Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/6973 E. 2024/6953 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/6973
Karar No
2024/6953
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/415 E., 2022/288 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (4721 Sayılı Kanun) 713/1 inci maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Kanunu (3402 Sayılı Kanun) 14. ve 17. maddeleri gereğince tescil istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 16. Hukuk (Kapatılan) Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddi ile Türk Medeni Kanunu'nun 713/6 gereğince 04/03/2022 tarihli rapor eki krokide (B) 1167,51m2 + (C) 143,68m2 + (D) 157,61m2 harfi ile gösterilen toplam 1468,80m2 yüzölçümlü taşınmazın, bahçe vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1975 yılında arazi kadastrosu yapılmış, dava konusu taşınmaz tespit harici bırakılmıştır. Yörede 6831 sayılı Kanuna göre yapılan ve 10.12.1999 tarihinde ilan edilip 10.06.2000 tarihinde kesinleşen orman kadastrosunda taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmıştır. 2.Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Dereli köyü Tömek Mevkinde bulunan ve sınırları dava dilekçesinde gösterilen 2500 m2'lik taşınmazı bağ olarak nizasız ve fasılasız malik sıfatı ile zilyet olarak kullandığını, davacının taşınmazı 01.10.2012 tarihinde tapusuz olması nedeniyle şahitler huzurunda önceki zilyet ve malik olan ...’tan bedeli mukabilinde satın aldığını, ...'ın ise iş bu taşınmazı 13.09.2012 tarihinde kendisinden önceki zilyet ve malik ...'dan satın aldığını, ...'ın zilyetliğinin ise 25 yılı bulduğunu, davacının dava tarihi itibari ile 1,5 yılı bulan zilyetliğinin söz konusu olduğunu, taşınmaz içerisinde 20 yıllık ağaçlar bulunduğunu ve yaklaşık 30 yıldır taşınmazda bağcılık yapıldığını, hazine ve köy tüzel kişiliği ile diğer üçüncü şahısların bu yerle bir ilgisinin bulunmadığını, Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 maddesinde öngörülen şartların davacı açısından gerçekleştiğini belirterek anılan taşınmazın eklemeli zilyetlik hakkından yararlanan davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu yer ... sınırları içerisinde yer aldığını, yetki ve sorumluğun bu belediyeye ait olduğunu, Büyükşehir Belediyesinin husumet ehliyeti bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.02.2015 tarih ve 2014/183 esas, 2015/101 karar sayılı kararı ile; 22.09.2014 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi tarafından dava konusu taşınmazın ... isimli şahsa ait iken 1983 senesinde ...’a satıldığı, ...’ın da bağ olarak kullandığı taşınmazı iki yıl öncesinde davacıya sattığı, neticeten dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile davacı ve satın aldığı şahıslar tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edildiğinin bildirildiği, ormancı bilirkişinin orman sınırlama hattının dışında orman sayılmayan alanda olduğu, ziraatçı uzman bilirkişinin de zilyetlikle iktisabı mümkün ve özel mülkiyete konu olan yerlerden olduğunu açıkladığı, bu açıklamalara göre davanın kanıtlandığı, hükmen tescili talep edilen yerde davacı haricinde hak iddia eden bir başka kişinin bulunmadığı, dolayısıyla açılan davanın haklı ve yerinde olduğu, bu yerin Kadastro Kanununun 14 ve 17.maddeleri gereği masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli arazi haline getirildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, Fenni bilirkişi Mustafa Dal’ın 20/10/2014 tarihli rapor krokisinde (A) harfi ile gösterilen 1414.87 m2 mesahalı yerin aynı ada son parsel numarası verilerek davacı ... adına tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 31.05.2017 tarihli ve 2015/17055 Esas, 2017/4802 Karar sayılı kararıyla; davalı köyün 6360 sayılı Kanun gereğince köy tüzel kişiliğinin ortadan kalktığı ve ... ilçesinin mahallesi haline geldiği, taraf sıfatı kalmayan köyün yerine katıldığı ilçenin belediyesi olan ... Belediyesinin ve Büyükşehir sınırlarının il mülki sınırı haline gelmesi nedeniyle Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin ilgili kamu tüzel kişisi sıfatıyla davada taraf olarak yer alması gerekli olduğu halde Büyükşehir Belediyesi'nin davaya dahil edilmediği ve taraf teşkilinin sağlanmadığı, bu nedenle 6360 sayılı Kanun gereğince işlem yapılması için kararın bozulması gerektiği gerekçesiyle, davalı Hazinenin temyiz istemlerinin kabulü ile hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 28.12.2017 tarih ve 2017/431 esas, 2017/570 karar sayılı kararı ile; Yargıtay bozma ilamı sonrasında davacı vekili tarafından davaya Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığının dahil edildiği, 22.09.2014 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi tarafından dava konusu taşınmazın ... isimli şahsa ait iken 1983 senesinde ...’a satıldığı, ...’ın da bağ olarak kullandığı taşınmazı iki yıl öncesinde davacıya sattığı, neticeten dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile davacı ve satın aldığı şahıslar tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edildiğinin bildirildiği, ormancı bilirkişinin orman sınırlama hattının dışında orman sayılmayan alanda olduğu, ziraatçı uzman bilirkişinin de zilyetlikle iktisabı mümkün ve özel mülkiyete konu olan yerlerden olduğunu açıkladığı, bu açıklamalara göre davanın kanıtlandığı, hükmen tescili talep edilen yerde davacı haricinde hak iddia eden bir başka kişinin bulunmadığı, dolayısıyla açılan davanın haklı ve yerinde olduğu, bu yerin Kadastro Kanununun 14 ve 17.maddeleri gereği masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli arazi haline getirildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, Fenni bilirkişi Mustafa Dal’ın 20.10.2014 tarihli rapor krokisinde (A) harfi ile gösterilen 1414.87 m2 mesahalı yerin aynı ada son parsel numarası verilerek davacı ... adına tesciline karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 15.04.2021 Tarihli ve 2020/4324 Esas, 2021/3685 Karar sayılı Kararıyla; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, çekişmeli taşınmazın imar durumunun araştırılmadığı, davacı adına aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden edindiği taşınmaz olup olmadığının tapu ve kadastro müdürlüklerinden sorulmadığı, komşu parsellerin tapu kayıtları ve dayanak kayıtlarının celbedilmediği, tek ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen raporla yetinilerek karar verildiği, hava fotoğrafı incelemesinin jeodezi bilirkişi eliyle yaptırılmadığı, ormancı bilirkişi tarafından 1948, 1985 ve 1999 tarihli hava fotoğraflarının incelendiği ancak rapor ekinde yer alan çakıştırmalar renksiz olduğundan çekişmeli taşınmazın hava fotoğraflarına göre durumunun denetlenemediği, eksik araştırma ve inceleme sonucu karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu, mahkemece eksiklikler ikmal edildikten sonra yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç kişilik orman mühendisi bilirkişi kurulu, üç kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılarak toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi beyanları ve davacı tanığı beyanlarının birbirini teyit ettiği, anlatılan vakaların aynı mahiyette olduğu, yine mahkemece alınan birikişi raporları ve yapılan tespitler ile de uyumlu olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle birbirini ve teknik bilirkişi raporlarını teyit eden mahalli bilirkişi ve davacı tanığı beyanlarına itibar edildiği ve hüküm tesis edilirken esas alındığı, ziraat mühendisi ve orman mühendisi tarafından hazırlanan raporların, keşif mahallinde beyanlarına başvurulan mahalli bilirkişi ve davacı tanığı beyanlarının, mahkemece keşif mahallinde bizzat yapılan tespitler ile uyumlu olduğu, dosya arasına alınan hava fotoğrafları, ortofotolar ve gizli memleket haritalarının bilimsel yöntem ile incelendiği, rapor içeriklerinin birbirini teyit ettiğinin anlaşıldığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporlarına itibar edildiği ve hüküm tesis edilirken esas alındığı, dava konusu taşınmazın ilk olarak, 07.11.2012 tarihinde onaylanan Nazım imar planında kapsamında alındığı ve Bakdea alanında bırakıldığı, dolayısı ile davacı açısından fasılanın imar planının onanması ile kesildiğinin anlaşıldığı, zilyetlik süresinin hesap ve tespitinde 07.11.2012 olan imar tarihi esas alınarak inceleme yapılması gerektiğinin mahkemece kabul edildiği, dava konusu (B), (C) ve (D) harfleri ile işaretli dava konusu taşınmazların bulunduğu alanların tamamının 27.07.1970 tarihinde kesinleşen kadastro çalışmalarında, çalılık olarak paftasında Tapulama Harici alan içinde bırakıldığının fen bilirkişi raporu ile sabit olduğu, bu kapsamda hava fotoğrafları üzerinde Harita/Jeodezi mühendisi bilirkişi tarafından yapılana inceleme neticesinde dava konusu taşınmazların evveliyatı itibari ile hali arazi niteliğinde olduğu, keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarına göre dava konusu taşınmazın keşif tarihi itibari ile 25-30 yılı bulan kullanımın söz konusu olduğu ve davacı ile önceki zilyetler tarafından sahiplenilerek imar ihya edildiği, bir kısmının bağ ve zeytinlik ve bir kısmının ise ev ve bahçesi zeytinlik yapılmak sureti ile kullanıldığı, kullanımın aralıksız olarak devam ettiği, dosya arasına alınan bölgeye ait tüm hava fotoğrafları ve uydu fotoğrafları üzerinde Harita/Jeodezi mühendisi bilirkişi tarafından yapılan inceleme ve tespitlerde de dava konusu taşınmazlar üzerinde 1985 sonrasında ve 1980'li yılların sonları itibari tarımsal faaliyete başlandığı, öncesinde kullanımın söz konusu olmadığı, zaten 1952, 1975 ve 1985 tarihli hafa fotoğraflarının incelenmesinde 1985 tarihi dahil dava konusu taşınmaz üzerinde bir kullanımın söz konusu olmadığının tespit edildiği, 1999 tarihli hava fotoğrafı, 2006 ve 2010 tarihli uydu fotoğrafının incelenmesi ile tespit edildiği üzere dava konusu taşınmazın (B) harfi ile işaretli alanının tarımsal faaliyette kullanılmaya başlandığı ve bu durumunu devam ettirdiği, (B) alanı üzerinde süreklilik gösteren tarımsal faaliyetin mevcut olduğu, (C) ve (D) ile işaretli alanlarda ise kullanımın 1999 tarihi itibari ile kısmen başlandığının tespit edildiği, her ne kadar (B) ile işaretli alan açısından Ziraat bilirkişiler raporu ile dava tarihi itibari ile 20 yılı aşan aralıksız ve davasız kullanımın olduğu tespit edilmiş ise de, (B) ile işaretli alanın 1985 tarihli hava fotoğrafında hali arazi vasfında olduğu 1999 tarihli hava fotoğrafında ise sınırlarının belirginleştiği ve bağ vasfında kullanıldığının tespit edildiği, dolayısı ile davacının taşınmazdaki zilyetlik süresinin imar tarihi olan 2012 tarihinden geriye 20 yıl ve üzeri olup olmadığının hava fotoğrafları ile net bir şekilde tespit edilemediği, bu noktada ziraat bilirkişilerin raporunda zeminde mevcut ağaçların yaşlarında yararlanılmak sureti ile yaklaşık bir zilyetlik süresinin tespit edilebileceği, zira iddia ve mahalli bilirkişi beyanları ile dava konusu (B) alanının ilk olarak bağ ve meyve bahçesi olarak kullanılmaya başlandığının beyan edildiği, bu tespit ve beyan ışığında her ne kadar ziraat bilirkişi raporu ile (B) alanı üzerinde imar ihyanın tamamlandığı ve zilyetlik süresinin 20 yılı aştığı tespit edilmiş ise de dava tarihi olan 2014 yılı itibari ile dikili 5 adet Zeytin ve 5 Adet cevizin 1/3 yaşlarında, 6 adet Erik ve 2 adet armut ağacının 12/14 yaşlarında, 32 adet bağ tiyekinin 9/10 yaşlarında olduğunun tespit edildiği, buna göre imar tarihi itibari ile ise taşınmaz üzerindeki en yaşlı ağacın 12/14 yaş aralığında olduğu, taşınmazın (B) ile işaretli alanında en erken zilyetlik ve tasarrufun ise imar tarihinden geriye 1995 yılı itibari ile başlamış olabileceği, bu tarihi itibari ile davacının eklemeli zilyetliğinin 20 yıl ve üzeri olmadığı, dolayısı ile TMK'nin 713/1 maddesi ve 3402 sayılı yasanın 14. maddesinde öngörülen davasız ve aralıksız 20 yıllık malik sıfatı ile zilyetlik ve tasarruf şartının davacı lehine sübut bulmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davacının sübut bulmayan davasının reddine, Hazinenin TMK'nin 713/6 maddesi gereğince tescil talebinin kabulü ile; 04.03.2022 tarihli rapor eki krokide (B) 1167,51m2 + (C) 143,68m2 + (D) 157,61m2 harfi ile gösterilen toplam 1468,80m2 yüzölçümlü taşınmazın, bahçe vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkeme kararının kendi içerisinde çelişkili olduğunu, gerekçeli kararın 12. Sayfasında bilirkişiler tarafından yapılan tespitlere yer verildiğini ve gerekçede bilirkişi raporlarının hükme esas alındığının belirtildiğini ancak hakimin bu raporların da dışına çıkarak, kendi iç dünyasına göre karar verdiğini, ... İmar ve Şehircilik Dairesinin 01.12.2021 tarihli cevabi yazısı ile dava konusu taşınmazın 07.11.2012 tarihinde Nazım İmar planı içerisine alınarak BAKDEA olarak tanımlandığını, sonrasında Nazın imar plan revizyonu ile 04.12.2013 tarihinde mülga Kahramanmaraş belediyesince BAKDEA alanında bırakıldığının tespit edildiğinin belirtildiğini, Bakdea (Bugünkü Arazi Kullanımı Devam Ettirilecek Alanlar) Planlama Bölgesi genelinde ekonomik yapının en temel bağdaştırıcılarından olan tarım arazilerinin korunması şeklinde değerlendirilen alanlar olduğunu, ... İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 29.11.2021 tarihli cevabi yazısı ile bahse konu taşınmazın 1/1000 ölçekli uygulama imar planı dışında olduğunun bildirdiğinin anlaşıldığını, bu durumda dava konusu taşınmazın imar planı dahilinde olmayıp, tarım arazisi olarak değerlendirilmiş olması karşısında, taşınmazın imar edildiğinden, diğer bir ifadeyle 3194 Sayılı Kanun kapsamında imarlandığından söz edilemeyeceğini, yerel mahkemenin bu konuda da yanılgıya düştüğünü, dava konusu taşınmazın çevresinde bulunan tapusuz taşınmazlar için açılan tescil davalarında mahkemelerce davaların kabulüne karar verildiğini, 28.03.2022 tarihli orman ve harita bilirkişi raporundaki tespitler ve 04.04.2022 tarihli ziraat bilirkişi kurul raporundaki tespitler ile B harfi ile gösterilen taşınmazın imar-ihyasının tamamlandığı ve imar-ihyanın tamamlanmasından dava tarihine (2014) kadar geçen sürenin zilyetlik ile kazanmaya yeterli olduğunun mütalaa edildiğini, aynı yer (dava) için, bozma sonrası yapılan tespit ve değerlendirmelerin önceki tespit ve değerlendirmeleri doğrulamasına karşın, aynı mahkemeden sırf hakim değişmesinden ötürü farklı bir karar çıkmasının adalete olan güveni ve saygıyı zedelediğini, dava konusu taşınmaza yakın yerlerde bulunan kişilerce açılan tescil davalarının kesinleşen ilamlarını temyiz dilekçesi ekinde sunduklarını, kesinleşen bu ilamlardaki alınmış olan hava fotoğraflarının da aynı dosyada bulunan hava fotoğrafları olduğu, bu kararların da onanarak kesinleştiğini, dava konusu taşınmaz ile aynı nitelikte olan, aynı şartlarda bulunan ve dava konuşu taşınmaza komşu olan yerlerle ilgili kabul yönünde karar verilmişken, önceki kararla tamamen çelişkili, bilirkişi raporlarına ve mahalli bilirkişilerin beyanlarına açıkça aykırı bir şekilde, davanın ispat edilmediği gerekçesiyle ret kararı verilmiş olmasının doğru olmadığını, mahkemece, taşınmazın evvelce bağ olarak kullanılmış olması gözetilmeksizin, sırf taşınmaz üzerindeki meyve ağaçlarının 12/14 yaşlarında olduğu gerekçesiyle 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımının dolmadığı şeklinde değerlendirmeyle davanın reddinin hukuka uygun olmadığını, yerel mahkemece verilen red kararının usul ve yasaya, hakkaniyet ve nefaset kurallarına aykırı olduğunun aşikar olduğunu açıklayarak, hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 Sayılın TMK'nın 713/1 Maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. Maddeleri gereğince tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu. 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun). 3. Değerlendirme 1. İlk Derece Mahkemesince ret kararı verilen fen bilirkişinin 04.03.2022 tarihli rapor ekindeki krokide (C) harfi ile belirtilen 143,68 m2 yüz ölçümündeki yer ve (D) harfi ile belirtilen 157,61 m2 yüz ölçümündeki yer bakımından davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde: tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 2. Fen Bilirkişinin 04.03.2022 tarihli rapor ekinde bulunan krokide (B) harfi ile belirtilen ve İlk Derece Mahkemesince ret kararı verilen 1167,51 m2 yüz ölçümündeki yer bakımından davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde: 28.03.2022 tarihli orman mühendisleri ve harita mühendisi tarafından düzenlenen heyet raporunda belirtildiği üzere dava konusu (B) harfi ile gösterilen yerin 1988 tarihli memleket haritasında üzerinde yapraklı ağaçların bulunduğu orman olmayan alan sınırları içerisinde yer aldığı, çevresinde de orman olmayan alanlar ile bağlık alanların yer aldığının belirtildiği, yine 2002 tarihli memleket haritasında bağlık alan ve meyve bahçesi sınırları içerisinde yer aldığının belirtildiği, çevresinde de bağ ve meyve bahçesi olarak kullanllan alanların yer aldığının tespit edildiği, 04.04.2022 tarihli ziraat mühendisleri tarafından düzenlenen heyet raporunda da dava konusu taşınmazın (B) harfi ile gösterilen kısımların imar-ihyasına 1980’lı yılların sonlarına doğru başlandığı ve 1990'lı yılların başlarına doğru imar-ihyanın tamamlandığı, imar-ihyanın tamamlanmasından dava tarihine (2014) kadar yaklaşık 22-24 yıl geçtiğinin belirtildiği, yine bozma ilamı öncesi alınan 04.11.2014 tarihli ziraat mühendisi bilirkişi raporunda da bahçesinde kapama olarak 22-25 yaşlarında bağ dikilişlerinin mevcut olduğunun bildirildiği, bilirkişi raporunda belirtilen görüşler değerlendirildiğinde (B) harfi ile belirtilen bölümün emek ve masraf harcanmak suretiyle imar ihyasının tamamlanıp tarım arazisi haline getirilmiş olduğu, bu belirlemeler karşısında davacı yararına kazanma koşullarının oluştuğu, taşınmazın imar ve ihyasının tamamlandığı gerekçesiyle, taşınmazın (B) ile gösterilen bölümü ile ilgili olarak da davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, somut olay ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır. VI. KARAR Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin bilirkişi raporunda krokide (C) ve (D) harfi ile gösterilen taşınmaz kısımlarına ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, davacı vekilinin bilirkişi raporunda krokide (B) harfi ile gösterilen taşınmaz kısmına ilişkin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün bu bölüm yönünden 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/6973, K. 2024/6953, T. 27.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-6973-e-2024-6953-k-60161b8ffe18