Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/567 E. 2026/314 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2023/567
Karar No
2026/314
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 17-317

I. HUKUKÎ SÜREÇ Yardım eden sıfatıyla çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a maddesi delaletiyle 103/2, 39/2-c, 62, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.11.2013 tarihli ve 17-317 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 24.02.2020 tarih ve 1532-1447 sayı ile; "Mağdure ile diğer sanık ...'in beyanları, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olay günü ...'in Nazilli de buluştuğu mağdureyle gezdikten sonra evine gittikleri sanık ...'un, mağdure evine gelene kadar durumdan haberdar olmadığı, mağdure ile ...'in ev sahibi ...'a mağdurenin yaşını on sekiz olarak söyledikleri ve daha sonra sanık kendi odasında uyuduğu esnada ...'le mağdurenin diğer odada cinsel ilişkiye girdikleri anlaşıldığından, mevcut hâliyle sanığın, olay gecesi mağdureye karşı diğer sanık ...'in işlediği çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna 5237 sayılı TCK'nun 39. maddesi anlamında iştirak ettiğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı... ve Daire Üyesi ...; "On beş gün kadar önce internette tanışan mağdure ile sanık ...'in olay günü sanık ...'un evine birlikte geldikleri, diğer sanığın dayısı olan sanık ...'un mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilerek evinde iki gün süreyle kalmasına izin verdiği, birlikte aynı odada yatmalarını ve yeğeni sanığın mağdure ile cinsel ilişkiye girmesini temin ettiği iddia, savunma, kabul ile dava dosyasındaki deliller ve belgelerden anlaşılmaktadır. Çoğunluk ile aramızdaki hukuki anlaşmazlık; Aralarında cinsel ilişki gerçekleşeceği açıkca belli olan yeğeni ile mağdureyi evinin bir odasında gece birlikte bırakan sanığın, işlenen organ sokarak nitelikli cinsel istismar suçundan yardımcı fail sıfatıyla iştiraki olup olmadığıdır. Mesken masuniyeti, kişilerin ev ve işyerlerinin mahremiyetini hukuki koruma altına almıştır. Bu dokunulmazlık nedeniyle ev veya işyeri sahibi, mekanda işleneceği açık olan suçu önleme yükümlülüğü altındadır. Çocuk istismarı suçunun ev veya işyerinde işlenmesine izin veren kişiler, suçun işlenmesine yer sağlayarak yardımcı fail sıfatıyla iştirak etmiştir. Cinsel istismar suçuna iştirak, suçu gerçekleştiren kişiye 'her türlü yardımla' mümkündür. Çocuğun yaşının küçük olduğunu fark eden ve cinsel istismara uğrayacağını bilerek yardımcı olan herkes suça iştirak etmiştir. Bir çocuğun istismara uğramaması için dürüst olan herkes elinden gelen gayreti göstermeli, öncelikle suçun işlenmemesi için çabalamalıdır. Somut olayda sanık, cinsel amaçla mağdurenin hürriyetinin kısıtlandığını bilmektedir. Aynı şekilde mağdurenin yaşının küçük olduğunu, evinden kaçtığını ve diğer sanık tarafından orada cinsel istismara uğrayacağını da bilmektedir. Evine mağduru ve yeğeni sanığı kabul edip aynı odada gece baş başa bırakan, durumu çocuğun ailesine veya kolluğa haber vermeyen, evinde gerçekleştirilecek istismarı önlemeyen ve cinsel istismara 'ortam sağlayarak suçun icrasına yardım eden' sanığın yardımcı fail olarak cinsel istismara iştirakten cezalandırılması hukuka uygundur." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.04.2020 tarih ve 5418 sayı ile; "...Sanık ...'un 16.09.2011 tarihinde kollukta şüpheli sıfatı ile ve müdafi hazır olmaksızın alınan ifadesinde mağdurenin yaşını sorduğunu ve kendisine 19 yaşında olup lise son sınıfta olduğunu beyan ettiğini, 15.02.2012 tarihli celsede ise mağdurenin 18 yaşına bir ay önce girdiğini kendisine beyan ettiğini, kendisinin bunu birkaç kez sorduğunu, hatta kimlik sorduğunu, mağdurenin kimliğinin olmadığını beyan ettiğini savunduğu görülmüştür. Diğer sanık ... ile mağdure ...'in soruşturma aşamasında alınan savunma ve beyanlarında bu savunmayı doğrular ya da yalanlar nitelikte anlatımının olmadığı ancak duruşmada alınan savunma ve beyanlarında duruşmada ileri sürülen savunmayı doğruladıkları görülmüştür. Mahkemece 15.02.2012 tarihli celsede yapılan gözlemde, mağdurenin 1,55 metre boyunda, zayıf yapılı, yüzünde çocuksu bir ifade bulunan 15 yaşlarında bir genç kız görünümünde olduğunun duruşma zaptına geçirildiği anlaşılmıştır. Yerel Mahkeme kendi gözlemine dayanarak sanığın savunmasına itibar etmemiş ve hakkında mahkumiyet kararı vermiştir. Yerel Mahkemenin duruşmada yapmış olduğu gözlem, mağdure ve diğer sanık ...'in sanık ...'un mağdureninin yaşına ilişkin yaptığı savunmaları olayın sıcaklığı ile alınan ifadelerinde doğrulamamış olması gözetildiğinde; Sanık ...'un mağdurenin yaşını bilebilecek durumda olduğu halde diğer sanık ve mağdureye cinsel ilişkiye girebilecekleri yeri temin etmek suretiyle sanık ...'in 15 yaşından küçük mağdurenin vücuduna organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunmasına yardım ettiğinin sabit olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.09.2023 tarih ve 13384-5292 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı sanık ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak, sanık ... hakkında kişiyi hürriyerinden yoksun kılma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı merciince itirazın reddedilmesi suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında yardım eden sıfatıyla çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hakkındaki hüküm kesinleşen inceleme dışı sanık ...'in çocuğun nitelikli cinsel istismarı eylemine sanığın yardım eden sıfatıyla katılıp katılmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde 19... aylık inceleme dışı sanık ve hastane doğumlu olup 13... aylık katılan mağdurenin bir internet sitesi vasıtasıyla tanıştıkları ve yapılan araştırmaya göre inceleme dışı sanığın ikamet ettiği yerden yaklaşık 35, katılan mağdurenin evinden ise 10,7 km uzaklıkta bulunan sanığın yaşadığı Nazilli ilçesine 14.09.2011 tarihinde geldikleri anlaşılmaktadır. İnceleme dışı sanık ve katılan mağdure Nazilli'de sabah saat 09.30'da buluştuktan sonra akşama kadar vakit geçirmişler ve saat 20.30 sıralarında inceleme dışı sanık, dayısı olan sanığa mesaj göndererek evde olup olmadığını, evdeyse kendisini polis okulunun önünden almasını söylemiştir. Sanığın savunmasına göre inceleme dışı sanığın yanında sözlüsünün de olduğunu ifade etmiştir. İnceleme dışı sanık ise katılan mağdurenin arkadaşı olduğunu sanığa söylediğini öne sürmüştür. Sanık; inceleme dışı sanık ve katılan mağdure saat 21.30'da eve geldikten sonra onlara aç olmaları nedeniyle yemek yaptığını ve saat 23.30'a kadar televizyon izleyip müzik dinlediklerini, sonra kendisinin uyuduğunu, ertesi gün erken saatte kalkıp işe gittiğini, akşam eve döndüğünde inceleme dışı sanık ve katılan mağdurenin, paralarının kalmaması nedeniyle gitmediklerini ve hâlâ evde olduklarını gördüğünü, sabah olduğunda da hep birlikte evden çıktıklarını savunmuştur. Bundan birkaç saat sonra katılan mağdure ve inceleme dışı sanık kolluk görevlilerince bulunmuşlardır. İnceleme dışı sanık ve katılan mağdure aynı gün alınan ifadelerinde aralarında herhangi bir cinsel ilişki gerçekleşmediğini, sadece el ele tutuştuklarını belirtmelerine karşın hakkında düzenlenen doktor raporunda hymen muayenesinde taze yırtık bulunması üzerine tekrar alınan ifadesinde katılan mağdure ilk gün inceleme dışı sanıkla ilişkiye girdiğini itiraf etmiş, inceleme dışı sanık ise savcılıkta ve sorguda kolluk ifadesindeki gibi sadece el ele tutuştuklarını öne sürmesine karşın bu ifadelerden sonra dosyaya giren ve katılan mağdureye ait külot üzerinde bulunan menideki DNA örneğinin kendisiyle eşleştiğini ortaya koyan rapor üzerine gönderdiği dilekçe ve kovuşturma aşamasındaki savunmalarında ilişkiyi kabul etmiştir. Sanık kollukta 23.30'da sohbet sırasında "Ailenizin haberi var mı? Kaçtınız mı?" şeklinde iki kez soru sormasına rağmen inceleme dışı sanığın ve katılan mağdurenin ailelerini haberinin olduğunu, kendisine yanlış yapmayacaklarını, başına derde sokmayacaklarını söylediklerini, katılan mağdureye yaşını sorduğunda 19 yaşında ve lise son sınıfta olduğunu belirttiğini, kimliğini sorduğunda evde çantasında olduğunu söylediğini, gece boyunca hiçbir şey görmediğini, duymadığını, ertesi gün tekrar ailelerinin haberinin olup olmadığını sorduğunda ikisinin de haberlerinin olduğunu söylediklerini, mahkemede ise kendisine nişanlı olduklarını açıkladıklarını, biraz muhabbet ettiklerini, katılan mağdureye sorduğunda 18 yaşına bir ay önce girdiğini ifade ettiğini, ona "Yaşın küçük gözüküyor. Nasıl 18 oluyorsun?" dediğini, tekrar 18 yaşında olduğunu belirttiğini, kimliğini sorduğunda olmadığını söylediğini, geç vakte kadar oturduklarını, yorgun olması nedeniyle başka bir odada uyuduğunu, o sırada inceleme dışı sanık ve katılan mağdurenin salonda televizyon izlediklerini, sabah kalktığında işe geç kaldığını, onlara "Ben gidiyorum, geç kaldım." dediğini, ilişkiye girip girmediklerini bilmediğini, sabah ilişkiye girip girmediklerini yeğenine sorduğunu, inceleme dışı sanığın girmediklerini söylediğini savunmuştur. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporda; klinik olarak normal zekâda bulunan katılan mağdurenin evden ayrıldığı gün ailesinin başvurusu üzerine düzenlenen kayıp ihbar formunda katılan mağdurenin 160-165 cm boylarında ve 40-45 kg ağırlığında olduğu kayıt edilmiştir. Olay tarihinde 13... aylık olan hastane doğumlu katılan mağdurenin kollukta ifadesinin alındığı gün iki adli tıp uzmanı ve bir çocuk psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen raporda yaşından küçük gösterdiği mütalaa edilmiştir. Yaklaşık 14... aylık olduğu 15.02.2012 tarihli duruşmada, heyet tarafından katılan mağdurenin 155 cm boylarında, zayıf yapılı, yüzünde çocuksu bir ifade bulunan 15 yaşlarında bir görünüme sahip genç kız olduğu izlenimine yer verilmiştir. V. GEREKÇE 1. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 38... /1 ile CMK’nın 217/1 ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan vakıayı/maddi gerçekliği, insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılamasında taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sorunu mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Kural olarak her türlü delil aracı kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk nizamı belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin hayata nasıl geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. CMK'nın 288. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek aynı düşünceyi benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Buna göre ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) şeklinde ulaşılabilecek olan temel prensipler aynı zamanda ceza yargılamasının da temel ilkelerini oluşturur. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada, suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale göre sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir. 2. Hukuki Değerlendirme Yerel Mahkemece; inceleme dışı sanık ...'in, suç tarihi itibarıyla 15 yaşından küçük olması nedeniyle geçerli bir rızası olmayan katılan mağdureyi, olay günü ailesine haber vermeksizin cinsel amaçlı olarak alıkoyduğu ve vücuduna organ sokmak suretiyle cinsel olarak istismar ettiği, sanığın da inceleme dışı sanık ...'in mağdureye yönelik gerçekleştirdiği eylemlere, evinde kalmalarını sağlayarak yardımda bulunduğu kabul edilen olayda; Sanığın eylemi, ikamet ettiği yerden 35 km uzaktaki evine geç vakitte gelen inceleme dışı sanık ile kimliğini ve yaşını sorması üzerine kendisine 18 yaşından büyük olduğunu, kimliğinin yanında olmadığını söyleyen katılan mağdureye evinde kalacak bir yer sağlamaktan ibarettir. Sanık aşamalarda inceleme dışı sanık ve katılan mağdurenin kendisine ailelerinin bilgisinin olduğunu söylediklerini savunmuştur. Her ne kadar sanığın, yeğeni olan inceleme dışı sanığın ailesini telefonla arayıp olay hakkında herhangi bir bilgileri olup olmadığını sorabileceği kendisinden beklenebilir ise de sanık ve inceleme dışı sanığın ailesi arasında bir kırgınlık bulunup bulunmadığı ve görüşüp görüşmediklerine ilişkin dosyada bir bilgi olmaması karşısında bu eksikliğin varsayımlara dayanılarak sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir. Aksi hâlde dahi sanığın bu ihmali, inceleme dışı sanığın eylemine yardım ettiği şeklinde değerlendirilemeyecektir. Üstelik sanığın, yaşının küçük olduğunu bildiği sabit olmayan katılan mağdure ile inceleme dışı sanığın cinsel ilişkiye gireceklerine dair bir bilgisinin de olmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın inceleme dışı sanık ve katılan mağdurenin aynı odada kalmalarını sağladığı yönündeki iddia da sanık tarafından kabul edilmemiştir. Bu hususlar nazara alındığında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin sanığın eyleminin hakkındaki hüküm kesinleşen inceleme dışı sanığın eylemine yardım eden sıfatıyla katıldığına dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığın, incelme dışı sanığın katılan mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna yardım eden sıfatıyla iştirak ettiğinin kanıtlanamadığı ve bu suçtan sorumlu tutulamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 20.05.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/567, K. 2026/314, T. 20.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2023-567-e-2026-314-k-7b1a0e838764