Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/576 E. 2025/328 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2022/576
- Karar No
- 2025/328
- Karar Tarihi
İtirazname No : 2015/312865 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 63-65 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f ve 62/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından TCK'nın 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin Gölhisar Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2015 tarihli ve 63-65 sayılı hükümlerin, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.07.2022 tarih, 10209-11424 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "...Mevcut olayımızda 16 yaşında liseye giden kızının sanık ...’ın bir başka şehre gezmeye götürdüğü, okul müdürünün durumu aileye bildirmesi ile sanık babanın olayı öğrendiği, küçük bir çevrede kızının adının çıkmasından endişelenen babanın kızını başka bir şehirdeki okula kayıt ettirdiği, akabinde sanık ...’ın baba olan sanık ...’nın evinin etrafında arkadaşlarıyla dolaşması, iş yerine giderken sanık ...’nın karşısına çıkması, evine çok sayıda isimsiz mektupların gelmesi neticesinde tahrik altında kalarak hürriyeti tahdit ve yaralama suçlarını işlediği, sanık ...’nın durduk yere sanık ...’a karşı atılı suçları işlemediği, tüm bu yaşananlar birlikte değerlendirildiğinde sanık ...’nın atılı suçları işlerken haksız tahrik altında kaldığı, mevcut olayda da haksız tahrik hükümlerinin tartışılması gerektiği," düşüncesi ile karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.09.2022 tarih ve 312865 sayı ile; "... iddianamede haksız tahrik hükümlerinin uygulanması talep edildiği hâlde mahkemece kurulan hükümde sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinin uygulanmadığı ve uygulanmama ihtimaline binaen kendisine CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkının da tanınmadığı anlaşılmaktadır. Sanık hakkında uygulanması istenen bir indirim hükmünün sanık aleyhine olacak şekilde uygulanmaması hâlinde sanığa ek savunma hakkı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu durumda, TCK'nın 29. maddesinin uygulanmama ihtimaline binaen sanığa ek savunma hakkı tanınması gerektiği hâlde bu hak tanınmadan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 'Adil yargılanma hakkı' başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesine ve CMK'nın 226. maddesine muhalefet edilerek mahkûmiyet hükmü kurulmasının savunma hakkının ihlali olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 09.11.2022 tarih ve 3735-16122 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iddianamede sanık hakkında uygulanması istenen TCK'nın 29. maddesinin, sanığa ek savunma hakkı verilmeden uygulanmamasının, CMK'nın 226. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde tanık ...'ın 16 yıl, 3 ay, 24 günlük, katılanın ise 16 yıl, 8 ay, 3 günlük olduğu, Kolluk tarafından düzenlenen 04.12.2013 tarihli tutanağa göre; sanığın katılan tarafından yazıldığını iddia ettiği yedi adet notu rızası ile kolluk görevlilerine teslim ettiği, kendisine gösterilmesi üzerine katılanın bu notların kendisi tarafından yazılmadığını beyan ettiği, Sanık tarafından ibraz edilen bazı notlarda; "... ama şunu bil ya benim olursun ya da hiç kimsenin kim ne dere desin seni seviyorum ve yeminim olsun ki bırakmıcam seni", "Seni asla bırakmıcam ben nefes aldıkça bu can bu kalp senin için attığı sürece peşindeyim bitanem", "Ben seni alsa kullanmadım Seni ölümüne seviyorum ... Aşkım", "... herkeze inat herşeye inat peşindeyim Seni Seviyorum Bi tanem", "... bey ... ... denizliye gittiği o gün 2 aylık hamileydi ve kürtaj yaptırmak için yani çocuk aldırmak için denizliye gitti ... yarıyıl tatilinde kızlığını diktirmek için muğlada ameliyat olacak ... bu olayları en ince ayrıntısına kadar Gölhisardaki herkez biliyor ve sizi konuşuyor ... Herkez şu an sizi ahlaksız, terbiyesiz bir aile olarak biliyor ... Sülaleniz ve aileniz Lekelendi haysiyetiniz iki paralık oldu ... İş işten geçmeden çocukları evlendirin.", ifadelerinin yer aldığı, Antalya Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 10.03.2014 tarihli ve BLG-2014-0614 sayılı ekspertiz raporunda; katılana ait olduğu belirtilen ve üzerinde "... Okul Defteri" ibareleri bulunan defterin orta (zımbalı) sayfasında yer alan siyah renk kurşun kalemle yazılarak daire içine alınmış "... senin hayatını mahvedicem Buna hazırlıklı olsan iyi olur. !!!" içerikli yazı ile sanık tarafından ibraz edilen notlardaki el yazılarının katılanın eli ürünü olmadığına, ancak söz konusu notlar üzerindeki yazılar ile anılan defterde yer alan "... senin hayatını mahvedicem Buna hazırlıklı olsan iyi olur. !!!" içerikli yazının aynı şahsın eli ürünü olduğuna ilişkin görüş bildirildiği, Gölhisar Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında düzenlenen 13.05.2014 tarihli ve 113-42 sayılı iddianamede; suç adının "Kişiyi zorla hürriyetinden yoksun bırakma" ve "Silahla Yaralama", sevk maddelerinin "TCK 86/1-3,e, 109/2, 125/1, 29/1, 53/1" olarak gösterildiği, anlatım bölümünde ise "...şüpheli ... gerçekleştirmiş olduğu bu eylemleri korunmaya muhtaç çocuk ...'ın kızına yönelik rahatsız edici davranışları ve kendisine korunmaya muhtaç çocuğun küfür etmesine sinirlenerek haksız tahrik altında gerçekleştirdiği," açıklamasına yer verildiği, Yapılan yargılama sırasında 09.07.2014 tarihli oturumda sanığa, iddianame okunarak kanuni haklarının hatırlatıldığı, bu doğrultuda sanığın isnat olunan suçlar ile sevk maddelerinden haberdar olarak savunmasını yaptığı, 25.02.2015 tarihli son oturumda Yerel Mahkemece sanığın, kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan aşamalarda benzer şekilde; tanık ile sevgili olduklarını ancak daha sonra ayrıldıklarını, olay günü arkadaşları ile şoförler cemiyetinin orada oturdukları sırada sanığın aracıyla yanlarına gelip durduğunu, "Bin lan arabaya!" dediğini, korktuğu için arabaya bindiğini, ardından mezarlığın bulunduğu yöne doğru gittiklerini, sanığın arabayı sürerken kendisine yumruk attığını, sonra aracı durdurup kilitlediğini, kendisini dövmeye başladığını, bu şekilde bir müddet arabada kaldıklarını, araçtan inmesine izin vermediğini, sonra bir yolunu bularak araçtan kaçtığını, tekrar şoförler cemiyetinin oraya geldiğini, bir süre sonra da aynı yere gelen sanık ve inceleme dışı sanıklar tarafından tekrar darbedildiğini, sanığın evine bırakılan notların kendisi tarafından yazılmadığını, hiçbir şekilde tanığı tehdit ve rahatsız etmediğini, Tanık aşamalarda benzer şekilde; katılan ile bir süre sevgili olduklarını ancak daha sonra katılandan ayrılmak istediğini, bunun üzerine katılanın sürekli olarak kendisini rahatsız etmeye başladığını, "Benimle ayrılırsan seni babana söylerim, seni Gölhisar'a rezil ederim, adını çıkartırım!" şeklinde tehditlerde bulunduğunu, evlerine birtakım notlar atılmaya başladığında ilk olarak bu durumu annesi ile birlikte babasından gizlediklerini, ancak daha sonra babasının haberdar olduğunu, çok sinirlendiğini, bu olaylar nedeniyle Gölhisar'dan ayrılıp Afyon'a ablasının yanına gitmek zorunda kaldığını, söz konusu notların evlerine katılan tarafından bırakıldığına emin olduğunu, katılanı yaklaşık dört yıldır tanıdığını, el yazısını da bildiğini, bu notların katılan tarafından yazıldığını düşündüğünü, İfade etmişlerdir. Sanık aşamalarda benzer şekilde; tanığın kızı olduğunu, yaklaşık bir ay önce kızının okuduğu lisenin müdürünün kendisini arayıp okula çağırdığını, kızının okula gelmediğini söylediğini, bunun üzerine karakola gidip kayıp müracaatında bulunduğunu, aynı gün saat 16.30 sıralarında kızının karakola geldiğini, ardından birlikte eve döndüklerini, kızına neden okula gitmediğini sorduğunda erkek arkadaşı olan katılan ile ...'ye gezmeye gittiklerini ifade ettiğini, bu olaydan sonra kızını Afyon'da bulunan bir okula kaydettirdiğini, bundan bir hafta sonra evine notlar bırakıldığını, ancak eşinin bu durumu kendisinden gizlemesi nedeniyle sonradan öğrendiğini, daha sonra iş yerine ve aracına da notlar bırakıldığını, notlarda kişinin kimliğini belirtmediğini, bu durumun on gün devam ettiğini, en son arabasının camına kızının ...'de kürtaj olduğunu, katılan ile kızını evlendirmesi gerektiğini içeren bir not bırakıldığını, bu olaya çok sinirlendiğini, ayrıca diğer kızı ... ...isimli şahıstan katılanın tanığı tehdit ettiğini ancak tanığın korktuğu için bunu kendisine söyleyemediğini öğrendiğini, olay tarihinde saat 13.30 sıralarında evinin camından dışarı baktığında dört kişinin evini izlediğini ve güldüklerini gördüğünü, daha sonra işine gitmek amacı ile evden ayrıldığını, şoförler cemiyetinin orada bu kişilere rastladığını, kendilerine katılanın hangisi olduğunu sorduğunu, onların da katılanı gösterdiklerini, katılandan aracına binmesini istediğini, katılanın da rızası ile bindiğini, katılanın aracın ön yolcu koltuğuna oturduğunu, katılanı araca aldığı yer ile aracını durdurduğu yer arasında yüz metre mesafe bulunduğunu, onun haricinde katılanı uzak bir yere götürmediğini, daha sonra araç içerisindeyken katılana bahse konu notları evine kendisinin bırakıp bırakmadığını sorduğunu, katılanın ilk anda kendisinin bırakmadığını söylediğini, ısrarlı soruları üzerine "Amca ben kızını tehdit etmedim, senden özür dilerim." dediğini, bunun üzerine sinirlerine hâkim olamayarak aracın içerisinde katılana birkaç kez vurduğunu, bu esnada katılanın aracın içinden çıkmaya çalıştığını, katılanı elinden tutup aracın dışına çıkardığını, dışarıdayken de birkaç kez vurduğunu, bir anda elinden kurtulan katılanın kaçmaya başladığını, kaçarken de kendisine yönelik olarak "O. çocuğu ananı avradını si..rim." şeklinde küfürler ettiğini, ardından evine geri döndüğünü, yaklaşık on dakika bekledikten sonra tekrar dışarı çıkıp iş yerine gittiği esnada şoförler cemiyetinin orada katılanı tekrar gördüğünü, olay yerinde bulduğu sopa ile katılanı darbetmeye başladığını, bu eylemlerini yalnız başına gerçekleştirdiğini savunmuştur. V. GEREKÇE 1- İddianamede sanık hakkında uygulanması istenen TCK'nın 29. maddesinin, sanığa ek savunma hakkı verilmeden uygulanmamasının, CMK'nın 226. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı A- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar CMK’nın "Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi" başlıklı 225. maddesi şöyledir; "(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.". "Suçun niteliğinin değişmesi" başlıklı 226. maddesi de uygulama tarihi itibarıyla şöyledir; "1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. 2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. 3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. 4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.". TCK’nın "Haksız tahrik" başlıklı 29. maddesi ise şöyledir; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.". Savunma hakkı, suç isnadıyla karşı karşıya kalan insan için; en doğal, kutsal ve insani bir haktır. Zira her suç isnadı bir yönüyle doğrudan haysiyetine dokunması cihetiyle insan, fıtratı gereğince ve öncelikle en üstün değerini korumak ihtiyacındadır. Çağdaş yargılama hukuku da bu değere saygı duyulması gereğini ön plana çıkarmakta ve maddi gerçeğe insan onuruna saygı çerçevesinde ulaşmayı amaçlamaktadır. Hükümranlık hakkını kullanan üstün kamu gücü nezdinde yargılanan bireyin savunma hakkı, adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu önem ve hassas konumu nedeniyle temel insan haklarından biri olarak, Anayasa (madde 36/1) ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde (İHEB m.11, AİHS m.6, MvSHS m.14/3-b) en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre de savunma hakkının kısıtlanması, mutlak hukuka aykırılık hallerinden birisidir. Diğer taraftan, yargılamanın esas itibarıyla, iddia (tez)- savunma (antitez)- yargı/hüküm (sentez) diyalektiğinin inşasından ibaret olduğu bilinen bir gerçekliktir. Bu denklemde adil bir sonuca/senteze ulaşmanın zorunlu koşullarından biri de silahların eşitliği ilkesi ile teminat altına alınmış savunma ve makamının varlığıdır. Aksi halde iddia (tez), doğrudan çürütülemez bir hükme/senteze dönüşür. (Sami Selçuk, Suç Yargılama Süreci Hukuku İmge s.468,469). Kamu adına dava açma görevini üstlenen Cumhuriyet savcısı (CMK m.170/1,2), düzenlediği iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olayları mevcut delillerle ilişkilendirerek açıklamak ve "yüklenen suçu ve uygulanmasını istediği kanun maddelerini" göstermek zorundadır (CMK m.170/3-h,4). Böylece iddianame yargılamanın sınırlarını da belirlemiş olur. Çünkü; hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilecektir (CMK m. 225/1). Savunma makamı, hakkındaki isnadı iddianameden öğrenir ve savunmasını bu çerçevede yapar. Yargılama sürecinde sanık, fiile ilişkin maddi savunma yönünden "hakkındaki isnadı öğrenme" sorunu ile karşılaşmaz ise de mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı olmayacağından (CMK m.225/2), sabit olduğunu kabul ettiği fiilin, nitelik itibarıyla bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise hukuki savunma bakımından dezavantajlı bir duruma düşebilir. Keza iddia makamı da bu süreçte suç vasfının değiştiğini ileri sürebilir. İşte bu ihtimali değerlendiren kanun vazıı, çelişmeli yargılamanın gereği olarak sanığın hakkındaki hukuki isnadı da öğrenmesinin zaruretini belirterek CMK'nın 226. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır." hükmünü getirmiştir. Bu düzenleme ile sanığın hukuki savunmasını yapma bakımından da dezavantajlı bir konumda olmasının önüne geçilmek istendiği açıktır. Hükmün uygulanması bakımından suç vasfının lehe ya da aleyhe değişmesinin bir önemi bulunmamaktadır (CGK 21.6.2011 tarihli ve 261-141 sayılı). Bu hâllerde sanığa, ek savunmasını hazırlamak için de gerekli zaman ve imkânın sağlanması icap eder (CMK m. 226/3). Keza, normun sarahati nazara alındığında, cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâllerin, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması durumunda da sanığa ek savunma imkanı tanınması gerektiğinde kuşku yoktur. Ancak iddianamede kanun maddesi gösterilen, bu suretle olgusal temelleri itibarıyla da tartışma ve savunmaya açılan ve fakat yargılama sonunda şartları oluşmadığından uygulanmaması nedeniyle cezanın artırılması sonucunu doğuracak olan hallerin, "ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkmamış olmak" şartıyla madde kapsamında, ek savunma hakkı tanınmayı zorunlu kılan, "cezanın artırılmasını gerektirecek hâller" cümlesinden olarak değerlendirilmemesi gerekir. Aksinin kabulü, maddenin kapsamını amacından inhirafla genişleterek yargılamanın makul sürede bitirilememe riskini sonuçlayacaktır. Nitekim Yüksek Kurulun 17.12.2013 tarihli ve 1479-611, 01.07.2021 tarihli ve 443-327, ile 12.10.2022 tarihli ve 242-639 sayılı kararlarında da iddianamede gösterilen haksız tahrik hükmünün uygulanmaması hususunda aynı sonuca ulaşılmıştır. B. Hukuki Değerlendirme Gölhisar Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından sanık hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması istenilmiş, yapılan yargılama sırasında ek savunma hakkı verilmeyen sanığa TCK'nın 29. maddesi uygulanmadan kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Görüldüğü üzere, CMK'nın 226. maddesinde öngörüldüğü biçimde suçların hukuki niteliği değişmemiş, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasını gerektiren bir hâl de ilk kez duruşma sırasında ortaya çıkmamıştır. Kaldı ki sanık TCK'nın 29. maddesinin mahkemece uygulanıp uygulanmayacağı yönünden duruşmanın başından beri savunma yapma imkânına sahip olmuştur. Dolayısıyla savunma hakkının sınırlandırılması söz konusu olmayıp iddianamede sanık hakkında uygulanması istenen TCK'nın 29. maddesinin, sanığa ek savunma hakkı verilmeden uygulanmamasının, CMK'nın 226. maddesine aykırılık oluşturmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus da ayrıca değerlendirilmiştir. 2- Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı A- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Tahrik kelimesi, sözlüklerde hareket hâlinde olmayan bir şeyi harekete geçirme, kımıldatma, kışkırtma olarak tanımlanmıştır (Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğü, Kubbealtı Lugati). İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225). Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14). Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. 5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı TCK'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere tahrik nedeniyle yapılacak indirim oranı belirlenirken, haksız tahriği oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmesi, eğer haksız hareket bu özellikleri itibarıyla yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir. B. Hukuki Değerlendirme Sanığın kızı olan tanığın olay tarihinden yaklaşık bir ay önce okula gelmemesi nedeniyle okul müdürünün sanığı arayarak durumdan haberdar ettiği, bunun üzerine sanığın tanığa ilişkin kolluk birimine kayıp başvurusunda bulunduğu, aynı gün bulunan tanığın, erkek arkadaşı olan katılan ile birlikte gezmek amacıyla ...’ye gittiğini beyan ettiği, bunun üzerine sanığın, kızını Afyon'da bulunan başka bir okula kaydettirdiği, yaklaşık bir hafta sonra ise sanığın ikametgâhına, iş yerine ve aracına kimliği belirlenemeyen kişilerce birtakım notlar bırakılmaya başlandığı, bu notların katılan tarafından yazılmış olabileceğinden şüphelenen sanığın 04.12.2013 tarihinde şoförler cemiyeti civarında arkadaşlarıyla birlikte oturmakta olan katılanın yanına aracıyla geldiği, katılanı simaen tanımadığından bu kişilere "... kim?" diye sorduğu, katılanın "Benim." şeklinde cevap verdiği, sanığın "Bin lan arabaya!" demesi üzerine katılanın sanığın aracına bindiği, ardından aracını mezarlık istikametine doğru süren sanığın araç içinde katılana yumruk attığı, bir süre sonra da aracını durdurarak katılana yönelik darp eylemine devam ettiği, bu esnada katılanın araçtan inerek kaçtığı ve tekrar şoförler cemiyeti civarına döndüğü, kısa süre sonra ise aynı yere gelen sanığın, inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile birlikte katılanı tekrar darbettiği kabul edilen olayda; Her ne kadar Antalya Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 10.03.2014 tarihli ve BLG-2014-0614 sayılı uzmanlık raporunda, sanık tarafından ibraz edilen notlardaki el yazılarının katılanın eli ürünü olmadığına ilişkin görüş bildirilmiş, katılan da aşamalarda tanığı tehdit etmediğini ve söz konusu notları yazmadığını ifade etmiş ise de; Tanık alınan beyanında ayrılmak istediğini söylemesi üzerine, katılanın kendisini "Benimle ayrılırsan seni babana söylerim, seni Gölhisar'a rezil ederim, adını çıkartırım." şeklinde tehdit ettiğini ifade etmiştir. Öte yandan, sanık diğer kızı olan ... isimli şahıs aracılığıyla katılanın tanığı tehdit ettiğini öğrendiğini savunmuştur. Ayrıca sanığın aracının camına bırakılan notta "... denizliye gittiği o gün 2 aylık hamileydi ve kürtaj yaptırmak için yani çocuk aldırmak için denizliye gitti", "yarıyıl tatilinde kızlığını diktirmek için muğlada ameliyat olacak ", "bu olayları en ince ayrıntısına kadar Gölhisardaki herkez biliyor ve sizi konuşuyor", "Herkez şu an sizi ahlaksız, terbiyesiz bir aile olarak biliyor.", "Sülaleniz ve aileniz Lekelendi haysiyetiniz iki paralık oldu.", "İş işten geçmeden çocukları evlendirin." şeklinde sanığı ve tanığı küçük düşürmeye, toplum önünde itibarsızlaştırmaya ve onurlarını zedelemeye yönelik anlatımlara yer verilmiştir. Bununla birlikte sanığın evine, aracının camına ve iş yerine bırakılan bahse konu notların katılanın istemi üzerine bir başkası tarafından yazılmış olma ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanığın gerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu gerekse kasten yaralama suçunu katılanın kendisine ve kızı olan tanığa yönelen haksız fiilerin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında gerçekleştirdiği hususunda şüphe oluşmuştur. Şüpheli kalan bu durumun da sanık lehine değerlendirilerek hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a- (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından REDDİNE, b- (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 04.07.2022 tarihli ve 10209-11424 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Gölhisar Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2015 tarihli ve 63-65 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.06.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından ise birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 10.09.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.