Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/45 E. 2025/189 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2022/45
Karar No
2025/189
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 692-889 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 21/2 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda; Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 04.06.2013 tarih ve 125-269 sayı ile sanığın kanunun emrini ifa hukuka uygunluk nedeninde sınırın aşılması suretiyle taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan TCK’nın 27/1. maddesi delaletiyle 85/1, 62/1 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık müdafi, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 01.07.2015 tarih ve 18098-12307 sayı ile; "...TCK'nın 27/1. maddesinde 'Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur' şeklindeki düzenlemenin uygulanma şartları madde gerekçesinde; 'Madde ile ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin hepsini kapsamına alacak surette sınırın kast olmaksızın aşılması hâli düzenlenmiştir. Sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir. Bu nedenle madde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlini kapsamaktadır. Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde işlenen suçun niteliğine bakılacak ve sadece kast bulunduğu takdirde cezalandırılabilen bir suç söz konusu ise faile ceza verilmeyecek buna karşılık, suç taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda, maddede öngörülen biçimde cezadan indirim yapılarak faile taksirli suçtan dolayı ceza verilecektir' şeklinde açıklanmış olup, TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanabilmesi için; öncelikle bir hukuka uygunluk nedeninin söz konusu olması ve failin, bu hukuka uygunluk nedenine ilişkin koşulların sınırlarını 'kast olmaksızın' aşması gerekmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da sınır kasten aşılmış ise bu fıkra ile uygulama yapılamayacaktır. Somut olayda hakkında tutuklama kararı verilen ancak kelepçe takılmadığından yararlanarak kaçan şüpheliyi yakalamak için yaralama kastı ile hareket eden ve sınırı kasten aştığı hususunda duraksama yaşanmayan sanığın eyleminin TCK'nın 27/1. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, meydana gelen sonucu kabullenerek hareket ettiğine ilişkin kanıt bulunmadığından eylemin olası kastla öldürme suçu kapsamında da değerlendirilemeyeceği, yaralamak suretiyle etkisiz hale getirme kastıyla hareket eden sanığın eylemi neticesi meydana gelen ölümden TCK'nın 87/4. maddesi gereğince sorumlu tutulması gerektiği ve sanığın TCK'nın 87/4. maddesi gereğince mahkumiyeti yerine atılı şekilde TCK'nın 85/1 ve 27/1. maddeleri gereğince mahkumiyetine hükmedilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına direnen Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.12.2015 tarih ve 356-402 sayı ile; "...Her ne kadar sanık hakkında olası kasıtla kasten insan öldürmek suçundan dava açılarak cezalandırılması talep edilmiş ise de, koşan bir insana yaklşık 30 metre civarında mesafeden tabancayla ateş ederek onu başından vurup öldürme ihtimalinin bu amaçla hareket eden biri için bile oldukça düşük bir ihtimal olduğu, başına nişan alınsa dahi koşan şahıs hareket halinde olduğundan, bir an önceki nişan alındığı yerde durmadığından, mobil olduğundan, isabet ettirilmesinin zor olduğu, ayrıca maktul ...'in yaşı ve sanığın yaşı gözetildiğinde sanığın maktulün kaçmış olması nedeniyle telaşlanarak ateş ettiği, sanığın maktulün belli bir yerine nişan alma fırsatı bulmaksızın onu yaralayıp durdurmak maksadıyla ateş ederken, atışının maktulün başına isabet edebileceğini, onu öldürebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlediğinden söz edilemeyeceği, bu nedenle eylemin olası kasıtla öldürme olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar Yargıtay Bozma ilamında sanığın eylemine TCK 27/1 madde kapsamında değerlendirilemeyeceği, TCK 87/4 maddesi gereğince sanığın sorumlu tutulması gerekeceği belirtilmişse de sanığın yukarıda açıklanan gerekçeler ile sınırı kast olmaksızın aştığı kanaatiyle sanık TCK.nun 87/4, 27/1 maddesi delaletiyle TCK.nun 85/1 maddesi, 27/1 maddesi gereğince cezalandırılmıştır. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2007/1000 esas 2008/2218 karar sayılı 21/03/2008 tarihli kararıyla Tokat Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2006 tarihli 184/28 sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararına konu olay öldürülen kişiye ait traktör ile seyrederken yolda park etmiş araca çarpmamak için yoldan çıkarak kapalı bir iş yerinin cam ve çerçevesini kırarak eşyaya zarar verip olay yerinden kaçmış, polis memurları polis otosu ile kişiyi takip etmişler, ölen polisin dur çağrısına uymamış, polis otosunun giremeyeceği bir yola sapmış, sanık kendisine yaya olarak yetişip traktöre tırmandıktan sonra arkadan tabanca ile yaptığı atışla ölümüne neden olmuş, mahkemece de eylemin 5237 sayılı TCK.nun 87/4, 27/1 maddeleri yollamasıyla 85/1, 27/1, 62, 53 maddeleri gereğince cezalandırılmasına ilişkin mahkeme kararı onaylanmıştır. Dosyamıza konu olay da Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2007/1000 esas sayılı kararına konu olayla benzeşmektedir..." şeklindeki gerekçeyle, önceki hükümle aynı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, katılanlar vekili ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.03.2016 tarihli ve 37019 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 22.03.2017 tarih ve 148-2261 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 10.07.2018 tarih ve 447-344 sayı ile; "...Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.12.2015 tarihli ve 356-402 sayılı direnme kararına konu hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması..." isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine, Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 10.12.2018 tarih ve 692-889 sayı ile sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK’nın 87/4, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba dair hükmün, katılanlar vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.06.2021 tarih ve 3832-11409 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.10.2021 tarih ve 29654 sayı ile; "...Sanık ...'ın polis memuru olup hakkında yol tutuklaması verilen ölenin, kendisine iyi niyetle kelepçe takılmamasından ve yakınlarıyla vedalaşmasına izin verildiği sırada da kolluk görevlilerinin bir anlık dalgınlığından yararlanarak kaçmaya başladığı sırada, sanığın yasal açıdan yükümlü olduğu şekilde ölene önce sözlü olarak, sonra da uyarı amacıyla havaya ateş etmek suretiyle "dur" uyarısında bulunmasına rağmen maktulün kaçmakta ısrar etmesi, bu kovalamaca sırasında sanığın aşağıya doğru inen merdivenlerin bitiminde çiçekliğe takılarak düşmesi sonrasında nişan almaya fırsat bulamadığından özellikle maktulün kafa kısmını hedef alarak ateş ettiğinin kesin delillerle ortaya konulamamış olması karşısında, sanığın kasten yaralama sonucu ölüme neden olmaktan mahkûmiyetine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı düşünülmüştür. TCK'nin 24. maddesinde kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmeyeceği belirtilmiş olup, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde ise fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın indirilerek hükmolunacağı TCK'nin 27/1 maddesinde düzenlenmiştir. Burada kolluk görevlilerinden kaçan kişinin öldürülmekten ziyade yaralı olarak yakalanmasına dikkat edilmesi gerekirken, bu özenle hareket edilmediği, böylece yasa hükmüne dayalı silah kullanma hak ve yetkisinin kullanılmasında aşırılığa kaçılarak yasaya uygunluk sınırının aşılması neticesi ölüm sonucunun doğduğunun ve TCK'nin 27/1 maddesi gereğince sanığın ceza sorumluluğunu kaldıran bir neden olan kanunun hükmünü yerine getirirken kast olmaksızın sınırı aşması nedeniyle taksirden sorumlu olacağının kabulü gerekir. Sanığın öldürme kastının bulunmadığı kuşkusuz olmakla birlikte, yapılan üç atıştan birisinin, ölenin başına isabet etmesi, birinin de omuz bölgesini sıyırması karşısında, meslekte deneyimli bir polis memuru olan sanığın, yaptığı atışların ölümcül bölgelere isabet edeceğini öngörmesine rağmen, şanşına ve becerisine güvenerek atışlarına devam etmek suretiyle istemediği sonuca neden olduğu olayda, bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bütün bu yönleriyle, sanık ...'ın, ölen ...'e yönelik eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 27/1. maddesi yollamasıyla TCK'nin 85/1, 22/3.maddelerine uyduğu, ceza uygulaması yapılırken de sanığın olaydaki bilinçli taksire dayalı kusurunun ağırlığı gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılması gerektiği kanaatine varıldığından, sanığın kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan mahkumiyeti yönündeki yerel mahkemenin kararının, suç vasfı yönünden Bozulması yerine Onanmasına karar verilmesinin Yasaya aykırı olduğu..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olmakla itirazın kapsamına göre inceleme; sanığın maktule yönelik eylemi nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; maktulün ölümüne sebep olan sanığın, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK’nın 87/4. maddesi uyarınca mı yoksa hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın bilinçli taksirle aşılması nedeniyle TCK’nın 27/1. maddesi delaletiyle 85/1 ve 22/3. maddeleri uyarınca mı cezalandırılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 04.03.2012 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olay yerine saat 18.05'te intikal edien görevlilerin yaralı şahsın Aydın Devlet Hastanesine götürüldüğü bilgisini aldıkları, çevrede yapılan kontrollerde adliyenin yan tarafında bulunan 1. sokak olarak bilinen yolun kaldırımında birbirine 37 metre mesafede 2 adet boş kovan, devamla 3. sokak üzerindeki merdivenlerin bitiminde zeminde bir adet boş kovan ve buna 1 metre mesafede bir adet boş kovan bulunduğu, merdivenlerin bitimindeki Barbaros Caddesi üzerinde park halinde bulunan 09 ** 900 plaka sayılı Renault Scenic marka aracın arka cam sağ kısmında bir adet giriş deliği ve ön cam sol alt köşesinde bir adet mermi çıkış deliği bulunduğu, aracın sol çaprazındaki iş yeri yan duvarı üzerinde iki ayrı mermi isabet deliği, bu duvara 4,4 metre mesafede çaprazda yol ortasında şüpheli kan lekesi, bu lekenin yanında bir adet deforme mermi gömleği, iş yeri duvarı altında serili naylon branda altında bir adet çekirdek nüvesi tespit edildiği, şüpheli ...'ın CZ marka tabancasına, şarjörüne ve içindeki fişeklere el konulduğunun belirtildiği, 04.03.2012 tarihli genel adli muayene raporunda; sanık ...'ın muayenesinde, sol omuz, dirsek ve bileğinde ağrı ve hassasiyet, sağ orta göğüste ve baş bölgesinde ağrı ve hassasiyet, sol diz, sol ayak bileğinde hareket kısıtlılığı ve ağrı, sağ dizde ağrı ve rezerasyon bulunduğunun bildirildiği, 07.03.2012 tarihli iki ayrı adli muayene raporunda; sanık ...'ın sol el bileği, sağ diz ve sol ayak bileğinde meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği yönünde rapor verildiği, 14.03.2012 tarihli CD inceleme tutanağında; Adliye Kavşağı ve Pınarbaşı Köprüsünde bulunan MOBESE kameralarından hareketle yapılan incelemede özetle; maktulün saat 18.12.37'de annesi ...'nın koluna girerek merdivenlerden aşağı indikleri, ekip otosunun yanında ve bagajında polis memurları ... ve ...'ın olduğu, merdivenin hemen altında sanık ...'ın bulunduğu, diğer kamera görüntüsünden saat 18.15.47'yi gösterdiğinde Barbaros Caddesinden bir şahsın telaşlı bir şekilde çıktığının, cadde istikametine doğru sürekli baktığının görüldüğü, saat 18.17'yi gösterdiği sırada Ramazanpaşa 1. Sokak yokuşundan resmi üniformalı 2 polisin Barbaros Caddesine giriş yaptıklarının, maktulün kardeşi ... ile 2 polisin aynı karede yan yana durduklarını, memurların ...'ı etkisiz hâle getirmek istediklerinde polis memuru ...'ın bir şeyler söyleyerek şahsın yere yatırılmasını engellediğinin görüldüğü tespitlerine yer verildiği, 02.04.2012 tarihli otopsi raporunda; 182 cm boyunda 20-25 yaşlarında zayıf yapılı maktulün cesedinin muayenesinde, başta arka tarafta sağ oksipito parietal bölgede 0,5 cm lik süture mermi çekirdeği giriş yarası, başın alın sağ orta kısmında 2x1 cmlik yıldızvari cilt altına saplanmış kırık kemik parçaları bulunan mermi çıkış yarası bulunduğu, sağ frontal ve sağ oksipital bölümlerde kafatasının kırılmış olduğu, kişinin vücuduna bir adet mermi çekirdeği isabet etmiş olmakla tek başına öldürücü nitelikte olduğu, cilt cilt altı bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu, cesedin beyin dokusu içinden sarı renkli küçük metal cisim çıkartıldığı, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve beyin harabiyeti sonucu meydana geldiği ifadelerine yer verildiği, 04.04.2012 tarihli ekspertiz raporlarında; atışın ateşli bir silah ile uzak atış mesafesinden yapıldığının tespit edildiği, 01.06.2012 havale tarihli bilirkişi raporunda; olay sırasında sanığın dengesini kaybedip yere düşerken ve düştükten sonraki süreçte iki veya üç el ateş etmiş olabileceği kanaatine varıldığının bildirildiği, 20.09.2012 tarihli taraf vekilince dosyaya sunulan bilimsel mütalaada; sanığın savunmasında belirtildiği gibi atışların düşme sonucu veya kontrolsüz olarak düşmesiyle silahın kendiliğinden ateşlenmesi sonucu meydana gelmeyeceğinin belirtildiği, 16.01.2013 tarihli Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunda; otopsi bulguları ve ekspertiz raporları birlikte değerlendirildiğinde, maktulün vücudunda 2 adet mermi çekirdeği isabeti bulunduğunun, birinin haricen 1 nolu yerde tarif edilen yerden vücuda girerek kafatasında kırık ve beyinde doku harabiyeti yaratacak şekilde vücudu alın sağ orta bölümden terk ettiğinin, ikinci isabetin ise sol omuzda tarif edilen 5x3 cm lik parşömen plağının ateşli silah mermi çekirdeğinin cildi sıyırması sonucu husülünün mümkün olduğu, ancak bu yaranın ölüm meydana getirecek nitelikte olmadığı, her iki atışın da uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu, maktulün atış esnasında hareketli olduğu anlaşılmakla bu tür durumlarda kişiler her an pozisyon değiştirebileceğinden vücutta oluşan yaraların yeri ve trajelerine göre atış yapılan silahın yön ve seviyesinin kesin olarak tayininin mümkün olmadığı, dosyadaki kriminal rapora göre atışların düşme sırasında dengenin bozulması veya düşme sonrası kontrolsüz olarak silahın kendiliğinden ateş almasının mümkün olmadığı, en az iki kez tetiğe kuvvet uygulanmış olduğu tespitlerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ...; polis memurunu ateş ederken gördüğünü, silahını abisinin üzerine doğru tutarak ateş ettiğini, birinci atışta biraz durduğunu, sonra art arda iki el daha ateş ettiğini, silahını yukarı doğru abisinin kafasına doğrulttuğunu gördüğünü, yani abisinin vurulduğu yerde polis memurunun toplam 5 el ateş ettiğini, abisinin isabet aldıktan hemen sonra yere düştüğünü, Tanık ... kollukta; polis memuru olduğunu, maktulün koşarak kaçmaya başlaması üzerine sanık ...'ın peşinden bağırdığını, sonra kendisinin de arkalarından koşmaya başladığını, ...'ın "Dur!" diyerek havaya bir el ateş ettiğini, maktulün sağa döndüğünü, bu sırada bir el silah sesi daha duyduğunu, maktulün peşinde olana sanığın merdivenlerden inerken düştüğünü gördüğünü, bu sırada kendisinin de merdivenlere çok hızlı girmesi nedeniyle sol diz ve sol elinin üzerine düştüğünü, aşağıdan silahın patladığını duyduğunu, kaç el patladığını hatırlamadığını, Mahkemede; toplamda 4 el silah sesi duyduğunu, ilkinden önce "Dur!" diyen sanığın sonra havaya bir el ateş ettiğini, sokağı dönünce bir el daha ateş sesi duyduğunu, ardından merdivenlerin oraya gelince hızlı girdiği için dikkatlice inmeye çalıştığı sırada birbirine 1-2 saniyeye yakın arayla iki el daha silah sesi duyduğunu, İfade etmişlerdir. Sanık ...; maktulün, adliyedeki ifadesinin ardından çıkarken annesinin kalp rahatsızlığı olduğunu söyleyerek kendisine kelepçe takılmamasını istemesi nedeniyle maktule kelepçe takmadıklarını, adliye merdivenlerinde annesi ile vedalaştıktan sonra maktulün ani bir hareketle adliyenin yanından Pınarbaşı istikametine doğru kaçmaya başladığını görüp hemen arkasından koşmaya başladığını, yaklaşık 30 metre mesafeden arkasından durması için maktulü ikaz ettiğini, arkasından ...'ın da koştuğunu, ilk sokaktan sağa döndüğü sırada ikaz amaçlı olarak havaya bir el ateş ettiğini, sonra ilk sokaktan Ayakkabıcılar Çarşısına doğru yöneldiğini, yine bağırarak ikinci kez havaya ateş ettiğini, buna rağmen maktulün Barbaros Caddesine doğru koşmaya devam ettiğini, 30-40 basamaklı bir merdivenden inerken aralarındaki mesafenin çok kısaldığını, "Kaçma!" diye seslendiğini ancak "Kaçmak zorundayım başka çarem yok" dediğini duyduğunu, Barbaros Caddesinden sağa döndüğü sırada arkasından bir kez daha uyarı atışı yapmak için elini tetiğe getirdiği sırada 20 cm yükseklikteki çiçeklik tabir edilen beton zemine ayağının takılması nedeniyle düştüğünü, silahın bir kez ileri doğru ateş aldığını, düştüğü sırada kabza kısmının yere vurarak ikinci kez ateş aldığını, sonra ayağa kalktığını, maktulün yanına gittiğinde kafasının kanadığını ve yerde yattığını gördüğünü, silahın parmağının tetiğe gitmesinden mi yoksa yerde çarpmadan mı ateş aldığını bilmediğini, 4,5 yıl özel harekat polisliği yaptığını, nişancılığının iyi olduğunu, hedefe ateş etmiş olsa istediği şahsı vurabileceğini, ancak daha yakın mesafedeyken dahi ateş etmediğini, istese maktulü ayağından vurabileceğini, ilk üç atışı maktulü korkutmak amacıyla yaptığını, son atışın ise istemeden düşmesinden kaynaklandığını savunmuştur. V. GEREKÇE A- İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler Kanunun, belli durumdaki kişilere muayyen bir davranışta bulunabilmeleri konusunda doğrudan doğruya yetki vermesine kanun hükmünü icra denir. TCK'nın 24. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez." hükmü ile esas olarak görevi yerine getirme düzenlenmiştir. Zira kanun hükmünü yerine getiren kimse gerçekte görevini ifa etmektedir. Bu görev, kaynağını doğrudan doğruya kanundan alıyorsa kanun hükmünü yerine getirmeden, eğer görevli ve yetkili amirin hukuka uygun emrinin yerine getirilmesi söz konusu ise amirin emrini ifadan bahsedilir. TCK'nın 24. maddesinin 1. fıkrasında, hak ve yetkiden değil bir "kanun hükmü"nden söz edildiğine dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi bir kanun hükmüyle diğer hususların yanında bir yetki veya hak düzenlenmiş olabilir. Bu şekliyle kanun hükmünü yerine getirme geniş kapsamlı bir kavramdır. Kişiye, herhangi bir konuda hak veya yetki veren bir kanun hükmünün usulüne uygun tarzda icra edilmesi durumunda, hukuka aykırılık söz konusu olmaz. Örneğin; göreviyle bağlantılı olarak öğrendiği bir suçu yetkili makamlara bildiren kamu görevlisinin (TCK m. 279), şikâyete bağlı suçlarda şikâyet hakkını kullanan müştekinin (TCK m.73), sanığın savunmasını yapan müdafiin veya faile ceza veren hâkimin, usulüne uygun olarak bu işleri yapmasından dolayı cezalandırılması mümkün değildir. Aynı şekilde kolluk kuvvetlerinin görevleri sırasında şartları dâhilinde silah kullanma yetkisine başvurmaları hâlinde de fiil hukuka uygun kabul edilir. CMK'daki koruma tedbirlerinin usulüne uygun olarak icra edilmesi durumunda da bu hukuka uygunluk sebebi söz konusu olur. Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, kanunun çizdiği sınırın aşılmaması gerekir. Aksi takdirde hukuka aykırılık yeniden ortaya çıkar ve faile şartları mevcutsa sınırın aşılmasına ilişkin TCK'nın 27. maddesi doğrultusunda ceza verilir. Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde; "(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar madde metninde "ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresine yer verilmişse de bundan maksat, hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasıdır. Bilindiği gibi "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlığı altında hukuka uygunluk sebepleri ile kusurluluğu etkileyen sebepler birlikte düzenlenmiştir. Kusurluluğu etkileyen hâllerin söz konusu olduğu durumlarda (haksız tahrik, zaruret hâli gibi) kişinin işlediği fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği etkilenmekte ancak kişi, kasten hareket etmektedir. Bu bakımdan bir olayda örneğin, hem zaruret hâlinden hem taksirden bahsedilemez. Hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılması hâlinde ise somut olayda bir hukuka uygunluk sebebi mevcuttur ama hukuka uygunluk sınırı aşılmıştır. Böyle hâllerde sınırı aşan fiil, hukuka aykırı olur. Sınırın aşılması kasten ya da taksirle olabilir. Eğer kişi sınırı kasten aşmışsa, artık hukuka uygunluk sebebinin varlığı önemli değildir. Kişi kasten işlediği suçtan sorumlu olur. Hukuka uygunluk sebebi taksirle de aşılmış olabilir. Örneğin, kanun hükmü gereği görevini ifa etmekte olan zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri, zor kullanma yetkilerini taksirli bir biçimde aşar ve ölüm meydana gelirse TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrası hükmü uygulama alanı bulur ve sınırı aşan kimse taksirle öldürmeden 27. maddenin 1. fıkrası uyarınca sorumlu tutulur. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir. Polisin hangi hâllerde silah kullanma yetkisinin bulunduğuna ilişkin düzenlemeler şöyledir: 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 1. maddesi; "Polis, asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder. Yardım istiyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet eder. Kanun ve nizamnamelerinin kendisine verdiği vazifeleri yapar.", "Zor ve Silah Kullanma" başlıklı 16. maddesi ise; "Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan; a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü, b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, d) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir". Görüldüğü üzere, polisin silah kullanma yetkisi ancak yasanın sınırlarını çizdiği çerçevede, kademeli, ölçülülük ilkesine uygun ve son çare olarak mümkün olabilmektedir. Polisin; hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silah kullanabileceğinde (2559 sayılı Kanun m. 16/7-c) şüphe yoktur. Bunun için polisin, silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunması, kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi hâlinde, önce uyarı maksadıyla, buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması hâlinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş etmesi (2559 sayılı Kanun m. 16/8) mümkündür. Kişinin yakalanmasını sağlayacak ölçünün; hiç bir şartta öldürme ihtimalini kapsayamayacağı ve fakat en az zarar verecek yaralama amacına da meşruiyet sağlayacağı gözetilmelidir. Şu hale göre, kanunun verdiği yetkiyi kullandığı düşüncesiyle silahla ateş eden kolluğun kural olarak, (kaçan şahsa yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, en az zarar verecek şekilde) yaralama kastıyla hareket ettiği bellidir. Yani eylem her halûkârda kasten işlenmektedir. Kanuni tipe uygun bu haksızlığı suç olmaktan çıkaran, bir hukuka uygunluk hâline (TCK m. 24/1 vb.) iktiran etmesidir. Önemle vurgulamak gerekir ki; fiilin temel vasfının (yaralama) kasta dayanması ile hukuka uygunluk sınırının kasten aşılmasının (TCK madde 27/1) farklı olgular olduğu bilinmelidir. Ortada normatif bir kast-taksir kombinasyonu vardır. Kasten işlenen eylemde hukuka uygunluk sınırının taksirle aşılması mümkündür ve bu hâlde fail ancak taksirinden sorumlu tutulmaktadır. Fiilin kastla işlenmesi her halûkârda hukuka uygunluk sınırının da kasten aşıldığı sonucunu doğurmaz. Bu nedenle hukuka uygunluk sınırının kasten aşılıp aşılmadığı, olaysal değerlendirmelerle çözülecek bir sorundur. Diğer taraftan ceza hukukunun konusunu, kanuni tipe uygun ve fakat özgür/iradi insan davranışlarının oluşturduğu malumdur. Mamafih iradeyi etkileyen hâllerin, ceza sorumluluğunu kaldırdığı ya da azalttığı da kanuni düzenlemelere konu olmuştur. (TCK m. 24-34). Bu düzenlemelerden biri de; "ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağına" dair TCK'nın 30/3. maddesidir. Kanunun hükmünü/görevini yerine getiren kimseye ceza verilemeyeceği (TCK madde 24/1) gibi kanunun hükmünü/görevini yerine getirme koşullarının gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi de bu hatasından yararlanır (TCK m. 30/3). B- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Nitelendirme Özel Daire ve Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmayan kabule göre; Hakkında askerî firar suçundan yol tutuklaması kararı verilen ve polis memurları sanık ... ile ... ve ... tarafından cezaevine götürülmek istenen maktulün, adliye çıkışında kalp hastası annesinin yanında bulunması nedeniyle vedalaşması için ellerine kelepçe takılmamasından faydalanarak arabaya bindirileceği sırada kaçmaya başladığı, araca en son binecek olan sanık ...’ın maktulün peşinden koştuğu ve 'Dur' ihtarında bulunarak havaya bir el ateş ettiği, ancak ihtar ve ikaza uymayan maktulün sağ taraftaki ilk sokağa dönerek kaçmaya devam etmesi üzerine havaya bir el daha ateş ettiği, maktulün bu kez Barbaros Caddesine inen merdivenlerden aşağı doğru hızla inerek koştuğu esnada takip eden sanığın, merdivenlerin sonunda bulunan, içine çiçeklerin konulduğu beton engele takılarak yere düşmek üzereyken dengesini kaybederek, aksi kanıtlanamayan ve gerek maktül gerekse diğer eşya ve duvarlardaki isabet izlerine göre mermi yolunun seyri ile teyit edilen savunmasına göre koşmakta olan maktulün arkasından kontrolsüz şekilde yaptığı üç atıştan; birinin maktulün solundaki yolda park hâlinde bulunan bir otomobilin sağ arka camından girip sol ön camından çıkarak duvara isabet ettiği, birinin sol omzunu sıyırdığı maktule isabet etmediği, birinin ise maktulün ensesinin arkasından girerek alnından çıktığı, bu şekilde isabet alan maktulün kaldırıldığı hastanede öldüğü olayda; Polis memuru olan sanığın, daha önce tanımadığı maktule herhangi bir saikle ateş etmesini gerektiren kişisel bir sebebin olmadığı tartışmadan varestedir. Olayın doğrudan sanığın icra ettiği görev nedeniyle gerçekleştiği de ortadadır. Bu cümleden olarak öncelikle sanığın kastının, maktulü öldürmeye yönelmediği açıktır. Ancak sübutu kabul edilen olayda sanığın, hakkında tutuklama kararı verilmiş olan maktülün yakalanmasını sağlamak amacıyla silah kullandığı (2559 sayılı Kanun madde 16/7-c) da sabittir. Ne var ki bu kanuni yetkisini, "kişinin yakalanmasını sağlayacak ölçüde" kullanmadığı, yani kanunun verdiği bu yetkinin sınırlarını aştığı da vakıadır. Şu hale göre; olayın meydana geliş şekil ve zamanı, sanık ve maktulün bulunduğu yerler arasındaki yükselti farkı itibarıyla olay yerinin özelliği, kovalama esnasında sanık ve maktulün mobil hâlde bulunmaları, sanığın koşu esnasında düşerek dengesini kaybetmesi nedeniyle merminin maktulün ensesine isabet etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; kanunun hükmünü yerine getirme kapsamında görevini yaptığı sırada, ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerde sınırı kasten aştığına dair yeterli delil bulunmayan sanığın, görev süresine göre silah kullanma konusunda yeterli eğitim almış olmasına rağmen dikkatsizliği nedeniyle, öngördüğü ancak istemediği hâlde bilinçli taksirle maktülün ölümüne sebep olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüyle Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın maktule yönelik eyleminde kanunun emrini ifa hukuka uygunluk nedeninde sınırı bilinçli taksirle aşması nedeniyle TCK’nın 27/1 maddesi delaletiyle 85/1 ve 22/3 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan cezalandırılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; itirazın reddi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.06.2021 tarihli ve 3832-11409 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.12.2018 tarihli ve 692-889 sayılı mahkûmiyet hükmünün "sanığın maktule yönelik eyleminde kanunun emrini ifa hukuka uygunluk nedeninde sınırı bilinçli taksirle aşması nedeniyle TCK’nın 27/1 maddesi delaletiyle 85/1 ve 22/3 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan cezalandırılması" isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilip Özel Dairenin onama kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle; sanık hakkında verilen cezanın infazına başlanmış ise İNFAZININ DURDURULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihli ilk müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından 30.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/45, K. 2025/189, T. 30.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2022-45-e-2025-189-k-40694665207b