Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/318 E. 2025/3060 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/318
- Karar No
- 2025/3060
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2023/13 E., 2024/72 K.. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda verilen karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Uygulama kadastrosu sırasında, ... ili ... ilçe ... Mahallesi çalışma alanında ve tapuda ... ve müşterekleri adına kayıtlı bulunan eski 827 parsel sayılı 14.200,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 219 ada 190 parsel numarasıyla 15.217,25 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. 2. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında davalılara ait ... ili ... ilçe ... Mahallesi eski 827 yeni 219 ada 190 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün artırıldığını, taşınmazın etrafında genişlemeye elverişli Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler bulunduğunu ileri sürerek, miktar fazlasının Hazine adına tescilini, bu talep yerinde görülmez ise miktar fazlasının Hazineye ait olduğuna dair şerh verilmesini talep etmiştir. 3. Dairemizin bozma ilamı sonrasında tutanakları davalı hale getirilen ... ili ... ilçe ... Mahallesi 219 ada 184 ve 187 parsel sayılı sırasıyla 20.582,95, 41.715,59 metrekare yüz ölçümündeki taşınmazların, 2020 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Geçici 8. maddesi gereğince yapılan kadastro çalışması sırasında ham toprak niteliği ile Hazine adına tespit edildikleri anlaşılmıştır. II. CEVAP Davalılar cevap dilekçesi vermemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 25.05.2021 tarihli ve 2021/21 Esas, 2021/38 Karar sayılı önceki kararıyla; davanın reddine, çekişmeli 219 ada 190 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesi kararına karşı, davacı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce; "... İlk Derece Mahkemesince, teknik bilirkişi raporları dikkate alınarak tesis kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazın sınırlarında sınırlandırma hatası yapıldığı, uygulama kadastrosu sırasında ise taşınmazın doğu ve kuzey sınırlarının sabit sınır alınması sureti ile sınırlandırma hatasının giderildiği, sabit sınır olarak belirlenen sınırların 1956 ve 1967 tarihli hava fotoğrafları üzerinden yapılan inceleme sonucunda doğrulandığı ve sonuç olarak uygulama kadastrosunun doğru olarak yapıldığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın hüküm vermeye yeterli olmadığı, dava dilekçesinde davacı Hazinenin, uygulama kadastrosu sırasında davalılara ait eski 827 parsel (yeni 219/190) sayılı taşınmazın yüzölçümünün artırıldığını, taşınmazın etrafında devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın evvelki tapu miktarının fazlasının Hazine adına tescilini, aksi halde ise tapu kaydının beyanlar hanesine miktar fazlasının Hazine’ye ait olduğu şerhinin verilmesi istemiyle dava açtığı, dosya kapsamında yapılan inceleme sonucunda, eski 827 parsel sayılı taşınmazın 1966 yılında tespit gördüğü bu tespit sırasında doğu ve kuzey yönünün "taşlık" olarak tescil harici bırakıldığı, daha sonra 2020 yılında yenileme kadastrosu ile birlikte 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro tespiti sırasında ise taşınmazın doğu ve kuzey kısmına isabet eden tescil harici bölümlerin 219 ada 184 ve 187 parsel numaraları ile Hazine adına tespit edildiğinin anlaşıldığı, bu durum karşısında davacı Hazine, davalı gerçek kişilere ait taşınmazın yüzölçümündeki artışın taşınmaza komşu devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden kaynaklandığını ileri sürerek dava açtığına ve taşınmaza komşu tescil harici taşınmaz bölümlerinin de Hazine adına tespit edildiğinin anlaşılmasına göre, eldeki davanın uygulama kadastrosu sonucunda davalı taşınmazda meydana gelen artışın komşu Hazine taşınmazlarından kaynaklandığı iddiası ile açıldığının kabulü gerektiği, dolayısı ile bu taşınmazların kadastro tutanaklarının davalı hale getirilmesi gerektiği, diğer taraftan, hükme esas alınan teknik bilirkişi raporlarında sınırlandırma hatasından söz edilmekle beraber rapor içeriğinde bu hususun denetime elverişli şekilde açıklanmadığı, uygulama kadastrosunda taşınmazın doğu ve kuzey sınırının sabit sınır olarak belirlendiği ve sabit sınır olarak belirlenen sınırların 1956 ve 1967 tarihli hava fotoğrafları üzerinden yapılan inceleme sonucunda doğrulandığı belirtilmesine nazaran mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında taşınmazın sınırlarında taş duvar veya poligon gibi bir yapı bulunmadığı şeklinde bayanda bulunulduğu, jeodezi ve fotogrametri bilirkişi raporunda ise 219 ada 190 parsel sayılı taşınmazın 1956, 1985, 1994 ve 1999 tarihlerinde sınırlarının oluşmadığı şeklinde belirleme yapıldığının anlaşılması nedeniyle oluşan çelişki üzerinde önemle durulmadığı, uygulama kadastrosu sırasında taşınmazın doğu ve kuzey sınırlarının sabit alınmasının nedenlerini açıklamaktan uzak teknik bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulduğu açıklanarak, ilk derece mahkemesince öncelikle, taşınmaza doğu ve kuzey yönden komşu olup, Hazine adına kayıtlı bulunan 219 ada 184 ve 187 parsel sayılı taşınmazların kadastro tutanak asılları dosyaya celbedilerek bu taşınmazların davalı hale getirilmesi, ayrıca çekişmeli taşınmazların gerek tesis gerekse de uygulama kadastrosuna ilişkin pafta, ölçü krokileri, ölçü cetvelleri ve diğer belgeler ile tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları getirtilerek dosyanın ikmal edilmesi, bundan sonra önceki bilirkişiler dışında harita mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi sıfatına sahip bilirkişilerin de dahil olduğu, üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak denetime elverişli rapor alınması, taşınmazlardaki sınır farklılıklarının nedeni denetime elverişli şekilde ortaya konulması, uzman bilirkişi raporunda özellikle önceki tarihli rapor içeriği de tartışılarak sabit nitelikte sınır bulunup bulunmadığı, rapor içeriğinde belirtildiği üzere tesis kadastrosu sırasında sınırlandırma hatası yapılıp yapılmadığı ve sınırlandırma hatasının hangi teknik veriler ile açıklandığı gibi hususlar tartışılarak denetime elverişli şekilde ortaya konulması, bu şekilde yapılan araştırma ve inceleme sonucunda taşınmazların ara sınırının geçerli sınır tipinde belirlenmesi gerektiğinin, bir diğer ifade ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda "mavi" renk ile işaretlenen sınıra dönülmesi gerektiğinin anlaşılması halinde, somut olayın özelliğine göre taşınmazların uygulama kadastrosu sırasında belirlenen sınırları esas alınarak kalan kısmın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca kadastro çalışmasına konu edilmesi karşısında, uygulama kadastrosu ile çekişmeli taşınmaza dahil edildiği anlaşılan kısımlar yönü (tesis sınırı olarak gösterilen "mavi" renk ile gösterilen sınır ile uygulama sınırı olarak gösterilen "kırmızı" renk ile gösterilen sınır arasında kalan kısımlar yönü ile) 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmasının tespit tarihi (2020) itibari ile davalı taraf yararına iktisap koşullarının bulunup bulunmadığı üzerinde durulması, iktisap koşullarının oluştuğunun anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmesi ve sonucuna göre karar verilmesi ..." gereğine değinilerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapıln yargılama sonunda; "... uygulama kadastrosundaki yüzölçüm farklılığının sınırlandırma hatasından kaynaklandığı, sınırlandırma hatasından kaynaklı olarak pafta tersimatının yanlış yapıldığı ve alan hesabının yanlış hesaplandığı, yapılan uygulama kadastrosunun doğru olduğu ..." gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu 219 ada 190, 219 ada 184 ve 219 ada 187 parsel sayılı taşınmazların kadastro güncelleme tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ve iş bu karar, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay bozma ilamında belirtilen eksiklikler giderilmeden davanın reddedildiğini, uygulama kadastrosu çalışmaları sonucunda davalıların taşınmazında kayda değer bir yüzölçüm artışı meydana geldiğini, bu artışın tescil harici alanlar aleyhine gerçekleştiğini, yüzölçüm farkının teknolojik yetersizlikten kaynaklandığı yönündeki değerlendirmenin dosya kapsamına uygun düşmediğini, esasa ilişkin deliller toplanmadan ve dava gerekçeleri incelenmeden, teknik ve bilimsel temelden yoksun bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulmasının isabetsiz olduğunu belirterek, hükmün bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu' nun 22/2.a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, söz konusu uygulama kadastrosunun usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; davacı Hazine vekili dava dilekçesinde, uygulama kadastrosu sırasında davalılara ait eski 827 parsel (yeni 219/190) sayılı taşınmazın yüzölçümünün artırıldığını, taşınmazın etrafında Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın evvelki tapu miktarının fazlasının Hazine adına tescilini, aksi halde ise tapu kaydının beyanlar hanesine miktar fazlasının Hazineye ait olduğu şerhinin verilmesini istemiştir. Dosya kapsamına göre, eski 827 parsel sayılı taşınmazın 1966 yılında tespit gördüğü, bu tespit sırasında davaya konu edilen doğu ve kuzey yönünün "taşlık" olarak tescil harici bırakıldığı, daha sonra 2020 yılında uygulama kadastrosu ile birlikte 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro tespiti sırasında taşınmazın doğu ve kuzey kısmına isabet eden tescil harici bölümlerin 219 ada 184 ve 187 parsel numaraları ile Hazine adına tespit edildiği ve Dairemizin önceki tarihli bozma ilamı doğrultusunda bu taşınmazların tutanaklarının da davalı hale getirilerek dosya arasına alındığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan, bilirkişi kurulunun 24.06.2024 havale tarihli raporunda, 1951 tarihli hava fotoğrafında sınırın bulunmadığı, 1956 tarihli hava fotoğrafında 219 ada 184 parsel sayılı taşınmazla sınır olan kuzeydoğu sınırının gözlemlendiği, uygulama kadastrosundaki yüzölçüm farklılığının sınırlandırma hatasından kaynaklandığı, sınırlandırma hatasından kaynaklı olarak pafta tersimatının yanlış yapıldığı ve alan hesabının yanlış hesaplanmasına sebep olduğu açıklanarak, sonuç olarak uygulama kadastrosunun doğru olduğu bildirilmiştir. Ne var ki; bilirkişi raporunda tersimat hatası olduğuna ilişkin bir tespit yapılmış ise de, söz konusu tersimat hatasının teknik belgelerdeki hatadan kaynaklanmayıp, mülkiyet ihtilafını içerecek şekilde sınırlandırma hatasından kaynaklandığının kabul edildiği, 1956 tarihli hava fotoğrafında 219 ada 184 parsel sayılı taşınmazla sınır olan kuzeydoğu sınırının gözlemlendiği belirtilmiş ise de, bu sınırın sabit sınır olup olmadığının açıklanmadığı, tesis kadastrosunun yapıldığı 1966 tarihinden önceki tarihli hava fotoğraflarında uzman teknik bilirkişilerin raporuna ekli fotoğraflar ve krokiye göre, sabit sınır kabul edilebilecek bir sınırın zeminde görünmediği, ayrıca tesis kadastrosu ölçü krokisi incelendiğinde taşınmazlar arasında sabit sınıra ilişkin özel bir işaretlemenin de yapılmadığı, bu durum karşısında, taşınmazlar arasındaki sınırın sabit sınır olmadığı, geçerli sınır olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, uygulama kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu sırasında taraflara ait taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek herhangi bir sınırın bulunmadığı, buna göre, eldeki davada, tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun olmadığı ve tesis kadastrosu ile oluşan sınırların esas alınması gerektiği gözetilerek, bilirkişi kurulunun 24.06.2024 havale tarihli raporunda Ek-1 numaralı krokide davaya konu olan ve tesis kadastrosu pafta sınırı olarak gösterilen "mavi" renk ve yenileme çalışmaları sonucu sabit nitelikli sınır oluşturulan sınırlar olarak gösterilen "siyah" renk kalem ile işaretlenen bölüm yönünden davanın kabulüne, bu bölümün davalı parselden ifraz ve iptali ile tescil harici bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İlama karşı karar düzeltme yolunun kapalı bulunduğuna,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.