Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/2783 E. 2026/3807 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2783
- Karar No
- 2026/3807
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1675 E., 2025/979 K. DAVA TARİHİ : 24.11.2020 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 55. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/473 E., 2024/160 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait yurt dışı şantiyelerinde 11.09.2012-20.08.2016 tarihleri arasında kalıpçı ustabaşı olarak net 1.900,00 USD ücretle çalıştığını, davalı işverence üç öğün yemek ve barınma imkânı sağlandığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının çalıştığı sürece fazla çalışma yaptığını, hafta tatili ile genel tatil günlerinde çalıştığını, karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek kıdem, ihbar tazminatı fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, husumet itirazında bulunduklarını, yurt dışında çalışan işçinin Türkiye'de dava ikame etmesinin ve somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasının kabul edilemeyeceğini, uyuşmazlığın çözümünde ... Federasyonu İş Mevzuatının uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uyuşmazlığın çözümünde ... Federasyonu İş Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre fesih tarihinin 20.08.2016 olduğu ve davanın 24.11.2020 tarihinde açıldığı dikkate alındığında hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Anayasa mahkemesi iptal kararı doğrultusunda sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunu ve uyuşmazlığın çözümünde Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, b. Mahkemece süresinde cevap dilekçesi sunulmadığı, ön inceleme duruşmasına kadar da böyle bir itirazın yapılmadığı, davalının yabancı hukuk itirazında bulunmadığı göz önüne alınmadan yabancı hukuk uygulanarak davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, c. Yargılama giderleri ve harçların hatalı belirlendiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararda yargılama giderleri, vekâlet ücreti ve harçlar yönünden hatalı hüküm kurulduğunu, kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, dava konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığı, zamanaşımı, yargılama giderleri, harçlar ve vekâlet ücreti hususlarına ilişkindir. 1. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde; davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde ... hukuku uygulanmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilerek yargılama sonuçlandırılmıştır. Dosyada bulunan davacıya ait yurda giriş çıkış kayıtlarına göre dava konusu dönemde davacının davalı işyerinde; 11.09.2012-10.10.2013, 10.11.2013-25.05.2015, 05.07.2015-07.04.20 16... .05.2016-20.08.2016 tarihleri arasında dört dönem hâlinde fasılalı çalışmaları bulunmaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; davacının çalışmalarının ...'da geçtiği uyuşmazlık dışıdır. Dosyada mevcut yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Buna göre taraflar arasındaki hukuk seçimi anlaşmasının kapsamında bulunduğu anlaşılan 11.09.2012-10.10.2013, 10.11.2013-25.05.20 15... .05.2016-20.08.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemleri bakımından ... hukukunun uygulanması yerindedir. Ne var ki davacının üçüncü dönem çalışması olan 05.07.2015-07.04.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Dosya içeriğine göre 05.07.2015-07.04.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından ...'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tabiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında söz konusu çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre davacının 05.07.2015-07.04.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi dışındaki çalışmaları bakımından ... hukukunun uygulanması yerinde ise de 05.07.2015-07.04.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. 2. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s. 315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre ... İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir. ... Federasyonu İş Kanunu'nun sürelerinin düzenlendiği 392. maddesinde belirtilen sürelerin, Dairemizce daha önce bazı kararlarda hak düşürücü süre olduğu belirtilmişse de yeniden yapılan değerlendirmede bu sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğu ve davalı tarafça da usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle bazı çalışma dönemleri yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de İlk Derece Mahkemesince, söz konusu sürelerin hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi hatalıdır. Diğer yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2 hükmüne göre hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince hüküm yerinde davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verildiğinin yazılması da hatalı olmuştur. 3. Kabule göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yargı harçları hesabının yanılgılı değerlendirmeye dayandığı görülmekle birlikte, yeniden yapılacak değerlendirmede bu hususun gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Yine dava tarihi ve davacının işçilik alacaklarının yabancı hukukun uygulanması sonucunda reddedilmesi karşısında, Dairenin önceki uygulamasına güvenerek dava açan davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesi isabetli ise de davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması yerine davalıdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmesi isabetsizdir. Bozma sonrası yeniden yapılacak değerlendirmede, hukuk seçimi anlaşması bulunan dönemlerde yabancı hukukun uygulanması sonucunda reddedilen işçilik alacakları yönünden bu hususa dikkat edilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.