Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/5407 E. 2024/6772 K. – Kadastro Tespiti
Konu: Kadastro Tespitine İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/5407
- Karar No
- 2024/6772
- Karar Tarihi
- Konu
- Kadastro Tespitine İtiraz
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2015/18 E., 2018/80 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında, Kahramanmaraş ili Andırın ilçesi Gökgedik köyü çalışma alanında bulunan 106 ada 198 parsel sayılı 22.715,18 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tarla vasfıyla ... adına tespit edilmiştir. Davacı vekili; dava konusu Andırın ilçesi Gökgedik köyü 106 ada 198 parselin kadastro çalışmaları sırasında davalı adına tespit gördüğünü, dava konusu taşınmazın evveliyatının Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu, zilyetlik ile iktisabının mümkün olmadığını beyanla, dava konusu taşınmazın tespitinin iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Orman İdaresi temsilcisi 11.05.2010 tarihli müdahale dilekçesi ile; davalı taşınmazın orman arazisi olduğunu, tespitin iptal edilerek davalı taşınmazın orman olarak Hazine adına tescilini talep etmiştir. Davalılar, davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 12.05.2010 tarihli ve 2009/436 Esas, 2010/554 Karar sayılı kararla; dava konusu parselin orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davacı Hazinenin davasının reddine, müdahil davacı ... İdaresinin davasının kabulüne, dava konusu Kahramanmaraş ili Andırın ilçesi Gökgedik köyü 106 ada 198 parsel sayılı taşınmazın tespitinin iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili ve davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 21.02.2012 tarihli ve 2012/1512 Esas, 2012/2411 Karar sayılı ilamıyla; "... incelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu belirlendiğine göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına" karar verilmiş; Yargıtay ilamına karşı davalı karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.06.2014 tarihli ve 2014/4261 Esas, 2014/5943 Karar sayılı ilamıyla; ".... Mahkemece hükme dayanak alınan orman bilirkişi raporunun incelenmesinde; çekişmeli taşınmazın tamamının 1956 tarihli memleket haritasında beyaz renkli açık alanda kaldığı, amenajman planı ve hava fotoğrafından oluşan resmî belgelere göre orman sayılamayan beyaz renkli açık alanda kaldığı ve eğiminin % 12'den az olması nedeniyle kadastro tespiti tarla olarak yapıldığı, taşınmazın kuzey ve güneyde tarım arazileri ile çevrili olduğu, doğudaki yoldan sonra yine tarım arazileri ile çevrili olduğu, batı yönde ormana ve orman parseline bitişik olduğu anlaşılmaktadır. Taşınmazın bu hali ile 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesine göre orman içi açıklığı olduğundan sözedilemez. Kaldı ki; taşınmaz, kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında bulunmakta olup, eylemli olarak orman olması olgusu dışında taşınmazın niteliğinin değiştirilmesi olanağı da yoktur. Taşınmaz, senetsizden tespiti yapıldığına ve davacı Hazine tarafından, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ile kaçak ve yitik kişilerden kalma yerlerden olduğu iddiasıyla dava açılmış olduğuna ve nitelik değiştirme yönünde bir talebi de bulunmadığına göre, zilyetlik koşullarının davalı gerçek kişi yararına oluşmadığının kabulü halinde dahi taşınmazın tespitteki niteliği ile Hazine adına tescili gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamaktadır. Temyize konu taşınmaz hakkında, davacı Hazine tarafından tapu kaydı mahkemeye sunulduğu halde, mahkemece 198 sayılı parsel dışındaki taşınmazların tapu kayıtları getirtilip yöntemince uygulanmamış, çekişmeli parsele uyup uymadıkları belirlenmemiştir. Tapu kaydı uygulaması ise yetersiz olup, yeterli inceleme yapılmadan kaydın uymadığı belirtilmiştir. Diğer taraftan, hükme esas alınan orman bilirkişi raporunda taşınmazın orman sayılan yerlerden ve aynı zamanda orman içi açıklığı olduğu belirtilmiş ise de rapora ekli memleket haritasında taşınmazın beyaz renkli orman sayılmayan alanda görüldüğü, komşu parseller hakkında da aynı iddia ile açılan davaların halen derdest olduğu, bu haliyle raporun çelişkili ve yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Yetersiz ve çelişkili raporlar hükme esas alınamaz. Taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalmasına rağmen imar ve ihyasının tamamlanmadığı ve orman bütünlüğünü bozduğu ve orman içi açıklığı olduğu gerekçesiyle Hazinenin davasının reddine, Orman Yönetiminin davasının kabulüne karar verilmesi ve bu kararın onanması maddi hatadan kaynaklanmakta olup; maddi hata usûli kazanılmış hakkın istisnasını teşkil edeceğinden, davalı gerçek kişinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairenin onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının resmî belgelere dayalı olarak uygulama ve araştırmaya yönelik bozulması gerekmiştir. Bu nedenle; mahkemece, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile tapu iptali tescil davalarında dava tarihinden ve kadastro tespitine itiraz davalarında ise tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15-20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları eski ve yeni haritalar ayrı ayrı bulunduğu yerlerden istenip getirtilerek, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir toprak uzmanı ziraat mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulu yardımıyla yeniden yapılacak keşifte, .... yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritası, kesinleşen orman kadastrosu, varsa aplikasyon ve 2/B madde uygulama haritaları ölçeklerinin kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeğinin de bu haritaların ölçeğine bilgisayar ortamında (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra, bu haritalar birbiri üzerine aplike edilerek düzenlenecek bu haritalarda komşu ve yakın komşu parsellerin birlikte gösterilmesi, yine değişik açı ve uzaklıklarda olan, en az 6 ya da 7 orman tahdit sınır (OTS) noktası görülecek biçimde, dava konusu taşınmaz ile komşu taşınmazların, memleket haritası, kadastro paftası, orman kadastro haritası ile aplikasyon ve 2/B madde uygulama haritasına göre konumu ve orman kadastro haritasındaki sınır noktaları ile varsa aplikasyon haritasındaki sınır noktaları bu haritalar ile paftaların tümü üzerinde ayrı renkli kalemlerle çizilip gösterilmeli ve değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı yönetmelikler ile teknik izahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte, tarım uzmanı bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tespit tarihine kadar (gerçek kişi) yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davalı yanında, (murisler) yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükümleri gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; 2002 tarihli gizli memleket haritalarında dava konusu taşınmazın orman sayılmayan açıklık alan sınırları içerisinde yer aldığı, çevresinde de orman olmayan açık alanlar bulunduğu, 1985 yılı hava fotoğraflarında davalı taşınmazın orman sayılmayan açıklık alan sınırları içerisinde yer aldığı, tarla olarak kullanıldığı, üzerinde tarımsal işleyişlerin yapıldığı, 1999 yılı hava fotoğraflarında davalı taşınmazın orman sayılmayan açıklık alan sınırları içerisinde yer aldığı, yer yer sürülerek işlenmiş vaziyette tarla olarak kullanıldığı, üzerinde tarımsal işleyişlerin yapıldığı, 2011 yılı uydu fotoğraflarında davalı taşınmazın tarla olarak kullanıldığı, tarımsal dikilişlerin olduğu, tarımsal faaliyetlerin yapıldığının anlaşıldığı; dosyada mevcut eski ve yeni tarihli gizli memleket haritaları, hava ve uydu fotoğraflarından davalı taşınmazda 25-30 yıldır üretim girdi ve tekniklerinin sürekli uygulandığı, 1985 yılından sonra tamamen imar-ihya yapılarak üretim girdi ve tekniklerinin sürekli uygulandığı, davalı taşınmazın tarımsal kullanım bakımından imar-ihya yönünden ve evveliyatı itibariyle zilyetlikle iktisabı mümkün olan yerlerden olduğu, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olmadığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlendiği, yapılan keşifte davacı hazinenin dosyaya sunduğu tapu kaydının davalı taşınmaza uymadığı, komşu parsellerin ise senetsizden tespit gördüğü ve tespitin kesinleştiği, tarım uzmanı bilirkişisi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırıldığı, dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olduğu, tespit tarihine kadar gerçek kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu, bilirkişi beyanlarına göre davalı taşınmazın uzun yıllardır muris ... tarafından nizasız ve fasılasız olarak kullanıldığı ve ölümüyle davalı olan mirasçılarına kaldığı ve mirasçılar tarafından kullanılmaya devam edildiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi uyarınca, davalı yanında murisler yönünden de Tapu ve ilgili Kadastro Müdürlükleri ile Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden araştırma yapıldığı, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükümleri gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarının belirtildiği, zilyetliğin davalı yararına gerçekleştiğinin mahalli bilirkişilerin beyanlarından anlaşıldığı gerekçesiyle davacı ve asli müdahil davacının davasının subut bulmadığından ayrı ayrı reddine, dava konusu Kahramanmaraş ili Andırın ilçesi Gökgedik köyü 106 ada 198 parsel numaralı taşınmazın ... mirasçıları arasında taksimle taşınmazların tamamı 20 pay kabul edilmek suretiyle 5 payının T.C. kimlik nolu ... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu ... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu....., 1 payının T.C. kimlik nolu ... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu ... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu .. ..., 1 payının T.C. Kimlik nolu ... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu .. ..., 1 payının T.C. kimlik nolu ......, 1 payının T.C. kimlik nolu ......, 1 payının T.C. kimlik nolu ... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu ..., 1 payının T.C. kimlik nolu ......, 1 payının T.C. kimlik nolu.. ..., 1 payının T.C. kimlik nolu .... ..., 1 payının T.C. kimlik nolu .. ... adlarına tespitteki aynı vasıf ve mahiyette tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve asli müdahil vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 21.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.