Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/2677 E. 2025/6042 K. – Kadastro Tespiti
Konu: Kadastro Tespitine İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2677
- Karar No
- 2025/6042
- Karar Tarihi
- Konu
- Kadastro Tespitine İtiraz
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2014/12 E., 2021/14 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 548 parsel sayılı 68.800 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı, vergi kaydı, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... mirasçıları davalılar ... ve müşterekleri adına tespit edilmiş; davacı Hazine, tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, uyulan bozma ilamında özetle; "Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları hükme esas olan uzman fen bilirkişisi raporunda (A) ve (B) harfleri ile gösterilen bölüme yönelik olduğu, İlk Derece Mahkemesince (A) harfi ile gösterilen bölümün, davalı tarafın dayanağını oluşturan vergi kaydının, (B) harfi ile gösterilen bölümün ise dayandıkları tapu kaydının miktarı ile kapsamında kaldığı belirtilerek davalılar adına tesciline karar verildiği; her iki kaydın miktarlarını aşan bölüm üzerinde ise davalı taraf yararına edinme koşullarının oluşmadığı kabul edildiği; ancak, dosya içinde bulunan tapu kayıt örneklerine göre, davalı tarafın dayanağını oluşturan tapu kaydının miktarı tesisinde (5) dönüm olduğu halde, tedavül kaydının (50) dönüm olduğu, İlk Derece Mahkemesince miktar değişikliğinin kanuni dayanağı bulunup bulunmadığı üzerinde durulmadan ve tapu kaydının miktarı kesin olarak belirlenmeden karar verildiği, yine mahallinde yapılan keşif ve uygulama da hüküm vermeye yeterli bulunmadığı açıklanarak, öncelikle davalı tarafın dayanağını oluşturan tapu kaydının miktarında görülen farklılık üzerinde durulması, yerel Tapu Sicil Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi Başkanlığından ayrı ayrı tapu kaydının miktarında görülen farklılığın nedeni ve kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı sorulup saptanması ve gerektiğinde bu konularda uzman bir bilirkişiden rapor alınması, tapu kaydı malikleri ile tespit malikleri arasındaki irsi ilişkiyi belirlemek amacıyla gerekli veraset ilamları veya nüfus kayıtları ve varsa akdi ilişkiyi gösteren satış senetleri ile tüm komşu taşınmazların dava dosyaları ve tüm ekleri dosya içine getirtilerek dosya tamamlandıktan sonra mahallinde elverdiğince yaşlı kişiler arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve tarafların aynı yönteme uygun bildirecekleri taraf tanıkları, uzman fen bilirkişisi ve üç kişiden oluşacak ziraatçı bilirkişi kurulu hazır olduğu halde yeniden keşif yapılması, keşifte, davalı tarafın dayanağını oluşturan tapu ve vergi kaydı, mevki ve hudutları tek tek okunmak suretiyle mahalline uygulanması, bu kayıtların mevki ve hudutlarında görülen farklılıkların nedenleri üzerinde durulması; sınırlarda okunan “...”, “...”, “...” tarlalarının yerleri saptanmaya çalışılması uygulamada komşu taşınmazlara ait tutanak örnekleri ve dayanaklarını oluşturan kayıtlar ile dava dosyalarından da yararlanılması; bilinemeyen sınırlar hususunda taraflara tanıkla kanıtlama olanağı tanınmalı ve davalı tarafın dayanağını oluşturan tapu ve vergi kayıtlarının kapsamları ayrı ayrı belirlenmesi, kayıt kapsamlarının çakışması, bir başka ifade ile tapu ve vergi kayıtlarının aynı yeri kapsamaları halinde, miktarı fazla olan kayda değer verilmesi gerektiği, ayrıca tapu kaydının kapsamı dışında kalan bölüm yönünden zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilemeyeceği de gözönünde bulundurularak dava konusu taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin ne zaman başladığı, hangi tarihten beri hangi sınırlarla sürdürüldüğü, gerektiğinde komşu parseller hakkında yapılan yargılamaları sonucunda ulaşılan sonuçlarla karşılaştırmalı olarak yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulup saptanmaya çalışılması, keşfe katılacak ziraatçı bilirkişi kurulundan dava konusu taşınmazın tarımsal niteliği ile, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresini bildiren değerlendirmeyi içeren ve komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı biçimde düzenlenen ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, uzman fen bilirkişisinden keşif ve uygulamaları izleyip denetlemeye olanak verir ayrıntılı rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması gereken yerlerden olmadığı, keşif sonrası fen bilirkişi raporu ile tapulama çalışmaları sırasında uygulanan 1937 tarihli ve ... tahrir numaralı vergi kaydının 3 hududu itibarıyla davalı parsele uyduğunun tespit edildiği, kaydın sınırı genişletilmeye elverişli olduğundan 13.800 m² olan miktarının esas alınması gerektiği, tapulama çalışmaları sırasında uygulanan T. Evvel 928 tarihli ve 12 sıra numaralı tapu kaydının 3 hududu itibarıyla davalı parsele uyduğunun tespit edildiği, ancak tapu kaydının bozma ilamına konu 5-50 dönüm miktarındaki tereddütü açısından yapılan incelemede kaydın 5 dönüm olarak kabul edilmesi gerektiğinin tespit edildiği, davacı Hazinenin dayanmış olduğu 1942 tarihli ve 19 sıra numaralı tapu kaydının ise hudutları itibarıyla davalı parseli kapsadığının tespit edildiği, keşif sırasında dinlenilen mahalli bilirkişilerin ortak yönde parsellerin tespit malikleri olan davalılar tarafından tarım arazisi kullanıldığını beyan ettikleri, davacı tarafın dayanmış olduğu tapu kaydından eski tarihli olan davalılara ait kayıtlara itibar edilmesi gerektiği, bu tapu ve vergi kayıtlarından da miktarı fazla olan kaydın 13.800 m² miktarındaki vergi kaydı olduğu, Mahkememizce keşif sırasında dinlenilen mahalli bilirkişilerin davalı parselin davalıların kullanımında olduğu yönündeki beyanlarına vergi kaydı miktarı ile örtüştüğü ölçüde değer verilerek bu kısım açısından davacı tarafların açmış oldukları davanın reddine, davacı Hazinenin dayanmış olduğu 1942 tarihli ve 19 sıra numaralı tapu kaydının kapsamında kalan 55.000 m² miktarındaki kısım açısından ise davalı tarafça, tapu kaydının oluşum tarihi olan 1942 yılından geriye doğru 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlanmadığı, zilyetliği ispata yarar vergi kaydının oluşum tarihinin 1937 olduğu anlaşıldığından davacı Hazinenin açmış olduğu davanın kabulüne karar vermek gerektiği" gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu 548 parsel sayılı taşınmazın, "68.800 m²" yüzölçümünden fen bilirkişisinin 28.07.2021 havale tarihli raporunda (B) harfi ile göstermiş olduğu B=55.000 m² miktarındaki kısmın ifrazı ile, kalan yüzölçümü olan "13.800 m²" yüzölçüm miktarı "tarla" vasfı ile, tespit gibi (... çocukları ..., ..., ..., ... kızı ..., ... çocukları ... ve ...) tapu siciline tesciline, (B) harfi ile göstermiş olduğu "55.000 m²" yüzölçüm miktarındaki kısmının "tarla" vasfı ile, Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle karar verilmiş ise de, varılan sonuç kanuni düzenlemeler ile dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davalıların dayanak T. Evvel 1928 tarihli ve 12 sıra numaralı tapu kaydının yüzölçümünün (50) dönüm olduğu halde, tesis tapu kaydı olan T. Sani 1312 tarihli ve 46 sıra numaralı tapu kaydında ise (5) dönüm olduğu, sınırlarının da her iki kayıttta farklı olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince tapu kayıt miktarındaki değişikliğin sebebinin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı konusunda yapılan araştırma neticesinde, değişikliğin kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşıldığına göre, tapu kaydının tesis kaydındaki yüzölçümü ile sınırlarına itibar etmek gerekmektedir. Ne var ki, tapu kayıt sınırları "..." olup; kaydın üç sınırında okunan cebel, hark ve harman niteliği itibarıyla her yerde bulunabilecek sınırlardan olup, kaydın "... tarlası" sınırı ise zeminde belirlenerek gösterilememiştir. Bu durumda davalıların dayandığı tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olduğundan söz edilemez. Öte yandan davacı Hazinenin idari yoldan ihdasen oluşan dayanak 27.05.1942 tarihli ve 19 sıra numaralı tapu kaydının ise, sınırları itibarıyla dava konusu taşınmazı kapsadığı dosyadaki bilgi ve beyanlardan anlaşılmakla, bu durumda davalıların vergi kaydına da dayanamayacağı; ayrıca tapu kaydının oluşum tarihine kadar davalılar lehine zilyetlikle edinim koşullarının gerçekleşmediği de anlaşıldığına göre; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.