Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4311 E. 2025/4211 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/4311
- Karar No
- 2025/4211
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/52 Esas, 2024/105 Karar KARAR : Davanın reddine İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sonucu, ...................Mahallesi çalışma alanında bulunan 28135 ada 26 (eski 1107) parsel sayılı 1.811,68 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, ''Antalya Kadastro Müdürlüğünün 09.08.2007 tarih, 3871 sayılı yazısı ile Orman sınırı dışına çıkarılan sahada kaldığı ve üzerindeki kargir ev Kerim Köksal'a aittir'' şerhleri verilmek suretiyle, Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının, tapuda Hazine adına kayıtlı bulunan ...Mahallesi 28135 ada 26 parsel sayılı taşınmazın 500 m²'lik kısmının zilyedi / kullanıcısı olduğunu, davacının önceki zilyet ...'den zilyetliği devir alarak zilyet olduğunu, halen zilyetliğinin devam ettiğini, yapılan kadastro tespitine karşı açılan davaya Hazinenin müdahil olduğunu, dava konusu yerin 2/B alanı olduğu tespit edilerek Hazine adına tescil edildiğini, davacının bu yeri 6292 sayılı Kanun hükümlerine göre satın almak istediğini, ancak kesin hükümle orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğu belirlenen taşınmazın 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi kapsamındaki taşınmaz vasfında olduğunun ve davacının taşınmaza zilyet olduğunun tapuya şerh verilmesi halinde davacının bu yeri satın alabileceğini belirterek, ndan bahisle Hazine adına tescil edildiğini, ancak taşınmazın davacının kullanımında bulunduğunu ileri sürerek, taşınmazın Orman Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olduğunun ve taşınmazında 500 m²'lik kısmının 31.12.2011 tarihinden daha önceki zamandan beri davacının zilyetliğinde bulunduğunun tapuya şerh verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin verdiği önceki karar, Yargıtay tarafından; "... çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan yerden olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerhine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, 6831 sayılı Kanunun 2. maddesi gereği orman sınırı dışına çıkarılmasına ilişkin tapu kaydının beyanlar hanesine şerh verilmesine ilişkin hüküm yönünden davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının, çekişmeli taşınmazın 5831 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek-4. maddesi kapsamında 2/B alanlarında yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu olmadığı anlaşıldığından, davacının dava konusu taşınmazın beyanlar hanesine ' 31.12.2011 tarihinden önce zilyet olduğu ' yönünde şerh verilmesi talebine ilişkin davacı ...'ın temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, davalı Hazinenin, davacının zilyet olduğu yönünde tapu kaydına şerh verilmesine ilişkin temyiz itirazları bakımından, çekişmeli taşınmazın 5831 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek-4. maddesi kapsamında 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi kapsamındaki alanlarda yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu olmadığı, bu şekilde çalışma yapılmadan zilyetlik şerhi verilmesi de mümkün olmadığı, bu nedenle zilyetlik şerhi verilmesine yönelik istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu ..." gerekçesiyle bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, ...Mahallesi 28135 ada 26 parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğunun tespitine ve tapunun beyanlar hanesine tesciline, kullanıcı şerhi oluşturulması isteminin reddine karar verilmiş; hükmün, davalı Hazine vekili ve katılma yoluyla davacı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 05.04.2022 tarihli ve 2021/6847 Esas, 2022/3271 Karar sayılı ilamıyla; '... 'davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz dilekçesinin süreden reddine karar verildikten sonra, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bakımından, somut olayda Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 03.02.2020 tarihli ve 2017/6369 Esas, 2020/401 Karar sayılı ilamında, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan yerden olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerhine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı Hazinenin bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ise de bilirkişi raporları ve aynı bölgeye ait Dairemizin temyiz incelemesinden geçen diğer dosyalardaki tahdit evraklarından, çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre ilk kez 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, Vakıflar İdaresinin .............Vakfına ait tapu kaydına dayanarak 1942 tahdidine itiraz etmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı iptal kararının sadece vakfın tapulu taşınmazlarına ilişkin olduğu, bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında makiye tefrik çalışmalarına konu edildiği,makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu hususa 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına” şeklinde de işaret edildiği, 1976 yılında orman kadastro komisyonunca “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere” nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanıldığı, bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidinin tamamen iptal edildiği kabul edildiğinden, önce çekişmeli taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II nolu parsel sahası olarak 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmesi üzerine itirazları inceleme komisyonunca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına konu edilmediği, yapılan işlemlerin ilanından sonra ilan tarihlerinde yürürlükte bulunan kanunlardaki hak düşürücü sürelerin de geçmesiyle kesinleştiğinin anlaşılmakta olduğu, açıklanan orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin, itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve daha sonra 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği anlaşılmakta olup, çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararının hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesinin de hukuken mümkün bulunmadığı, zira, kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davadaki hüküm fıkrası ile diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi; kesin hükümle bağlılığın, kural olarak hüküm fıkrasına münhasır olup gerekçeye sirayet etmeyeceği açıklanarak, dava, tapu kaydının beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesine yönelik olduğuna ve taşınmazın 2. madde kapsamında veya 2/B alanında kalmadığı anlaşıldığına göre Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kabulününe karar verilmesinin isabetsizliğine ..." değinilerek, bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince, "... önceki hükmün 2/B maddesi nitelik belirlenmesine ilişkin kısmının esasında kesinleşmiş olduğu, çünkü bu yöndeki temyiz itirazlarının reddedildiği, karar düzeltme yoluna da başvurulmadığı, kesin hükmün tüm tarafları bağlayacağı, diğer yandan bozmaya uyulmakla, bozma kimin lehine ise, onun yararına usuli müktesep hak oluşacağı, usuli müktesep hakkın kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bağlayıcı olduğu, son bozma ilamındaki maddi hata gerekçesinin de, bu dava özelinde gerçekleşmemiş olduğu, çünkü Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin o ilamda hem taşınmazın niteliğine, hem de Antalya Kadastro Mahkemesinin yukarıda açıklanan ilamına dayanarak karar vermiş olduğu, yani çekişmeli taşınmazın kadastral ve hukuki durumunda yapılmış bir hata ya da gözden kaçırılmış bir olgu bulunmadığı, aynı nitelikte açılan ve kabulle sonuçlanan davaların onandığı ve aynı durumdaki kişilerin aynı hukuki durumu elde etmesi gereği nazara alındığında taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Yasayla değişik 2 nci maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı kabul edilerek bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi gerektiği ..." gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine karar verilmiş olup, direnme kararına karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2023 tarihli ve 2023/8-517 Esas, 2023/966 Karar sayılı ilamıyla; "...Bu kapsamda; yapılan orman tahdidinin sadece Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararla Vakıflar İdaresinin dayandığı Muratpaşa Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan orman tahdidinin hâlen geçerliliğini sürdürdüğü, orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği açıktır. Çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararı incelendiğinde ise hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen ve taşınmazın 2 nci madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, ayrıca 1942 yılından beri orman sınırları içinde olan bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarılmasının ancak idarece usulüne uygun şekilde yapılacak işlemle mümkün olduğu, idarenin yaptığı bir tasarruf olmadan mahkemelerin orman sınırı içinde kalan bir taşınmazı orman sınırı dışına çıkarmasının teknik olarak mümkün olmadığı, somut olayda her ne kadar 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonu taşınmazları Hazine adına orman sınırı dışına çıkarmışsa da işleme itiraz edilmesi üzerine aynı komisyonun bu işlemi iptal ettiği sonra da taşınmazları orman sınırı dışında bıraktığı, dolayısı ile çekişmeli taşınmazlar bakımından ayakta olan 2. madde çalışmasından söz edilemeyeceği, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan bir taşınmazın orman sınırı dışında yani ziraat alanında bırakılmasının ise kanuni bir dayanağının olmadığı, dolayısı ile 7 numaralı komisyon tarafından yapılan hiçbir işleme değer verilemeyeceği ve çekişmeli taşınmazların halen 1942 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmış olduğu, bu durumda, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarıltılan yerlerden olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği ..." gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.