annesine sanığın kendisine cinsel istismarda bulunduğunu söylemesi üzerine mağdurun annesi katılan ...'nin şikâyette bulunduğu, Mağdurun çocuk izlem merkezinde yapılan adli muayenesi sonucunda adli tıp uzmanı tarafından düzenlenen 13.11.2019 tarihli raporda, anal muayenede; anal mukoza ve sfinkter yırtığı gibi travmatik değişimlerin olaydan kısa bir süre sonra iz bırakmaksızın kaybolabileceği gibi mağdurun yaşı, fizik gelişimi, olay sırasında penis girişini kolaylaştırıcı kaygan madde kullanımı ile hile, tehdit ya da rıza gibi nedenlerle direncinin kırıldığı durumlarda anal sfinkterin çok büyük travmatik değişim olmaksızın penisin girişine müsait olacak şekilde genişleme yeteneğinin bulunmasının da tıbben mümkün olduğu dikkate alındığında, kişinin livataya maruz kalıp kalmadığının tespitine tıbben imkân bulunmadığı, harici muayenesinde sol uyluk distal dış kısımda 2-3 adet 1 cm çapında yeşil renkte ekimoz, sağ bacak proksimal iç yüzeyde 1 adet 1 cm çapında yeşil renkli ekimoz gözlendiği, mevcut lezyonların etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinin belirtildiği, Adli görüşmeci tarafından düzenlenen raporda; anlama, kavrama ve ifade etme yeteneklerinin yaşı ve gelişim düzeyinin normal sınırlarında düşünülen mağdurun görüşmesinin güvenli ve tutarlı olduğu, görüşme öncesinde ve görüşme esnasında adli görüşmeci ile işbirliği kurduğu, adli görüşmenin temel unsurlarının ön görüşme ile uyumlu olduğu, mağdurun ifadesinin spontan oluşu, duygusal ve sözel ifadelerin paralelliği, sanık ile aralarında geçen diyalogları aktarabilmesi, olayların anlaşılırlığını sağlayacak şekilde detaya değinmesi ve olayın yaşandığı çevresel detaylar hakkında bilgi verebilmesi gibi nedenlerle güvenilirlik ve tutarlılığı desteklediğinin bildirildiği, 18.03.2020 tarihli uzmanlık raporunda; mağdurdan alınan sürüntü örneğinde sanıktan farklı bir erkek şahsa ait DNA örneğinin tespit edildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur; 9 yaşında olduğunu, dördüncü sınıfta okuduğunu, babası ve annesinin ayrı yaşadığını, bir yıl kadar önce annesiyle evlenmek isteyen ... isimli şahısla tanıştıklarını, bu şahsın evlerine gelip gittiğini, sanıkta anahtar olduğunu, kapıyı kendisinin açmadığını, sanıkta neden anahtar olduğunu bilmediğini, hatırlayabildiği kadarıyla 2018 yılı Eylül ayı içerisinde bir gün annesi işteyken sanık ...'ın eve geldiğini, sanığın üç parmağını birleştirerek kendisinin ağzına soktuğunu, daha sonra kendisinin üzerindeki elbiselerini zorla çıkardığını, sanığın kendi pantolon ve iç çamaşırlarını da çıkarttığını, cinsel organına tükürdüğünü ve daha sonra cinsel organıyla kendisinin popo kısmına sürttüğünü, bu olaydan sonra utandığı için annesine herhangi bir şey anlatmadığını, en son olayın dün yaşandığını, okuldan eve gelip kıyafetlerini değiştirdiğini, yine evde annesinin olmadığını, televizyon izlediği sırada zile basıldığını, dışarıdan birisinin "Aç, aç!" diye seslendiğini, sanığın olacağını tahmin etmediğini, bir başkası olduğunu zannettiğini, kapıyı açtığında sanığın içeri girdiğini, yine parmaklarını birleştirip kendisinin ağzına soktuğunu, "Beni annene parmağını ağzına soktun diye şikâyet etmişsin, parmak böyle sokulur." diyerek aynı hareketi yaptığını, ayrıca yine cinsel organını tükürükleyip kendisini üzerindeki kıyafetleri soyarak cinsel organını poposuna sürttüğünü, poposuna hızlı biçimde sürttüğünü, kendisinin "Yeter!" diye seslendiğini, daha sonra kendisini bırakıp evin içerisinde sağa sola gittiğini, tuvalete girdikten sonra evden çıktığını, balkondan sanığı izlediğini, sanığın evin önünde bir süre oturup gittiğini, yaşanan bu olaydan sonra eve gelen annesine bu olayı anlattığını, annesinin kendisini hastane ve karakola götürdüğünü, sanığın bu davranışlarını annesinin evde olmadığı zamanlarda gerçekleştirdiğini, birkaç gün önce yine evde yalnız olduğu sırada sanığın eve geldiğini, kendisinin kafasını tutup zorla aşağıya doğru eğerek cinsel organını dudağının temas edecek şekilde dokundurduğunu, cinsel organının ağzına girmediğini, ancak cinsel organından gelen sıvının ağzına girdiğini ve sıvıyı hissettiğini, Katılan ...; katılan mağdur ...'un ilk eşinden olan öz oğlu olduğunu, sanıkla 05.10.2018 tarihinde tanışıp gayriresmî evlilik yaptıklarını, bir ay önce sanığın başka bir kadınla ilişkisinin olduğunu öğrendiğini ve sanıktan ayrıldığını, olay günü ev temizliğine gittiğini, akşam saat 17:00 sıralarında evine geldiğinde oğlunun saat 15.00 sıralarında evde ders çalıştığı esnada sanığın geldiğini, ayrıca "... abi geldi benim üzerini çıkardı. Beni senin yatak odana götürdü. Başımı yastığa bastırdı, benim çamaşırlarımı çıkardı, kendi çamaşırlarını çıkardı, popoma tükürdü, sonra peçete ile sildi, bunları annene söyleme, söylersen öldürürüm." dediğini söylediğini, bunun üzerine çocuk büroya giderek şikâyetçi olduklarını, burada oğlunun anlattığından daha fazlasının yaşandığını öğrendiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık; katılanla ayrılmaları nedeniyle katılanın canının yandığını, elinden geleni yapacağını söylediğini, kendisini tehdit ettiğini, bunu konuşmak için evine gittiğini, gitmeden önce kendisini aradığını, engellediği için ona ulaşamadığını, mağduru aradığını, telefonunun kapalı olduğunu, kendisinde evin anahtarının olduğunu, anahtarla içeriye girmeye çalıştığını ancak kapının içerden kilitli olduğunu, kapıyı açamayınca mağdurun açtığını, içeri girdiğinde annesini sorduğunu, işte olduğunu henüz gelmediğini söylediğini, mağdurun ödev yapmak için taşları boyadığını, kendisinin de yardım ettiğini, yarım saat kaldıktan sonra acil bir telefon geldiği için evden çıkmak zorunda kaldığını, aşağıda bir süre bekleyip gittiğinin doğru olmadığını, işi olması nedeniyle hemen gittiğini, saat 17.00 sıralarında katılanın kendisini arayarak oğluna tacizde bulunup bulunmadığını sorduğunu, devamında "Sen beni bitirdin, ben de seni bitireceğim!" diyerek tehditler savurduğunu, mağdurdaki morluklara ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını, annesinden şüphe ettiğini, mağdurun annesinden şiddet gördüğünü, annesinin mağduru kendisine şikâyet ettiğini, katılanın evine gitmeyi bıraktığı hâlde mağdurun kendisini aradığını, annesini kendisinden sorduğunu, annesinin genellikle eve geç gittiğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A.İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Katılan annenin 12.11.2019 tarihinde kolluk makamlarına müracaat etmesi sonucunda alınan katılan mağdur beyanı, 13.11.2019 tarihinde mağdurun çocuk izlem merkezinde psikolog ve müdafii eşliğinde Cumhuriyet savcısı huzurunda adli görüşmeci tarafından alınan beyanı ve aynı tarihli adli tıp uzmanı tarafından yapılan muayene sonrası alınan rapor muvacehesinde; olay tarihinde 9 yıl 10... günlük olan mağdurun, annesinin eski erkek arkadaşı olan sanık tarafından olay tarihinde ve öncesinde muhtelif zamanlarda birden fazla kez cinsel istismara uğradığı iddia edilen olayda; Mağdurun annesi katılanın vakıayı öğrenir öğrenmez adli makamlara taşıdığı, mağdurun adli görüşmeci ile yaptığı görüşmede sanığın eylemlerini ayrıntılı biçimde anlattığının, söz konusu anlatımının ön görüşmedeki beyanlarıyla uyumluluk arz ettiğinin belirtildiği, mağdurun yaşı itibarıyla bilemeyeceği cinsel içerikteki bu anlatımların kurgulama olamayacak derecede detay içerdiği anlaşılmaktadır. Mağdurun olay günü yapılan muayenesinde livataya maruz kalıp kalmadığının tespitine tıbben imkân bulunmadığı belirtilmişse de harici muayenesinde sol uyluk distal dış kısımda 2-3 adet 1 cm çapında yeşil renkte ekimoz, sağ bacak proksimal iç yüzeyde 1 adet 1 cm çapında yeşil renkli ekimoz gözlendiği, bu bulgunun mağdurun anlatımını destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Mağdur hakkında düzenlenen raporda anlama, kavrama ifade etme yeteneklerinin yaşı ve gelişim düzeyinin normal sınırlarında olduğu tespit edilen katılan mağdurun olayların anlaşılabilirliğini sağlayacak şekilde detay içerikli, güvenilir ve tutarlı beyanlarına itibar edilebileceğinin belirtildiği dikkate alındığında; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, sanığın müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.06.2022 tarih ve 23694- 6485 sayı sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.