Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/1741 E. 2025/3585 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1741
Karar No
2025/3585
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ...Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1152 E., 2023/278 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ...15. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/23 E., 2021/70 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davacı ... haricindeki davacılar yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 150. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına, davacı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının, davacılardan ... vekili ile davalı ... İdaresi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılardan ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların kök murisleri ... adına kayıtlı olan Haziran 1331 tarihli ve 28 cilt 374 ila 382 sıralar arasında, 27/72 cilt 39 ila 53 sıralar arasında kayıtlı eski tapu kayıtlarında geçen taşınmazların, 766 sayılı Tapulama Kanunu'na (766 sayılı Kanun) göre yapılan çalışmalarda ............. Devlet Ormanı içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapulama dışı bırakıldığını, çekilmeli taşınmaların bir kısmının 2/B alanı sayılarak orman dışına çıkartıldığını, kalan bölümünün ise Devlet ormanı olarak tahdidinin yapıldığını ileri sürerek orman sınırları dışına çıkartılan bölümlerinin Hazine adına olan kayıtlarının iptaliyle davacılar adına tesciline, orman sınırları içerisinde kalan bölümlerinin ise özel orman olarak davacılar adına tesciline, olmadığı takdirde ise 30.000,00 TL tazminatın davacılara ödenmesine karar verilmesini istemiş, 27.04.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile davacılardan ... dışındaki davacılar yönünden davayı takipsiz bırakmış, ... yönünden ise tazminat taleplerini 182.518,18 TL olarak ıslah etmiştir. Davacı vekili 11.05.2019 tarihli dilekçesi ile de revizyon gören eski tapu kayıtlarına dayanmaktan vazgeçtiklerini, orman vasfıyla davalı Hazine adına tescil harici bırakılan ve murisleri adına eski tapu kayıtları kapsamında kalan alanlarla ilgili olarak davalarını sürdürdüklerini bildirmiştir. Davalı ... İdaresi ve Hazine vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, "davacı ... haricindeki davacıların davasını takip etmemesi nedeniyle 15.11.2018 tarihli celsede davanın işlemden kaldırıldığı ve yasal 3 aylık süre içerisinde yenilenmediği" gerekçesiyle bu davacılar yönünden 6100 sayılı Kanun'un 150. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına, "davacı ...'in açmış olduğu dava bakımından ise davanın yasal hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılardan ... vekili ile davalı ... İdaresi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, "davacıların tutunduğu revizyon görmeyen eski zabıt kayıtlarının 1963 yılında yörede yapılan arazi kadastro çalışmaları sırasında taşınmazların orman niteliğinde olması nedeniyle tescil harici bırakıldığı, zabıt kayıtlarının sonradan herhangi bir işlem görmediği, davacılar ve murisleri tarafından 10 yıllık hak düşürücü süre içinde herhangi bir tespite itiraz davasının açılmadığı, keza 1939 yılında yörede yapılan ve kesinleşen orman kadastrosuna davacıların murislerin itiraz etmedikleri, dolayısıyla davacıların murisi adına arazi kadastrosu sonucu oluşan herhangi bir tapu kaydı bulunmamaktadır. Arazi kadastro çalışmaları sırasında orman niteliğinde olması nedeniyle revizyon görmeyen ve işleme tabi kayıt niteliği kalmayan eski tapu kaydı hukuki değerini yitirmiş olup 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince hukukî değerini yitiren tapu kaydına dayanılarak tazminat talep edilmesi mümkün olmadığı, kaldı ki tapunun hukuki değerini yitirdiği 1963 yılından davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gibi bir an için davacıların zabıt kaydına dayalı olarak tazminat talep hakkı bulunduğu kabul edilse bile, Anayasa Mahkemesi'nin 2014/6673 başvuru no.lu 25.07.2017 tarihli kararı gereği, 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki dava yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli kararından yaklaşık 5 yıl sonra 16.01.2014 tarihinde dava açıldığından 18.11.2009 tarihinden itibaren oluşan iç hukuk yolu itibariyle davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün de mümkün olmadığından mahkemece davanın reddine ilişkin kararı usul ve kanuna uygun olduğu" gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf itirazları yerinde olmadığı, "davalı ... İdaresi vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf talebi yönünden ise, Asgari Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 13/4. maddesi uyarınca maddi tazminat talebinin tamamen reddi durumunda maktu vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğinden verilen kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle, davacı ... vekili ile davalı ... İdaresi vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; bu kez davacılardan ... vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir. Dava, tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tazminat talebine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinden; davacı ... vekilinin 05.11.2019 tarihli dilekçe ile orman vasfıyla davalı Hazine adına tesçil harici bırakılan ve davacının murisleri adına eski tapu kayıtları kapsamında kalan alanlarla ilgili olarak davalarını sürdürdüklerini bildirdiği, anılan dilekçede yer alan eski tapu kayıtlarından Haziran 1331 tarihli ve 379, 380, 381, 382, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51 ve 52 sıra no.lu taşınmazların 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, 1963-1970 yılları arasında 766 sayılı Kanun gereği köyde yapılan çalışmalarda söz konusu tapuların revizyon görmediği, eski tapu kayıtlarının 123 ada 1 parsel sayılı Devlet ormanı içinde kaldığı, davacılar ve murisleri tarafından arazi kadastrosunun yapılmasından sonra 10 yıllık hak düşürücü süre içinde herhangi bir tespite itiraz davasının açılmadığı, keza 1939 yılında yörede yapılan ve kesinleşen orman kadastrosuna davacı murislerinin itiraz etmediği, davacıların tutunduğu 1963 yılında yapılan arazi kadastrosu çalışmaları sırasında orman niteliğinde olması nedeniyle revizyon görmeyen ve işleme tabi kayıt niteliği kalmayan eski tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği, tapunun hukuki değerini yitirdiği 1963 yılından davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmış olup 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, "kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybeder" hükmü gözetildiğinde, davacı ve murisleri tarafından 10 yıllık hak düşürücü süre içinde herhangi bir tespite itiraz davasının açılmadığı anlaşılmakla, arazi kadastro çalışmaları sırasında orman niteliğinde olması nedeniyle revizyon görmeyen ve işleme tabi kayıt niteliği kalmayan, hukukî değerini yitiren tapu kaydına dayanılarak tazminat talep edilmesi mümkün olmadığından tazminat koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerindedir. Kaldı ki 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesine (eski 125. md.) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli ve 2014/6673 başvuru no.lu olup 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Yaşar Çoban kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hâle gelmiş olup buna göre de yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli ve 2014/6673 başvuru no.lu kararı nazara alındığında 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan davalar yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesini etkili hâle getiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra davanın makul süre içinde açılması gerekmektedir. Eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulü mümkün olmadığından ve davalı Hazine vekili süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğundan zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki gerekçe de isabetlidir. Davacı vekilinin sair temyiz itirazları yönünden de; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL nin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/1741, K. 2025/3585, T. 08.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2023-1741-e-2025-3585-k-e9d016b0a804