Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/2857 E. 2024/1090 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2857
Karar No
2024/1090
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/491 E., 2023/519 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/94 E., 2022/567 K. Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.02.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Av. ... ve karşı taraftan davacı vekilleri Av. Berna Karadağ ve Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; işin esası incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 22.02.2024 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde, yapılan denetimler sonucu Vakıf başkanı ...'nun 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) vakıf yöneticilerinin sorumlulukları ve görevden alınması başlıklı 10/2-c maddesi kapsamında vakfı zarara uğrattığının tespit edildiğini, bu kapsamda Vakıflar Meclisinin 03.02.2014 tarihli ve 27/60 sayılı kararı ile vakıf yöneticisinin görevden alınmasının uygun bulunmasına karar verildiği ileri sürülerek, vakıf yöneticisi ...'nun vakıf yöneticiliği görevinden alınması istenilmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde, dava dilekçesindeki iddialar reddedilerek vakıf aleyhine ve yönetime izafe edilebilecek herhangi bir zarar meydana gelmediği, Vakfın yönetim kurulu ve başkanının her durumda davalı vakfın menfaatine olacak şekilde hareket ettiği, gerek yasa gerekse içtihatlar gereği, ilgili yasal düzenlemelere uyulmak ve genel olarak basiretli bir tacir gibi hareket edilmek sureti ile vakfın idare edildiği, Yargıtay emsal içtihatlarında kabul edildiği üzere vakıf başkanının azli için aranan kriterler olarak her eylemin ayrı ayrı takdir edilmesi, olayın oluş biçimi, aykırılığın niteliği, aykırılıkta ısrar, iyi niyet, ölçülülük, eylem yaptırım dengesi gibi unsurlar kabul edildiğinden somut olayda tüm bu unsurların var olup olmadığının irdelenmesi gerektiği beyan olunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, kiracı şirketin yetkilisi olan kişi olan ... ile dava dışı başkaca şahıslar tarafından denetim kapsamında verilen beyan içerikleri ile davalı vakıf yöneticisinin dava dışı kiracı şirketten banka kayıtlarına intikal eden 48,000,00 TL bedel birlikte gözetildiğinde davalı vakıf yöneticisinin kişisel menfaat sağlama gayretinde olduğu kanaatine varıldığı, bu kapsamda ikinci rapordaki kanaat benimsendiği, yine hükme esas alınan ikinci raporda da belirtildiği üzere Vakfın 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarına ait toplam 419.000 TL ödenmeyen kira ve yemek bedellerinin 20.08.2010 tarihine kadar tahsil edilmemesi nedeniyle toplam 44.580,80 TL faiz geliri kaybının olduğu ve bu tutarın ilgili yıllar Vakıf muhasebe kayıtlarına yansıtılmamış olmasından dolayı gelir kaybının oluştuğu, bu suretle davalı vakıf yöneticisinin vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uygun hareket etmediği, ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle yöneticisi olduğu vakfı zarar uğrattığı, yöneticilik görevini kullanarak kişisel menfaat sağladığı anlaşıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne ve davalı ...'nun vakıf yöneticiliğinden alınmasına, meclis üyesi olamayacağına ve 5 yıl süreyle aynı veya başka vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacağına karar verilmiştir. Davalılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davalının İstanbul Anadolu 21. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/389 Esas sayılı dosyasından vakıf yöneticisi hizmeti sebebiyle görevi kötüye kullanma suçundan davacıya verdiği zararın uzlaşma kapsamında kalması sebebiyle kamu davası düşülmüş olsa da vakıf başkanı davalının vakıf başkanlığı görevinden alınması için kasıtlı eylemi ile vakfı zarara uğratması için ceza mahkemesinin mahkumiyet kararının gerekli olmamasına, İlk Derece Mahkemesince alınan 26.08.2021 kök ve 04.07.2022 ek raporların dosya kapsamındaki diğer delillerle örtüşmesine ve denetime elverişli olmasına, davalının davacıya verdiği zarardan sorumlu olmasına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesi ile davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalılar vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepler tekrar edilmiş ve bilirkişi raporlarının denetim raporu esas alınarak hazırlandığını, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, Vakıf ile Esnaf Odasının kardeş kuruluş olduklarını, Esnaf Odası üzerinde mal kalmamasının beyan edilmesi üzerine Oda'nın mal varlığının Vakfa devredildiğini, ceza davasında davalı ...'ın berat ettiğini, mahkeme kararına kiracı şirket yetkilisi ...'in müfaettişe verdiği soyut beyanın esas alındığını, dosyada iddia ve müfettiş raporu dışında delil bulunmadığını ileri sürülerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. Dava, davalı vakıf yöneticisinin görevden alınması istemine ilişkin olup taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı vakıf yöneticisi tarafından davalı vakfın zarara uğratılıp uğratılmadığı, bu kapsamda 5737 sayılı Vakıflar Kanunu 10.maddesi gereğince davalı yöneticinin görevden alınma koşullarının oluşup oluşmadığıdır. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371'inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ : Açıklanan sebeplerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 247,70 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 17.100,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/2857, K. 2024/1090, T. 22.02.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2023-2857-e-2024-1090-k-309d5b0dce38