Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/1744 E. 2025/4304 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1744
Karar No
2025/4304
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1691 E., 2024/1305 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/155 E., 2022/119 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu yerlerin müvekkillerinin kök murisi ...’e ait olduğunu, kadastro tespiti sırasında ... ve ...’nın kök murisin mirasçısı olmamasına rağmen adlarına hataen tespit yapıldığını, ilerde ihtilaf çıkmaması adına müvekkillerinden bir kısmının haricen bu kişilerden dava konusu yerleri satın aldığını, 20 yılı aşkın süredir zilyet olduklarını, kök murisin oğlu olduğu iddia edilen ...’nın kadastro tarihinden çok önce öldüğünü, ... ve ... mirasçıları adına yazılan paylar kanuna aykırı olup haricen satın alma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/2 hükmünde belirtilen zilyetlikle kazanım koşullarının oluşması sebeplerine dayalı olarak ilgili payların iptali ile kök murisin mirasçısı ... ve ... mirasçıları adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin bu taşınmazlar ile ilgisini ve bağını asla kesmediğini, defalarca davacı ve murislerine haklarını vermeleri ve yerlerini terk etmeleri için sözlü ve yazılı uyardıklarını, hatta noterden ihtarlar çektiğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... cevap dilekçesinde; babasının köyle yıllarca bağı olduğunu, babasının arazilerinin mülkiyetine sahipken davacılardan kira almadan bir süre arazilerini kullanmasına izin verdiğini, babası ve kardeşlerinin araları bozuk olduğu için birleşip mal paylaşımını geciktirdiklerini, tapuda resmî olarak taraflarına ait olduğunun belli olduğunu, davacıların arsayı satın aldıkları iddialarının doğru olmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu eskisi 1663 yenisi 1 74... parsel, eskisi 1740 yenisi 1 74... parsel, eskisi 1660 yenisi 1 74... parsel ve eskisi 1509 yenisi 2 22... parsellerin 16.03.1974 günü kesinleştirilerek tescillerinin yapıldığı, davacı tarafın dava dilekçesi ekinde sunduğu 01.01.19 87... .11.1975 tarihli harici satış sözleşmelerinin davalı taraf ve murisleri dışında, davacı tarafta yer alan bir kısım davacı ve murislerinin kendi aralarında (... ... ve oğlu ... ...) yapılan senetler olduğu, 30.04.1975 tarihli harici satış sözleşmesinin bir kısım davacıların murisi ... ile ... ... mirasçıları arasında yapıldığı ileri sürülmüş ise de; Anamur Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.12.2018 tarih ve 2018/631 Esas, 2018/1152 Karar sayılı ilâmıyla ... kızı ... ...'ün yasal mirasçısının bulunmadığından bahisle 4721 sayılı Kanun'un 501. maddesine göre mirasının Hazine adına intikaline karar verildiği, davacı vekilinin 18.12.2018 tarihinde verilen bu ilâma ilişkin karar tarihine kadar herhangi bir iptal davası açmadığı, dava dilekçesi ekinde sunduğu 02.11.1975 tarihli harici satış sözleşmesinin bir kısım davacıların murisi ... ile ...'nın mirasçısı ... oğlu ... ... arasında yapıldığı, davacı tarafından ...'nın senede konu hissesini daha önce mirasçısı ... oğlu ... ...'a sattığı ileri sürülmüş ise de buna ilişkin herhangi bir kanıt sunulmadığı ve senet tanzim tarihinde ...'nın sağ olduğu anlaşılmakla bu yöndeki talebi yerinde görülmediği, davaya konu taşınmazların tarafların ortak murislerinden (... oğlu ...) geldiği, davacı taraf ... oğlu ...'un ikinci eşi olan ... ...'un 1975 yılında Konya'ya giderek, davalı taraf veya murislerinden tapulama tespiti sırasında adlarına yazılan hisselerinin tamamını ilerde ihtilaf olmasın düşüncesi ile haricen satın aldığını ileri sürmüş ise de 26.05.1954 tarih ve 7/17 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca el birliği mülkiyetinde, mirasçılar arasında kazanmayı sağlayan zilyetlik işlemeyeceğinden olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile hak iktisap etmek mümkün olmadığından, usulüne uygun taksim olmadığı takdirde bir mirasçının zilyetliği diğer mirasçılar adına sürdürülmüş sayılacağından, yine davalıların uzakta bulunmaları ve fiilen tasarrufta bulunmamalarının davaya konu taşınmazları terk ettikleri ve ilişiklerini kesmiş oldukları anlamına gelmeyeceği ve kazandırıcı zamanaşımı koşulları oluşmadığı ve davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 713/2. hükmünde yer alan “…maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki nedenine dayalı olarak açılan ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda 17.03.2011 tarihi itibarıyla henüz kesinleşmemiş veya bu tarihten sonra açılan davalarda da mülkiyetin aktarımına karar verme imkanı bulunmadığından davanın reddi gerektiği, ayrıca dosyadaki tapulama tutanaklarına göre de ... ... ve ... ...'ün ve mirasçılarının bilinmeyen, tapu kütüğünden anlaşılamayan kişi olduklarından da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1. Mahkemece, dava konusu parsellerin tapu kaydında iştirak hâlinde mülkiyet hâlinde kayıtlı olduğu kabul edilerek hüküm kurulduğunu, halbuki dava konusu parsellerin tapu kaydında müşterek mülkiyet hâlinde kayıtlı olduğunu bu nedenle davanın müşterek mülkiyet hükümlerine göre halledilmesi gerektiğini, 2. Tapu kaydına hissedar olarak yazılan ... oğlu ...'nın, kök muris ...’in oğlu olmadığının nüfus kayıtlarından da anlaşılacağını, tapulama tespit tutanaklarında belirtildiği şekilde dava konusu parsellerin taksim neticesinde kök muris ...'in oğlu ...’un ... ve ...’dan olma varislerine bırakıldığını, keşifte dinlenen tarafsız mahalli bilirkişilerin ve şahitlerin ifadelerinde belirtildiği gibi hâlen taksime uygun şekilde dava konusu parsellerin müvekkillerinin nizasız fasılasız malik sıfatı ile zilyetliğinde olduğunu, 3. Dava konusu taşınmazların, müşterek mülkiyet hâlinde ... ve ... ... varislerinin 80 seneyi aşkın zamandan beri hüsnüniyetli nizasız fasılasız malik sıfatı ile zilyetlikleri karşısında müşterek mülkiyet hükümlerine göre tapuda adı geçen ... ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ... hisseleri yönünden tapu kayıtlarının hükmünü kaybettiğini, 4. Mahkemece dosyaya sunulan harici satış senetlerinin değerlendirilmediğini, 5. Tapulama tespitinin 14.05.1973 tarihinde yapıldığını ve 4721 sayılı Kanun'un 713/2. hükmünün şartlarının oluştuğunu, 6. Davalı vekilleri için tayin edilen ücreti vekâletin çok fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar davaya dayanak oluşturan 4721 sayılı Kanun'un 713/2. hükmünde yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarih ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline karar verildiğinden somut olaya uygulama imkânı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru bulunarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 153/2 hükmüne göre iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği ve 4721 sayılı Kanun'un 713/5 hükmüne göre mülkiyetin, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olacağı gözetildiğinde ilgili maddenin somut olaya uygulanabileceği; ancak şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görüldüğünden davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca gerekçesi düzeltilerek ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dairemizin 30/03/2022 tarihli ve 2021/6908 Esas, 2022/2465 Karar sayılı kararında gerekçeleri ayrıntılı olarak belirtildiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713. maddesinin beşinci fıkrası 1 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, daha önceki döneme 04/12/1998 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanması gerektiğinden, mahkemece tescil hükmü kurulmadığı sürece malik olmayan zilyedin şartların gerçekleşmesi halinde kendiliğinden mülkiyeti kazanacağına ve kazanılmış hakkının var olacağına ilişkin çoğunluk görüşünün isabetli olmadığını düşünüyoruz. Kararın gerekçe düzeltilmeden onanması gerekirken katılmadığımız gerekçeyle düzeltilerek onanması yönündeki çoğunluk kararına bu gerekçeyle katılamıyoruz.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/1744, K. 2025/4304, T. 14.10.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-1744-e-2025-4304-k-214a047413df