Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/866 E. 2026/4003 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/866
- Karar No
- 2026/4003
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1417 E., 2025/2111 K. DAVA TARİHİ : 15.04.2019 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 55. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/98 E., 2025/190 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının iş sözleşmesinin feshi üzerine açtığı işe iade davasının kabulüne karar verildiğini, kararda davacının başından beri davalı ... Genel Müdürlüğü işçisi olduğunun ve davalı Kurum ile Şirketler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun tespit edildiğini, kararın istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleştiğini, davacının davalı bünyesindeki emsal işçilerle aynı hak ve ücretlerden yararlandırılması gerektiğini, davacının davalı işyerinde yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinden faydalanması gerektiğini ve davalı Kurum bünyesinde çalışan emsal işçi ücretinin tespit edilerek ücretinin belirlenmesi gerektiğini, emsal ücret belirlenirken davacının ücretinin son hizmet alım sözleşmesine ait teknik şartnamesinde işçilere ödenecek ücretin asgari ücrete oranının düşürüldüğü gerekçesi ile ücrette düşüş yapıldığını, ücret düşürülmeden önceki oranın dikkate alınması gerektiğini belirterek fark ücret, fazla süreli çalışma ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, ilave tediye ücreti, ikramiye, yıllık ücretli izin, ihbar tazminatı, fark boşta geçen süre alacağı, fark işe başlatmama tazminatı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan bir kısım alacakların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Kurumun ... ve taşra teşkilatlarında bakım onarım ve işletme hizmetleri için yüklenici firmalarla hizmet alım sözleşmesi imzaladığını, sözleşmenin sona ermesi ile davacının yüklenici tarafından işten çıkarıldığını, davacının açtığı işe iade davasında Mahkemece davacının davalı Kuruma iadesine karar verildiğini, kararın kesinleşmesini müteakip davacının işe başlatılmadığını, fesih tarihine göre tüm alacaklarının ödendiğini, davacının davalı Kurumun tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacağını, Kurumda yardımcı teknik personel hizmet alımı kapsamında çalışanların sendikaya üye olduklarına dair Kuruma yapılmış bildirim bulunmadığını, davacıya emsal olabilecek işçileri bulunmadığını, hizmet alım sözleşmelerinde haftalık çalışma süresinin 45 saat olarak belirtildiğini, davacının fazla çalışma yapmadığını, sendika üyesi olmayan davacının toplu iş sözleşmesi uyarınca talep edilen alacakları talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının ücreti, giydirilmiş ücreti, toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanamayacağı ve ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı def’ine ilişkin olduğu, davacının sendika üyesi olmaması ve dayanışma aidatı ödememesi nedeniyle toplu iş sözleşmesinden doğan haklardan yararlanamayacağı, muvazaa tespitinin tek başına bu hakları sağlamayacağı, bu nedenle ücretin sendika üyesi olmayan emsal kadrolu işçi ücreti, böyle bir emsal bulunmaması hâlinde ise bordro ücretine göre belirlenmesinin isabetli olduğu, giydirilmiş ücret ile zamanaşımı değerlendirmesinde de hukuka aykırılık bulunmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tanık beyanları, puantaj kayıtları ve emsal dosyalar esas alınarak doğru hesaplandığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun süreden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tarafların talebi bulunmaksızın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 305/a maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, ıslaha karşı süresinde ileri sürülmüş geçerli bir zamanaşımı def’i bulunmadığından alacakların zamanaşımına uğramadığını, davacının ücret indirimi yönünde muvafakati bulunmadığından ilk iş sözleşmesindeki ücretin esas alınması gerektiğini, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti hesaplamalarının puantaj kayıtlarına dayanılarak hatalı yapıldığını, giydirilmiş ücretin yanlış belirlendiğini, muvazaa nedeniyle davalı kurumun taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlandırılması ve buna bağlı ücret ile yıllık izin haklarının yeniden hesaplanması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, giydirilmiş ücretin miktarı, zamanaşımı def'inin süresinde olup olmadığı, ücretten kaynaklanan fark alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığı, davacının toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalanıp faydalanamayacağı ve fazla çalışma alacağının hesabı noktalarındadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında davacının ücretten kaynaklanan fark alacaklara hak kazanıp kazanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmü gereğince asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanun'dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olup işyerinin tamamının veya bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devri "işyeri devri" olarak tanımlanabilir. 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, işyerinin bir bütün olarak veya bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başkasına devri hâlinde mevcut iş sözleşmelerinin devralana geçeceği düzenlenmiştir. Bu anlatıma göre, alt işverence asıl işverenden alınan iş kapsamında faaliyetini yürüttüğü işyerinin tamamen başka bir işverene devri 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında işyeri devri niteliğindedir. Anılan düzenlemede, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Dairemizce alt işverenlerle asıl işverenler arasında yapılan ihale şartname veya sözleşmesinde belirlenen ücretin etkisi ile ilgili olarak; işçinin ihale ile belirlenen ücreti talep edebileceği, ancak bu ücretin asgari ücretle irtibatlandırılması durumunda, sonraki ihalede asgari ücretle bağlantı kurulmadığı takdirde ihalenin bitimi ile bu bağlantının kesileceği kabul edilmiştir. Diğer yandan, yeni ihalede asgari ücretle bağlantıda daha düşük bir katsayının belirlenmesi durumunda ise 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca bu ücretin altına düşmemek kaydıyla, asgari ücretle bağlantısı kesilen önceki ücretin uygulanmasına devam edilmelidir. Dosya kapsamına göre davacının kapsamında çalışmış olduğu hizmet alım sözleşmelerinin eki teknik şartnamelerde ücretin asgari ücretle irtibatlandırıldığı ve yeni alt işverenlerle son yapılan ihale kapsamında davacının ücretinin asgari ücrete oranının daha düşük katsayılar olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. 11.05.2015 tarihli hizmet alım sözleşmesi kapsamında yapılan bireysel iş sözleşmesinde, teknik şartnamede yer alan orana yer vermek suretiyle ücret belirlenmiş olup ödemeler de bu doğrultuda yapılmıştır. 11.05.2016 tarihli bireysel iş sözleşmesinin 10. maddesinde ise ''işçinin aylık ücreti ilgili iş yerine ait şartnamede belirtilen ücretler ödenecek olup bunun dışında herhangi bir ücret talep edilmeyecektir.'' hükmüne yer verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesince; sonraki tarihli hizmet alım sözleşmesinde önceki hizmet alım sözleşmesinde belirlenen asgari ücret katlarının değiştirilmesinin ücretin düşürülmesi şeklinde kabul edilemeyeceği değerlendirilerek son ihale sözleşmesinde belirlenen orana göre ücret tespiti ile sonuca gidilmiştir. Ne var ki varılan sonuç yanılgılı değerlendirmeye dayalı olup dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Şöyle ki davacı ile son ihale sözleşmesinin yapılmasının ardından yeni bir iş sözleşmesi yapılmış ise de bu sözleşmede aylık ücret miktarı yazılı değildir. Her ne kadar iş sözleşmesinde ücret konusunda teknik şartnameye atıf yapıldığı görülmekteyse de teknik şartname, iş sözleşmesinin eki mahiyetinde olmayıp iş sözleşmesine ayrıca eklendiğine dair bir delile de dosya kapsamında rastlanılmamıştır. Dolayısıyla davacının şartnamede belirlenen ücret ve şartnamenin ücret ile ilgili düzenlemeleri konusunda bilgi sahibi olduğu sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Bu durumda iş sözleşmesinde yer alan "işçinin aylık ücreti ilgili işyerine ait şartnamede belirtilen ücretler ödenecek olup bunun dışında herhangi bir ücret talep edilmeyecektir." şeklindeki ifade, işçinin ücretinin düşürülmesine muvafakatinin bulunduğu şeklinde değerlendirilemez. Hâl böyle olunca yukarıda yapılan açıklamalar da dikkate alınarak; davacının düşürülmeden önceki en son ücreti, sonraki dönemler için asgari olarak sabit şekilde ödenmesi gereken ücret miktarı olarak kabul edilmeli, yeni ihalede asgari ücretle bağlantıda daha düşük bir katsayı belirlendiğinden yeni ihale ile belirlenen ücretin de altına düşmemek kaydıyla, asgari ücretle bağlantısı kesilen önceki ücretin uygulanmasına devam edilerek ücret tespit edilmeli sonucuna göre hesaplama yapılmalıdır. 2.Değerlendirilmesi gereken bir diğer husus ıslah tarihi ve değerlendirilen zamanaşımı def'idir. Bilindiği üzere ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltmesine denir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.176). (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C: IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir. 6100 sayılı Kanun'un 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 176. maddede taraflardan her birinin, yargılama usulüyle ilgili yapmış olduğu usul işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı davada tarafların yalnızca bir kez ıslah yoluna başvurabileceği; 177/1. maddesinde ise, ıslahın tahkikata tâbi olan davalarda tahkikatın bitimine (sona ermesine) kadar yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenlemelere göre ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Türk Hukuk Lûgatında da; İddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah, taraflardan her birinin, davada yapmış oldukları usul işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere, kısmen ya da tamamen değiştirmesi ya da düzeltmesi şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, ... 2021, s. 515). Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanı olduğundan, yasal şartları yerine getirildiği takdirde karşı tarafın ya da mahkemenin kabulüne bağlı olmaksızın yapılabilir. İddia ve savunmayı değiştirme ya da genişletme sayılmayan hâllerde veya karşı tarafın genişletme ve değiştirmeye rıza gösterdiği hâllerde ıslaha başvurmaya gerek olmadığı açıktır. Islah davanın tamamen ıslahı ve kısmen ıslahı olmak üzere ikiye ayrılır. Zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesinin birinci fıkrasında Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir şeklindeki hüküm ile bu husus düzenlenmiştir. Dava dilekçesinin verilmesi dâhil, tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha davanın tamamen ıslahı; buna karşılık tarafın, teşmil edeceği noktadan itibaren usûl işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha ise kısmen ıslah denir. Davacı taraf, iddiasını yani dava sebepleriyle talep sonucunu değiştirmek istiyorsa, yapacağı ıslah davanın tamamen ıslahı olacaktır. Buna karşılık iddianın yani dava sebepleriyle talep sonucunun değiştirilmesi değil de, genişletilmesi isteniyorsa, müracaat edilebilecek olan ıslah türü, davanın kısmen ıslahıdır (Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2023 tarihli ve 2022/3-1078 Esas, 2023/986 Karar sayılı kararı).
Islahın konusu tarafların yaptıkları kendi usul işlemleridir. Taraflar ıslahla, dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu, talep sonucunu değiştirebilirler. Islahın amacı yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi mümkün değildir. Bir başka ifadeyle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için ıslahın konusu olamaz (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarihli ve 2018/(15)6-984 Esas, 2021/1182 Karar sayılı kararı). Islah işleminin ne şekilde yapılacağı 6100 sayılı Kanun'un 177/3. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir.”. Görüldüğü üzere ıslah işleminin gerçekleştirilmesi için 6100 sayılı Kanun'da herhangi bir şart öngörülmemiş, ıslahın sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlık davacı tarafından yapılan ıslahta, beyanda bulunulan 11.02.2025 tarihinin mi, yoksa ıslah harcının yatırıldığı 14.04.2025 tarihinin mi esas alınacağından ve buna göre 11.04.2025 tarihinde öne sürülen zamanaşımı def'ine değer verilip verilemeyeceğinden kaynaklanmaktadır. Yukarıda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere 6100 sayılı Kanun'un 177/3. maddesi gereğince ıslah sözlü ya da yazılı olarak yapılabilir ve davacının talebini açıklayarak dava değerini arttırdığını sözlü veya yazılı olarak bildirdiği anda yapılan ıslah geçerlidir ve hukuki sonuç doğurur. Somut olayda davacı vekilinin 11.02.2025 tarihli dilekçesinde açıklanmış olan ıslah iradesine geçerlilik tanınması gerekirken harcın yatırıldığı tarih esas alınarak işlem yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.