Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/3700 E. 2026/4441 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/3700
- Karar No
- 2026/4441
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/2784 E., 2026/186 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 73. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/512 E., 2025/295 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Kurumun ... işletme Müdürlüğünde hizmet alımı yoluyla iş üstlenen alt işverenler bünyesinde çalıştığını, daha önce davalıya karşı açılan davada müvekkilinin çalıştığı bölümdeki hizmet alım sözleşmesinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin bu davadan sonra aynı yerde, aynı malzemelerle, aynı kişilerden emir ve talimat alarak çalışmaya devam ettiğini, ilave tediye alacağının ödenmediğini ileri sürerek ilave tediye alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; İdarenin ana faaliyet alanının bor ve türevi cevherlerin çıkarılıp üretilerek satışa hazır hâle getirilmesi olduğunu, bu kapsamda üretim faaliyetine ait olmayan ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesinde sayılan işlerin ihale ile dışarıdan satın alındığını, böylece asıl işin üretim faaliyetlerini oluşturan kimyasal ve metalurjik süreçler kapsamında olmayan ve doğrudan üretimle ilişkisi bulunmayan yardımcı işlerin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2. maddesi gereğince asıl işveren alt işveren ilişkisine konu edildiğini, şirketler ile Kurum arasında muvazaaya dayalı bir ilişki bulunmadığını, davacının "Cevher Hazırlama ve Kalite İyileştirme İşine ait Hizmet Alımı" kapsamında ihaleyi üstlenen değişik şirketler bünyesinde görev yaptığını, ihale konusu işin dışında bir işte çalıştırılmadığını, davacının çalıştığı şirketlerin değişmesinin muvazaanın emaresi olarak gösterilemeyeceğini, muvazaa bakımından emsal olduğu ileri sürülen mahkeme kararlarının ait oldukları döneme ilişkin hizmet alım sözleşmeleri bakımından bağlayıcı olabileceğini, davacının davalı Kurumun işçisi olarak kabul edilmeyeceğini, alt işveren işçisi olarak davacının 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun (6772 sayılı Kanun) gereğince ilave tediye alacağına hak kazanamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; hizmet alım sözleşmeleri ve dosya kapsamından hizmet alımına konu işin, davalı Kurumun asıl işinin bir bölümü olduğu, alt işveren firmaların, kullanılan yöntem ve ekipman noktasında asıl işveren davalı ... Müdürlüğünden teknolojik üstünlüğünün bulunmadığı, bilakis asıl işverenin, alt işverenden daha donanımlı bulunduğu, alt işverene verilen işin yasal düzenlemeye uygun işletmenin ve işin gereği teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerden olmadığı, asıl işverenin sürekli işçilerinin (kadrolu işçilerinin) de alt işveren işçileriyle birlikte davalıya ait asıl işlerin görüldüğü işlerde çalıştırıldığı, davacıya emir ve talimatların, kadrolu mühendisler ve teknisyenler tarafından verildiği, alt işveren firmaların ayrı bir iş organizasyonu bulunmadığı, yıllık ücretli izin, mazeret izni gibi sosyal hakların asıl işveren idarecileri ve teknik personeli tarafından kullandırıldığı, çalışma süresindeki akış ve yasal hakların tespitinde asıl işverenin etkili olduğu anlaşıldığından, "Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 4/b hükmünde belirtilen asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulma şartı gerçekleşmemiş, 4857 sayılı iş Kanunu'nun 2/6 hükmüne uygun bir asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmadığından, alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğunun kabulüne dair mahkeme kararında usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir.” gerekçesi ile davacının, davalı Kurumda iş sözleşmesi ile çalıştığı ve 6772 sayılı Kanun gereği ilave tediye alacağına hak kazandığı sonucuna varılarak hüküm kurduğu; Kararın temyiz incelemesinde Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 25.10.2023 tarihli ve 2023/9986 Esas, 2023/15991 Karar, sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onandığı, sunulan ihale sözleşmeleri incelendiğinde, bu sözleşmelerin de daha önce davalı ile dava dışı alt işverenler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun tespitine karar verilen dosyalardaki alt işveren ile yapılan sözleşme konularının aynı olduğu, davacının aynı işi yapmaya devam ettiği, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanmasına göre davacının ilave tediye alacağına hak kazandığı, ilave tediye alacağının hesaplanması bakımından davalı işyerinde davacı ile birlikte çalışan sendikasız emsal işçi bulunmadığından hüküm altına alınan ilave tediye alacağının davacının fiilen aldığı ücret üzerinden hesaplandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... İşletmelerinin Cevher Hazırlama ve Kalite İyileştirme İşine ait Hizmet Alımı ihaleleri ile iş alan alt işveren işçilerinin muvazaa iddiası ve ilave tediye alacağı talepleri ile davalı ... Müdürlüğüne karşı açtıkları seri davalarda 30.09.2021 tarihinde mahallinde keşif yapıldığı, hukukçu ve teknik bilirkişi tarafından düzenlenen bilirkişi heyet raporunda "Yüklenici şirketlerin hukuki bağımsızlığa sahip olmakla birlikte, dava konusu işe ilişkin organizasyon tek başına devam ettirilecek ve sonuçlandıracak ekonomik ve fiili alt yapıya sahip olmadıkları, alt işverene verilen işin, işyerinde asıl işveren tarafından yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin yardımcı işlerinden olmadığı, alt işverene verilen işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmadığı, alt işveren işçilerinin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırıldığı, sözleşmeler ile öngörülen işlerden farklı işlerin de alt işveren işçilerine gördürüldüğü, işyerinde kullanılan ekipmanların davalı asıl işverene ait olduğu, işin görümü sırasında kullanılan arazi araçlarının dava dışı alt işverene ait olduğu, dava dışı şirketlerin işin tamamını yapabilecek yeterli ekipman ve tecrübeye sahip olmadığı, davalı asıl işverenin asıl işlerini görüldüğü işyerinde dava konusu işe ilişkin asıl işverenin sürekli işçilerinin (kadrolu işçilerinin) de çalıştırıldığı" tespitlerine yer verildiği, bahsi geçen rapora istinaden Emet Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.06.2022 tarihli ve 2021/120 Esas, 2022/236 Karar sayılı kararı ile davalı Kurum ile alt işverenler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğuna karar verdiği ve söz konusu kararın kanun yolu incelemelerinden geçerek kesinleştiği (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/9986 Esas, 2023/15991 Karar sayılı kararı), eldeki dava dosyasına sunulan ihale sözleşmeleri de incelendiğinde sözleşme konularının aynı olduğu ve davacının aynı sözleşme konularına ait iş kapsamında değişen alt işverenler nezdinde çalıştığı ve çalışmasının da hâlen devam ettiği, dolayısı ile yeni ihale dönemleri için yeni bir muvazaa değerlendirilmesine gerek olmadığı gibi emsal dosyalar için 30.09.2021 tarihli mahallinde yapılan keşif ve düzenlenen heyet raporunda alt işverene verilen işin, işyerinde asıl işveren tarafından yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerden olmadığı, alt işverene verilen işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş de olmadığı, yazılı gerekçelerle davalının ilave tediye alacağından sorumluluğuna hükmedilmesinde ve yapılan hesaplamada bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacının çalıştığı işin mevcut mevzuata göre ihale edilmiş bir yardımcı iş olduğunu ve dava dışı yüklenicilerle müvekkili arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğunu, işçi teminine yönelik muvazaalı bir ilişkisinin söz konusu olmadığını, önceki ihale sözleşmelerinde muvazaa tespiti yapılmış olmasının sonrakilerin de muvazaalı olduğu anlamına gelmeyeceğini, 2. Mahkemece davalı ile dava dışı alt işveren arasındaki hukuki ilişki muvazaalı kabul edilmiş ise de 09.11.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ... Ana Statüsü'nün ''Teşekkülün Faaliyet Alanı ve Görevleri'' başlıklı 6/(a) hükmünde Kurumun görevleri arasında ''...Teşekkülün faaliyet alanındaki görevlerini gerçekleştirmek üzere ihtiyaç duyduğu mal ve hizmeti almak, yapım işlerini yapmak, yaptırmak...'' işlerinin sayıldığını, dolayısıyla yardımcı işin alt işverene verilmesinde muvazaalı bir asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edilmeyeceğini, 3. Davacı şirket işçisi olduğundan Kurumun taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanma şartlarını taşımadığını, 6772 sayılı Kanun gereği ilave tediye alacağına da hak kazanmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve buna göre davacının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Asıl işveren alt işveren ilişkisi esas itibarıyla konusu iş görme olan borçlar hukuku sözleşmesinin iş hukukuna yansımasıdır. Taraflar arasındaki borçlar hukuku sözleşmesi, 4857 sayılı Kanun'un 2/7 hükmü uyarınca yer alan tanımın unsurlarını içeriyorsa bu durumda borçlar hukuku sözleşmesi olma özelliğinin dışında iş hukuku bakımından asıl işveren alt işveren ilişkisi oluşturur (Nurşen Caniklioğlu, "Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisinin Unsurları-Unsur Yokluğunun ve Geçersizliğinin Sonuçları", Sicil İş Hukuku Dergisi, S.50, 2023/II, s.14). 4857 sayılı Kanun'un 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir. Kanun’daki bu tanımdan yola çıkıldığında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin dayanağı olan sözleşmenin asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için öncelikle iki işverenin varlığına ihtiyaç vardır. Ancak asıl işveren alt işveren ilişkisinin tarafı olan işverenlerin, işverenlik sıfatına sahip olmaları mutlaka alt işverenlik sözleşmesine konu olan mal veya hizmet üretiminin gerçekleştirildiği işyerinde işçi çalıştırmaları nedeniyle olmalıdır (Caniklioğlu, s.15, Ali Güzel, "İş Yasası'na Göre Alt İşveren Kavramı ve Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisinin Sınırları", Çalışma ve Toplum Dergisi, 2004/1, s.51). Bir diğer unsur ise asıl işverenin işyerindeki mal veya hizmet üretimine ilişkin işin bir başka işverene (alt işverene) verilmesidir. Kuşkusuz Kanun hükmünün açıklığı karşısında, alt işveren üstlendiği işi mutlaka asıl işverenin işyerinde yerine getirmesi ve bu iş için görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştırması gerektiği belirtilmelidir. Son olarak alt işverene verilen iş, asıl işin bir bölümü ise bu işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren bir iş olması şarttır. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez. Söz konusu unsurlardan birinin yokluğu hâlinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulduğundan söz edilemez. Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Maddenin 8. fıkrasına göre asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. Görüldüğü gibi 4857 sayılı Kanun’un 2/7 hükmünde asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulmasına ilişkin koşullara yer verildiği hâlde 8. fıkrada özel muvazaa kriterlerine yer verilerek muvazaalı asıl işveren alt işveren ilişkisinin sonuçları belirlenmiştir. Bu durumda asıl işveren alt işveren ilişkisinin, Kanun’da belirlenen unsurlardan birinin yokluğu sebebiyle geçersiz olması ile muvazaa nedeniyle geçersizliğini birbirinden ayırmak gerekmektedir. Kuşkusuz her iki durumda geçersizliğin hüküm ve sonuçları aynıdır. Böyle bir durumda, 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünün ikinci cümlesinde de ifade edildiği gibi, alt işverenin işçileri baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler (Güzel, s.62; ... Çelik, "Alt İşverenlik Konusunda Bir Yargıtay Kararındaki Değerlendirmeler Üzerine Düşüncelerimiz", İş ve ... Hukuku Dergisi, C.9, S.35, 2012, s. 171). Diğer taraftan asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için gereken unsurlardan birinin yokluğu o ilişkinin baştan itibaren geçersizliği sonucunu doğurur. Buradaki unsur yokluğu, yeni bir durum ortaya çıkmadığı sürece tamamlanamaz. Oysa Dairemizin yerleşik uygulamasına göre bir ihale dönemi için kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanması, önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından bir sonuç doğurmaz. Her ihale sözleşmesi kendi dönemi ve şartlarında değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır. Başka bir anlatımla, önceki ihale sözleşmelerinin muvazaalı olması, sonrakilerin de aynı şekilde muvazaaya dayandığını göstermez. Daha sonra yapılan sözleşmenin ayrıca muvazaa yönünden değerlendirmeye tâbi tutulması gerekir. Bu sebeple davalı tarafından yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararları sadece muvazaalı olduğu tespit edilen ihale dönemlerini bağlayacak olup önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından muvazaa araştırması yeniden yapılmalıdır. Bu duruma göre de kesinleşmiş muvazaa tespitine dayanılarak tespit döneminin dışında kalan ihale dönemleri için de herhangi bir inceleme yapılmaksızın muvazaanın kabul edilmesi doğru değildir. Bu sebeple muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerekirken asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsur eksikliği nedeniyle geçersizliğinde her ihale dönemi bakımından ayrı ayrı geçersizliğin tespitine ihtiyaç yoktur. Çünkü unsur eksikliği nedeniyle geçerlilik şartlarının yokluğu, yeni bir durum ortaya çıkmadıkça sonraki dönemlerde de etkisi gösterir. Somut uyuşmazlıkta davalı ... tarafından ihale edilen işlerin asıl işin bir bölümü olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işin, alt işverene verilen bölümünün, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerekmektedir. Dosya kapsamından bu koşulun somut olayda mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaa nedeniyle değil, unsur eksikliği nedeniyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Buna göre İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının gerekçesinde davalı ... ile dava dışı şirketler arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin, unsur yokluğu nedeniyle geçersiz olduğunun belirtilmesi yerine muvazaalı olduğunun ifade edilmesi hatalı ise de bu hata kararın sonucuna etkili değildir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yukarıda yapılan açıklamalara göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.