Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/3760 E. 2026/2155 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3760
- Karar No
- 2026/2155
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/316 E., 2025/1499 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/372 E., 2024/405 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı talep eden vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Talep eden vekili talep dilekçesinde; müvekkilinin annesi olan ...'nın 23.04.2024 tarihinde el yazılı şekilde vasiyetname düzenlediğini, söz konusu bu vasiyetname ile Türkiye'de Muğla İli ... İlçesi 7 51... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 7 numaralı bağımsız bölümü kızı olan müvekkili ...'e bıraktığını, müvekkilinin annesinin Slovakya vatandaşı olduğunu ve bu nedenle ölüme bağlı işlemlerde Slovakya'daki kanun hükümlerinin geçerli olması gerektiğini, 16.10.2024 tarihinde İstanbul Slovakya Cumhuriyeti Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen belgede, mirasbırakanın el yazısıyla yazılan imzasını ve vasiyetnamenin düzenlendiği gün, ay ve yılı içeren vasiyetnamenin Slovakya Cumhuriyeti Medeni Kanunu uyarınca geçerli olduğunu onayladığını açıkladığını ileri sürerek davanın kabulü ile müvekkilinin annesi olan Slovakya vatandaşı muris ... tarafından el yazılı vasiyetname şeklinde düzenlenen ve Slovakya kanunlarına göre geçerli olan vasiyetnamenin tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Dava, hasımsız olarak açılmıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dosyaya sunulan ve tanıma ile tenfizi istenen belgenin mahkeme ilamı olmadığı, el yazılı vasiyetname olduğu, davacı taraftan alınan beyan ile söz konusu vasiyetnamenin açıldığına ilişkin mahkeme kararının mevcut olmadığı anlaşıldığından ve ancak mahkeme ilamlarının tanıma ve tenfizi istenebileceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde talep eden vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Mahkemece tanınmasına karar verilen el yazılı olarak düzenlenen 23.04.2024 tarihli vasiyetnamenin Slovakya Cumhuriyeti Kanunlarına göre geçerli olduğunun bildirildiği, vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin bir mahkeme kararı bulunmadığının davacı vekili tarafından beyan edildiği, davacı tarafça tanıma ile tenfizi istenen belgenin mahkeme ilamı niteliğinde olmayıp el yazılı vasiyetname olduğu, vasiyetnamenin tanınması ve tenfizi için yabancı ülke kanunlarına göre geçerli olmasının yeterli olmayıp, vasiyetnamenin açıldığına ilişkin mahkeme kararının da bulunması gerektiği, davacı vekili beyanına göre tanınması ve tenfizi talep edilen vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin bir mahkeme kararı mevcut olmadığı, ancak mahkeme ilamlarının tanıma ve tenfizi istenebileceğinden ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Talep eden vekili temyiz dilekçesinde; a. Vasiyetnamenin hem Türk Hukukunun aradığı şekil şartlarına uygun olduğunu hem de İstanbul Slovakya Cumhuriyeti Başkonsolosluğu tarafından onaylandığını ve geçerli olduğunu, b. Mahkemenin eksik inceleme sonucu karar verdiğini, bildirmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, el yazılı vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir. Somut olayda; talep dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş şeklinden talep edenin isteminin 2675 sayılı Kanun kapsamında yabancı mahkeme ilamının tanıma ve tenfize ilişkin olmayıp, mirasbırakanın Türkiye’de bulunan taşınmaz mal varlığının intikalini sağlamaya ilişkin vasiyetnamenin tenfizi talebine ilişkin olduğu sonucuna varılmalıdır. Vasiyetnamenin kanunlar ihtilafı hükümleri gereğince Türkiye’de uygulanabilirliği şeklen mümkün değildir ancak yasal kısıtlamalar gözetilmek suretiyle vasiyetnamenin tenfizinde bir sakınca bulunmamaktadır. Öyleyse Mahkemece yapılması gereken iş öncelikle böyle bir davanın hasımsız görülemeyeceği gözetilerek mirasbırakanın diğer mirasçıları tespit edilmek suretiyle husumetin yaygınlaştırılmasıyla davanın görülmesidir. Hal böyle olunca mirasbırakanın diğer mirasçılarına husumet yöneltilmek üzere talep edene süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması için hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesinin kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, yabancılık unsuru içeren vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir. Davacı tarafından hasımsız açılan dava sonucu İlk derece Mahkemesince tenfizi istenen belgenin mahkeme ilamı olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemi esastan reddedilmiş, Dairenin sayın çoğunluğu tarafından; talebin 2675 sayılı Kanun hükümlerine göre yabancı mahkeme ilâmının tanıma ve tenfizi olmayıp Türkiye'de bulunan taşınmazların intikalini sağlamaya yönelik vasiyetnamenin tenfizi talebi olarak kabulü gerektiği benimsenerek, mirasbırakanın davacı dışındaki mirasçılarına husumet yöneltilmesini sağlanmak suretiyle karar verilmesi için hüküm bozulmuştur. Sayın çoğunluğun davanın niteliğine ilişkin görüşüne katılmakla beraber, vardığı sonuca katılmak mümkün değildir. Zira, mirasçılara yöneltilmesi gereken dava hasımsız açılmıştır ve böyle bir durumda taraf teşkili sağlanmamış olduğundan davanın görülebilirlik şartı gerçekleşmemiştir. Hasımlı görülmesi gereken bir dava hasımsız açılmışsa husumetin yaygınlaştırılmasına karar verilemez. Bunun mümkün olması ancak zorunlu dava arkadaşlığında eksik taraf gösterilmesi haline münhasırdır. Öteden beri Yargıtay'ın istikrarlı uygulaması da bu yöndedir. Nitekim Dairemiz TMK'nın 588. Maddesine dayalı davaların hasımsız açılması halinde davanın usulden reddi gerektiğini benimseyerek bu yönde uygulama yapmaya devam etmektedir (Yargıtay 7. HD 2024/248-5912 E-K, 2025/2400 E. 2026/67 K. vs...). Açıklanan nedenle, davanın usulden reddi gerektiği belirtilerek gerekçe düzeltilmek suretiyle sonucu doğru karar onanmalıdır. Sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.