Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/2876 E. 2026/1199 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2876
- Karar No
- 2026/1199
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/186 E., 2025/604 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Trabzon 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/23 E., 2024/227 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda 03.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde duruşma talebiyle hükmü temyiz eden davalı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının maliki bulunduğu dava konusu 6 16... ve 17 parselin 698,00 m²'lik kısmının davalı tarafça herhangi bir ayni veya kişisel hakka dayanmaksızın kullanıldığını belirterek el atmanın önlenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili süresi geçtikten sonra sunduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazı alt kiracı olarak kullandığını, davacının bu durumdan haberdar olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının dava konusu taşınmazda tam malik olduğu, davalı ile aralarında ya da alt kiracısı oldukları ...Şirketi ile davacı arasında imzalanmış bir kira sözleşmesi ya da davacıya yapılan herhangi bir kira ödemesinin dosyaya ibraz edilmediği, davacı tarafından yapılan denetimler sonucu hazırlanan evraklarda davalı Şirketin değil dava dışı ...Şirketinin adının yer aldığı, kabule göre de davalının ödemek durumda kaldığı ciro cezalarının kira ilişkisi kurulduğu anlamına gelmediği, davalı tarafından dosyaya ibraz edilen ve ...Şirketi ile arasında imzalanan 5 yıl süreli kira sözleşmesinin sona erdiği, eldeki davanın ise 2023 yılında açıldığı, kira sözleşmesi sona ermesine rağmen taşınmazı herhangi bir hakka dayanmaksızın kullanmaya devam ettiği anlaşılan davalının fuzuli şagil durumuna düştüğü, davalının savunmalarının inkar kapsamını aşıp yeni vakıa ileri sürme yasağı kapsamında kaldığı gerekçesiyle davacının mülkiyet hakkına üstünlük tanınmak suretiyle davalının dava konusu taşınmaza el atmasının önlenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. V.TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; yargılamanın asliye ticaret mahkemesinde yapılması gerektiğini, davalının mecurdaki varlığından davacının haberdar olduğunu, davalı Şirketin dava konusu taşınmazı alt kiracı olarak yıllardır kullandığını, İstanbul 5. Sulh Hukuk Mahkemesinde ...Yapı Kollektif Şirketi aleyhine açılan kira sözleşmesinin feshi ve tahliye talepli davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, dava değeri bilirkişi raporunda fahiş olarak belirlendiğinden aleyhlerine yüksek oranda yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedildiğini belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 40.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
K A R Ş I O Y 1. Uyuşmazlık, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. 2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf talebi reddedilmiş, kararın temyizi üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır. 3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır. 4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." 5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. 6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. 7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir. 8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır. 9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir. 10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir. 11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir. 12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir. 13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır. 14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir. 15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda kiracı sıfatının bulunduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında kira sözleşmesi ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. 16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki onama kararına iştirak edilememiştir.